tds_thumb_td_300x0
Gelsin Hayat Bildiği Gibi 19. Bölüm | Fırtına Koptu!

Selamlar. Karanlık yollardan geçtiğimiz, zehir gibi sular içtiğimiz, bir değil bin kere sırat köprüsünden geçtiğimiz bir bölümdü. Bir yar seven Songül’ün ta göğsümüzü delen acısını izledik aşama aşama. Katil lüzumsuz pislik Esra’nın sahnesinden sonra yüzleri gülümseten bir Öğretmenler Günü kısmı vardı. ❤

Başhekimin teklifi konusunda, açık konuşmak gerekirse ben de başta Derya’dan hoşlandığını için ayrıcalıklı mı davranıyor diye düşündüm. Çünkü bunu yapmaya çok müsait hareketler sergiliyor.. Neyse.

Songül’ün bölüm boyu izlediğimiz dağılmış hali çok çok iyiydi. Devrim Özkan’a yine ve yine kocaman bir alkış.

Söylemek istediğim çok önemli bir şey var. Bu vurulma olaylarından falan sonra bir de işte şakalaşmalar vs. görmüştük ya öncesinde, tam diyodum ki Araz ve tayfası biraz evcilleşti, BU BÖLÜM GÖRDÜKLERİMİZE BAKIN. Hadi evi dağıtmaları plan içinmiş, ulan Ozan’ın haberini alınca dalga geçmeleri, ÖLÜM hakkında insanlarla nasıl alay ederler, nasıl sevinip gülebilirler. Delirdim o sahneleri izlerken. En değişmeleri gereken anda, herkesin, hem gerçek hem kurgu dünyalarda gerçekten HERKESİN tavrının olumlu yönde değişeceği bir anda nasıl böyle salak bir falso yazarsınız ya? Herkes unutsa ben unutmam bu rezilliği. Sonsuz kere kınıyorum. Hani bu çocuklar kalpsiz, kötü değildi sadece sevgiye ihtiyaçları vardı. Ebu Cehil bile öyle davranmazdı. Yazıklar olsun.

çok iyi oynadığı için sürekli Devrim koymak istiyorum mlsf..

Sadi’ye baya üzüldüm. Tam iyice seviye atlamışlarken, first kiss eşiğini geçip bir şeylerin zirve olduğu noktaya gelmişken ilişkileri, böyle bir şey yaşandı. Üstelik anlamadı bile sebebini. Ha hatalı mı evet, bir yolunu bulup daha erken söylemeli miydi yine evet ama üzüldüm. Adam seviyor be. Üstüne toz değmesin istediği kadın gözünün önünde mutsuz, bir şey yapamıyor, ulaşamıyor ona. Üstüne de gidemiyor hassas davranmaya çalışıyor. Ama nasıl bir patlama yaşanacak göreceğiz. Bu arada kendime de üzüldüm bi izleyici olarak kjqkjdwk. Manita olmuş Sadgül’ü doya doya izleyemeden zart diye drama keskin bir geçiş yaptık.

Sarhoş Songül MÜTHİŞTİ. Çok keyif aldım izlerken. Tekrar tekrar izlerim o sahneyi. Şimdi hızlı bir özet-yorum faslı. Mert’in Aylin’in evinde olduğunu saklaması lüzumsuzdu, Gizem’in güveni doğal olarak kırıldı, zaten çevreleri fitne dolu.. Songül hastaneye gittiğinde Meltem asalağına söylediği laflar güzeldi, mezarlık sahnesi etkileyiciydi 😔 gariban Songül’üm.

Ozan sahnesi de iyiydi. Başta bi öldü sanmıştım, iyi ki ölmemiş. Bazı sahneleri gereksiz olsa da, ailevi tarafını izlemek hoşuma gidiyor biraz. Son olarak Sevda kezosunun nihayet Araz tarafından sevilmeyeceğini anlaması da hoşuma gitti üzgünüm. Yeter artık ya, tamam Araz’ın hareketleri anormal, sorunlu ve rahatsız edici ama o kıza da hiç katlanamıyorum. Hepsi hızlıca evrilip İNSAN olsa keşke biraz.

Son olarak, benimle aynı fikirde olan kimseyi görmediğim için söylüyorum, bütün dünyanın aksine ben yağmur sahnesini hiç beğenmedim.

Arabaya binerken pas vermemesi, hitaplar hakkında söylediği şeylerle Sadi’yi afallatması, her ne kadar CAN YAKICI olsa da Payaslı’nın net aşk itirafını böyle bir anda alarak karışık duygular yaşamamız, Songül’ün usulca ağlaya ağlaya dinlemesi ve kendiyle verdiği savaş, gördüğü sert tavırdan sonraki şaşkınlığı, kısacası arabanın içindeki her şey çok güzeldi. Ona bi lafım yok. Harika. Ama sonrası..

Aşırı ıslanmaktan repliklere çok özenememişler gibi geldi söylerken, ve etkiyi artırmak yerine azalttı. Nasıl anlatırım tam bilememekle beraber yağmur -ya da seviyesi- orada fazlalıktı bence abi. Odağı topladı yok yere. Ayrıca Songül “sen benim kalbime hiç girmedin ki” derkenki çekim de, ifadeler de, vurgu da, edit de farklı olmalıydı BENCE. Dediğim gibi sanki ıslanmaktan performansları bozulmuş, gerektiği gibi olamamış tarzı bir hava vardı.

Sadece son kısımda, aynı evde kal dediler kaldım hata ettik ileri gittik kısmı tamamdı. Orada Sadi’nin kafa karışıklığı gitti çünkü. Songül’ün bu sebeple öyle davrandığını düşündü ve o an kendini geri çıktı. Songül’ün onunla herhangi bir sebepten “birlikte olmak istemeyişi”ne üzülerek saygı duydu ve ısrarsız, kabullenmiş bir vaziyette tamam dedi. Kaptırma kendini, adı hayal. İkisi için de çok acı dolu olan bu yürek parçalayıcı süreç nasıl devam edecek çok merak ediyorum.. Özellikle Songül bir an önce bu andan kurtulmak istediği için arabanın önünde napacağını bilemez halde duran kocasına korna çalıp çekil diye fısıldayınca MAHVOLDUM. 🥺💔😭

Görüşmek üzere gönül dostları.

Yürek Çıkmazı Nasıl Bir Dizi? Eleştiriler

Trt’nin yeni gözdelerinden Yürek Çıkmazı, salı günleri ekrana gelen bir dram dizisi. Psikolojik sorunlara ve sebep olduklarına bir türlü doyamadığımızdan olsa gerek, yine ruh hastası bir karakteri merkezine alıyor Alp Navruz ve İrem Helvacıoğlu başrollü dizimiz. Öncelikle diziyi -özellikle diğer yerli işlere kıyasla- başarılı bulduğumu söyleyeyim, sonra hiç beğenmedik karalıyoruz vesaire zannedilmesin.

Direkt lafa girmek istiyorum, oyunculuklar orta seviye. Baba karakterini canlandıran tecrübeli oyuncumuz da dahil olmak üzere (bol bol olan bağırma sahnelerinde sesini doğru kullanmıyor mesela), yer yer eksiklikler mevcut ama kötü bir performans yok, en azından şimdilik.

Diziyi izlememiş ve atmosferini merak eden varsa, psikopatımsı bir babanın elinde ve evinde yetişen üç çocuk düşünün. Bunların biri öfke, diğeri sünme, öteki de çok şiddetli inkar olmak üzere çeşitli baş etme mekanizmaları geliştirmiş ve öyle yaşıyorlar. Üç kardeş arasında bana en ağır vaka ortanca olan Feride gibi gözüktü, bir yalanın, pardon daha doğrusu yalanlar yumağının içinde hayatını sürdürüyor. İzlemesi çok garip hissettirdi, dizinin genelinde olduğu gibi, söylemiş olayım.

Huzurlu veya keyifli bir atmosferden çok uzak Yürek Çıkmazı. En neşeli denebilecek anların bile temelinde ortak bir büyük acı olduğu için rahatsızlık veriyor, bence. Güldükleri şeyler canavar bir ebeveynle neler yaşadıkları, nasıl kurtulmaya çalıştıkları falan çünkü. Ha bir de ortada şüpheli bir ölüm ve onu aydınlatmaya çalışan avukat hikayesi de var tabi, kriminal bir havada değil ama. Baya bildiğiniz kusturan aile draması, haberiniz olsun.

Böyle negatif bahsediyorum diye diziyi kötü sanmayın tekrar söylüyorum. Trt Dizilerinin Sorunları yazımıza eklenmesi gereken ultra gereksiz uzunluktaki ağır çekim sahneler haricinde dizi kendini izletiyor, akıcı diyebilirim. Yazıya göz atmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Bir de şey çok gözüme batıyor, adamın (Yılmaz’ın) lakabı mahallede Deli. Yani herkes az çok ne mal olduğunu biliyor ama ona rağmen hafiften bir saygı var gibi, agresiflikleri hoşgörülüyor yutuluyor, insanlar dükkanından alışveriş yapıyor falan. Bu çağda böyle insanlık dışı şeyler sergileyenlere hak ettiği muameleyi göstermeye alıştığımızdan mıdır nedir (ya da en azından cancellamak tarzı şeyler bile olsa bir tepki vermeyi) bunlar bana çok saçma geldi. Kimse yüzüne bakmamalı, yok saymalıydı.

Çifte gelecek olursak, Alp’le İrem’i alakasız bulmuştum. Hala çok uyumlu olduklarını düşünmüyorum ama fena değil. Karakterleri arasındaki iletişimse güzel olacak gibi. Hikayelerini sevdim ben.

Son olarak, esas oğlandan hoşlanan ve esas kızı kıskanacak iyi kız klişemiz var, fitneci yenge karakterimiz var, asi ruhlu gencimiz de var… Acı, manipülasyon, dram içi dram, bol gözyaşı ve biraz da bağırış çağırış izlemek isterseniz Yürek Çıkmazı’na bakabilirsiniz. Bence tam da tarif ettiğim gibi bir dizi.

Disney+’ta Ne İzledik? | Ben Gri

Yaklaşık bir hafta önce platformda yayına giren Timuçin Esen başrollü Ben Gri, sürükleyici bulduğum ama beni umduğum kadar heyecanlandırmayan bir dizi oldu. Konusu gayet ilgi çekici olmasına rağmen işlenişte öyle beklediğiniz gibi güçlü bir etki yok.

Kişilere gelecek olursak, beni en çok rahatsız eden başından beri Ceyda (İlayda Akdoğan). Onda bi tuhaflık olduğu çok bariz. Olayla ilgisi olsa da olmasa da, her şeyi yapmasını bekleyeceğiniz iyi görünen sinsi arkadaş kategorisinden olduğu için bakışları ve her türlü hareketi rahatsızlık verici. Fuat’ın iş arkadaşı ise (Arda – Alican Yücesoy) herkesin ilk aklına gelecek seçenek olduğundan, aradığımız şüphelinin o olduğunu hiç sanmıyorum.

Dizinin “bence” sorguladığı esas konu hakkında, benim elimde böyle bir şans olsa, kim olduklarını bilmediğim bu insanları Death Note gibi kullanır mıydım diye bi sorgulattı. İnsan öyle bir acı anında eline geçen tek fırsat gibi gözüken şeyi kaçırmak istemeyebilir. Özellikle de öyle bir ısrarın, zamanla yarışıyorsun bak baskısının altındayken, bilemiyorum. Tabii sonrasında mahkum kalacağı kölelik oldukça korkutucu.

Bölümlerin çok uzun olmaması güzel, gün içinde herhangi bir araya sıkıştırabileceğiniz veya uyumadan önce izleyebileceğiniz tatta. İçeriğe dair söylemek istediğim bazı ufak şeyler var. Birincisi, Fuat ve Hülya’nın (Ebru Özkan) ilişkisi bana çok belirsiz gözüktü. Araları iyi mi, gergin mi, uzaklar mı yoksa birbirine çok aşık bir çiftler mi hiç kesin verilmedi.

Yakınlaştıkları anlardan ve genel gidişattan gözüktüğü kadarıyla bir sorun yokmuş gibi dursa da enerjilerinde bir gariplik var. Ya oyunculuklar içime sinmedi ya da başka bir şey. (Halbuki Ebru Özkan’ı gayet beğenirim, Timuçin Esen de son işlerinden farklı bir karakter yaratmayı başarmış.) Belki de Fuat’ın yapısından kaynaklanıyordur bu hissiyat. Neyse, şimdilik cepte dursun.

Son olarak bir sahneden bahsedip yazıyı bitireyim. Kızın (Selin) tacizciyi teşhis edeceği sahnede babasının ısrarı benim canımı çok sıktı. Orada, sırf kendi yanlış birinin ölümüne sebep olup olmadığını öğrenmeye odaklandığı için, o panikle kızının travmasını ve duygularını ikinci plana attı gibi hissettim. Annenin de daha erken müdahele etmesi gerekiyordu tamam yeter diye, bence.

Gelsin Hayat Bildiği Gibi 18. Bölüm Yorumu!

Sağlık sorunları sebebiyle vermek zorunda kaldığım mecburi aranın ardından hepinize merhabalar. Geçirdiğim onca tatsız günden sonra nihayet bugün yataktan çıkabilecek hale geldim ve dizinin bu bölümü de bana oldukça keyif verdi, böyle olduğu için çok mutluyum. Yorumlar konusunda iki bölüm atlamış olacağız ama canımız sağolsun diyelim, neticede konuşacak şey çok! Hadi başlayalım.

Zaten söyledim ama tekrar belirteyim, ufak bir iki detay dışında gerçekten çok güzeldi 18. bölüm. Bilardo başında konuşurken Sadi’nin “Derya benim-” diyişinden sonraki duraksamanın anlamsızlığına çok sinirlenmemeye çalışıyorum. Çünkü adamın Songül’e olan hisleri bin kez netleştirildi, sevgili gibi geçinip gidiyorlar, defalarca Derya mevzusu kapandı dendi farklı kelimelerle. Hala bu tatsız ısrar niyedir, hangi akla hizmettir gerçekten bilmiyorum. Benim methiyeler düzerek başladığım bölümün girişine bak ama kdjfhlkwdjşklwd.

SadGül yuvasındaki yaslanacak omuz sahnesi çok güzeldi. O samimiyeti hissettirmelerine bayılıyorum. Songül öyle diyince Sadi kolunu uzatıp ona yer açınca 🥺🥺 böyle oldum.

Melek’in annesi olacak aklıevvelin sapık kocasına kızı eve kitle tavsiyesi vermesine delirdim. Senaristlerin niyetleri konusunda da iyi düşünmeyi bırakacağım sanırım artık. Korku pornosundan zevk mi alıyorsunuz anlamıyorum ki. Bölüm boyu creepy creepy kızı takip etmesini izledik zaten, Allah’ın belası pis yaratık.

Başhekim çocuktan bahsedince Sadi’nin bi gardı düştü, yumuşadı, tavrı değişti. Ama sonrasında, tek bir soruşturmayla ikna olup, EMİN OLMADAN vur emri vermesi?? Öncelikle dostum, sen bu işleri bırakmıştın daha farklı yollar kullanamaz mısın, ikinci olarak bu nasıl tanık koruma, üçüncü olarak da masum insanlar öldü diye perişan olmuşken bu ne aleladeliktir? Neyse.

Songül birçok konuda iyi yazılırken karakoldaki akılsızlığına da anlam veremiyorum. Tamam adam babasının tanıdığı cart curt da, onun duygusallığıyla açıklanabilecek bi mallık değil bu şüphelenmeme meselesi. Yine gitti kurda kuzu emanet etti. Neyseki bekliyorduk Sadi’nin garantiye alma hamlesini, öyle de oldu.

Müdür ve serseri tayfa arasındaki ilişkinin ayrı bi tadı var. Güldürdü yine, güzeldi. Lise demişken bizimkilere geçelim. Aylin’in yine yersiz yersiz (bu sefer yerli kısmı bile yok düşünün) Gizem’e çıkışması kabak tadı verdi. Enough ergenlik kardeşim. ✋ Can’ın ortamı yumuşatması güzeldi. Gizem de artık alttan almayacak gibi, ki hakkı.

Songül – başkomiser sahnesinde bi cümlede “sebebini ve nedenini” kelimeleri geçti. Böyle anlatım bozuklukları yapmazsanız çok sevinirim teşekkürler iyi günler, takıyorum elimde değil.

Kızların eve bırakıldığı sahnede Can‘la Zülfo’nun oturalım mı diyalogları çok tatlıydı. İki aşık dumb izledik resmen kjlkdwjdkwljdwl. Sadi’nin horonvari hareketlerle hamsi yapması da güzeldi. Şimdi, gelelim DEVAMINA. Allah Allah naralarını duyuyor gibiyim. En azından benim için öyleydi, alevli kalplik yani jlkdjkld, sebebini anlatıyorum. (sebebini dedim farkındaysanız, sebebini ve nedenini değil 😜)

Öncelikle arkaplan müzikli kısım iyiydi. SONRASINDA, Devrim’in başarılı sarhoş taklidi olsun, alkolün verdiği etkiyle her türlü duygusu iyice coşan Songül olsun, ateş gibi bakan Sadi Payaslı olsun, birbirine dolanan parmaklar olsun her şeyiyle inanılmazdı. Başından sonuna muhteşem buldum sahneyi. İki yetişkinin bu şekilde flörtleşmesini, ya da her ne denirse, izlemek harika cidden. Dozunda thirsty her şey. Ayrıca, ikilinin bu tarz sahnelerindeki güzelliğinde aslan payının sevgili Devrim’le Ertan Saban’a ait olduğunu düşünüyorum. Senarist veya yönetmen dehası değil bence. Bu ikili hem çok güzel oynuyor hem de çok güzek doğaçlıyor. Alkışlarımızı sunalım hemen. 👏👏

Ayrıca kasetin çalınmasını anlatırken Songül’ün sinir krizimsi anı da müthişti, çok gerçekti, onu atlamayayım özellikle not almışım.

Tamirhanedeki eğlence sahnesine şok kere şok oldum diyebilirim. Daha “dıptıs” bir şey beklerken kızların bir anda kendilerini harem ağasını etkilemeye çalışan cariyeler gibi kıvırtmaya başlamasına şaşkınlıkla karışık güldüm + utandım. Güzel de oynadılar aferin de anlamsızdı bence. Birincisi roman mahallesinde miyiz, ikincisi tamam Karabayır kenar mahalle tadında ama bu yönü böyle yansıtılmamıştı. Öyle işte.

Araz Aylin’e “eşlik ediyim” derken çok insancıldı, bu ikilinin ilk düzgün couple sahnesi olabilir, bu da böyle bi not.

Gelelim bu eski zengin kızımızın anasına. Daha doğrusu ona ve kocasına. Oğuz‘un ölen adam konusunda ayıkır gibi olup ayıkamamasına baya sinir olmuştum, bir de hemen suçun üstünü örtme kararı alıp uygulamasına ama neyseki sonradan NİHAYET anladığı gösterildi. Hastag şükür diyelim.

Şimdi müthiş (!) bir sahneden bahsetmek istiyorum. Gizem, Mert, Araz, Aylin dörtlüsü. Aylin’in hem ufaktan Araz’a yeşil ışık yapıp hem hala malum konudaki tavırları, Araz’ın hem Aylin’den hoşlanmaya başlayıp hem Gizem’e nispet yapması, en garibi de Gizem’in bariz şekilde Araz’ı kıskanması (zaten okula döndüğünde de bi garip baktı) ve son olarak bunlar yaşanırken Mert’in bomboş etrafa bakması. Hayırdır aga, noluyoruz acaba. Ulan bu ne tuhaf sahnedir, hiç de gerçekçi değildi ayrıca, oturtamamışlar çok falsoluydu.

Ozan‘a olan şey aşırı üzücüydü. Ama tam o yaşta ve o karakterde, yaşam tarzında birinin yapacağı bir hataydı. 😞

İleriki bölümlerde yaşanacaklardan haberdar olduğum için Songül-Derya ve Sadgül sahneleri hep zehir oldu bana bu arada biraz dkldjlkjfkl söylemeden geçmiyim.

Konudan bağımsız bu bölümde yeni tema müzikler gelmiş çok sevindim, baya hoşlardı. Oğuz Aylin’le telefonda konuşurken haline üzüldüm, adam güzel oynamış. Karısı konusunda napcak merak ediyorum. Sadi’nin her ortama Polat Alemdar gibi girişi biraz komik olmaya başladı bu da başka bi maruzatım. Her karaktere sahne yazcaz derken Sadi’yi sürekli olay yeri müdahele yapıyosunuz olmuyor. Sahneleri öyle havalı çekmeseniz yersiz durcak, böyle olunca da fazla oldu artık işte anlayın. Tez vakitte bi çözüm buluna!! dermişim. Aylin’in de ÇİKOLATAYA iyi ki varsın demesi abartısı.. Yanlışlıkla oldu herhalde. Uygun cevap teşekkürlerdir çünkü, ve kafidir dostum. Şimdi bu hızlı özeti bi kenara bırakıyoruz.

sadi konuşurken benim haller

Kıvanç’ın organ mafyalığı itirafı çok dandikti, arkasındaki motivasyonu anlamakla beraber keşke daha düzgün yazılsaydı ve Derya da daha normale uygun tepkiler verseydi, biraz daha yavaş kabullenseydi misal?? Anladık ilk aşkın Yedi Emin de bu kadar da olmaz yani.

Zülmel‘in aylardır sevgili olmalarına rağmen el ele tutuşurkenki heyecanları çok mantıklı değildi ama tatlıydı, yalan yok. Bariz saçmalık olan şeyse şarkıya girdikleri birinci saniye etraflarına bir sürü kişinin akın etmesi, üstüne bir de bazılarının 50’lik falan atmasıydı. Dude, it’s Turkey.. En sanatsever benim diyenin bile oraya atacak 50 lirası yok inan bana. Bir de Melek Zülfo’ya geri seni seviyorum demedi dwjkjkjdkw utanıyo mu noldu hayırdır.

Derya Sadi konuşmasında her zamanki gibi Derya’nın replikler yerinde ve iyiyken Sadi’ninkiler zırvalamaydı. Hatta zaten aramızda bir şey yok açıklamasına bile gerek yoktu. Tekrar kamu spotu geçmeyeceğim.

Liseli bi kızla neredeyse babası yaşındaki adama havuzdan kurtarma sahnesi yazılması hakkında da konuşmak istemiyorum. Herkesin kafasında romantizmle özdeşleşmiş bu güzide sahneyi seçen aklınıza saygılar. (!) Tekrar ediyorum, bazı şeyler yüzünden, gidişata karar veren insanların iyi niyetini sorguluyorum artık. Neyse.

Son olarak, fragmanda verilmemiş olsa kötü adamımızın Gizem’in çalıştığı evle bağlantısı baya sürpriz olurdu fena bir hamle değil o, özellikle baştan beri planlandıysa. Bir de Ozan’ın haberini alınca annesinin mahvolması çok başarılıydı tüylerim diken diken oldu, herkes de beğenmiş zaten. Söyleyeceklerim bu kadar, eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Çok kısa süre sonra görüşmek üzere!

“Bones and All” 25 Kasım’da Sinemalarda!

Kemikler ve Her Şey

Metro Goldwyn Mayer Pictures aşka dair bir film olan, Luca Guadagnino (“Call Me by Your Name”) yönetimindeki “Bones and All/Kemikler ve Her Şey”i sunar. Guadagnino, bu fimle, kısa süre önce Venedik Film Festivali’nde En İyi Yönetmen dalında Gümüş Aslan ödülüne layık görüldü.

“Bones and All/Kemikler ve Her Şey”, toplumun kıyılarında hayatta kalmayı öğrenen genç bir kadın olan Maren (Taylor Russell) ile dışlanmış ve hakları elinden alınmış bir serseri olan Lee (Timothée Chalamet) arasındaki ilk aşkın hikayesi… Tanışmalarının ardından Ronald Reagan dönemi Amerika’sının arka yollarından, gizli geçitlerinden ve tuzak kapılarından geçerek bin beş yüz kilometrelik bir serüvene çıkan bu iki gencin bütün çabalarına rağmen, tüm yollar onları korkunç geçmişlerine, ötekiliklerine rağmen aşklarının sürüp sürmeyeceğini belirleyecek son bir hesaplaşmaya götürecektir.

Filmin Camille DeAngelis’in romanına dayanan senaryosunu David Kajganich kaleme aldı. “Bones and All/Kemikler ve Her Şey”in yapımcılığını Luca Guadagnino, Theresa Park, Marco Morabito, David Kajganich, Francesco Melzi d’Eril, Lorenzo Mieli, Gabriele Moratti, Peter Spears ve Timothée Chalamet; yönetici yapımcılığını ise Giovanni Corrado, Raffaella Viscardi, Moreno Zani, Marco Colombo ve Jonathan Montepare üstlendi.

Metro Goldwyn Mayer Pictures’ın sunduğu film bir Frenesy Film Company ve Per Capita Productions yapımı olup, The Apartment Pictures, A Freemantle Company, Memo Films, 3 Marys Entertainment, Elafilm, Tenderstories işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir. Luca Guadagnino filmi “Bones andAll/Kemikler ve Her Şey”in dağıtımını İtalya’da Vision Distribution, dünya çapında ise Warner Bros. Pictures üstlenecektir. Filmin gösterimi 23 Kasım 2022’de başlayacaktır.

Korku, şiddet ve olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar içermesi nedeniyle film 18 yaş ve üzeri izleyici kitlesi içindir.

FRAGMAN İÇİN TIKLAYIN.

error: Korunan İçerik!