tds_thumb_td_300x0
Hükümsüz Dizisine İlk Bakış: 1.Bölümde Ne İzledik?

Son günlerde ismini sıklıkla duyduğumuz sosyal platform Exxen’in iddialı yapımlarından Hükümsüz, seyirciyle buluştu. Yönetmen koltuğunda Ömer Faruk Sorak otururken birçok yüksek gişeli filmin yapımcılığını üstlenmiş Mustafa Uslu’nun da yapımcı olarak yerini aldığı, oyuncu kadrosunda Burçin Terzioğlu, Hande Doğandemir, Alican Yücesoy, İsmail Hacıoğlu gibi tanınmış isimler bulunan Hükümsüz dizisinin seyirci karşısına çıktığı ilk bölümüne bir göz atalım.

Dizinin İlk Bölümü Gerçek Bir Hayat Hikayesini Anlattı

Dizilerde alışkın olduğumuz bir giriş cümlesi vardır: ‘Bu dizideki kişi ve olayların gerçek hayatla alakası yoktur,tamamen hayal ürünüdür.’ Hükümsüz,bu kalıbı kıran nadir dizilerden birisi.

İlk bölümde işlenen ve dizinin temelini oluşturan olay 9 yıl önce Türkiye’de yaşandı.Evinden markete girmek için çıkan 15 yaşındaki Sezgin Kırıç, kaçırıldıktan sonra kan donduran bir cinayete kurban gitmişti. Bu olayın peşini bırakamayan ablası ve onun tanıştığı avukatın yaşadıkları, dizide sadece isimleri değiştirilerek işlendi.

Genel Konu ve Karakterler

Toplumumuzun kanayan yaralarından biri olan kadın cinayetleri, Hükümsüz’ün temel taşını oluşturmuş.Günümüzde işlenmeye çekinilen bu konuyu,eksiksiz ve seyirciye alt metninde vermek istediği mesajlarda korkusuzca sunan dizi sosyal medyada çok konuşuldu.Senaryoya ek olarak oyuncu kadrosunun da katkısı çok büyük tabi. Özellikle Poyraz Karayel’den bu yana izlemekten büyük keyif aldığım Burçin Terzioğlu ‘idealist bir kadın rolüyle dönse de,gönül rahatlığıyla izlesek!’ serzenişlerimizi adeta duymuş sanki. Kararlı, ne istediğini bilen, mesleğine bağlı avukat Esma Öztürk rolünü eksiksiz oynamış. Yıllar önce kardeşini korkunç bir cinayette kaybeden Filiz de en büyük amacı avukat olmak olan hırslı ve zeki bir üniversite öğrencisi. Hande Doğandemir de dizideki bu performansıyla seyirciden tam not almış.

İlk Bölümde Neler İzledik?

Dizi, 2015 yılından bir flashback ve fonda Haluk Levent-Elfida’nın çaldığı sahneyle başladı. Bu sahnede İnci’nin baba baskısından bunalmış bir genç kız olduğunu iliklerime kadar hissettim. Evden aseton almaya diye çıkan İnci’den hemen sonra sürücüsü gösterilmeyen bir arabanın radyosundan yükselen ‘İnsanlığın utancı: kadın cinayetleri, kanayan yaramız olmaya devam ediyor. Hemen her gün bir kadının hayatı, hayalleri, umutları karanlığa gömülüyor. Hem de en yakınları ya da tanıdıkları tarafından. 2015 eylül ayı itibariyle katledilen kadın sayısı 222’ye çıktı. Artık vicdanlarda hükümsüz olan namus, çok sevmek, kıskanmak bahaneleri..’ cümleleri aniden yarıda kesiliyor ve biz vahşice öldürülmüş bir insanın gösterildiği sahneyle karşı karşıya kalıyoruz. Kim olduğuysa, son sahnede karşımıza çıkıyor.

Dizinin alt metninde hangi mesajlar var?

Dizideki sahneler günümüze döndüğü an tanınmış avukatlar olan Esma ve aynı zamanda patronluğunu yapan babası avukat Çetin’in,asistanları Fatma’nın kolundaki darp izlerini fark etmeleri olayların ilerleyişini değiştiriyor. Fatma ve ona yardım etmek isteyen baba-kız binadan ayrıldıkları anda Fatma’nın eşi hızla arabadan inip gözünü bile kırpmadan üçünü silahla vuruyor. Bu sahnede baba-kızın son defa birbirlerine bakmalarını ,Fatma’nın adını duyduğumuz onlarca kadın gibi insanlığını kaybetmiş birinin cinayetine kurban gittiğini görüyoruz.

Dizide asla bitmek bilmeyen kadın cinayetlerine yoğun biçimde vurgu yapılıyor. 2015’te kız kardeşi İnci’yi kaybeden Filiz, 2020 yılında en yakın arkadaşı Fatma’yı da bir cinayete kurban veriyor ve sonrasında elinden geleni yapmak için çıktığı avukat olma yolunda, avukat Esma’yla yolu kesişiyor. Esma’nın Filiz’de fark ettiği istek, zeka, bir şeyleri başarabilmek için ne pahasına olursa olsun yola devam edeceğini gösterdiği kararlılık sayesinde Filiz’i yanında çalışması için kabul ediyor. Filiz’in Fatma’yı çok yakından tanımasının da etkisi var tabi bu durumda.

Esma’nın babasının acısını hala atlatamamışken olayın arkasındaki sır perdesini aralamak için Filiz’in mahallesine gitmesi ortalığı kızıştırıyor. Katil olan erkeğin babası, kameralara oğlunun masum olduğu imajını çizmeye çalışırken aynı anda Filiz’in Esma’nın babasıyla ilişkisi olduğu iddiasını da bağıra çağıra herkese duyurmaya çalışıyor. Böylece seyirciye bir kez daha hiç şaşırmayacakları,televizyonda defalarca kez gördüğümüz bir tablo daha çizilmiş oluyor dizide.

Esma-Filiz ortaklığının başladığı sahneden sonra, bölümün başında gösterilen cesedin İnci olduğunu kolundaki dövmeden anladığımız sahneyle bölüm bitmiş oluyor.

İlk bölümüyle şimdiden seyirciyi merakta bırakan, 2. bölüm fragmanıyla bekleyenlerin sayısının daha da arttığı Hükümsüz benden tam not aldı. Bu tarz özgün ve işlenmesi gereken konuları işleyen projeleri daha çok görmek dileğiyle.

IMDb Puanına Göre Son Zamanların En İyi Yerli Dizileri

IMDb puanı, dizileri değerlendirmemizde önemli bir faktör. IMDb’ye girip de izleyeceğimiz dizinin türüne göre puan kıyaslaması yapmak bize o dizi hakkında önemli fikirler veriyor.

Daha önce IMDb puanlarına göre tüm zamanları kapsayan bir yerli dizi listesi yapmıştık. İzlemeye değer yerli içeriklerin sayısı arttıkça bu listeyi güncelleyelim dedik. Önceden hazırladığımız IMDb’si 7’nin üzerinde olan yerli diziler listemize buradan ulaşabilirsiniz. Peki son zamanların öne çıkan dizileri hangileri oldu? Buyrunuz!

İşte IMDb puanına son zamanların en iyi yerli dizileri!

Bir Başkadır (8.7)

2020 yapımı Netflix Orijinal dizisi Bir Başkadır, 8.7 IMDb puanı ile listenin başında geliyor.

Öğretmen (8.1)

Yalnızca 9 bölümden oluşan Öğretmen’i bir mini dizi olarak değerlendirebiliriz. Öğretmen’in güncel IMDb puanı, 8.1.

Bozkır (8.1)

Bir sezon yayınlanan BluTV orijinal dizisi Bozkır, 8.1 IMDb puanına sahip. Önümüzdeki yıllarda dizinin yeni sezonunun da çekilmesi planlanıyor.

Yarım Kalan Aşklar (7.9)

Fantastik/polisiye türündeki BluTv Orijinal dizisi Yarım Kalan Aşklar, 7.9 IMDb puanına sahip.

Menajerimi Ara (7.7)

Call My Agent dizisinden uyarlanan ve Star TV’de ekrana gelen sevilen dizi 7.7 IMDb puanı ile televizyon kadar dijitalde de sevilmişe benziyor.

Saygı (7.7)

Behzat Ç., spin-off’u olan Ercüment Çözer dizisi Saygı IMDb’de 7.7 puana sahip.

Alev Alev (7.8)

Show TV’de ekrana gelen Alev Alev’in IMDb puanı 7.8.

Masumlar Apartmanı (8.1)

Sezonun televizyonda çok sevilen bir diğer dizisi ise 8.1 IMDb puanı ile Masumlar Apartmanı oldu.

Aşk 101 (7.5)

90’larda geçen Netflix Orijinal yapımı gençlik dizisi Aşk 101, 7.5 IMDb puanı ile beğenilen işler arasında yer alıyor.

Atiye (7.4)

2019 yapımı Atiye, Netflix’in en çok izlenen ve konuşulan dizileri arasında. Dizinin IMDb puanı ise 7.4.

Kırmızı Oda (7.8)

Sezonun bir diğer çok izlenen ve ses getiren dizisi Kırmızı Oda ise 7.8 IMDb puanına sahip.

Babil (7.3)

2020 yapımı Babil, 2. sezonu ile ekranlara veda etmiş olsa da yayında kaldığı süre boyunca seyircinin takdirini toplamayı başardı. Dizinin IMDb puanı 7.3.

Alef (8.1)

2020’nin Blu TV / FX yapımı polisiye türde dizi Alef, 8.1 IMDb puanı ile öne çıkan diziler arasında oldu.

NOT: Bu liste 2021 Ocak ayı güncel puanlara göre hazırlanmıştır. İlerleyen sezonlarda değişiklik gösterebilir.

Bir Başkadır: 1. Sezon Bölüm Yorumları (3-4-5)

Yazacağım bu üç bölümde, aslında hiç de tahmin etmeyeceğim şeyler oldu. Bunlardan birisi, Hayrunnisa’nın annesinin ölümü, ikincisi Gülbin’in kardeşini Öner Erkan’ın canlandırıyor olması. Ki günlerdir sosyal medyayı meşgul eden bir dizi için bu spoilerları yememiş olmam benim açımdan çok önemliydi.

Bu üç bölümde olay anlamında pek bir ilerleme olmadı aslında. Gülbin’in hikayesine daha derin daldık. Olayları biraz da onun açısından gördük. Kardeşinin hikayesini tam olarak bilemesek de ablasıyla arasının neden bozuk olduğu ile ilgili fikirler, kafamızda canlandı. Bu arada Öner Erkan sürprizi çok hoşuma gitti. Aşırı iyi oynamış. Umarım kendisini son üç bölümde de görürüz.

Yasin ile Hayrunnisa’nın istemsizce karşılaşmalarına anlam verememeye başladım artık. İkinci bölümü izlerken, nasıl olacağı ile ilgili tahminlerim vardı. Altıncı bölüme kadar hikaye ilerler sanıyordum. Fakat dizide olaydan çok karakterlerin duygusal gelişimleri hedeflendiği için, bu sezon sonunda bile sonuca varamayacağımızdan şüphelenmeye başladım. Sanırım işler biraz hızlı ilerlesin istiyorum. Karakterler kendini daha hızlı belli etsin. Olay olgulu dizilere daha sıcağım anlayacağınız. Tamam, elbette çekim tarzı, hikayesi, oyuncuları bu dizinin iyi sayılması için yeterli bir sebep. Fakat bir sezon sekiz bölümden oluşuyorsa, ben diziyi izlemeyi bitirdikten sonra, yeterli doyuma ulaşmış olmayı isterim. Bu da biraz, hikayenin akmasıyla oluyor tabi.

Yasin, kızın hocanın kızı olduğunu anladı. Zaten bilmemesi de bana biraz saçma geldi. İlgilenmemiş veya görmemiş olabilir. Fakat her şeylerini hocayla paylaşan bir aile olarak, senelerce nasıl bir kere bile görmedi, şaşırıyorum.

Meryem de sorgulayıp duruyor tabi. Kendisine sorulsa ‘Mevzu yok abla sen de hemen mevzu yaptın’ derdi. ‘24 geçiyor mu buradan?’

Her şey bir kenara… Bu ailede  kesin olan bir şey var. İletişimsizlik. Kimse, bir diğerinin lafını dinlemiyor, sorusuna cevap vermiyor, kekeliyor ya da susuyor. Ruhiye de, Meryem de, Yasin de… Hepsi işine geldiği gibi davranıyor. Halbuki, ekmek almaya gelirken köpeğin bir kızı ısırdığını ve yardım ettiğini anlatmıştı Meryem’e. O kız hocanın kızı çıktı diyecekti sadece. Yalan dese, yalan değil. Şüphelendirmemek için diyor olsa, böyle daha da şüphelenecek.

Aralarında bir şeyler olacak, kızdan hoşlandı diye soruya kaçamak cevap verdi desem, kaç defa gördü ki? Ruhiye’nin rüyasından sonra olayın gelişmesi de pek hayra alamet değildi. Bakalım…

Peri ile Melisa’nın arkadaşlığı da bir yere varıyor gibi gözükmüyor. Melisa çat çat çat her şeyi söyledi. Melisacığım bende sana bir şeyler söylemek istiyorum. O işler senin anlattığın gibi olmuyor. İkram ve hediyeler elbette çok hoş fakat insanlarla aranda duygusal bir bağ oluşmasını sağlıyor ve emin ol bu iki tarafında hayrına değil. Birine gösterdiğin ayrıcalıklı davranış bir diğeri tarafından görülüp duyulabilir. Her şekilde etik ihlali, anlayacağın. (Televizyona doğru konuşuyorumdur)

Tabi Melisa, Peri’ye kötü niyetli olarak yüklenmedi. Fakat Peri, Melisa’nın canını resmen acıtmak istedi. Eleştiriyi mi kaldıramadı bilmiyorum. Yeterli açıklamayı yapamadı ve atağa geçmek istedi.

Meryem sayesinde dizinin ismini hatta Melisa’nın Sinan’ın evine gittiğini öğrenince, aklı orada kaldı. Benimde aklım kaldı ne yalan söyleyeyim. Melisa ve Peri görüşsün istiyorum en yakın zamanda.

Bu arada Peri’nin ailesini de görmüş olduk. Peri’nin babasının sosyal medyadan atılan bir mesajı sesli bir  şekilde okuduğu sahne çok iyiydi. Tek bir sahnede, en başarılı şekilde, bize aileyi tanıttılar.

Ve beşinci bölümde, o meşhur araba sahnesini izleme fırsatını yakaladım. Ruhiye’nin krizi sonrası Meryem’in eğlendirme çabası beni hem güldürdü hem de üzdü. Sorun ne kadar Ruhiye ve Yasin’in arasında gözükse de, aslında bu ilişkide Meryem de oldukça yoruluyor. Travma yaşayan birinin yanında olmak da, travma yaşamak kadar yorgunluk verici bir şeydir. Belki Meryem o an ağlamak istedi, belki o da bağırmak yeter artık demek istedi fakat diyemedi. İçindeki duyguları bastırmaya o kadar alışmış ki!

Son üç bölümün yorumu da bir arada olacak. Bakalım, sezon finalinde bizleri neler bekliyor? Takipte kalın!

Atiye’nin Karmaşıklıklarla Dolu Yeni Sezonunda Ne İzledik?

Bugün sizlerle birçoğumuzun gündeminde olan, aksiyon ve fantastik türündeki Netflix’in ikinci Türk orijinal internet dizisi Atiye (The Gift) hakkındaki yorumlarımı paylaşacağım. Mantık hataları olsa da ben Atiye’nin ilk sezonunu gerçekten çok beğenmiştim. Genel olarak baktığımda ilk sezonu anında bitirdim, çünkü akıcıydı, güzel ilerliyordu. Hatta 10 Eylül gelse de Atiye’yi izlesek demeye başlamıştım. Sonunda merakla beklediğim 2. sezonu bitirdim.

Ne yazık ki 2. sezonun ilk bölümünü izlerken 1. sezonu bayağı unuttuğumu fark ettim. Eminim çoğunuzda da bu durum yaşanmıştır. Neyse ki sezonu izlerken yavaş yavaş hatırlıyorsunuz. 6. bölüme gelene kadar sürekli “Çok saçma.” dedim arkadaşlar. Üzülerek söylüyorum ki birçok mantık hatası vardı, nasıl bu kadar alakasız olur diye hayal kırıklığına uğradım. İlk sezondaki mantık hataları falan hiçbir şeymiş. En basitinden taksici olayı herkesin tepkisini çekti. Atiye’nin cebinde 5 kuruşu olmadan memleketin dört bir yanını karış karış gezmesi vs. daha sayılacak o kadar çok mantıksızlık var anlayacağınız. Buna rağmen sonuna kadar izledim, neye bağlayacaklardı bu sezonu? Bir sonuç bekledim falan ama ne bileyim beklentimi karşılamadı sanırım. Zaten sezonu izlerken hiçbir şey anlamıyorsunuz bazı noktalarda beyniniz yanıyor. Kuantum fiziği, zamanın döngüselliği bize aktarılmaya çalışılıyor. Mutlak doğruların olmadığının, tüm evrenin olasılıklardan ibaret olduğunun üzerinde duruluyor. Bu olasılıkların sayıca fazla olması da kuantumu özel kılıyor. O nedenle sezon kafanızı oldukça karıştırıyor. Sürekli “Sen kimsin?”, “Biz kimiz?” ifadeleriyle yaşam ve varoluş sorgulanıyor. Bir zamanda pişman olduğunuz bir şeyle, diğer zamanlardaki başka şeyleri düzeltebileceğimizden bahsediliyor.

Dünya genelinde pek çok kültürde yer alan, kültürümüzün de önemli sembolik ifadelerinden biri olan, pek çok efsanede ve mitolojik unsurda gördüğümüz hayat ağacına da sezonda çokça yer veriliyor. Türkler yaratılış ve türeyişlerini ağaçla özdeşleştirirler, dizide doğurganlığı belki de buna bağlamak için de kullanmış olabilirler. Mezopotamya’da geçen bir dizide Mısır tanrılarından çok Sümer tanrılarından da bahsedilebilirdi. Bence daha iyi olurdu ama çok da göze batmamış. Bir eleştirim olacak ki dizide arkeolojiye ilgi uyandırmak istenilse de bence konudan oldukça sapma olmuş. Seher’in evinde arkeolojiyle alakalı eşyalar bulunsa bile bağlam çok alakasızdı. Sanki ortam büyücülüğü, batıl inançları daha çok yansıtıyordu, bana öyle bir çağrışım yarattı.

Bu sezonda kadronun oyunculukları da izleyenler tarafından eleştirilmiş. Beren Saat’in mimikleri, tepkileri samimiyetsiz gelmiş çoğu kişiye. Bazı tepkileri bana da yapmacık gelse de sanırım Aşk-ı Memnu’dan alışmış olduğumdan dolayı normal geliyor artık 🙂 Erhan’ın babası rolündeki Fatih Al’ın oyunculuğu bana kalırsa asıl göze batanlar arasında ve ben de pek beğenmedim, olmaması gereken yerlerde aşırı abartılı tepkiler vermesi gerçeklikten uzak geldi. Yeni sezonda kadroya dahil olan Melek Yılmaz karakteri hoşuma gitti, Senan Kara’nın oyunculuğu takdir edilesiydi.

Replikler çok güzeldi, herkes gibi ben de etkilendim. En beğendiğim replik ise, “Sen tüm kainatın annesisin. Doğanın kendisisin. Zamanın ötesinden gelen ilahi güçlerin toplamısın. Ruhların kraliçesi, hayat ve ışıksın. Sen hep olansın, hep olacak olan. Sana Venüs derler ya da İsis. Her alemde rastlanır olansın. On bin isimli tanrıçasın ve benim için tek olansın.” oldu.

Acayip beğenmesem de hatta yer yer eleştirsem de 3. sezonu da merakla bekliyor olacağım, hadi bakalım umarım bu sefer güzel bir sezon bizi bekler. Yeni yorumlarda görüşmek üzere…

NE İZLEMELİ | Kırmızı Oda Nasıl Bir Dizi?

Hepinize merhaba. Bugün, son günlerde Tv8 ekranlarında yayınlanan ve gündemi sallayan Kırmızı Oda dizisi hakkında konuşacağım biraz. 

Öncelikle artık televizyonlarda böyle yapımlar da yer aldığı için bir hayli mutlu ve umutluyum. Çünkü bu dizi tamamen hayatın içinden. Dizide dertlerini anlatan karakterler gerçek, karakterlerin acıyla gözlerinden süzülen yaşlar çok gerçek. Yaşadığımız dünya kusursuz değil. Her gün ebeveynlerimiz televizyon karşısına geçtiğinde, biz çocuklar ise telefonlarımızı elimize alıp sosyal medya platformlarına göz attığımız zamanlarda bin bir türlü acı haberle göz göze geliyoruz. Bu dizi ise tamamen hayat. Dizideki karakterlerin hepsi biziz. O kurgusal karakterlerin hepsi bizim gerçeğimiz… 

Dizide usta oyuncu Binnur Kaya’nın canlandırdığı psikolog harika bir doktor. Bizim normal hayatta gördüğümüz ve bize sürekli ilaç dayatmaya çalışan psikologlar gibi değil bir kere. Gerçekten dinliyor, anlıyor ve arkadaş oluyor hastaları ile. İçinde hiçbir ön yargı barındırmadan, salt, tertemiz duyguları ile dinliyor hastalarını. 

O hastaları psikolog ile beraber biz izleyenler de dinliyoruz. Evrensel olarak seyirci konumunda oluyoruz ama sadece bir süreliğine biz de bazen psikolog, bazen hasta oluyoruz. Hatta diziyi izlerken çoğumuz içimizden ”Keşke ben de böyle bir doktorla dertleşebilsem” diye geçirmişizdir. Şahsen ben geçirdim. 

İçine atmak aslında ne büyük felaketlere sebep oluyormuş.. En iyi örneğini gördük dizide. Genelde hastalar psikoloğa geldikleri ilk seferde insanların ağzını bıçak açmıyordu. Dilini yutmuş gibi susanlar, boş ve ifadesiz gözlerle öylece düz duvarı inceleyenler, durduk yere sinirle dolup taşarak ortalığı birbirine katanlar… Hepsi doktorun karşısında içlerini döktükten sonra iyi yönde gelişme gösterdiler. Mesela Meliha Hanım… Çok zor zamanlar geçirmiş, hayat onlara her türlü acıyı yaşatmış. Yıllardır da hiç konuşmamış bu konular hakkında. Hatta bırakın konuşmayı, aklından geçirecek cesareti bile bulamamış kendinde. İçine attığı için, aldığı her nefeste geçmişiyle boğuştuğu için ise temiz nefes almaya fırsatı olmamış. Çünkü içinde biriken korkunç dertler onun nefes almasına hiç izin vermemiş. Ama doktorun karşısında yavaş yavaş içini dökmeye başladığında içindeki tüm zehri akıttı. 

Anlatmaya başlamadan önce ise korkmuştu. Yargılanmaktan… Yaşadıklarını salt bir şekilde anlatırsa doktor onu ayıplar sandı mesela, çünkü hayatı boyunca ayıplanmış, hayatı boyunca ezilmiş. Hiç olumlu bir duygu hissetmemiş ki insanlara ve hayatı karşı gardını almadan, şüphe duymadan anlatsın kendini… Ama demek ki doğru insana anlatmak lazımmış. Tüm ön yargılarından arınmış, hayatta ne kadar acı şeyler olduğunun bilincinde olan ve insanların yaşantısına, geçmişine saygısı olan bir insan olmak lazımmış ki uzlaşma olsun. Psikolog da tam olarak böyle bir insan işte. 

Meliha Hanım yaşadıklarını anlatırken sanki o günleri tekrar ve tekrar yaşıyormuş gibi ara sıra geçmişe gidip geldi. Terapiye geldiğinde yine iyi kötü gülümseyebiliyorken, terapi sırasında o anılara gittiğinde yine ruhu çekiliyordu. Geçmişi güncel olarak tekrar yaşıyor gibiydi sanki. Özellikle ablasını anlatırken derin derin iç çekip durdu. Söylediği her kelimede ablasına olan minnet duygusunu çok rahat hissedebiliyorduk. Su Burcu Yazgı Coşkun’un hayat verdiği ablası Güler ise anneleri öldükten sonra kardeşlerine bakabilmek için annelik sıfatını devralmış. Neler yaşamış daha o küçücük yaşında. Ne büyük bir yük almış omuzlarına… 

Meliha, ablasını anlatırken, ablasının kardeşlerini doyurabilmek için yaptıklarını anlatırken ”Şimdi gelip ona kim ahlaksız diyebilir…” benzeri bir cümle kurmuştu. Gerçekten öyle. Hayat çoğu zaman insanı o kadar zorlar, sınamalara doyamaz ki ; hayatta kalabilmek için, sevdiklerinle beraber hayatta alacağın son nefese kadar tutunabilmek için elindeki iyi kötü tüm şartları harcaman gerekir. Hele ki telef olan sadece sen değil, sorumlulukları üstüne kalan kardeşlerin de olunca bambaşka.. Başka hiçbir çaren yoktur. 

Eklemeden geçemeyeceğim : Su Burcu gözyaşlarına boğdu izleyenleri. Ben kendisini 7 yıl önce Zeynep karakterine hayat verdiği Sana Bir Sır Vereceğim dizisinden tanıyorum. Kendini çok fazla geliştirmiş. Mimikleri, ekrana yansıyan enerjisi, bakışları o kadar gerçek ki… Kurgusal bir karakter ancak bu kadar gerçekliğe kavuşabilirdi. Ki zaten hayatın bir gerçeği de, oyunculuk anlamında söylüyorum. Kendisini gerçekten çok tebrik ediyorum. Geleceği çok parlak onun. İnanılmaz yetenekli. 

Binnur Kaya, Evrim Alasya, Salih Bademci, Hande Doğandemir, 2. Bölümde karşımıza Alya karakteri ile çıkan Melisa Sözen… Hepsi çok usta ve işin ehliler. 

Biraz da Mehmet karakterine değinmek istiyorum. Mehmet : Doğup büyüdüğü evde öğrendiği her şeyi maalesef gelenek gibi sürdürerek ailesine de yaşatan bir adam. Aslında özünde oldukça iyi bir adam lakin hayat denen illet Mehmet’in de ruhunu sömürmüş kocaman adam olana kadar geldiği bu hayat yolunda. Doğduğu evde sevgiye dair ufacık bir esinti bile vermemiş hayat rüzgarı ona. Hep fırtınada kalmış, hep küçümsenmiş, hep ezilmiş. Kendine saygısı olmadan, kendini sevmeden büyümüş. Çünkü öyle görmüş çocukken. 

Ayrıca Hande Doğandemir’in hayat verdiği eşi Nesrin terapideyken, o karakterin yediği dayağın sebep olduğu gözünün altındaki çürüğü doktora gösterirken ”Saygın bir iş kadını olduğum halde bunları yaşamak çok ağır geliyor doktor” gibilerinden bir sözü vardı. O söz de beni mahvetti. Şiddetin statüsü yoktur. Hangi maddi durumda olursa olsun, kötü bir kaderin varsa ister milyarder ol, yine görürsün o şiddeti. Zaten Nesrin kendini anlatırken onun geçmişine de küçük bir yolculuk yaptığımızda annesinin de kendisi gibi şiddet gördüğüne şahit olmuştuk. Hatta bir sahnede tıpkı annesi ile geçmişte yaşadığı bir sahneyi bu defa kendisinin kızı ile yaşadığını görmüştük. İşte, kader… 

Hayat dipsiz bir kuyu. Biz insanlar ise o dipsiz kuyunun içinde yapabildiğimiz kadar yukarı bakmaya gayret ederek gün ışığını görmeye çalışıyoruz. Bu izlediklerimizin hepsi gerçek, hepsi bir yerlerde yaşanıyor. Bizim haberlerini okuyunca bile gözyaşlarına boğulduğumuz şeyleri o kadersiz insanlar yaşıyor. 

Ayrıca dizideki karakterlerin yaşantılarından kendimize ait parçalar bulmamız da çok mümkün. Hepimizin yarası var, hepimizin içine atıp sustuğu şeyler var ve izlerken bir anlığına o kurgusal karakterlerin replikten oluşan cümlelerinde kendi gerçeğinizi görüyorsunuz ve kelimeler birer birer kalbinizdeki hassas noktaya dokunarak canınızı yakıyor. Bu yönden de oldukça gerçek. 

Aslında bu diziden çıkartılması gereken anlam kanımca şu : İnsanların ne yaşadıklarını, hangi şartlarda hayata tutunduklarını gözlerinden okuyamayız. O insan susar, yargılanmaktan ve küçümsenmekten korkarak size kendilerini açmazlar. Siz de lütfen o insan tüm benliği ile size kendisini açmadan ön yargı denizinde boğmayın. Daha bizim görmediğimiz, bilmediğimiz çok ağır yaşantılar var. Ve elinizden geldiğince geçmişinizden kaçmak yerine onunla barışmayı, güncel olarak kendinizi iyi anlamda değiştirmeyi öğrenin. Bu dizi bize bunu öğretiyor aslında. 

Hayat çok garip. Bize çok kötü şeyler de yaşatacak, çok güzel şeyler de. Ağlayacağız, delirecek gibi hissedeceğiz, hatta ölmek bile isteyeceğiz bazen. Ama bunlar sonsuza kadar sürmeyecek. Hayat bize acı çektirmeyi bildiği kadar mutlu etmeyi de az çok biliyor. Hayatta sahip olmanız gereken en önemli şey : Tüm kötü hislerinize ve yaşanmışlıklarınıza rağmen güçlü olmanız ve kendinizi sevip saygı duymanız. Kimseyi kırıp dökmeden, ben merkezli olmadan, kendinizi saf ve temiz bir şekilde sevin ki sizin için değerli olan insanları severken kendinizden ilham alın. 

Ve hiçbir şeyi içinize atmayın. İçinize attıkça kendinizden nefret etmeye başlarsınız. Güvendiğiniz, sevdiğiniz insanlara dökün içinizi. Kimse yoksa da kendi kendinize konuşun. Kendinizle çok iyi anlaşırsınız. Aynanın karşısına geçip, kendi gözlerinizin içine bakarak kendinizle konuşmanız size müthiş hissettirecektir. Bazen de en yakın dostunuz kendiniz olmalı.

Benim 2 bölümlük Kırmızı Oda yorumum bu kadar. İleriki bölümleri de merakla bekliyoruz. Bakalım daha neler göreceğiz? 

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Kendinizi sevip saygı duymayı ve insanları anlamayı unutmayın.

error: Korunan İçerik!