tds_thumb_td_300x0
3391 KM Film Yorumu

Hepinize tekrardan merhaba sevgili yazmaktaolan okuyucuları. Bu yazımda sizlerle Beyza Alkoç’un 3391 Kilometre isimli çok satan romanından uyarlanan aynı isimli sinema filmi hakkındaki yorumumu paylaşacağım.  

Ama şimdiden uyarayım, fazlasıyla objektif olacağım. Filmi çok fazla sahiplenip eleştiri kabul etmeyenlerdenseniz yazının devamını okumanızı önermem

Ben diğer Wattpad kullanıcıları gibi sitede binlerce kitap okuyup aynı şekilde binlerce yazar tanıyan bir okur değilim açıkçası. Beyza’nın kalemi ile 3391 Kilometre kitabıyla tanışmıştım. Wattpad’de okurken çok etkilenmiş ve kitap olmasını istemiştim. Kitap olduktan sonra inanılmaz sevinmiş ve hemen satın alıp başucu kitabım yapmıştım.  

Ardından 3391 Kilometre’nin ikinci serisi olan Sıfır Kilometre çıkmıştı ve onu da büyük zevkle okumuştum.

Bu Wattpad yazarlarının kitaplarının film olma furyası başladıktan sonra ben 3391 kilometre’yi film olarak görmek çok ama çok istemiştim. O dönemler özellikle sinemaya olan tutkum da filizleniyordu.  

Beyza’nın Kalp Muhafızı hariç tüm eserlerini okumuş bir okuru olarak film olarak görmek istediğim tek eseri 3391 Kilometre idi. Neden bilmiyorum bu hikayenin kaç yaşımda olursam olayım içime dokunan bir tarafı vardı. 19 yaşımdayken de çok seviyordum şimdi 25 yaşındayım hala benim için çok özel bir hikaye. Ama kitapta…  

Gelelim film yorumuma.  

Tabii ki bu film bir ‘uyarlama’ olduğundan ötürü yüzlerce sayfa olan bir kitabı 2 saatlik beyazperdeye aktarmak çok kolay olmayacaktı. Öncelikle bu durumun farkında olalım.  

Asıl en önemli soru olan ‘kitabın enerjisi filmde var mıydı?’ diye soracak olursanız ben yarı yarıya evet demek istiyorum. Peki neden yarı yarıya?  

Kitaptaki uzun uzun repliklerden ve süreçlerden tamamen bağımsız olarak benim Ege ve İzmir’den sinema perdesinde beklediğim şey aralarındaki o çekingenlik, aidiyet ve tutkuyu dibine kadar görmekti. Ama maalesef ben tutku hariç başka bir şey pek göremedim…  

İzmir ve Ege yüz yüze görüşmeden önce, sosyal medyadan tanışıp konuşmaya başladıkları ve hatta ilk sesli ve görüntülü konuşmaya başladıkları süreçte çok tatlı işlendi hikaye. Yani kitaptaki her satır gözümün önünden geçti ve çok duygulandım. Buraya kadar hiçbir sorun yok. İkilinin ayrı yerlerde hayat sürerken başlarına kötü bir şey geldiğinde telefondan müdahale edemedikleri için yaşadıkları çaresizlik de gayet iyi işlenmişti. Yani kısacası telefon üzerinden iletişim sağladıkları süreç 10 numaraydı.  

Tabii bu süreçte İzmir’in pat diye ailesinin ölüm haberini alıp bu kadar kısa sürede toparlanması dolayısıyla aile kaybı hissi olarak bana çok geçemedi. Ha burada kesinlikle oyuncusuna bir lafım yok Derya Pınar Ak her sahnenin altından mükemmel kalkmış oraya değineceğim az sonra. Sadece 1 saat 49 dakika içerisine tüm olayları yaymak için belli ki çok uzun işlenemedi o süreç  

Ege’nin hayatı hakkındaki gerçekleri İzmir’e açtığındaki o çaresizliği çok dokunaklıydı. Haktan’a da burada iltifat edeceğim o sahneyi çok güzel oynamış. Ege’nin yalnızlığını dibine kadar hissettim psikolojik sahnelerin altından başarıyla kalkmış gerçekten.  

İzmir’in Ege’nin öldüğüne inanmayıp pılını pırtını toplayıp Paris’e gitmesinin ardından kavuşma sahnelerinin bu kadar basite indirgenmesi beni çok üzdü. Yani kavuşma sahnesinde en azından arkaya bir müzik girmesi ve karakterlerin birbirine şaşkınlık içerisinde bakmasını görmek çok isterdim. Sanki 8 aydır sosyal medyadan tanışıp ilk kez yüz yüze görüşmemişler de rutin bir tartışma içindeler gibi hissettirdi o sekans.  

Ayrıca İzmir ve Ege telefonla görüştükleri süreçte İzmir onu Can Doğan olarak bilirken Ege’ye adıyla seslenen kadının kim olduğu da havaya karıştı. İzmir’in orada “Ege kim ya?” diye sormakla birlikte ek olarak “O kadın kim ya?” diye de sorması gerekirdi diye düşünüyorum. 

Yüz yüze karşılaştıkları ilk anda sahne ilk görüşme konusu olarak çok ruhsuz ilerledi. İzmir Ege’nin ölme ihtimalinden oldukça korktuğu için bir güzel öfkesini kustu haksız da sayılmazdı. Sonraki sahnede ikili yağmur altında ıslanmak için balkona çıktıklarında en duygulanmam gereken sahne bana hiç geçmedi. İlk öpüştükleri sahne orasıydı ve sanki daha önce elli kez öpüşmüşler gibi bir enerjileri vardı. Özellikle “İzmir Ege’yi öper ve Ege’nin içi gider” repliğinin benim hislerimdeki karşılığı çok derin ve naif. Ama Ege bunu sahnede çok basit bir şeymiş gibi söyledi. Ses tonunda duygu yoktu. Daha çok komik bulduğu bir şeyi İzmir’e söyler gibiydi.  

Filmde genelde olaylara ağırlık verilmişti. İzmir ve Ege’nin birlikte olduğu romantik sahneler genelde hep müzik altıydı. Ve ben Ege ve İzmir’in ilk defa yüz yüze gelmelerine rağmen hiç çekingenlik göstermeden kırk yıllık sevgililer gibi tutkulu bir temas halinde olmalarına da epey şaşırdım. Yani ikili başlarda göz göze bakışsalar, el ele tutuşup gülüşerek birbirlerini hissedip alıştıktan sonra tutkulu temaslara geçseler çok daha duyguyu geçirirdi bana.  

Üst kısımlarda İzmir’in ailesini çok hızlı kaybedip çok hızlı atlatmasından bahsetmiştim devam edeceğim o kısımdan. Ege’nin İzmir’i yüzleşmesi için evine götürdüğü sahnede İzmir’in ailesiyle birlikte çocukluğundan parçaları Cem Adrian – Kül şarkısı eşliğinde görmesi beni çok yaraladı ve duygu ilk defa o sahnede geçti bana. Ağlayacaktım kendimi çok zor tuttum. Derya Pınar’ın o sahnedeki oyunculuğunu bambaşka sevdim.  

Ayrıca İzmir ayağından yaralanıp Ege’nin ailesinin evine gittiğinde meşhur Lena’yı gördük. Ve görmüşken felenkop sahnesini çekmeyip direkt atlamaları hoşuma pek gitmedi. Çünkü hikayeyi naif kılan ögeler bunlardı kanımca.  

Müslüm Gürses şarkı sahnesi beklentimi bayağı karşıladı. Üstelik o sahnede kitabın yazarı Beyza Alkoç ve eşi Hakan Aydın’ın yer alması da çok tatlı bir detaydı.  

Spoiler olmasın diye sahne sahne yorum yapmayacağım ama genel manada hikaye akışı hakkında söylemek istediklerim bu kadar.  

Gelelim oyunculuklara…  

Ben Ege için Ahmet Haktan Zavlak’ı çok istemiştim çünkü görüntü olarak hayalimdeki Ege idi ama doğruyu söylemek gerekirse yönetmen sebepli mi yoksa oyuncu sebepli mi bilemiyorum, karakterin duygusunu çok alamadım Haktan ile. Ha aldığım sahneler oldu tabii ki, özellikle telefonla iletişim sahnelerinde hiçbir eksik yoktu tam bir Ege idi. Ama ne olduysa yüz yüze görüşme sahnelerinde Ege Haktan’dan koptu gitti ama bir kısmını bıraktı. Ama oyunculuk özelinde İzmir karakteri için Derya Pınar’a eleştiri yapamayacağım çünkü her sahnesine bayıldım… Mimikleri, ses tonunu kullanışı, duygu geçişleri… Derya gerçekten tam anlamıyla İzmir olmuştu. Haktan da Ege’yi iyi taşımış ama eksikleri var diye düşünüyorum.  

Benim düşüncem şudur ki, filmde hikaye bu kadar hızlı işleneceğine görsele dökme işi bir tık daha uzasaydı da dijital platforma 30’ar dakikalık bölümler olacak şekilde bir dizi yapsalardı on numara olurdu diye düşünüyorum. Çünkü koca bir kitabı uyarlama bile olsa 2 saat gibi bir zaman dilimine sığdırmak çok kolay değil özellikle okurları memnun etmek üzerine kurulu bir işse… 

Film mi kitap mı diye soracak olursanız hiç düşünmeden tabii ki kitap derim.  

Elbette yine de filmde emeği geçen herkesin emeklerine sağlık. Film kötü değildi asla, gayet güzeldi. Ama mükemmeldi tam görmek istediğim şeylerdi, etkisinden çok zor çıkarım diyemeyeceğim. Sinema ne kadar en büyük tutkum olsa ve onları beyazperdede görmek istesem de izledikten sonra fikrim değişti ve dijitalde dizi olarak işlense daha iyi olurdu sanki durumuna evrildi.  

Benim film hakkındaki yorumlarım bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka yazılarımda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Yeni Yıl İçin Dizilerdeki Kadın Karaterlere Tavsiyeler

Kadınlar, kadınlarımız… Televizyon karşısına geçtiğimizde bile onlar adına sinirleniyor, hırslanıyor, kızıyoruz. Tavsiyeler veriyoruz. Şöyle yapsana, bunu yapma diyoruz. İşte bu da öyle bir yazı. Toplanın kızlar. Bizim kızlara yeni yıl için tavsiyeler, öğütler, nasihatler veriyoruz

Devin (Aile): Devincim önce sana yazıyorum. Çünkü şu anda boşan demeyeceğim tek kişi sensin. Vallahi işin içinde Kıvanç olduğu için değil. Çünkü geçen sezon olsa direkt boşan derdim. Geçen sezonki hali neydi öyle? Ne duruyorsun Devin, boşansana şundan diyordum. O ailede, o evde ne işin var diyordum. Aslan da seninle ilgilenmek dışında her şeyi yapıyordu. İzlerken deli ediyordu beni. Gördüğünüz gibi gayet objektifim. Öyle Kıvanç var diye torpil yapmak yok. Devin de zaten boşanma yoluna gitti. Adamın ihtiyacı olan buymuş meğer. Şimdi o Aslan gitti yerine ilişkisi için çabalayan bir adam geldi. Seninle yaşamak ve mutlu olmak istiyor Devincim görüyorum. Bu isteğini icraatla gösteriyor. Seninle bir yaşam istediği çok belli yani. Çünkü içinde yaşayamayacağın o ortamın çok farkında bir Aslan var bu sezon. Senin için endişelendiği, sana zarar gelmesinden korktuğu görüyoruz izliyoruz. Mafyavari hayatını ortak blr yaşam için düzene sokmak istiyor ve adım atmaya hazır. Terapilere gidiyor, güzel bir dünya kurmak istiyor ikiniz için. Senin isteklerine önem veriyor. Seni olduğun gibi seviyor. Değişmene dair tek laf duymadı Aslan’dan. Olduğun kişiden gayet memnun. Bu çok önemli bir şey. Güven veriyor. Bu sezon Aslan’ın övülecek özellikleri gerçekten arttı. İyi şeyleri görür takdir ederiz. Bunun için şimdilik boşan demiyorum, diyemem. Ama geçen sezondaki halini de unutma. Erkeklere güvenilmez. Her an yine o kaba, kendi hatasını görmeyen, kışkırtıcı adam gelebilir yine. Tetikte ol her zaman. Bir de yanından çelik yeleğini eksik etme.

Seyran (Yalı Çapkını):

Ben sana ne diyeyim ki Seyran? Gençtir, öğrenir diyorum ama yaptığın yapılacak şey değildi bu sezon. O adamla göz göre göre gittin tekrar evlendin. Bundan bahsediyorum evet. Evlendin de ne oldu? Gördün işte aşkını sevgisini. Şaptan şeker olur mu diye özlü bir sözümüz var. Boşa değil bu sözler. Olmaz, olmuyor. Ne bekliyordun? Adamın kumaşı belli. Sana aşık olsa bile nasıl bir aşk bekliyordun? Nasıl bir hayat umuyordun bu adamla? O soyad dışında, o yalı dışında Ferit ne yapabilir mesela? Ne paylaşıp birlikte ne yapabilirsiniz? Sohbet etseniz ne konuşursunuz? Ferit daha kendi ayakları üstünde duramıyor. Dedeye mahkum hepsi. Para ve güç için evin büyüğünün bütün hakaretlerini sineye çekip oturan bir ailenin üyesi o da. Sana ne verebilir? Sevgi, saygı ve sadakat verebilseydi bunları konuşurduk. Ama ikinci kez evlendikten sonra sana şiddet uygulayan babanla bir olup kadınları aşağılama seansı yapıyordu bu adam. İlişkinizin başından beri de seni aldattı, sana el kaldırdı. Sana saygısı yoktu en baştan beri. Sana tükürmeye kadar vardırdı işi şimdi de. Boşan ve arkana bile bakma. Bu yaşta biraz vizyonun geniş olsun. Senin bir sorunun da çevre eksikliği. Kafanı Ferit’ten biraz alıp okuluna odaklansan, birkaç yeni insan tanısan ne kadar boş bir adamla uğraştığını göreceksin. Hayat Korhanların yemeklerin zehir edildiği yalısından ibaret değil be Seyrancım. Düşün bakalım sevdiğin adamın Korhan olmak dışında ne özelliği var? Kültür ve entelektüel birikim desen yok. Zeka desen yok. İyilik desen şartlara bağlı. Merhamet gelgitli. Çünkü acımasız da olabiliyor. Bu adamla kalırsan olacağın şey oraya buraya tükürüp, ağaç kenarına bazı ihtiyaçlarını gideren biri olmak. Git okulunu oku. Birkaç yeni insan tanı. Oksijen solu bol bol. Sergilere git mesela. Hala öğrenciler için bedava ya da ucuz biletli sergiler var. Şehir tiyatrolarının oyunlarını takip et. Sinemaya git. Üniversitede yaşıtın arkadaşlar edin ve onlarla takıl. Bunları yap. Sonra inan bana bir daha öldürseler Ferit ile aynı odaya bile girmezsin.

Suna (Yalı Çapkını): Abidin’den uzak dur. Evli olmanı geçtim, Abidin şiddete meyilli bir adam. Kompleksli erkek tripleri kesin atar ileride. Hayatı zehir eder sana. Evlendiğin adamla ilgili henüz bir şey demiyorum, çünkü karar veremedim ama Abidin’den uzak dur.

Doğa (Kızılcık Şerbeti):

Aynı adamla ikinci kez evlenen biri de sensin. Neden Doğacım neden? Annen ve anneannenden hiç mi bir şey öğrenmedin? Anneannen Sönmez Hanım biri gibi. Hiçbiriniz mi ders almadı ondan? Umudum Cemre’de O evde büyüyüp nasıl böyle adımlar atıyorsun? Dost acı söyler. Ben de dost olarak yazıyorum. En büyük hatan o eve geri dönmekti. Gidip Ceylin Erguvan gibi bir avukat bulsaydın değil sadece seni boşamak kocanın ailesinin tüm yolsuzluklarını ortaya döker, ortada sana zorluk çıkaracak Ünal diye bir aile bırakmazdı. İnan bana o yolsuzluklar da tonla vardır. O kadar para düz yolla olmamıştır. Sen iyi bir avukat bulmak yerine o eve tekrar girdin. Tamam, o eve gir diye dizide hukuk katliamı yapıldı. Ama insan başka bir avukat dener önce Doğacım. Şimdi bir intikam peşine filan düştün. Evlendim ama boşanıcam diyorsun ama hiç güvenmiyorum. Sen işine gücüne odaklan, bir an evvel o adamdan kurtul. Çocuğunla git anneannenin yanında. O çocuk için en doğru ortam.

Kıvılcım (Kızılcık Şerbeti): Seninle seyircinin blr hukuku var. Hala bunu kullanıyorsun. Ama sen de abarttın Kıvılcım. Aynı nehirde iki kez yıkanılır mı Kıvılcım? Aynı dünyadan iki adam seçtin art arda. Tamamen dünyalarınızın ayrılığına tepkim. Yine Ömer ile yakışıyordunuz ve Ömer seni anlamaya da meyilliydi. Bu adamda onu da görmüyorum. Sen ne gördün? Ne paylaşabilirsin? Anlat bana ne paylaşacaksın bu adamla. Bu adam Ömer’den de çok sana uzakmış gibi geliyor çünkü. Ömer’deki esnekliği bu adamda görmüyorum. Akıllı kadınsın. Şunlara harcadığın enerji ile iki geziye çık, temiz hava al. Yalnız ol demiyorum ama kızın farklı bir ortama girdi diye acaba sen de fazla mı ortam değiştirdin? Biraz kendi dünyandaki insanlarla aktivite yapsan belki doğru adamı bulursun.

Alev (Kızılcık Şerbeti): Ben sana bir şey yazmıyorum, yazamıyorum.

Rüya (Yabani):

Rüyacım damak tadıma göre fazla hamuru aynıgilden olan, sakin bir çiftsiniz. Ama seviyorum sizi. Kimseye zararınız yok. Aksine herkesin size zararı var. Yaman aslında merhametli ve iyi bir insan. Bunlar da önemli özellikler. Fakat sizin ilişki Yaman’ın kendini bulma dönemine denk geldi. Kendini o bulana kadar seni çok üzer. Bence nasıl o seni işine geldiği zaman bırakıyorsa, sen de ilişkinize ara ver. Ona sen önce ailendeki ve dünyadaki yerine karar ver de. Ben yine senin yanında olurum de. Bu arada o hiç gitmediğin okulunu bitir. Zengin kızsın. Yurt dışına git, annen gönderir. Dünyayı gör, horizonlarını aç, sonra tekrar döndüğünde Yaman’ı seviyorsan ve o da hala seni seviyorsa devam edin. Yaman iyi hoş ama yorar seni şu evrede. Aslında ona da kıyamayan bir tarafım var. Çünkü iyi bir insan gerçekten. Ait olmak istiyor bir yere. Fakat işte hala arayışta. Hala ben kimim sorusunu soruyor aile bireyleri değiştikçe. Biliyorum yaşadığı bu karmaşayı o istemedi. Masum yani. Hayatı karıştıkça karışıyor. Serde bir de kahramanlık sendromu var. İyi, merhametli ama ikiniz de bu seriden aynı hamurdan olunca fedakarlık diye diye haliniz nasıl olur bilmiyorum. Çok da kıyamıyorum ama Yaman iyilik fedakarlık adı altında gelip gidip sana kıyar diye korkuyorum.

Asi (Yabani): Sizi seyretmeyi seviyorum. İkiniz de havalı ve coolsunuz. Siz de aynı hamurdansınız. Fakat sıkıcı değilsiniz. Ama seyretmeyi seviyorum diye seni ateşe atacak değilim Asi kız. Alaz seni üzer. Söyledim işte. Çok üzer hem de. Hem de öyle Yaman gibi iyilikten merhametten değil. Canını yakmak için üzer. Kendi problemli ve maalesef Rüya’yı koyduğu o prenses, özen gösterilmesi gereken kız yeri sadece Rüya ile dolu. Seni incetebileceği biti gibi görüyor. Sana ağzına geleni söyleyip, canı yandığında gelip senin canını yakan bir adamdan uzak duracaksın. Zaten kendin yaralısın. Alaz bu yaraları sarmaz. Yara sarmak hassas iştir çünkü. Özen ister. Alaz’da o özenli yanı göremiyorum. O yanı çocukluğunda kardeşleri için kullanmış. Seninse yaralarına yenisini katar. Canını yakar Asi kız. O da kendini bulma evresinde. Önce bir kendini bulsun. O karakterin keskin dalgaları durulsun. Sonra olana bak, evir çevir. Uzak ve temkinli yaklaş. Maşayla tut Asi, kendin dokunma.

Gamze (Ömer):

Senin için karar veremiyorum. Kesin boşan dediğim bir dönem vardı. O dönem geçti. Ama geçtiğine değdi mi bilmiyorum. Bana sorsan zaten baştan maddi özgürlüğü olmayan, sana karşı olan babasının eline bakan bir adamla evlenmen hataydı. Ama o köprünün altından sular geçti. Geçti de şimdi de değdi mi diye soruyor insan. Ona asılan kadını fark etmeyen, şu konuda bile seni üzen adam için değer mi diyorum bazen. Bazen neyse tatlılar, hoşlar, çekiciler ama da diyorum. Birlikte çok tatlı ve çekici olduğunuz kesin. Fakat kararsızım işte. Gamze’ye iyi bir eş, hayat arkadaşı, destek olabilmek için daha çok çalış Ömer.

Şebnem (Şahane Hayatım): Daha ayrıl ayrılma diyecek bir durum yok ortada. Ama ben uyarımı yapayım. Mesut ile devam et, bu yolu yürü çünkü sizi seyretmek istiyorum ama kendini kaptırıp kim olduğunu unutma Şebnem. Bir de sorunlarını cinayet işlemeden çözmeye çalış lütfen.

Ceylin (Yargı): Ah Ceylin ah. İtiraf etmeliyim ki ekranda gücüne en hayran olduğum kadın karaktersin. Fakat en tehlikede olan da sensin. Çünkü şu listedeki kadınların hepsi az çok malının ne olduğunun farkında. Sen değilsin. Bunun için de gittin 3 kere bu adamla evlendin. Ceylin güzelim; birey olarak kendini tanımlayamamış, babası nedeniyle onay odaklı yaşadığı için savcılığı kimlik edinmiş, adliye dışında gerçek hayatta var olamayan, sosyapat eğilimli bir adamla evlisin. Sana vereceği zararları önemsemeden pişman olmadan adam şikayete koşuyor. Sosyopatlar da öyledir. Vereceği zararı umursamaz, pişmanlık duymazlar. Sakın bana kanun hukuk deme. Babasının, arkadaşının ve eski nişanlısının suçunu örttü. Kanun hukuk değil mesele gördün mü? Sorunu sensin. Çocuğunu da sana karşı kullanmaya başladı bile. Her kavgada bunu yapacak manipülatif bir manyak profili çiziliyor. Her ayrıldığınızda yakın çevrenize seni kötüledi. Tehlikenin farkında mısın? Her zor gününde yalnızsın. Neden? Adam sen kızın için acı çekerken sana benzeyen (ama hiç benzemeyen) bir kadınla görüşmeye başladı. Ele avuca sığmayan bir avukat. Bu biraz fazla tesadüf değil mi? Fakat görüştüğü kadın sen değildi. Bunu o da biliyordu. Daha önceki sevgililerine bakarsak seninle başlayıp sana karşı olan bir takıntısı söz konusu. Sana sevgi beslemiyor bu adam. Ölüm tehdidi aldığında seni yalnız bırakıp köfle hüpleten biri seni seviyor olamaz. Sana karşı nefret ve tutku arası gidip gelen bir hali var. Nefret ediyor çünkü sen onun olamadığı kişisin. Tutkusu var çünkü olmak istediği kişisin. Bunca yıl sonra hala senin karakterine saldırması bundan. Artık bunların farkına var. Hemen boşan. Çocuk için ortak velayet al. Yeni bir ev tut ve hayatını kur.

Yazar: Beste Şentaş

Altın Kelebek’in En iyi Çifti Neden AsDev Oldu?

Altın Kelebek’in En iyi Çifti Neden AsDev Oldu? AsDev, SeyFer ve IlCey Üzerine…

Altın Kelebek Ödül Töreni yeni yapılmışken törenin en ilgi çeken kategorilerinden biri olan en iyi çift ödülü hakkında kısa bir değerlendirme yapmak istedim. Ödülü AsDev çifti aldı ve bence hak edilmiş bir ödüldü. Peki neden? Ödülü alabilecek güçlü 3 çift vardı bence. Bunun için bu üç çifti ele alıyorum.

AsDev: Serenay ve Kıvanç’ın bu sezon muhteşem bir enerjisi var. Evli ve delice aşık o çifti harika veriyorlar. Güzel mekanlar içinde güzel iki insanı izletiyor dizi bize. Bu da sizi seyirci olarak çekiyor. Ama çeken bu değil sadece. Siz bu çifti patlamalarına da yaralarına da, birlikte nasıl yapamıyorlar ama birbirleri olmadan hiç yapamazlar hallerine de inanıyorsunuz. Çünkü yine de birbirleri için en iyi ilaçlar diyorsunuz İtiraf ediyorum ilk sezon iki sarı insan o kadar da uyumlu olmaz diyordum. Hatta o uyum ilk bölümlerde hiç geçmedi. Ama ikinci sezon çift olarak sevdim Devin ve Aslan’ı. Daha rollere oturulmuş. Daha partner enerjisi de artmıştı. Kavgalarını, o deli dolu hallerini tutkularını buram buram hissediyorsunuz izlerken. Kadın erkek ilişkisi olarak da size eşit bir ilişki sunuyor AsDev. Erkeğin kadına şiddeti yok, ihanet yok, aşka dair şüphe yok.

Devin ve Aslan birbirlerine yaşamın ve kendilerinin her halinde bağlılar Devin ve Aslan çatışırken bile aşıklar. Evet, onlar aşklarının mucizevi bir merhem gibi yara sarmasını beklemiyor. Devin ve Aslan birbirinin yarası olmaya da razılar. Yaralarken bile çiftler. Birbirlerini kolluyorlar. Aslan mesela Devin’i tutuklamasınlar diye onu alıp götürebiliyor. İnsanın özgürlüğünü kısıtlamaya elbette karşıyız. Ama karısı tutuklanıp, ateşe atılmasın diye onu koruyan bir Aslan gibi kocaya kim hayır diyebilir? En güzeli Aslan Devin’in tüm o çılgın hallerine aşık. Onun normalinin bu olduğunu biliyor. Aslan da Devin ile istediği kadar Aslan olabiliyor. Devin’i değiştirme kısıtlama yoluna hiç gitmiyor. Birlikte çamur güreşi bile yapabiliyorlar. Birlikte dağıtabiliyorlar. Birbirleri ile çatışsalar bile birbirlerine kavga ederken bile bağlılar. Bunun için ödül töreninde en iyi çift ödülünü AsDev’in hak ettiğini düşünüyorum. Tebrik ediyorum.

Senarist Hakan Bonomo tutkuyu aşkı yazmayı da seyrettirmeyi de biliyor. Aşkın doğasına aykırı ihaneti normalleştirmiyor ve ilişkiye katmıyor. Aslan gayet sadık bir eş, Devin gayet özgür ve aşık bir kadın. Tutkuları, aşkları ise seyrederken sizi inandırıyor.

SeyFer: Seyran ve Ferit ekran enerjisi yüksek bir çift. Bunu kimse inkar edemez. Hayata farklı yerlerden tutunmaya çalışan iki gencin aşkı olarak başladı. Bu doğrultuda gitseydi hikaye çok farklı olabilirdi. Ama yanlış hikaye örgüsünü uyum ve ekran kimyası dediğimiz şey bile kurtaramıyor. Bu demek değil ki SeyFer kötü bir çift. SeyFer hala çok şey vaat eden bir çift. Seyran ve Ferit ekranda birlikteyken onlardan gözünüzü alamıyorsunuz. Sorunları neyse çözsünler de seyredelim diyorsunuz. Fakat… Fakat çiftin verdiği doğru bir mesaj, seyrettirdiği aşka dair bağlanacağınız bir hikaye yok. Yani çifti seyrederken birlikte olmaları da içinize sinmiyor. Ekranda izlediğiniz o aşka inanmak lazım. Hikaye buna izin vermiyor. Bunun için hikayesine, aşkına, verdiği mesaja inanmadığınız, çiftin en iyi çift olması da doğru olmazdı diye düşünüyorum. İhanetin, şiddetin olduğu bir aşk, aşk mıdır? Önce bu soruyu cevaplarsak bence doğru sonuç da çıkar. Aslında buraya ekleyebileceğim çok şey var ama nelerin aşka sığmadığını tek tek yazmama gerek yok sanırım. Diziyi izleyen seyirciler bunları biliyor ve ben de o şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Fakat iki aşığın hikayesine ihaneti ve şiddeti her haliyle sokup normalleştirme platformu olarak bu ilişkiyi kullanmak anlatılan hikayede aşkın barınmasını imkansız hale getirir. Seyran’ın bireysel hikayesi de Ferit’in bireysel hikayesi de öyle yönlere girdi ki, ortak hikayelerinde kalan sadece şiddet ve ihanet oldu.

IlCey: Geçen sene kesinlikle bu ödülü almalı dediğim çiftti IlCey. Pınar Deniz ve Kaan Urgancıoğlu’nun ekran kimyası çok başka yerde. Fakat bu sezon çiftin aşkı öyle sıkıcı yazılıyor ki kahvaltıcı Eşref amcayı izlesem daha heyecanlı gelir. Sema Ergenekon çok iyi bir senarist ama hikayeye çocuk girince aşkı yazmayı ihmal etti sanırım.

Bu sezon ayrıca pek aşka uygun olmayan şeyler de girdi çiftin hikayesine. Mesela başka bir kadın girdi. Avukat Nil ile görüşen bir Ilgaz vardı. Kadına hayatında yer açmıştı. Ilgaz fiziken cevap vermese de kadının fiziki yakınlığına izin verdi. Kızının acısını yaşayan anne Ceylin’e de sevgili Ceylin’e de yapılan hoş olmadı. Yeniden evlendiler hadi sevinelim dedik. Ilgaz’ın Nil’in sahtekarlık ve torpille rapor alıp çocuklarını kaçıran kadını serbest bırakmasını önlemeye çalışan Ceylin’e yardım edeceğini düşündüm. Fakat öyle olmadı. Ilgaz Ceylin’i şikayet edecekti. Ceylin gerçek adaleti istedi, çocuğunu korumak istedi. Bunu söylemek çok üzücü ama hikaye bu noktaya geldi. Flörtü Nil’in o torpille o düzmece raporu nasıl aldığının peşine düşmek yerine, karısını şikayet eden bir adamın adaletine de aşkına da güvenemeyiz. Geçen bölüm de Ilgaz’ın “rehineler ve kızından” bahsettiğini duydum. Rehinelerden biri de Ceylin. Her gün o yatağı Ceylin ile paylaşmayı biliyorsun ama özel harekata ailem dediğin karından bahsetmiyorsun bile. Bari kızının annesi olduğunu söyleseydin Ilgaz. Belki karın olması senin için önemsiz bir ayrıntı ama çocuğunuz için annesi olması önemli. Yani aşk konusunda bu sezon Sema Hanım çocukları olunca hikayede onu yazarken aşkı yazmayı mı ihmal etti acaba? Ama IlCey aşkı, sevgisi, bağlılığı ve tutku bu sezon yok. Özellikle Ilgaz’ı başka kadını savunup kollayıp, o kadın için Ceylin’i incitirken gördükten sonra bir şey bozuldu. Ceylin’in hayatında da başkası olsa daha mı iyi olurdu demeye başladım mesela.

Ceylin’e onu hiçbir zaman hiçbir mevkiye şikayet edip sırtından vurmayacak biri lazım. İşte bu nedenlerle IlCey bu sezon en iyi çifti alamadı bence. Çünkü ne kadar çift ne kadar eş olabildiğiniz önemli. Yani hakkıyla verilen ödüllerden biri de en iyi çift ödülü idi bu çiftlere bakınca.

Tebrikler AsDev ve tebrikler Hakan Bonomo. Aşk, tutku, evlilik, sevgili ve eş olmak nasıl yazılır çok güzel gösteriyorsun.

Yazan: Bukle Aytac

Erkan Kolçak Köstendil: ”Karaktere İnanmışsanız Gerisi Geliyor.”

12 Numaralı Adam oyununun ilk eleştirilerinden birini kaleme aldıktan sonra, yine bir oyun çıkışı kendisiyle röportaj yapma fırsatı buldum ve işte; Ulan İstanbul‘un Karlos’u olarak tanıdığımız, Çukur‘un Vartolu’su olarak Türkiye’yi ekrana kilitleyen; Son dönemde Yaratılan dizisi ile büyük beğeni toplayan, Ne Gemiler Yaktım ile televizyon ekranına dönmeye hazırlanan Erkan Kolçak Köstendil ile keyifli sohbetimiz yayında!

Kendisine bizi kırmayıp sorularımızı yanıtladığı için buradan da bir kez daha teşekkür ediyor; sizi ”Keka” ile baş başa bırakıyorum.

  • Bugüne dek sizi, kendi ağzınızdan ve çevrenizdeki dostlarınızdan dinleme fırsatımız oldu. Ben sözü Marsel’e vermek istiyorum. Sizi Marsel’den dinlesek bize Erkan Kolçak Köstendil’i nasıl anlatırdı?

Babam fikirlerime saygılıdır benim yerime cevap vermez derdi 🙂

  • Yakında Ne Gemiler Yaktım dizisinde Komiser Toprak rolüyle yeniden ekranda olacaksınız. Bize biraz dizideki rolünüzden bahsedebilir misiniz?

Komiser Toprak kendi halinde annesine çok bağlı uysal bir polis. Fakat yaşadığı olaylar onu ilerleyen bölümlerde farklı bir ruh haline ve kişiliğe büründürüyor.

  • Bunun uğruna ‘’Ne gemiler yaktım’’ dediğiniz bir anınız var mı?

Bursa’dan İstanbul’a gelişimdir herhalde.

  • Daha önce İkinci Kat’ta Aut,  Craft’ta ise Kalp Düğümü’nde rol almıştınız ama en uzun süre sahnede kaldığınız oyun ‘’12 Numaralı Adam’’ oldu. Bildiğim kadarıyla oyun 7. Sezonunda ve New York’tan Hakkari’ye kadar gerçek anlamında dünyanın dört bir yanında oynandı. Kendi ürettiğiniz bir oyunu, özel bir tiyatrodan bağımsız olarak hayata geçirmek nasıl bir yolculuktu?

Aslında her şey oyunun premierini Amsterdam’da yapmamızla oldu. Birkaç hafta sonra Manheim’de oynar mısınız diye teklif aldık; bunun sonrasında öyle bir hal aldı ki acaba 90 dünya şehri yapabilir miyiz dedik organizatörüm Rüştü Özil’le.

Şu anda 4 kıta 17 ülke 87 dünya Şehrinde sahnelendi 12 Numaralı Adam. Bu ülkelerin 8 tanesinde ilk kez Türkçe bir oyun sergilendi. Türkçe oynanan bir oyun için hiç bitmek bilmeyen rüya gibi bir yolculuktu ve hala da öyle. Bugün Türkçe bir oyun dışarıda turne yapmak istediğinde hali hazırda kendilerini bekleyen ve bu işin nasıl yapıldığını öğrenmiş organizatörler var ne mutlu bana.

  • Ayvalık’ta bir sahne açtığınızı görüyoruz. Tiyatro, otel, sergi gibi birçok konsepti bir araya mı getiriyor? ‘’Gişesi Kapalı’’ nedir sizden dinleyebilir miyiz?

Tam da öyle. Ayvalık’ta Macaron Konağı ile beraber yürüttüğümüz bir proje önümüzdeki yaz tamamen faaliyete geçirmeyi planlıyoruz.

  • Yaratılan, şimdiden en iyi dijital diziler arasında gösterilmeye başladı. Son dönemde, yorumları bu kadar iyi olan başka bir iş görmemiştim. Üstelik; bir Frankenstein hikayesi olmasına rağmen bize bu kadar gerçekçi gelip, seyirciye hikayenin bu kadar geçmesinin sırrı nedir sizce?

İnanmak tek kelimeyle ancak böyle açıklayabilirim.

  • Sizi, çakal bir hızsız, mafya, deveci, Kırım Hanı, görünmez bir adam, tüm köyün korktuğu ormanda saklanan bir ‘kurt’, çocukken uğradığı istismarın intikamını alan bir katil, ölüp yeniden dirilen bir adam ve daha nice rollerde izledik. İyi seçilmiş işlerde, çok geniş yelpazede hikayelerde yer alıyorsunuz. Hepsinin de hakkını verdiniz ama senaryoyu okurken ‘’Ben bu sahneyi nasıl çıkaracağım?’’ diye zorlandığınız bir an hiç oldu mu?

Açıkçası hatırlamıyorum siz karaktere inanmışsanız gerisi bir şekilde geliyor sanırım.

  • Çukur’daki rolünüzün aslında konuk oyuncu olduğunu, karakter çok sevilince Vartolu’nun kalıcı olacağı şekilde hikayenin değiştiğini duymuştuk. Benzerini en son bir yabancı dizide Klaus karakteri için görmüştüm. Kendisi birkaç bölümlük bir kötü karaktere hayat verecekken seyirci öyle bir empati kuruyor ki o karakterin başrol olduğu bir spin-off dizisi bile çekildi. Sanırım kötünün içindeki iyiyi keşfetme serüvenini dünyanın her yerinde seviyoruz. Vartolu’ya olan sevgiyi siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Birkaç bölüm olarak düşündüğünüz bir karaktere dört sezon boyunca hayat vermek nasıl bir histi?

İnsanlara dokunmak, temas etmek için yapıyoruz bu işi. O yüzden insanların oynadığınız karakteri sevmesi ya da onunla bir bağ kurması güzel bir duygu bizim için. Hele bir de bunu güzel bir ekiple yapıyorsanız o 4 sene su gibi akıp gidiyor işte.

  • Birçok projenizde karakterinize ait çok iyi replikler duyduk, bazen de çok iyi monologlar dinledik sizden. Canlandırdığınız rollerden birine ait unutamadığınız bir repliği paylaşır mısınız bizimle?

Ezberim kuvvetlidir. Çok fazla var ama Kara Bela’daki ‘’Abimle çekyatta yan yana yatıyorduk acaba onu niye kurtaramadılar‘’ hep bi’ içimi acıtır.

  • Kendi adıma Karlos’u ve tüm Nevizadeler’i bir başka özlüyorum. O yüzden bu soruyu, benim gibi Ulan İstanbul’u özleyenler adına soruyorum. Karlos ve Yaren’e bir son yazmanızı istesek, bu ne olurdu? Veya sizce şu an nerede, ne yapıyorlardır?

Başını Uğraş Güneş yazdı sonunu da o yazsın. 🙂 Bence şu an Yaren pavyonda; Karlos da yasa dışı bir işte Kandemir Abi gelse de bizi kurtarsa diye bekliyorlardır.

  • Diyelim ki çok sevdiğiniz bir yabancı dizi Türkiye’ye uyarlanıyor siz de projede yer alacaksınız. Hangi karaktere hayat veriyor olurdunuz?

La Casa De Papel’de Berlin’i alayım madem.

Sırada o mu bu mu köşesi var 🙂

Yaz mı kış mı?

Yaz.

Amsterdam mı? Ayvalık mı?

Amsterdam.

Nostalji mi? Yeni başlangıçlar mı?

Nostaljiden beslenen ve ondan dersler çıkarmış yeni başlangıçlar.

Yazmak mı? Oynamak mı?

Yazmak.

Gasper Noe mu? Martin Scorsese mi?

Martin Scorsese.

Son olarak Ne İzledik takipçilerinin sosyal medya üzerinden ilettiği sorulardan ikisini paylaşıyoruz. 🙂

  • Seçme şansınız olsaydı eğer hangi çağda yaşamak isterdiniz?

İlk çağ güzel ya; Dışarı çık avlan gel mağarada resim çiz mis gibi hayat.

  •  Yeni nesilden hangi oyuncuları beğeniyorsunuz?

Çok fazla var.

Dişi Neo Ceylin Erguvan ve Ajan Smith Ilgaz Kaya. Yargı Dizisinde Kim Neyi Temsil Ediyor?

Yargı çok severek izlediğim bir dizi. Aslında ilk sezonundan beri takip dttiğim ve şu an düzenli takip ettiğim tek dizi. Büyük bir başarıya da imza attı. Uluslararası Emmy ödülü aldı. Gurur duyduk ve sevindik. Birazcık havamı atıp arkadaşlarıma ilk bölümünden beri izliyorum demiş ve seyircisi olarak bu başarıdan ayrı bir gurur duymuş olabilirim. Tüm ekibi ve sevgili Sema Ergenekon’u kutluyorum. Şimdi yazma nedenime geçeyim. Yargı düşündüren bir dizi. Özellikle onu yazan sevgili Sema Ergenekon’un seyircisinin yazdığı şey üstünde düşünmesine, irdelemesine ve sorular sorup eleştirmesine açık bir kalem olduğunu düşünüyorum.

Çünkü yazdığınız eser başkasına bir şeyleri sorgulatıp eleştiri veya analiz yaptırıyorsa dolu bir şeyler yazıyorsunuz demektir. Bu düşünce ile başlıyorum. Yargı bu sezon girişi ile dikkatleri çok çekti. Çok etkilendiğim ve arkasından uyuyamadığım bir 66. bölüm var mesela. Ama bazı havada kalan konular da var. Mesela çok dürüst denilen Ilgaz savcının şaibeli avukat Nil ile buluşmalarına kesin bir nedeni var havası verildi. Ilgaz savcı suça karışmış, hakkında delil bulunan şaibeli avukat Nil’i hararetli şekilde Ceylin savcıya savunurken bir nedenden bahsetti.

Biz de “Tamam canım, Ilgaz savcı zaten ölse böyle birine dosya falan getirmezdi, buluşmazdı onunla” dedik. Dedik de dediğimiz ile kaldık. Kandırılmış gibi hissetmeyi sevmiyorum seyirci olarak. Bunun için hala o konuda bir açıklama bekliyprum. Ama yazma nedenim başka. 71. bölümü heyecanla bekledik. Nasıl beklemeyelim. Ceylin ve Ilgaz evlenecekti. Aşk aşk aşk…. Oturduk ekran karşısına. Seyrettiğimiz şey aşk dışında her şeydi. Ilgaz, Ceylin’in çocuklarını kaçıran kadın adaletten kaçamasın ve hak ettiği cezayı alsın diye yaptığı oyunu anladı. Çok rahattım. “Tamam ya” dedim. “Ilgaz düpedüz suç işlemiş kişilere göz yumdu. Ceylin’i mi şikayet edecek?” Ama gördüm ki gerçekten şikayet edecekti. O andan itibaren bir tel koptu dizi ile aramda. Fakat neden diye de sormaya başladım. Vicdan ve adalet sahibi insan davranışı değil bu. Çünkü düşünsenize zaten eşinizin yaptığı şey çocuğunuzu 2,5 yıl bir yere kapatıp bu çocuğu kullanmış bir kadının şaibeli sahte bir rapor ile alması gereken cezadan kaçmasını önlemek için ise buna kızar mısınız?

Adalet zaten sahte raporlar ile suçlunun cezadan kaçmasını önlemek değil midir? Normalde kendi aileniz olmasa bile bir çocuğa karşı suç işlemiş birinin cezadan sahte bir rapor ile kaçmasını önleyen bir savcı duysanız kimin tarafında olursunuz? Sizin o an buna müdahale etmeniz çocuğa karşı suç işleyenin ve ona yardım edenin işine yarayacak sonuçta. Ellerine koz vermiş olursunuz en azından. Sonunda şu sonuçlara vardım. Ilgaz savcı eşit adalete göre çalışan, mesleğe aykırı davranan herkesi şikayet eden ve yakını olsa da ayrım yapmayan biri değil. Seyrettiğimiz Ilgaz savcı defalarca ayrım yaptı, yakınlarını korudu ve suça göz yumdu. O zaman neden sadece Ceylin’i şikayet ediyor? Neden sadece Ceylin’e bu acımasız tutum? Düşündüm ve buldum. Ilgaz’ın bu denklemde adalet isteyen kişi olmadığını zaten anlamıştık. Ilgaz’ın koruduğu şeyin tüm aksaklıkları ve adaletsizliği mevcut düzen olduğunu ve Ceylin’i düzene zarar verecek kişi olarak gördüğünü anladğınız an tüm roller oturuyor. Matrix filmi geldi aklıma ilk olarak. Ilgaz Kaya mevcut sistemin ve düzenin olmamışlığını görüp uyananlara düşman bir Ajan Smith. Bunun için Ceylin Erguvan adalet bu mu deyip bir şey yaptığında, onu sisteme ve düzene tehlike olarak görüyor. O an sadece programlı bir sistem-düzen koruyucusu gibi duygusuz, acımasız bir sistem adamına dönüşüp Ceylin’e saldırıyor. Ilgaz bu düzenin adamı. Ceylin ise adaletin mevcut sistem ve düzende sağlanamadığını gören uyanmış bir Neo. Ilgaz elinde fişi ile dolaşıp Ceylin’i “Bu düzen iyidir, isyan etme” uykusuna yatırmaya çalışıyor. Devam edeceğim ama önce gelin bakalım Ceylin dışında kimler için neler yapmış ve yeri geldiğinde kendisi hangi kuralları çiğnemiş Ilgaz savcı:

1- Daha 1. bölümde Çınar tutuklandıktan sonra Eren’den dava için aldığı her bilgi kural dışıydı. Eren dosya burada diye işaret ediyordu. Ilgaz gizlice alıp dosyayı okuyordu. Hatta Ceylin’in öldürülen kızın ablası olduğu ortaya çıkınca Ceylin’i dışarı çıkarıp Eren Ilgaz’a bilgi veriyordu odasında. Yani kuralları kendine yontma konusunda ilk bölümden beri bir, sorunu yok.

2- Kardeşi Çınar hapiste bıçaklanınca onu bıçaklayan adamı kurallara aykırı şekilde sorguya aldı. Biz görmedik ama adamı darp edeceği belliydi çekimden. Bunu abisi olduğu için anlıyorum. Çok da insani ama kurallar ve meslek dışı davranış diye çocuğunu korumak için onu kaçıran kadının sadece hak ettiği cezayı alması için uğraşmış sevdiği kadına, karısına gelince tutan meslek aşkını samimi bulmuyorum.

3- Gelelim en önemli konuya. Ilgaz’ın yakını olsa yine de şikayet eder denilecek bir kişi olmadığı burada, bu olayla zaten rafa kalkmıştı. 3. bölümde Ilgaz babasının dediğine inanmayıp arkasından arşive inip araştırma yaptı. Peki biz Ilgaz’ın şüpheleri ile koşturarak savcılığa gidip babasını şikayet ettiğini izledik mi? Hayır izlemedik. Ne yaptı? Gitti babasına sordu ve öğrendi. Peki öğrenince gidip babasının suçunu temizlemek için ne yaptı? Hiçbir şey. Şikayet etmek aklının ucundan bile geçmedi. Ya öyle işte.

4- Pars’ın Yekta için delil karartma soruşturması açmaması. Ceylin haklı olarak bu konuda isyan etti. Ilgaz gizlice araştırdı. Buldukları ile başsavcıya gidip şikayet etti mi? Hayır. Gittiler Pars ile güzel bir kebapçıya. Oturdular, konuştular. Pars’ın kendi raporu ortaya çıkmasın diye Yekta’ya delil karartma soruşturması açmadığını öğrendi Ilgaz. Peki bunu gidip başsavcıya şikayet etti mi? Yekta raporunu gizlemiş bu nedenle delil karartma soruşturması açmıyor dedi mi? Demedi. Bir de Ceylin’e kızdı şikayet ettiği için. O olayın üstünü de güzelce örttü. Düzenin koruyucularının Ceylin’i nasıl susturup kendinden olanı koruduğunu hatırlayın.

5- Eski nişanlısı hakim Neva’nın masum bir adamı yüksek lisans için hapse attırması. Ilgaz bunu da araştırdı ve şüphelendi. Koşturarak başsavcıya şikayet etmeye gitti mi? Hayır. Pars ile konuştu ve abisinden gerçeği öğrendi. Şikayet etti mi? Hayır. Neva’nın hapse attığı adamı düşünmediler bile. Neva da öldürülene kadar hakimlik yaptı. Yani Neva mesleğe uygundu ve hak ediyordu ve mesleğe devam etmesinde Ilgaz için hiçbir sorun yoktu.

6- Eren’i bıçaklayan adamın sorgusu. Yine insani ama kural dışı. Kuralları sadece Ceylin’e işleyen Ilgaz’ın kuralları çiğnediği en hafif vakalardan biri.

7- Kardeşi Çınar’ın Ceylin’in babası Zafer’i öldürdüğünü öğrenen Ilgaz’ın yaptığı ailesine özel davranışlar. Ilgaz öğrendi ama özel muamele isteyerek kendilerinin teslim olmuş gibi gösterilmesi için zaman istedi. Onlarla konuşup getirecekti. Oldu mu şimdi? Nerede eşit adalet? Sonra Çınar’ın yurt dışına kaçacağını anladı. Polise, gümrüğe, yurt dışı çıkışlara uyarı filan? Hiçbiri olmadı. Ilgaz iki arkadaşı ile gizlice Çınar’ı aradı. Bu arkadaşların polis ve savcı olması bir şeyi değiştirmiyor. Gizlice yaptılar. Başsavcıya bilgi vermediler. Çınar’ı buldukları anda iplerini çözerken Ceylin geldi. Ceylin geldiği için Çınar’ı kendi teslim olmuş gibi alamadılar.

8- Zafer davasında Ilgaz’a yine bu arkadaşları kural dışı şekilde bilgi vermeye kalktı. İlk önce reddetti ama sonunda Ceylin’den boşanıp kural dışı bilgi akışını almayı kabul etti. İlginç bir seçim.

9- İkinci sezonda Pars’a masum bir tır şoförüne iftira atma karşılığı rüşvet (dron görüntüleri) kabul ederken yapılan suçüstü. Ilgaz, Pars adına burada yalan söyledi. Operasyonu o düzenledi dedi. Suçunu örttü kapattı. Pars’ın acısını anlayan ve Pars’ın mesleğe çok aykırı davranışını görmezden gelen Ilgaz’ın bu anlayışı bir tek Ceylin’e gösterdiğini görmedik. Ceylin masum birini hapse atmaya değil suçlu olan Filiz adaletten kaçamasın diye uğraşmıştım.

10- Defne kaçırıldığında dedesi Merdan’ın getirdiği delili yasa dışı elde edilmiş olmasına rağmen kabul etti.

11- Ilgaz’ın babasını bıçaklayan adamın sorgusuna girmesi yasaktı. Girdi. Adama saldırdı. Onları ayırmak için acele ile odaya çağırılan polisin silahını alıp adam kendini vurdu. Bu olayda suçlu polis oldu. Ilgaz’ın yanlışı hatası bahis bile olmadan üstü kapandı. Ilgaz’ın da vicdanı çok rahattı. Polis’in başını belaya soktuğu için üzülseydi en azından. Üzülmedi, düşünmedi. Çünkü Ilgaz’ın herhangi bir adil olan bu mu sorusu olmadı hiç. Kendini sistem ve düzem koruyucusu olarak daha üstün ve korunması gereken kişi olarak görüyor.

12- Kardeşi Defne bulunsun diye bir genç kızı öldüren katil serbest bıraktı. E hani kardeşinin katilini bulmak için şüpheli birinin evinde diş fırçası almak bile büyük suçtu? Hani bu konuda yalan bile söyleyemezdi? Bu mesleğe uygun davranış hassasiyeti ara ara deaktif oluyor galiba. Adam bırakıldı. Öldürüldü. Hatta Rıdvan da öldürüldü bu olayı gizli saklı yaptıkları için. Hadi diyelim ki onu Pars yaptı. Ama öldürülen kızın adaleti? Mesleğe uygun davranış? Cevap: The person you have called can not be reached at the moment

13- Merdan dedemizin onları tehdit eden mafyayı öldürmesi. Buna Ilgaz’ savcının bir ters bakış dışında tepki vermemesi. Derya savcı, Eren komiserin Merdan dedeyi kutlaması. Ben de kurtuldular dedim. Ama Ilgaz bunu diyemez. Yani kötü olduğu için Merdan dede İgor’u öldürebilir. Ilgaz dedesine göz yumup bunu unutabilir. Sonra savcılık ve eşit adaletten bahsedebilir. Ama Ceylin’in kızını kaçıran kadın adaletten kaçamasın diye yaptığı şeyi şikayet edebilir. Öyle mi? Nerenin mesleğe uygun davranış kuralları ve eşit adalet isteği bu acaba?

14- Ilgaz’ın kendisini ölmüş göstermesi. Bu olay baştan sona mesleğe uygun olmayan davranış dolu. İhlal üstüne ihlal var bu olayda. Ilgaz Eren ile bir olup bir plan yapıyor. Vurulduktan sonra yaptığı bu planda “Ben ölmüş görüneyim. Beni öldürmek isteyen zengin amca parayı yollasın. Bu sırada avukat olan karım da birkaç gün hapis yatsa ne olacak canım.” diyor. Olayda üst yetkili izni yok. Resmi bir operasyon değil. Çünkü olsa Turgut Ali tutuklanırdı. Vurulan savcının beyanı var. Bu sırada Ceylin’e karşı işlenen özgürlüğünden alıkonulma suçu var. Ama Ilgaz için sistemin Ceylin’i suçlayıp alıkoyması hiç sorun değil. Bu konuda da tek bir vicdan azabı yok. Çünkü Ceylin zaten sistemi sorguluyor. Masum da olsa sistemin onu birkaç gün suçlaması Ilgaz için kabul edilebilir bir şey.

15- Aynı davaya baktığı avukat Nil ile kurallara aykırı olduğunu söylemesine rağmen aynı gün yemekte buluşup, başka bir olay yerine birlikte gelip, onun arabası ile evine kadar gitmesi. Sonra tekrar buluşması. 16- Ortak davaya baktığı Ceylin Savcı’nın kararının aksi yönde olmasına rağmen onun izni olmadan adı konulmamış bir münasebet içinde olduğu şaibeli avukat Nil’i serbest bırakması, bu yolla Nil’e delil yaratma süresi vermiş olması. Bu olayda Ilgaz’ın her savcıya gösterdiği saygının zerresini Ceylin’e göstermediğini gördük. Çünkü Ceylin onun koruduğu sistem ive düzen çin tehlike ve savcı olarak orada daha da tehlikeli. İzin verilen tüm adaletsizlikleri görebilir.

17- Yeni Efe’nin hak ettiğini düşündüğü ikinci şansı. Yanlış anlaşılmasın. Efe’nin kazanılması taraftarıyım. İyi bir insan, iyi bir savcı da olabilir. Ama Ilgaz gibi mesleğe uygun davranış meraklısı biri için olay yerinden delil olabilecek bir nesneyi çalabilecek kadar hasta biri mesleğe uygun mu yani? “Crime scene” deniyor ya oradan işte. Hani sarı bantlar ile çeviriyorlar oradan. Bunda sorun görmüyor. Kendini tutamayıp başka bir olay yerinden bir şey çalma riski çok mu önemsiz? Peki.

18- Nadide baş savcının torununun Efe olduğunu öğrenmesi. Böylece tıfıl bir savcının neden Mercan’ın davasına verildiği de ortaya çıktı. O gün ihmal edilenler nedeniyle Mercan bulunamadı. Fakat Ilgaz’ın yakınına torpil yapan Nadide ile hiçbir sorunu yok. Mesleğe aykırı davranışlar içinde en kurtulmamız gereken şey oysa aile ve akraba gözetmek değil mi? Ilgaz’ın genel olarak torpil ile sorunu yok. Avukat Nil’in bilinmeyen torpillerle çocuklarını kaçıran kadına aldğıı sahte rapor ile uğraşmadı bile. Çünkü Nil de sisteme ve düzene tehlike değil. Bunun için Ilgaz Ceylin’i şikayet etmeyi seçerek aslında avukat Nil ve Mercan’ı kaçıran Filiz’in yanında durdu. Çünkü yapacağı şeyin işine yarayacağı kişiler bunlardı. Ne hoş ve istenesi bir eş değil mi? Yazarken yoruldum. Eksik kalmışlar varsa siz yazın. Tüm bunlara göz yummuş, mesleğe uygun davranışı hiç düşünmemiş Ilgaz’ın Ceylin’i sadece ve sadece kızını kaçıran kadın alması gereken cezadan kaçamasın diye yaptığı şey için baş savcıya anında şikayet etmesini Ilgaz mesleğe uygun davranış konusunda çok hassas diye açıklayamayız. O zaman sorguladım ben de. Ilgaz’ın derdi ne, istediği ne? Eşit adalet, mesleki kurallara sadakat, etik ve mesleğe uygun davranış takıntısı değil. Ilgaz’ın sorunu, derdi, takıntısı Ceylin ile mi? Herkese göz yumduğu ve kendisinin de çiğnediği mesleki kurallar için neden özellikle sadece Ceylin’i cezalandırmak istiyor?

Ceylin’e duyduğu aşk mı yoksa onu cezalandıra cezalandıra, ne kadar ona zarar vereceğini önemsemeden istediği kişi yapma arzusunun olduğu bir takıntı mı? Cevap veriyorum. Evet. Ilgaz sadece Ceylin kurallara uysun istiyor. Çünkü koruduğu ve suçunu sakladığı diğer insanlar onun zümresi. Fişe takılı olanlar. Ceylin onun zünresinden, onun kendine göre suçu göz ardı edilebilecek gördüğü kişiler grubundan değil. Ilgaz’ın koruduğu, suçunu örttüğü insanlar mevcut düzene isyanı olan insanlar değil. Gayet düzen ile birlikte işini yürüten sistemin adamları. Ilgaz bir düzen adamı, adalet adamı değil. Biz onun mesela babasının yaptığı şeyi sakladığı için vicdan muhasebesi yaptığını görmedik. Adil olanı isteyen biri vicdan azabından kıvranırdı. Neva’nın hapse attığı adam için uyku uyuyamazdı adalet isteyen biri. Ilgaz Kaya mevcut düzenin daha iyiye gitmek için bile değişmesini istemiyor. O tam bir Ajan Smith gibi düzene karşı uyanmış kişileri temizleme derdinde.

Ceylin’ de dizideki bu uyanmış kişi yani Neo oluyor. Özellikle ilk filmi düşünürsek roller çok uyuyor. Yekta da uyanmış ama o sistemin açıklarını kullanıyor. Bunun için de sorgulamıyor ve işini yürütüyor. Hatta bu sezondaki rolü ile bir kahin de diyebiliriz. Çünkü sisteme karşı Ceylin’e yardım ediyor. Merdan dedede de bu kahinlik rolü var. O da Ceylin’e inanıp yardım eden diğer kişi. Kahinler uyanmış bir kişi değil yazılım açığı gibi bir şeydi filmde ama burada kişi olarak alıyoruz. Ceylin Erguvan ise sistemi düzeni sorguluyor ve onun yanlışına müdahale ediyor. Ceylin o sistemin kızını bulamadığını bildiği için savcı oldu. Ilgaz için bu bile sistemine, simülasyonuna hakaret ve tehlike. Yani biz dizide adalet sorgusu olan ve dizide vicdan sorgusunu yapan tek kişi olan sisteme uyanmış Neo Ceylin Erguvan ile sistemin adamı Ajan Smith Ilgaz Kaya’nın aşkını izliyoruz. İşte bunun için olmuyor. Programlanmış, sistem adına kimleri korumuşken karısını şikayet eden Ajan Smith Ilgaz Kaya ile olmuyor. Ilgaz bu formda iken bu ilişki devam edemiyor ve hep bir arıza çıkıyor. Çünkü biliyoruz ki Neo’nun ihtiyacı olan Trinity’dir. Adalet kavramını sorgulayıp simülasyonun hatalarını görmüş dişi Neo Ceylin Erguvan için gerekli yoldaş ve eş daha sakin, bu sisteme önceden uyanmış, daha mücadele yolları hakkında bilgili erkek bir Trinity olur. Unutmayalım ki Ajan Smithler ilk fırsatta sizi fişe bağlar ve uyuturlar.

error: Korunan İçerik!