tds_thumb_td_300x0
Agents of SHIELD 7. Sezon 5. Bölüm | Kaos

Çok keyifli başlayan bir bölümdü. Bizimkilerin şu sıçradığı döneme adapte olmak için yaptıkları hazırlıklar hoşuma gidiyor. Ayrıca yeni sezonun introlarını izlemek de ayrı zevkli. Her bölüm farklı farklı, eğlenceli olmuş. İyi düşünmüşler. Dizinin komedi tarafını bırakmaması da güzel olmuş, sürekli aksiyon ya da gerginlik arasında iki üç gülümseme iyi oluyor.

Malick ve Insight Project problemleriyle geçen bir bölümdü. Chronicomların amaçları uğruna tarih çizgisinden çektiği iplikler, gelecekte büyük olaylara neden oldu. Shield onların peşlerinde, bir adım gerilerinde koşarken, planlarını önlemeyi nasıl başaracaklarını merakla izledik.

May’in tuhaf davranışlarının nihayet açıklanması içimize su serpti. Gerçi hala “hiçbir şey hissetmeyen, başkalarının hislerini alan” bir halde ama olsun, işine devam ediyor sonuçta. Çok korkmuştum oradan bir sıkıntı, pürüz çıkacak diye.

Bölümde gözüme çarpan şeylerden biri Daisy ve Sousa için ship ışıklarının yakılmasıydı. Özellikle partideki sahne, eminim bir çok izleyiciyi çekmiştir. Bizimkiler ifşa olduktan sonra Chronicomların tabiriyle yalnızca insanlara özgü bir zayıflık yüzünden kurtuldu, aile ilişkisi, evlat. Chronicom demişken, keşke başka bir şey isteseymişim. Önceki bölüm yorumundaki dileğim gerçek oldu. Sevgili kırık kalpli kurtarıcımız Enoch geri döndü!

Yo-Yo’nun güçlerini hala kullanamayışı nereye bağlanacak merak ediyorum. Hesapta olmayan erken sıçrama gerçekleşirken bunu önlemeyi denedi ama yine başaramadı. Jemma’nın hafıza rahatsızlığıyla da karşılaştık bu bölüm. Çok iyi bilmesi gereken şeyleri bile unuttuğuna, kafa karışıklıklarına şahit olduk. Yine bir Chronicom mahareti.. Sezonlar önce ilk kez gördüğümde, bu kadar belalı olacaklarını tahmin etmiş miydim acaba.

Sousa sinirlenip yükseldiğinde Deke’in onun önünde durup ekibini savunması çok hoşuma gitti. Seviyorum onu, yaralı, çok zor şeyler yaşayan ama buna rağmen pes etmeyen, mücadeleci, ayrıca vefalı biri bence. İnsanlardan ters tepkiler gördüğünde dahi uzaklaşmıyor anlayış gösteriyor ki bunun örneğini birkaç kez gördük. Canım Deke.

Mack’in yöneticiliğinden hiç memnun olmadığımı söylemeliyim. Verdiği skandal kararı aşamıyorum. Ekipteki herkes, defalarca kez çok zor kritik zararlar vermek zorunda kaldı. Hepsi başta kendilerini, sevdiklerini, çok büyük şeyleri riske attılar gerektiğinde feda ettiler. Sayısız duygusal krizin eşiğindeyken hem de. Onlar, her biri Shield için bu fedakarlıkları yapıyorlar, yine yaparlar. Ama koskoca yönetici olmuş adam, oldukça önemli bir planı sırf ebeveynlerini gördü diye son anda mahvediyor. Sadece böyle bir yetkisi var diye. Sanki bir tek onun başına geliyor bu hayati derecede zor seçimler gerektiren olaylar. Büyük bencillikti. Duygusal bir pandaysan istifa et lütfen, bi zahmet kimse de engel olmasın. İradesizlik seviyesine bak ya.

Konumunu hak etmek arada bir “ekibine güveniyorum” masalı okumakla olmuyor. Gerçekten çok tadım kaçık. Ayrıca Coulson gibi bi adamı bile gerektiğinde sorgulayan bu insanlar (çok özlendi onun liderliği) Mack’e neden neredeyse sorgusuz itaat ediyor hiç anlamış değilim. Zaten biri sevgilisi. Tuzak olabilir dediği halde vazgeçirmek yerine ben de yanında geleceğim tarzı bir yol izledi. Çok sinirliyim ya. Aklınızı neyle yediniz bilmiyorum ki, keşke böyle olmasaydı. 

Bölümde, en çok merak ettiğim şeylerden biri Yo-Yo’nun açtığı pakette ne gördüğüydü. Kimin resmi vardı içinde? 

Önceki bölüm yorumu

The King Eternal Monarch | 1. Bölüm Yorumu

Hikayemizin kurgusu, fizik dünyasının yıllardır kafa yorduğu paralel evren teorisine dayanıyor. Senarist, farklı tarzlarda senaryoları olan ve hepsinde de başarıyı yakalamış Kim Eun Sook. Bu dizide de bolca fizik ve matematik terimleri duyuyoruz. Anlaşılan o ki senaristimiz dersine iyi çalışmış. O halde bize de dersimize iyi çalışmak düşer. Ben de elimin erdiği, aklımın yettiğince diziyi ve dizide geçen terimleri, şifreleri açıklamaya çalışacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lee Gon: Kore Krallığı’nda yaşayan, 8 yaşında, babasının amcası tarafından öldürülüşüne şahit olmuş ve sonrasında kendi canına kast edişine maruz kalmış bahtsız bir kral çocuğudur. İhanet gecesi öldürülmekten son anda kurtulmuş, bundan sonra hayatını, saray hanımı Noh’un korumasında ve veliaht prens Lee Jong-in’in gözetiminde geçirmiş birisidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jung Tae-eul: Kore Cumhuriyeti’nde yaşayan, 5 yaşında annesini kaybetmiş bundan sonra hayatını tekvando eğitmeni babasıyla geçirmiş bir kızdır. Küçüklüğünden beri güçlü olmak istemiş ve bunun yolunun da polis olmaktan geçtiğini fark etmiş. Böyle olunca da doğal olarak gözüpek bir polis olarak karşımıza çıkar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jo Young: Kore Krallığında yaşayan, Lee Gon’un küçüklüğünden beri en yakın arkadaşı ve korumasıdır. Ve Lee Go’un kırılmaz kılıcıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Olay Lee Lim’in sorgulama sahnesi ile başlar. Lee Lim 1951 yılında doğmuştur ama 1994 yılından beri neredeyse hiç yaşlanmamış. Zaman onun için çok yavaş akmış sebebi ise elinde tuttuğu flüttür. Ve hain Lee Lim der ki; “Bu hikâye Kral Sinmun’un Silla Hanedanlığı döneminde başlıyor. Bu “Üç Krallığın Hatırlanmasına Değer Şeyler” olarak kaydedildi. 682 yılının ilkbaharında Kral Sinmun, Doğu Denizindeki Ejderha Kralından bir bambu flüt aldı. Flüt çalındığında düşmanlar geri çekilirdi, hastalıklar iyileşirdi, kuraklık sırasında yağmur yağardı, yağmur mevsimi biterdi, rüzgâr dururdu ve güçlü dalgalar dinerdi. Flütün güçlerini gören Kral Sinmun ona “Manpasikjeok” adını verdi ve onu ulusal bir hazine olarak belirledi. Hikâyeye inanmayanlar için bu sadece bir efsanedir.”

 

 

 

 

 

 

 

Tahtın varisi olamayacağını bilen gayrimeşru çocuk Lee Lim’in, mucizevi güce sahip flütü ele geçirmek için Kral’a darbe yapar. Lee Lim önce Kral olan kardeşini öldürür sonra da flütü iki parçaya ayıran küçük yeğeninin öldürmeye çalışır. Tam bu esnada gizemli bir kişi çıkagelir ve küçük Lee Gon’u son anda kurtarır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Gizemli kurtarıcı küçük Lee Gon’un yanına gelip kontrol ettiği esnada Lee Gon elini uzatır ve bir şeyi tutar. Kurtarıcı hızla yanından uzaklaşırken cebinden bir kimlik kartı düşer. Tüm bu olaylar sonlandığında küçük Lee Gon’un elinde yarım bir flüt ve bir kimlik kartı kalmıştır. Bu kimlik kartı Seul emniyetinde çalışan polis memuru Teğmen Jung Tae-eul’a aittir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Lee Gon artık yeni kraldır. Küçük yaşta büyük bir yük binmiştir omuzlarına. Bir yandan, saray hanımı Noh ve veliaht prens Lee Jong-in’in koruması altında hayatta kalmaya diğer yandan Kral olmanın gereklerini yerine getirmeye çalışır. Böylece aradan tam 25 yıl geçer. Bu süreçte ise her fırsatta gizemli kurtarıcısını, Jung TaeEul’ü arar.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve bir gün, ihanet gecesi duyduğu flütün sesini duyar. Bu bir işarettir. Bir kişi atların olduğu alandan bambu ormanına doğru koşmaktadır. Lee Gon da atını bambu ormanına doğru sürer. Ormanda bir süre sonra karşılıklı duran iki dikilitaş belirir. Lee Gon kısa bir tereddütten sonra dikilitaşın arasından geçmeye karar verir.

 

 

 

 

 

 

 

Karşısında yepyeni çok farklı bir dünya bulur. Burası kendi sarayının bulunduğu kent değil Kore Cumhuriyeti’ndeki Seul’dür. Bir süre atıyla ilerler ve ardından bir sesin kendisine seslendiğini duyar. Dönüp baktığında adeta hayatının şokunu yaşar. Sesin sahibi yıllardır aradığı Teğmen Jung Tae Eul’dür.

 

 

 

 

 

 

 

 

Geçen 25 yıl boyunca Lee Lim de boş durmuyor elbette. Suikastten sonra kaçan Lee Lim açılan kapıdan Kore Cumhuriyeti’ne geçer. Flütün özel güçlere sahip olduğuna kesinkes şahit olan Lee Lim benzerleri olan ve işine yarayacak kişileri yer değiştirerek tanrıcılık oynamaya başlar. Lee Lim Kore Cumhuriyetinde önce kardeşini, yeğeninin öldürür sonra kendisini öldürüp Kore Krallığına bırakarak, kendisini orada öldü göstererek aranmasını engeller. Ve devamında Kore Krallığı’ndaki adamlarıyla yeni bir örgüt kurar.

Diziler ilk bölümlerinde genel konuyu anlatmak adına biraz sıkıcı olur ve bu yüzden izleyiciyi çekmek adına riskli bölümlerdir. Bu yüzden ilginin devam etmesi için güçlü bir senaryo, başarılı bir kurgu gerektirir. Ama bu dizimiz; paralel evren, flütün mucizesi, gaipten gelen gizemli kurtarıcı ve Jeong Tae-Eul adına polis kimlik kartı, 25 yıl geçtiği halde neredeyse hiç yaşlanmayan Lee Lim, iki ayrı dünya ve iki farklı hayatlar derken insanı sarıp sarmalayan bir özelliğe sahipti.

Dizi genel hatlarıyla başarılı bir yapım olmuş. Projenin başarısında elbette Lee Min Ho’nun olması yadsınamaz. Doğrusu King olarak Lee Min Ho çok yerinde bir tercih olmuş. Min Ho’yu da özlemiştik hani. Son dizisi The Legend of the Blue Sea sonrası askerlik falan da derken uzunca bir ara girdi. Ama dönüşü muhteşem oldu orası kesin.

KiM Go-Eun’u ise Goblin dizisinden biliyordum ama yılların ona çok şey kattığını bu dizide daha net gördüm ve iyi ki de Min Ho ile partner olmuş dedim. Doğrusu her ikisini de diğer partnerlerinden çok daha fazla birbirlerine yakıştırdım. İlk bölümde Go-eun’un pek bir sahnesi yoktu. Sadece konuya giriş kabilinden sahnelere sahipti.

İtiraf etmeliyim ki Woo Do-Hwan  (Jo Young) biraz pasif geldi. Keşke daha çok aksiyonlu sahneler yazılsaydı diye içimden geçmedi değil. Başbakan rolündeki Jung Eun-Chae (Koo Seo-Reyong) de çok etkileyici göründü gözüme. Kim Kyung-Nam (Kang Sin-jae) da giriş babında sahnelere sahipti. Dramatik hayatıyla ilgili yorumumu devamına bırakıyorum.

Gelelim hain Lee Lim’e hayat veren Lee Jung-Jin’e. The K2 dizisinden tanıdığım ve oradaki oyunculuğuyla dikkatimi çeken Lee Jung-Jin burada da rolünün hakkını veriyor. Ayrıca çok sempatik ve karizmatik olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Dizinin çekimleriyle ilgili de iki kelam edip öyle sonlandırayım. Daha ilk bölümden insanı içine çeken sinematografik çekimlere sahipti. Hangi dizi olursa olsun bu tür çekimler her zaman ilgimi çekmiştir. Bu konuyla ilgili, devamında yeri geldikçe değineceğimden şimdilik bu kadarla bırakıyorum.

Gelecek bölüm yorumumda buluşmak üzere. Kalın sağlıcakla.

 

Agents of SHIELD 7. Sezon 4. Bölüm : Tarih

Marvel’ın en iyi işi olarak nitelendirdiğim Agents of Shield’ın final sezonu olan 7. sezonu kısa süre önce yayına başladı. Hepsini bi çırpıda izleyip bitirmiş olduğum önceki sezonlara kıyasla henüz alışmakta biraz zorlansam da, gerçekten çok özlemişim. 

Ekibin tarihte gezdiği, yıllardan yıllara savrulup yolculuklar yaptığı bu sezonda, en çok üzüldüm şey Fitz’in olmayışı. Yokluğu hissediliyor, bir yanımız eksik devam ediyoruz resmen. Bunları bırakıp neler olduğuna yoğunlaşacak olursak, bölümün siyah beyaz oluşunu biraz garipsedim. Alışmış olduğumuz sayısız renkten bir anda mahrum kalmak, daha önce bu tarzda film vs izlememiş biri için biraz odak problemi yaratabiliyor.

 

 

 

 

 

 

 

Geçmiş yıllardaki önemli olaylara şahit olmaları, insanların o dönemdeki bakış açıları, düşünce yapılarını görmeleri ve tabii ki Shield’ın geçmişine tanıklık etmeleri çok güzeldi. Önceki bölümlerde de olduğu gibi harika kostümler ve saçlarla karşılaştıkları engeller ve vermek zorunda oldukları zor kararlar.. Hydra’nın kuruluşunu önleyebilme ihtimali ve bir kahramanın hayatını kurtarmak gibi.

Bi an gerçekten bırakıp, yaşanmasına müsade edeceklerini düşündüm ama sonra o yalnızca silahın gözüktüğü sahnede, önünü kesip doğrultanın Coulson olduğunu herkes anlamıştır. Coulson demişken, hala tam kabullenemedim. İzlediğimiz kişi Coulson’mış gibi gelmiyor. Zaten öyle de olması gerek, dizi her zamanki gibi o hissi başarıyla veriyor bize ama, sanırım artık yönetici olmayışının geri planda kalmasının da etkisi büyük bunda. Sıradan bir üye gibi takılması değiştiğinde, daha ağır etkisi olmaya başladıkça içim eskisi gibi ısınır diye tahmin ediyorum. Biricik directorımızın süper özellikli yeni uzantısı..

 

 

 

 

 

 

 

 

Dizide zaman zaman şahit olduğumuz Shield kahramanlıkları, her zamanki gibi beni çok cezbediyor ve Avengers’tan daha çok gurur verici olduklarını düşünüyorum. Zaten bu kurum olmasaydı süperkahramanların çoğu işi yaştı, kim ne derse desin.

Enoch’a çok üzüldüm. Benim en sevdiğim karakterlerden biri kesinlikle. Ve bu “sevilmiyorum yalnızım” tarzındaki duygusal buhranlarını daha önce de yaşamıştı. İzlemesi çok keyifli. Kıyamam ya, ekibin bazı üyeleri acil yardıma ihityaç duyduğu için telefonda ona gereken özeni gösteremeyince Deke aradığında hemen ekibe bağlayıp kapatması 🙁 Onun chronicom sıfatlarından sıyrılıp bizimkilere verdiği desteği, sonrasındaki mantıklı kararlarıyla ettiği yardımları ve vefasını hiç unutmayacağım. Umarım dönüşü hızlı olur, çok beklemek istemiyorum. 

 

Sonraki bölüm yorumu

 

Bozkır İncelemesi: ”Her Katil Yaşadığı Yere Benzer”

Bozkır, Kasım 2018’de BluTV tarafından hayata geçirilen başrollerinde Yiğit Özşener ve Ekin Koç‘un yer aldığı, yönetmenliğini ise Bahadır İnce‘nin üstlendiği bir yerli polisiye.

Dizinin konusunu kısaca özetlemek gerekirse, işinde deneyimli bir baş komiser olan Seyfi ile genç, çaylak ama hırslı polis memuru Nuri Pamir‘in, Anadolu’nun bilinmeyen, -ismi verilmeyen- bir şehrinde geçen hikayesini anlatıyor. Bozkırda görev yapan ikili, burada kayıp olan bir çocuğun cesedinin bulunması ile birlikte çocuk cinayetlerini araştırdıkları bir gizemin içine sürükleniyorlar. Burada ise bozkırın ünlü iş adamı Abbas ve kızı Dilara karşılarına çıkıyor. Altan Erkekli ve Nur Fettahoğlu‘nun da kadroda yer aldığı Bozkır dizisinin konusu özetle bu şekilde.

Konu anlamıyla klasik bir polisiye diyebiliriz. Bozkır’ı bu çizgiden çıkaran yanı ise bana göre sunduğu Bozkır atmosferi. Polisiye dizi sayımız zaten bir elin parmaklarını geçmiyordur ama yine de var olan dizilerin de hep İstanbul veya diğer büyük şehirlerde geçen polisiye diziler olması artık aynı aşinalık hissini yaratmaya başlamıştı. Çekimler böyle güzel, oyunculuklar da böyle yalın ve temiz olunca Bozkır’da polisiye izlemek ayrı bi atmosfer yaşattı. Yani dizinin türü, kurgusu, oyunculuklar, çekimler hatta jenerik ve hatta jenerik müziğindeki tınılara kadar her şeyiyle bir ahenk yakalanmış. Başarılı da olunmuş.

Nasıl ki yabancı dizilerde farklı eyaletlerde geçen diziler, farklı atmosferler yaşatıyorsa, Bozkır’ın polisiye tadı da bize böyle farklı bir Anadolu polisiyesi sunmuş. Kısacası, bu diziyi başarılı bulmam ve önermemdeki en büyük etken yerli polisiyeye bir farklılık getirdiğini düşünmem. Bence repertuarınıza eklemeniz gereken türde bir dizi.

Bozkır Ne Anlatıyor?

Konuyu biraz daha açacak olursak; Bozkır, bizi adım adım katile götüren bir dizi. Yani yarım kalmış, cinayetleri açıklamamış, bu neydi şimdi diye biten bir dizi değil. Komiserlerimizin ”Eşcinsel bir katil”i aramaları ile konu gittikçe dallanıp budaklanıyor. Burada bir parantez açalım, eşcinsel bir karakter yüzünden Netflix dizisini iptal eden RTÜK, Bozkır’ı alıştıra alıştıra izlese iyi olur. 🙂

Netflix dizilerinde ”marjinal” bulunan eşcinsel karakter ve hikayeler, Bozkır dizisinde Anadolu’da çok eskiye uzanan ”Köçek” kültüründen de hareketle her zaman var olduğunu ama bazı şeylerin nasıl gizli kaldığını çok güzel anlatmış. Yani bunlar hep Amerika’nın oyunu, Netflix’in işi diyenler bir de Bozkır’ımızı izlesinler. Anlatılanlar gerçek gelmeyecek mi merak ediyorum?

Bütün bir hikaye, Anadolu’nun bilinen ve bilmek istenmeyen yönleri ile ilerlerken bir yandan da Adalet kavramı sorgulanıyor. Başına iş almamak, Büyük balığı da geçip ”Balina” olarak adlandırılan büyük iş adamlarını kızdırmamak, dosyayı biran önce kapatmak ya da ”Biz böyle bir şehir değiliz. Bizde olmaz.” diyebilmek için suçu ortaya çıkarmak değil de halı altına süpürmek isteyenler bir tarafta, diğer tarafta da komiserlerimiz Seyfi ve Nuri Pamir ikilisi. Dizi de bir de ”Ziya” diye birisi var ki ne siz sorun ne ben anlatayım, izleyin görün. 🙂 Birçok kişiyi spin-off’u çıksa izlerim dedirtecek kadar etkilemiş. Bir karakter bu kadar buram buram Bozkır kokabilirdi herhalde. 🙂

Söylemeden geçemeyeceğim; Seyfi ve Nuri Pamir’e, kısacık izlediğimiz 10 bölüm içinde bile yaşattıkları ”Bromance” havası ile ayrıca değinmek istiyorum. Yiğit Özşener ve Ekin Koç tek kelimeyle döktürmüşler. Yiğit Özşener, tertemiz oyunculuğuyla yeteneği aşikar bir isim. Ekin Koç ise genç jenerasyonun en dikkat çeken yeteneklerinden birisi. Kendisini Golden Globe sahibi ve bu sene de Emmy adayı da olan Succesion dizisinde konuk oyuncu olarak bile görebilirsiniz. Bu gidişle adından daha çok söz ettirecektir. 

IMDb’den Ne Haber?

IMDb’sine bakmadan dizi film izlemem diyenler için hemen söyleyelim dizinin güncel IMDb puanı, 8.1

Kimler İzlemeli?

Bana göre izlediğim en iyi internet dizisi, hele ki polisiye türün en iyisi hala Şahsiyet. Ancak Bozkır, Dip ve Masum dizileri de güzel alternatiler olmuşlar. Bozkır benim için Şahsiyet‘in altında ama Masum‘un üstünde bulduğum bir iş oldu. 

Bozkır için ayrıca True Detective, Broadchurch, Av Mevsimi ve biraz da Behzat Ç yakıştırmaları yapılabilir. Bu dizileri ve filmleri izlediyseniz veya ilginiz varsa, Bozkır‘ı da kaçırmayın.

“Challenge Accepted” Türkiye’den Hollywood’a Yayılmaya Devam Ediyor

            Kadına yönelik şiddete ve kadın cinayetlerine karşı seslerini duyurabilmek için Türkiye’deki kadınlar tarafından başlatılan kampanyaya dünya starlarından da destek gelmeye devam ediyor.

Kadınlar olarak dünya çapında ses getiren bir kampanyaya imza attık. Son günlerde Instagram fotoğrafları, Türk kadınları tarafından siyah-beyaz hale dönüştürüldü. Milyonlarca kadın, fotoğraflarını siyah-beyaz olarak, #ChallengeAccepted etiketi ile paylaştı. Bu kampanya ile kadınlara yapılan şiddete, tacize, eşitsizliğe ve kadın cinayetlerine karşı farkındalık yaratmak amaçlandı. Birçok kadın siyah-beyaz fotoğrafını paylaşırken arkadaşlarını da farkındalığa davet ederek zincir oluşturdu. Bu sayede “Woman Challenge” büyük ses getirdi.

Kampanyaya kadın sanatçılarımız ve oyuncularımız da katıldı. Farkındalık yaratmaya çalışan ünlüler arasında Serenay Sarıkaya, Tuba Büyüküstün, Aslı Enver, Özge Özpirinçci, Hazal Kaya, Bergüzar Korel gibi isimler vardı.

“Kadınlar, kadınları destekliyor.” mesajı hızla yayılarak sınırları aştı. Türk kadınlarının bu kampanyasına Hollywood’un tanınmış isimleri de destek verdi. “Türkiye’deki kadınlar, sizinleyiz.”, “Yan yana duralım ve her yerdeki kadına yönelik şiddeti sonlandıralım.” dedikleri siyah-beyaz fotoğraflarını paylaşmaya devam ettiler. Jennifer Aniston, Emmy Rossum, Cobie Smulders, Jessica Biel gibi oyuncular kampanyaya katılanlar arasındadır.

error: Korunan İçerik!