tds_thumb_td_300x0
Yargı 66.Bölüm Yorumu: “Tahassür”

Şükür kavuşturana… Uzun bir aranın ardından, tekrardan, bir aradayız. Merhaba Sevgili Okurlarım! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir, değilseniz bile artık iyi olmak durumundasınız. Çünkü sizlerin de bildiği üzere; ekrana geldiği ilk günden bu yana feleğimizi şaşırtan, bizi duygudan duyguya sürükleyen, pazar akşamlarımızın kepenklerini seve seve kapatmamıza neden olan o dizi nihayet aramıza döndü. Yargı. Evet, Yargı 3.sezonu ile bomba bir şekilde yeni sezonuna giriş yaptı. O yüzden, izninizle, önce bir hoş geldin diyelim pazar akşamlarının vazgeçilmezine. Sonra da ağlamalara doyamadığımız o bölümü, 66. bölümü konuşalım. O zaman ne diyoruz? “Ağlamaya ve gülmeye deli gibi hazırız. Hoş geldin Yargı!”

Ceylin’in kaybolan kızıyla birlikte yüzündeki tebessümün de kaybolması…

Avaz avaz bir ses… “Kızım! Kızım nerede? Mercan nerede?!” diye. Hani derler ya; “Evladımın ayağı taşa değse, benim yüreğim kanar.” diye, işte Ceylin’inki de o hesap… Bağırıyor, haykırıyor; hiç durmaksızın, bir karada bir denizde evladını arıyor. Hem de öyle bir arıyor ki, önüne gelene tek bir soru yöneltiyor: “İki yaşlarında, kısa saçlı böyle… Kızımı görmediniz mi?” diye. Yetmiyor, düşe kalka plajın her bir köşesine bakıyor. Ama görüyor ki, yok. Maalesef bebeği yok! Mercan’ı yok! Ne yapsın, yığılıp kalıyor tabii. Etrafına toplanan kalabalık ise, “Dur kızım, bulacaklar. Merak etme, bulacaklar.” demekle kalıyor. Ama bilmiyorlar ki, bir anne için, evladından ayrı geçen her bir saniyenin ne denli cehennem olduğunu… Neyse. Öyle ya da böyle zaman bir şekilde geçiyor fakat gel gör ki, Ceylin için o zaman hiç geçmiyor. Ne diyordu şarkıda? “Sadece ikimizin uyandığı saatlerde duruyor zaman, Çünkü sadece sen tutuklarsın beni, apansız uyanış gibi”

Peki Ceylin’in kumu kazdıkça kazma metaforu… Bu tam olarak Mercan’sız geçen her bir saniyede Ceylin’in yüreğinde açılan oyuk değil mi?

Tam da bu noktada, Mercan’a dair en ufacık bir ize bile rastlamaz iken bir görgü tanığı çıkıyor karşımıza. O görgü tanığı usulca Ceylin’in omzuna dokunup diyor ki; “Denize gitmedi. Sana anne, anne dedi ama duymadın.” İşte bu cümle, Ceylin’e yetiyor ve bir anne olarak ayağa kalkıp yeniden kızının peşine düşüyor. Keşke işler umduğu gibi gidebilseydi ama işte… Maalesef ki, görgü tanığı olarak dikkate aldığı Macit Amca ileri düzeyde bir demans hastası çıkıyor ve hâl böyle olunca, kızına dair öğrenebildiği tek iz, sadece o cümle oluyor. Tabi bir yandan aramalara da hızla devam ediliyor. Başta Yekta olmak üzere, herkes minik Mercan için seferber oluyor.

Ama işte, yapılan tüm aramalar yetersiz kalıyor. Özellikle de bir anne için. “Ilgaz kalk, kızımızı arayalım. Kızımız kaçırıldı, bizim kızımız kaçırıldı. Çok karanlık ve karanlıktan korkar benim kızım. O şimdi ağlıyordur, annem nerede diye ağlıyordur.” Bu sahne ve devamında gelen o acı feryat var ya hani, “Mercan!” diye… İşte o sahneye gömün beni. Çünkü çok etkilendim. Bir anne boğazı yırtılırcasına feryat ediyor, hem de kim için? Canının en kıymetli yeri için, kızı için. Peki, bize bu hissi hücrelerimize kadar hissettiren kim? Sevgili Pınar Deniz. “İyi ki varsınız Pınar Hanım, iyi ki Ceylin’e hayat veren kişi sizsiniz…” 🧿

“Ben iyi bir anne değilim!”
“Annecim, karanlık. Sensiz dünyam çok karanlık. N’olur bana geri dön!”

Mercan yok, doğru. Annesi onu arıyor, doğru. Peki babası? Babası aramıyor mu kızını? Aramaz mı, deli gibi arıyor. Ama sizin de bildiğiniz üzere, Ceylin yıkılmış durumda. Bir de Ilgaz yıkılırsa kim arayacak kızlarını? Tıfıl savcı Efe mi yoksa kendi kayıpları ile kızının kaybını her an kıyas eden Gül mü? Kim arayacak Mercan’ı? Elbette, anne ve babası. Onlar arayacak sonuna kadar Mercan’ı. Ee şartlar böyle olunca, bölüm boyunca gördüğümüz üzere, kızlarını arama yolunda metanetli ve sabırlı olma görevi Ilgaz’a düştü.

Allah var, Ilgaz hep sabırlı bir karakterdi bugüne kadar. Ama işte, hayat ya bu, bu sefer aradığı kişi kızı olunca onun da şirazesi kaydı. Bu da çok normal zaten. O da bir insan, o da bir acılı baba. Ne diyordu kamera görüntülerini izlerken? “Pizza var mı diye sormuştu. Yok deyince çok üzülmüştü.” Ah, Ilgaz. Bu sahnede de sen mahvettin beni. Kızının kucağındaki son görüntüsüne bakarken ki dolu dolu gözlerin, tarifsiz bir acıya hapsolan mimiklerin… “Daha ne diyeyim Sevgili Kaan Urgancıoğlu, iyi ki siz… İyi ki Ilgaz Kaya’ya hayat veren, onu ifade eden sizsiniz…” 🧿

“Babacım, neredesin? Neredesin gözümün bebeği?”

Buraya kadar ki yazdıklarımdan anlayacağınız üzere, dün akşam, seyir zevki muhteşem olan bir bölümle karşı karşıyaydık. Gerçekten de fragmanlar başta olmak üzere, oyuncuların da röportajlarında vadettiği gibi ağlaya ağlaya bi’ kaldık ve neredeyse stok ettiğimiz tüm peçetelerimizi ekran karşısında bitirdik. Ki eminim, peçeteler en çok adli tıp sahnesinde düşmedi elimizden. Bir telefon ve gelinen yerde göze çarpan bir şapka. Bizler için o şapka alelade bir şey olsa bile, o şapka, Ceylin ve Ilgaz için her şeydi. Kızlarından geride kalan küçük ama avuçlarının aralarına alıp burunlarına götürdüklerinde çok büyük bir şeydi. Çünkü evlat kokuyordu o şapka, evlat. Kızları, Mercan’ları vardı o şapkanın her bir tarafında. Ki Ceylin’in koşarak kendini merdivenlere atıp şapkayı koklaması da, ne yazık ki, bu dediklerimi doğruluyordu. “Gel kızım sokul bana, bir kez daha alayım kokusunu benim küçük bahçemin…”

“Evlat kokusu, cennet kokusudur.”

Evladığın yokluğu, hiçbir şeyin yokluğuna benzemez.

Ya Ilgaz? Ilgaz nerede o sırada? Kurumun tuvaletinde. Ne yapıyor peki? Adliyedeki odasında attığı ilk adımlarına şahitlik ettiği biricik kızlarının artık hayatta olmayabileceği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyor. Belki de bir baba olarak Ilgaz’ı en çok kahreden de budur ha? Kızının bir daha attığı adımlara şahitlik edememe ihtimali ve yolun geri kalanında da ona kollarını açıp karşılayamamasıdır. Belli ki Ilgaz’da benimle aynı düşüncede ki, aynaya baktığında bu gerçekle yüzleşmemek için, o aynayı paramparça ediyor. Hatta yalnızca aynayı değil, Mercan’sız paramparça olan hayatları gibi tuvaleti de darmadığın ediyor ve bir daha asla ama asla pizza yemiyor. Ne de olsa, zamanla acısı katlandıkça gördü ki, onu kızından ayrı düşüren sipariş ettiği o lanet olası pizzalardı.

Acıları ortak olan fakat acılarını göğüsleyiş şekilleri farklı olan iki kalp…

“Her yerdesin kızım, çok özledim seni.”

Biz de bu dakikalarda tıpkı Ilgaz ve Ceylin gibi perişan bir haldeyiz. “Mercan, Mercan!” diye hıçkıra hıçkıra ağlıyoruz. Aslında sadece Mercan için değil, Ilgaz’la Ceylin’e de ağlıyoruz biz. Çünkü biliyoruz ki, birbirini çok ama çok seven bu iki sevgilinin arasına ilk uçurum; bu şapka ve onlarca görülen örnek vakalardan mütevellit kestirilen acı son ihtimali ile giriyor. Sonrası da pek beklenmedik değil… Bir yatak ve birbirine sırt dönmüş iki sevgili. Biri gözlerini yumamıyor, kızımı görürüm rüyamda da uyandığımda yok olur diye. Bir diğeri ise, kendini rüyalara hapsedip boğuyor ağır ağır. Böyle böyle derken bir yıl sonunda bu iki sevgilinin arasındaki her şey tümüyle yok oluyor ve yana yana birbirlerinden ayrılıyorlar. Ki bu bu noktada kadın her şeye rağmen aşkın penceresini az da olsa açık bırakıyor; “Bir gün Mercan dönerse…” diyerek.

“Kül olur kalbimdeki zamanla, yana yana yana…”

İşte Ceylin’in bu cümlesinin üzerinden tam 1,5 yıl geçiyor ve biz bugüne geliyoruz. Bugün ise, Mercan’ın kaybolduğu plajdayız. Ilgaz, Ceylin ve Pascal yeniden yan yana. Bakalım yaşadıkları bu acı onlara ve bize ne getirecek? İlerleyen günlerde neler olacak? Mercan bulunacak mı? Kaya Ailesi’nin mutlu aile tablosuna yeniden şahitlik edecek miyiz? Tüm bu soruların cevabını hep birlikte alacağız. O güne dek birbirimizden ayrılmak yok. Her pazar akşamı beraberiz, tamam mı?

“Yaşayacağız, ne yaşarsak birlikte yaşayacağız.”

Bölüm yorumumun sonuna gelirken, istiyorum ki son sözlerim Sevgili Sema Ergenekon’a olsun. “Sema Hanım, şahanesiniz. Ve bilmenizi isterim ki; bugün hâlâ #IlCey ‘in aşkından bahsediyorsak, bu aşka hayat veren oyuncularımızdan sonra en büyük pay sizde. Hatta her daim sizde desek, daha doğru gibi…. Çünkü bir hikâye ne kadar sağlam olursa, o denli sağlam hissettirir kendini. Teşekkürler Sema Hanım, çok güzel bir hikâyeye imza attınız.”

🤍

Ve son olarak; bu hikâyeyi yazan, oynayan ve yöneten herkese kucak dolusu sevgiler… Yeni bölüm yorumlarında görüşmek üzere…

Aykırı Avukat Ceylin Erguvan için Davalar

Dizi karakterleri gerçek olsa onları neler yaparken görmek istersiniz? 

Bu düşünceyle sevdiğim karakterleri düşünmeye başladım. Hepsi için türlü türlü şeyler geliyor aklıma. Ama ilk sırayı aykırı ve cesur avukatımız Ceylin Erguvan’a verdim. 

Neden mi? 

Çünkü bir Daredevil hayranıyım. Ceylin Erguvan‘da babası bir mafya lideri tarafından öldürülen, suçla savaşmak için avukat olan ve adaletin mafyayla savaşta yetersiz kaldığını gören Matt Murdock isyanı ve başkaldırışı görüyorum. İlk sezon Yekta’yı hapse göndermek üzere ilk aykırı girişimi tam Murdock’ı hayran bırakacak cinstendi. Bunun için ilk seni seçtim Ceylin Erguvan. 

Hangi davalarda suç ile savaşan bir Avukat Ceylin Erguvan görmek isteriz?

Görmek derken gerçekten o davanın içine girerek, parçası olarak görmekten bahsediyorum. Dava üzerinde çalışan Avukat Ceylin Erguvan ile o davayı solumaktan bahsediyorum. 

Bu sorunun cevabını hem kendi isteklerimle hem de sosyal medyadan topladığım isteklerle birleştirdim.

Başlayalım:

1- Kadına yönelik şiddet ve taciz davaları

Bu konuda çok az gördük ama gördüğümüz kadarıyla Avukat Ceylin Erguvan tam bu davaların avukatıı. Adeta feminist bir savaşçı çıkıyor içinden. O feminist savaşçı avukatı daha çok görmek isteriz. Şiddet davası olabilir, nüfuslu birine karşı taciz davası olabilir. Böyle bir davada azimle çalışan ve müvekkilinin hakkını arama yolları düşünen Ceylin’i hayal edebiliyorum. Sizler de hayal ediyorsunuz biliyorum. Çünkü bu konuda yazan kişileri gördüm eoeyce. Benim de en çok izlemek istediğim, ayrıntılarıyla takip etmek istediğim dava konusu bu. Verin avukatımıza şöyle bir dava onunla birlikte davaya hazırlanalım.

2- Uyuşturucu madde satıcısı çetelere karşı bir dava

Ceylin’in kardeşi İnci bu çetelerden birinin ağına düşmüş bir gençti. Ilgaz’ın kardeşi Çınar da bu çetelere çalışıyordu. Hatta Ceylin’in babasını öldüren Serdar da böyle bir çetenin adamıydı. Yani ortada böyle bir çete var ama dokunulmadan orada duruyor. Ceylin’e müvekkil olarak bu çetelerden birinin ağına düşmüş bir genç gelebilir. Bu başka birçok olayın da kapısını açar. 

3- Doğa ve çevre konulu bir dava

Avukat Ceylin Erguvan’a şöyle sermayeye karşı doğa ve çevre konulu bir dava yakışmaz mıydı? Bu konuda birçok avukatlık filmi seyretmiş biri olarak düşündükçe ağzım sulanıyor. Düşünsenize bir yanda sağlığı tehdit eden bir fabrika ya da başka bir organizasyon, hakkını arayan insanların avukatı Ceylin Erguvan ve karşı tarafta sermaye. Tam seyredilesi bir dava olmaz mı?

4- Dizide bolca yer alan iftira ve başka birine suç yıkma temalı bir dava

Ceylin’in babası bilindiği üzere Ilgaz’ın babasının ve onun amirinin iftirası ve komplosu ile hapse girmiş. Dizide Hakim Neva masum bir adama iftira atılmasına izin vermişti kendi menfaati için. Başsavcı Pars da mafya aracılığıyla elde edeceği bilgi için bir davada suçu masum bir şoföre atacaktı. Yani hep bir masuma tamamen suçsuz olduğu bir konuda iftira atılması olayı var dizide. Ama bu olayın dizideki karajterler arasında tek mağduru Ceylin ve ailesi. Bunun için birtakım kişiler veya gruplar masum birine iftira atsa ve Ceylin bu kişinin avukatı olsa… Çok güzel olmaz mı? Ceylin’in geçmişiyle de bağ kurabilir, onun o döneme dair yaralarını öğrenebiliriz.

5 – Bir cinayet davası

İlk başta söyleyeyim Erguvanlar ve Kayalar ile ilgisi olmayan bir dava. Hatta dizinin diğer karakterleri ile de ilgisiz bir dava. 

Hepimiz şu ünlü duru durağı olmayan ceza avukatı Ceylin Erguvan’ı izlemek istiyoruz. Ceylin’in İnci’nin cinayetinden sonra en üzüldüğü şeylerden biri Engin’in hakettiği cezayı alamadan kendini öldürüp kaçmasıydı. O cezadan kaçıp kurtuldu. Avukatımız Ceylin Erguvan benzer bir davada, yine güçlü bir aileye karşı hakkını aramak isteyen bir ailenin avukatı olsa ne olur? Ceylin için acı verici olur ama aynı zamanda bu defa suçlunun suçunu çekmesini sağlamak iyi de gelir. Çünkü İnci’yi öldüren Engin de, babasını öldüren uyuşturucu satıcısı ve polis katili Serdar da çekmeleri gereken cezayı çekmeden öldüler. Hatta Engin’i öldüren ve suçu Ceylin’e atan Niyazi bile cezasını çekmedi. 

Aslında başka önerilerim de var ama gerisini sizlere bırakıyorum. Aykırı, Yekta gibilerin mevcut sistemle yakalanamayacağını düşünen, adalet nedir sorusunu ezberlenmiş bir kitap gibi konuşmaktan öte sorgulayan, soran, aktif cevap arayışını hiç bırakmayan sevgili Avukat Ceylin Erguvan iyi ki varsın. 

Seni davalarınla daha çok görelim.

Yazı: Mine Coşgun

İkinci Sezonda Bizi Nasıl Bir ”Yargı” Bekliyor?

Sn. Sema Ergenekon’a Yargı ile İlgili 2 Soru ve Ufak Serzenişler: 2. Sezonda Av. Ceylin Erguvan’ı Cübbesiyle İzleyebilecek miyiz? Dizideki Beyaz ve Haklı Ilgaz Yanılgısındaki Israr Neden?

Yargı çok severek izlediğim bir dizi. İkinci sezonunu da merakla bekliyorum. Fakat yeni sezonu beklerken ilk sezona dair de birkaç kelam etmek lazım.

İlk sezonda en şikayetçi olduğum iki şeyden biri Avukat Ceylin Erguvan’ı izleyememek oldu. Ben Ceylin karakterinin davadan davaya geçişini ve kazanışlarını izlemeye hazırdım halbuki. Fakat ilk sezon boyunca izlediğimiz ilk bölümlerdeki o başarılı avukatın bize unutturulmaya çalışılması oldu. Unutmadık ama. Çünkü diziyi izleme nedenlerimizden biri o avukattı. Ceylin’in enerjisi, o tekinsiz ve bilinmez hali seyirci olarak bize çok şey vaat etmişti. İlk bölüm sonunda bir hafta Ceylin’in şimdi nasıl esip gürleyeceğini düşünerek yeni bölümü beklemiştim. İkinci bölümde de Ceylin gerçekten esti gürledi ve rüzgarını hissettirdi. Bu nedenle ilk bölümlerin hissi bir başkaydı.

Peki sonra ne oldu? Ceylin’i yine bir erkek karakteri parlatmak adına kurban etmeye başladık diye düşünüyorum. Bizim kadın karakterlerimiz neden hep buna maruz kalıyor? Gerçekten neden diye soruyorum? Çünkü Ceylin gibi özel bir karaktere bunun yapılmayacağına inanmıştım.

Daha en başta bir diş fırçası olayı çıktı mesela. Neva’sı hırsız der, Pars’ı asıl çözmesi gereken davayı  bırakıp kendi kardeşinin intikamı için, kardeşinin cinayetini çözmeye çalışan bir avukatın peşine düşer. Ilgaz sanki o diş fırçalarındaki sonuç olmasa elinde, emin değiliz bilmiyoruzlarla kızı darlamayacakmış gibi ders vermeye kalkışır. Gerçi bu mesele onları evliliğe götürdü diye çok bir şey diyemiyorum. Gönlüm el vermiyor. Çünkü 6.bölüm sonu bence dizinin en özel bölüm sonlarından biriydi. Ama buna değinme sebebim Ceylin’i o diş fırçası için darlayanların hiçbirinin bunu yapacak kadar hatasız ve temiz olmaması. Buna sonra geleceğim.

Dizi bir yerlerde beyaz ve haklı Ilgaz yanılgısına öyle kapıldı ki, o sevdiğimiz ve içindeki ateşle ve zekasıyla davaları çözmesini beklediğimiz Ceylin’i bize vermeyi unuttu.

Mesela eminim kalemine güvendiğim Sema Hanım, Ceylin’in Engin’i öldürmekle suçlanması için bin tane yol bulurdu. Ama o arabanın içine giren kızın, anahtarı alamayacağını ya da lastikleri indiremeyeceğini, hastanedeki tüm güvenliği uyandırmayacağını düşünmek Ceylin’in zekasına hakaretti. 

Hapishane sonrasındaki tüm bölümlerde Ceylin hatalı gösterildi zaten. Ama o zaman bile değildi. Çoğu söylediğinde haklıydı. Yekta’nın geçmişindeki sırrı bulsalar çoğu şeyi yaşamadan daha rahat atlatacaklardı. Fakat ilişkileri Ilgaz karar verir, Ilgaz haklı ve Ceylin Ilgaz’ın kararına uymalı, Ceylin haksız sıkıcılığına indirgendi. O noktada Ceylin her kendi fikrini uyguladığında söz dinlememesi hataymış gibi gösterildi.

En önemlisi Ceylin’i cübbesiyle göremedik bile. Halbuki bu diziden en büyük beklentim Av. Ceylin Erguvan’ı izlemekti. Onun davaları çözüşünü izlemek büyük bir seyir keyfi verecekti izleyebilseydik.

Gelelim diğer şikayetime… Beyaz Ilgaz ve haklı Ilgaz yanılgısı. Yanılgı dedim evet. Zaten çok vurgu ile haklı ve beyaz verilmeye çalışan karakterler beni sıkar. Fakat Ilgaz, Ceylin’e dayattığı tüm kriterlere rağmen, kendisi de birçok kez kendi kriterlerine uymamış, suç işlemiş ve görevi kötüye kullanmış bir karakter. Dizide Ceylin’in her yaptığı büyütülüp Ilgaz’ınki normal verilince bu gerçek değişmiyor. 

Ilgaz her şeyden önce bildiğimiz kadarıyla iki suçu örtbas etmiş bir savcı. 

Bunlardan biri bizzat kendi babasının suçuydu. Metin Kaya’nın işlediği suçu öğrenen her dürüst savcı, o davayı yeniden açar ve boş yere suçlanmış Zafer Erguvan’ın iftiraya uğradığını açığa çıkarırdı. Emeklilik ne zamandan beri ceza oldu? Ceylin merhamet edip şikayetçi olmasa bile, Ilgaz’ın Ceylin’e sürekli anlatıp durduğu o dürüstlüğü, kural sevdası ve makamına saygısı kendisinin o davayı yeniden açmasını gerektirirdi. Ilgaz bunların hiçbirini yapmadığı gibi babasını emekli etmeye çalıştı. Emeklilik demek geleceği için garanti maaş demek değil mi? Bu nasıl ceza oluyor? Üstüne böyle bir sırla Ceylin ile evlendi.

Ilgaz’ın örtbas ettiği ikinci suç, eski nişanlısı Neva Seçkin’in suçu. Hapiste masum bir adam yatıyor ama iki savcı Neva’yı koruyor. Neva hapisteki adamın karısına para verip bir de duruşmalardan birinde doğru karar verince, bu iki savcı rahatlayıp Neva’yı tebrik edip gidiyor. Hapisteki masum adam peki? Diş fırçası için kardeşinin katilini arayan Ceylin’i kanun, kural ve hukuk diye darlayan adamlardı bunlar. Aynı adamlar Ceylin’e o fırça üzerinden neler dediler.

Sonra Ilgaz’ın yine kuralları çiğneyerek yaptığı iki sorgu var. Biri kardeşini bıçaklayan adamın, biri arkadaşını bıçaklayan adamın sorgusu. İlkinde bir şiddet söz konusu olduğu çok belliydi. Bize gösterilmedi ama tüm imalar o yöndeydi. Aynı şeyi arkadaşı Eren’i bıçaklayan adamın sorgusunda da gördük. Orada da şiddet olmasa bile kurallar çiğnendi.

Erkek karakteri herkesten üstün olacak diye tüm delilleri onun bulması ve suçluyu da rüyasında görmüş gibi bulma olayları oldu bir ara. Böyle şeyler göze battığı gibi, bunlar zekayı da göstermez. Detayları iyi gördüğünü, dikkatli olduğunu gösterir. Zeki biri mesela çoktan Yekta’yı tutuklatırdı. Ceylin’in bilgisayarını ondan habersiz Pars’a verme aptallığı yerine adam tutuklanmışken hazırneler bulurlardı isteseler.

Ama unuttum değil mi? Çok dürüstüz. Kurallara uyuyoruz. Yekta’nın bir gün içeride kalmasına izin veremeyiz ama masum bir adamın, eski nişanlısının yüksek lisansı uğruna içeride yatmasına veririz. Kendi babasının emekliliğini garantiye alarak, masum başka bir adamın adının üstündeki lekeyi kaldırmak için de kılımızı kıpırdatmayız.

Bu arada sanmayın ki Pars’ın daha iyi bir savcı olduğunı düşünüyorum. O zaten Ilgaz’daki dikkate ve gözlemciliğe de sahip değil. Çoğunlukla Yekta’dan korktuğu için de onun yakalanmasının önünü kapattı. İnci’nin davasında Pars’ın derdi Ilgaz’a ders vermekti. İnci’nin saat kaçta arkadaşının yanından çıktığını 2. bölümde öğrendi. O saat aralığında en yakın durağı gören kameraları, o duraktan geçen otobüslerin kameralarını taratıp nereye gittiğini bile araştırmadı. Aklı başka yerdeydi çünkü. Davadan çok intikam peşindeydi.

Pars Savcı’nın sağlık sorununu Yekta’nın saklaması meselesi de başka bir mesele. Pars, Yekta onun sağlık sorununu sakladı diye alenen Yekta’ya delil karartma soruşturması açmadı. Ama ortadan kaldırılan rapor Pars’ın olunca herkes Ceylin’e saldırdı. Pars’ın olması adamın bu nedenle soruşturma açmadığı gerçeğini değiştiyor mu? Ilgaz Pars’ı korudu.

Ilgaz’ın bir örtbası da orada var. Meslektaşını korudu, soruşturmayı açtırmadı. İstese buna rağmen “Yekta delilleri kararttı biliyorsun. O soruşturmayı aç.” diyebilirdi. Bir de Ceylin’e özür dilettirdiler. Niye yahu? Pars kendi çıkarı için soruşturmayı açmamış mı oldu rapor onun olunca? Tam  tersi ortadaki çıkar ilişkisi daha belirginleşmedi mi?  Kendi sorunu ortaya çıkmasın diye o soruşturma hiç açılmadı. Ilgaz da yardım etti buna, baş savcıları da.

Pars’ın Ceylin’i avukatsız sorguya alma, başındaki yaraya dair hiçbir araştırma yapmama, Neva’nın suçunu örtbas etme gibi şeylerine de değinmiyorum.

Bunların birçoğuna insani denebilirdi eğer Ceylin’e dayatılan kriterlerin hiçbirine uymayan bu karakterler tamamen iyi ve tamamen dürüst olarak nitelendirilmeseydi. Fakat ben Yekta için Ceylin’e bir ton laf eden Ilgaz’ın önce kendi örtbas ettiği suçları hatırlamasını isterdim mesela. Demek ki suçsuz birileri hapisteyken gayet rahat buna izin verebiliyor. Üstelik Neva’nın ve babası Metin Amir’in hapse attığı adamlar masumdular. Yekta değildi.

Ceylin’e karşı Yekta söz konusu olduğunda, İnci’nin cinayetinin karartılmaya çalışılması ve Ceylin’in kendi başına gelenler düşünüldüğünde, daha anlayışlı olmasını beklerdim Ilgaz’dan. Ama o koca koca “ben” merkezli laflarla geldi. Ceylin’in bilgisayarını ondan habersiz savcıya vermesine hiç girmek istemiyorum. Çünkü o konuda çok laflar sıraladım kendisine. Onlar bana kalsın.

Kısacası dizide gözümüze sokulan bir beyaz ve haklı Ilgaz var ama aslında öyle bir Ilgaz yok. İzledikçe sinirlendiriyor bu durum. Onun da birçok hataları var, yanlışları var. 

Daha kötüsü de şu; Ilgaz kendisini hatasız sanıyor. Karakter yanlışlarını görmüyor bile. Ilgaz’ın kendi kararlarını sorguladığı, kendi yanlışlarını gördüğü sahneler yok. Bunun için de dizide adaletine güvendiğim kişi de bir tek Ceylin. Çünkü kendine kör değil Ceylin. Başkasına avukat ama bir tek kendine karşı savcılık yapıyor.

Dizinin başındaki hırka meselesi dışında çoğu motivasyonu insani ve daha anlaşılırdı. Hırka meselesini de garip bulduğumu söyleyeyim. .Ama Ceylin kendi mesleğini bir katil uğruna tehlikeye atacak kadar aptal değil. Kadın cinayetlerine de tepkisiz kalacak bir avukat olmadığını 5.bölümde Yekta’nın nasıl bir avukat olduğunu anlatırken anlıyoruz. Ilgaz da Sarıyer’deki 3 katlı binaları ve cipi ile hali vakti yerinde olsa da, ona çok çok paralar verebilecek bir adam değil.

Ama Ceylin hata yapmış olsa da öğrenen bir karakter. Bu sezon sonunda da vurgulandı. Ayrıca gerek ilk bölümdeki boşanma davasındaki adamı madara edişi, gerek evlatlık çocuk olayında vicdanı izin vermeyince davayı kaybedebileceğini göstermesi ile ve en çok da kendi yanlışlarına kör olmayan gözleri ile ben en çok Ceylin’in vicdanına güveniyorum dizide.

Sevgili Sema Ergenekon’dan ricam şu; Ceylin’e prangalar takmayın. Onu erkek karakteri iyi, doğru, dürüst göstermek uğruna harcamayın. Bırakın Ceylin cübbesini giysin, mesleğini başarıyla yapsın. Ceylin’i avukat olarak, geçen sezon öğrendikleri ile fırtına gibi esip adalet için savaşırken izleyelim. Ceylin sizin karakteriniz. Avukatların saldırıya uğradığı kadınların kısıtlanmaya çalışıldığı bu dünyada Ceylin’i kısıtlamayın. Bırakın özgür ve asi ruhu, zekası, inadı, içindeki ateşi ve vicdanı ile adalet için savaşsın, cübbesini giyerek mesleğini yapsın.

Yargı 5. Bölüm Yorumu!

Pınar Deniz ve Kaan Urgancıoğlu başrollü Yargı, özenli bölümleriyle izleyicisini memnun etmeye devam ediyor. Bugün, geçtiğimiz günlerde yayınlanan 5. bölümden söz edeceğiz. Öne çıkan noktaları tek tek ele almak istiyorum.

Öncelikle, bana göre en hoş detay, Ceylin’in yaşadığı her her zor anda, elinin Ilgaz’ın elleri arasında olmasıydı. Bu sembolik davranış bize hem Ilgaz’ın, onun karakterine çok ters biri olan avukat Ceylin’e her şeye rağmen destek olacağını, hem de malum olay sürecinde ikilinin beraber yürüyeceğini, muhtemelen birbirlerinden başka kimselerinin olmayacağını gösteriyor.

Zaten Ceylin’in tüm dengesiz ve ters tavırlarının da hem acısına saygıdan anlayışla karşılandığını hem de mizacı gereğince Ilgaz tarafından hoşgörülüp tolere edildiğini görüyoruz. Her şeye rağmen aralarındaki bağ da güçleniyor ve Ceylin’in önceden söylediğinin aksine birbirlerine güven duymaya başlıyorlar. Ayrıca Çınar’ın masumiyeti konusunda da avukat hanımın fikrinin ne olduğu defalarca teyit edildi.

Pars’a gelecek olursak, bir çocuğunki kadar keskin ve güçlü hırsını görmek beni şaşırttı. Bu zayıflığını, kıskançlık dolu öfkesini bu kadar aleni yaşayıp belli etmesini beklemiyordum açıkçası. Kıskançlık demişken, sevgili hakime hanım Neva’nın hareketlerini de çok zavallı buldum. Her dizide mevcut başrole takıntılı “aşık” tiplemesi benim midemi çok bulandırıyor.

Normalde ne kadar iyi kalpli birisi olması vs. durumu değiştirmiyor, hisleri uğruna neler yapabileceğini hem verilen sinyallerden hem de bunca yıllık dizi tecrübemizden gayet iyi biliyoruz. Zaten Çınar’a güya destek olmaya gittiğinde abisinin ajanlığını yapmasından anladık çok da sinsiliğe uzak biri olmadığını. Çok değil birkaç bölüme Ceylin’le Ilgaz’a olan kıskançlığından, abisinin Ilgaz’ın hayatını kaydırma planlarına yardımcı olduğunu görürüz. Yazın kenara.

Yine aşırı ötesi klişe olan bir şeyi de araya sıkıştırıp daha mühim bir mevzuya geçmek istiyorum. Ilgaz’ın halasının old shipin deli fanı olup ‘new girl’ e yok yere nefret beslemesi. Cidden her sahnesinde fenalık geçiriyorum, detaylıca anlatmaya gerek yok. O bakışları, söyledikleri, mırın kırınları, memnuniyetsizliği ve kaba halleri can sıkıyor. Halbuki sevilesi bir karakter olarak yazılabilirdi, ama iticileştiriliyor. Neyse, tercih bundan yana olmuş. Olası bir değişim geçirme durumunda tekrar konuşuruz kendisini.

Şimdiii, zurnanın AY SUS BE SAMİMİYETSİZ dediği yerdeyiz. Neyden ve kimden mi bahsediyorum? Tabii ki Metin’in Çınar pişmanlığından. Ya ben senin vicdanının gecikmeli sızlayan yerlerine, şartlı üzülmelerine tüküreyim. Nasıl çirkin bir insansın böyle ya. Yok yıllarca mesleğini çok iyi yapmışmış da, adalet timsaliymiş de. H a d i o r a d a n. Geçmişte yediğin haltları da gördük, oğluna olan kininin yıkıcı ayarsızlığını da. Hoş zaten bunları kendi de itiraf ediyor, aydınlanmış.

Bir anda uzun uzun monologlarla izledik o süreci de. İnanır mısınız bana hiç geçmedi. Kıymet bilmesi için çocuğun şişlenip ölümden dönmesine gerek yoktu. Onu ihmal ettiğini, çok yaraladığını, kötüye ittiğini anlaması için kaybetmenin eşiğine kadar beklememeliydi. Fark etmesi için yüzlerce işaret vardı çünkü. Her neyse, sonuç olarak komiser efendinin aniden gelen oğluna düşkün hallerinin, Eren ve Ilgaz’ı ettiği gibi beni asla mutlu etmediğini söyleyip derin bir nefes alarak kapanışa geçiyorum.

Yekta’nın eşini oynayan hanımefendinin oyunculuğu başarısız olsa da yazılan replikler fena değildi. O suçluluk hissini, karşı çıkan tepkilerini vs. görmemiz iyi oldu. Engin’den de böyle bir şey beklemiyorduk desem yalan olur, belli edilmişti. Ama herkes gibi ben de katilin o değil, insanlıktan nasibini hiç almamış babası olduğunu düşünüyorum. O muhtemelen sadece yaraladı, pislik babası ise hem öldürdü hem de üstünü kapattı. Zaten delil yok etme vb. gibi konularda nasıl canavar olduğunu ve adeta bir orduyla çalıştığını biliyoruz bu uğurda.

error: Korunan İçerik!