tds_thumb_td_300x0
La Casa De Papel 5.Sezon 5.Bölüm İnceleme: Yaşanacak Hayatlar

La Casa De Papel’in, üçüncü sezonuyla ekranlara döneceği haberi çoğumuzun beklediği bir şeydi. Fakat çoğumuzun aksine, bunun gereksiz olduğunu savunanlar da vardı. Hatta hala aynı fikirde olan izleyiciler var. Ben ise yeni sezonların olmasından mutluluk duydum. Çünkü, bu sürecin nasıl başladığını merak ediyordum. Giriş gelişme ve sonuç kısımlarından girişi atlamıştık sanki. Direkt olay döngüsünün içine atılmıştık. Bu kötü bir şey değildi elbette ama bütün bu soygunun nasıl planlandığını, ekibin neye göre seçildiğini bilmek güzel olur diye düşünüyordum. Son üç sezonda ise bu açığı doyasıya kapattık. Özellikle Tokyo açısından… 

Tokyo… Ekibe nasıl katıldığını en başından beri biliyorduk. Meğer Tokyo, Berlin’in favori elemanıymış. Kimin aklına gelirdi! Profesör’e : “İhtiyacımız olan yeteneğe sahip. Koçbaşımız.” dediği an, kahkahalar attım. Malum, gözümüzde hemen, Berlin’in Tokyo’yu bir sedyeye bağlayıp, darphaneden dışarı doğru yollaması canlanıyor. Oysa bu güzel sözleri Tokyo’ya karşı da söyleyebilseydi ya da ona göre davranabilseydi, her şey farklı olabilirdi. Yine de haksızlık etmemek, suçu tek tarafa yüklememek lazım. İlk zamanlarda Tokyo da oldukça asiydi. Tam da Berlin’in tanımladığı gibi birisiydi. Anlaşılması ve iletişim kurması güç bir karakterdi. Hatta bana hangi karakteri sevmiyorsunuz diye sorsanız kesinlikle Tokyo cevabını verirdim.

Fakat Rio’nun kaçırılmasıyla birlikte, karakter gelişimi çok güzel ilerledi. Sendeledi, düştü fakat bir şekilde kendini toparlamayı başardı. Arkadaşlarını kurtarmak için her şeyi yaptı. Onları kaybetmiş olmanın verdiği suçluluk duygusunu da her daim taşıdı. Ve intikamlarını alarak aralarından ayrıldı. Tokyo tarzında…

Bu süreçte yaşanan başka birçok şey oldu tabi. Stockholm’un kendini iyice kaybetmesi beni, Tokyo ölecek mi ölmeyecek mi ikileminden daha çok gerdi. Arturo ölmedi bile, bildiğiniz dokuz canlı. Yine de bir insanı vurmuş olmanın stresi var anlıyorum. Ama şu an başka bir adrenalinin içerisindesin. Kendisini böyle bir durumda kaybetmesi o kadar tehlikeli ki! 

Denver ve Manila desen, tamamen ayrı bir konu. Dördüncü bölümde Manila’nın yaptığı açıklamayı bekliyordum ama olmayacağını umuyordum. Buradan ne tarz bir hikaye çıkarmayı istediklerini henüz çözemedim. Amaçları Denver ve Stockholm’un birbirlerini ne kadar sevdiklerini anlamalarını sağlamak mı? Yoksa bu güzelim çifti ayırmak mı?  

Denver, karımı seviyorum diye dirense de, verdiği cevaplara ikna olamıyorum. Belli ki Manila da olamıyor ve durumu üsteliyor. Sezonun ikinci kısmı için burnuma kötü kokular gelmeye başladı bile.

Sezonun ilk bölümünden son bölümüne, ritim hiç düşmeden artmaya devam etti. Özellikle bu bölümde… Bir yandan kapıyı delerek açmaya çalışıyorlar bir yandan Tokyo kurşunlanıyor, başka bir tarafta Stockholm krizler geçiriyor! Yüreğim ağzımda izledim desem yalan olmaz. En önemlisi ise, asla ama asla Tokyo’nun öleceğine inanmadım. 

Beş kurşunu yiyip hala ayakta olduğunu görünce, bunu atlattıysa buradan kesin kurtulurlar diye düşündüm. Özellikle “Gandia’yı öldürdüğüm gün her şey bana karşıydı.” dedikten sonra oradan başarılı bir şekilde çıkacaklarına kanaat getirmiştim. Yanılmışım.  

“Direneceğiz!” dedi Denver. Direndiler de. Rio… Hiç pes etmedi. Tavanı delerek ulaşmaya çalıştı Tokyo’ya. Fakat ne yazık ki zaman ancak vedalaşmaya yetti. Gözyaşlarım Rio için aktı. “Yaşanacak hayatlar var” demişti Tokyo. “Bu yeni hayatının ilk günü…”

Herkesin bir hikayesi var ve her hikayenin de bir sonu… Tokyo, bu sonu kendisinin yazabileceğini kanıtlamak istedi. Gandia’yı ise büyük bir sürpriz bekliyordu. (Evet, madem bombası vardı neden daha önce kullanmadı sorusu benim de aklımda yankılandı) Hepimizin içinin yağlarını eritecek bir sürpriz…

Her sezon sonunda ekipten birine veda eder olduk. Umarım alışkanlık haline gelmez ve finalin ikinci kısmında o beklediğimiz mucize gerçekleşir. Büyük final bizi bekliyor. Takipte kalın.

La Casa De Papel 5.Sezon 4.Bölüm İnceleme: Cennette Bir Yer

“Sık sık savaşta olduğumuzu düşündük. Çünkü savaşın ne olduğunu bilmiyorduk.” cümleleriyle sadece bu bölümü değil, bütün bir sezonu (gelecek kısım dahil) özetledi Tokyo. Önlerinde savaşmayı gerektiren engeller vardı. Ve sanıyorum ki bu deneyim, acı bir şekilde sonlanacak. 

Final için ekibi bekleyen iki yol var. Ya bu savaştan sağ çıkacaklar ya da savaşın kurbanı olacaklar. Zaten geride birçok isim bıraktık. Daha ne kadar kaybedecekler? En önemli ismimiz Berlin, Nairobi, Maskow, varlığını bile unuttuğumuz Oslo… Evet bir kere kazandılar, ikincisi için mucize olur demişlerdi. Bu gidişle, sanırım haklı çıkacaklar. 

Helsinki’yi dramatik bir şekilde gösterince başta biraz korkmuştum fakat öldürseler daha süslü ve beklenmedik bir şekilde ölürdü diye düşünmüştüm. Doğru düşünmüşüm. Arkadaşının ölümünden daha dramatik ne olabilir? Tabiki de arkadaşının ölümüne engel olmak! Başta Palermo olmak üzere herkes Helsinki için en ağır silahları ortaya çıkardı. Artık savaş başlamıştı. Karşılarındaki sıradan bir ordu değildi, özellikle seçilmiş, acımasız askerlerdi. Öyle ki, rehineleri zayiat olarak göreceklerini söylemişlerdi. Bizim ekibimiz öyle bir şey yapmayacaklarına göre, bu gidişle kurtarmaları gereken canlar sadece kendi canları olmayacak. 

Profesör’ün ise işleri tekrardan eline alması, sadece ekip için değil hepimiz için rahatlatıcı oldu! Ortalık ne kadar karışırsa karışsın, Profesör’ün her şeyi bir şekilde yoluna koyacağına karşın güvenim tam. Tabi Profesör yalnız mı çalışıyor, hayır! Lizbon bu konuda ona gerçekten çok yardımcı oluyor. Onun sadece Profesör’ün sevgilisi diye ekipte olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat unutmayın ki, kendisi ilk iki sezonda Profesörle arasındaki iletişimi gayet iyi idare etmişti. Zeki ve cesaretli bir kadın Lizbon. Profesörle ikisi, bu açıdan büyük bir uyum gösteriyor. 

Aynı şeyi dizinin diğer çiftleri için diyemeyeceğim. Çok uzağa gidersek, Berlin ve Tatiana ikilisinin başına ne geleceğini yaklaşık üç sezondur merak ediyoruz. Tatiana konusunu o kadar uzun işlediler ki! Bunu yapmalarının ardındaki tek sebep Berlin’i hikayede tutmak olamaz. Soygunla bir ilişkisi olmalı. Öğrendiğimiz bilgiler ışını şunu söyleyebiliriz ki, Tatiana’nın bu büyük soygundan haberi var. Berlin, bu planları Tatiana ile paylaştığını söylemişti. Hatta Profesör, bunun için Berlin’e kızmıştı ve ona nasıl güvenebildiğini sormuştu. Berlin, Profesör’ün aşk nedir bilmediğini iddia etmişti. 

Berlin’in birinci sezonda aşkla ilgili çok şey söylediğini biliyoruz. Bu konuda da oldukça acımasızdı kendisi. Rafael’in Tatiana’ya olan bakışlarından sonra, sebebini anlamak çok da zor değil. “Hayatta bir şeyi çok istiyorsan, sahibinden çalman gerekir.” derken bir daha düşünecektin Berlin. 

Rafael, soygunun verdiği heyecanı mühendislikte bulamadığı için babasının yolunu izleyecek gibi görünüyor. Berlin’in Rafael’in elinden çantayı kapıp denize atması çocuğu resmen yıkıma uğrattı. Zekasının getirdiği gücün, başarının ve paranın kokusunu aldı ve hak ettiği şeyi, kendi elleriyle yok etmek istemedi. Berlin çantayı geri alacaklarını biliyordu tabi fakat Rafael bilmiyordu. Berlin, oğluna bir ders vermek istiyordu. Tam olarak bunun olacağını düşünmüştü belli ki. “Sadece bir hırsız kendine ait olmayana karşı bir his besler. Bizden biri oldun artık. Birdahakine o kibir ve ahlaki üstünlüğü bir kenarı bırak ve bir daha babana asla riyakar deme.” diyerek son noktayı koydu. Açıkçası Rafaelciğim senin yerinde olsam bir daha babana asla riyakar demezdim çünkü Berlin’in neler yapabileceğini hepimiz senden iyi biliyoruz. 

Final sezonunun birinci kısmını sonraki bölümle bitiriyoruz. Gandia şovunu yaptı. Sıra Tokyo’da. Takipte kalın. 

La Casa De Papel 5.Sezon 3.Bölüm İnceleme: Hayat Dizisine Hoş Geldiniz

Freud, psikanalizde kişiliğin yapısını, yapısal model ile açıklar. İd, ego ve süper ego. İd, dürtülerimizi temsil eder. İçgüdüsel kaynaklarımızdır, mantık dışıdır. Egonun amacı organizmanın bütünlüğünü korumaktır. Süper ego ise vicdanımızı temsil eder. En ahlaklı ve mantıklı davranışlarımızın temelini oluşturur. 

Vicdan azabı dediğimiz kavram, Freud’un süper ego kavramından gelir. Ne değişik bir his, değil mi? Stockholm’un vicdan ve mantığı, Arturo’yu vurana kadar sessiz sedasız bir köşede bekliyordu. Yıllarca içinde biriktirdiği öfkesi, bir anda bütün vücudunu ele geçirmiş, tamamen içgüdüsel enerjisine (id) kendini kaptırmış durumdaydı. Bütün dürtüleri, karşısındakinden hıncını alması gerektiğini söylüyordu. O esnada vicdanı devre dışıydı. ,’Yapmam gerekiyor’ diye düşündüğü şeyi yaptı ve Arturo’yu tam kalbinden vurdu.

Silahtan çıkan yüksek ses Stockholm’u, mantığını tekrar işler hale getirmeye itti. Anlayacağınız, vicdanı harekete geçirdi. O an aklından geçen tek şey, Arturo ile birlikte vicdanına da kurşun sıktığı ve en az onun kadar kanadığıydı. Görünmez bir yara… İyileşmesi güç, acı dolu azap… Peki, Stockholm sizce niçin Arturo’yu kurtardı? Gerçekten oğlunun bir B planı olduğu için mi? Birini öldürdüğü için mi? Yoksa Arturo’ya karşı hala hisler beslediği için mi? Bunu da ileriki bölümlerde tartışacağız. 

En çok hoşuma giden şey ise, Denver’in bir an bile düşünmeden Stockholm’un yanında olması ve Arturo’yu kurtarmak için elinden geleni yapması, keza aynı şey Tokyo için de geçerli. Bunun neden gerekli olduğunu biliyorlardı, kimsenin anlatmasına ihtiyaçları yoktu. O karmaşada arkadaşlarını bir an bile sorgulamadılar. 

İçimdeki ses her ne kadar Palermo’ya hak verse de, Lizbon’un sakinliğini koruyup hızlıca bir planı devreye sokması, herkes açısından daha iyi bir son oldu. 

Tabi bu, ekibin imajını büyük ölçüde lekeledi. Böyle durumlarda insanlar, olayın nasıl gerçekleştiği sorusu ile ilgilenmezler. Olayın olmuş olması, onlar için yeterlidir. E tabi karşı tarafın da bu olayı kendi lehine kullanacağı barizdi. Fakat bu seferki soygunda bir değil iki dahi var Albay! Karşınızdakileri hafife alarak büyük bir hata yaptınız. Yine. 

Diğer taraftan Sierra’nın suyunun gelmesi, Profesör için işlerin iyiye gitmeye başladığının işaretiydi. O kadar strese çocuk iyi bile dayandı içeride. Annesi için çok yanlış bir zamanlama gibi gözükse de Profesör için harika bir zamanlamaydı! Tam da o an kafasında dönen çarkların sesini duyduğuma yemin edebilirim. 

Dizide her şey o kadar eş zamanlı ki, izlemek büyük keyif veriyor. Profesör’ün belki de hayatında yaptığı en ilginç şey, bir çocuğu doğurtmak olabilir. (Doktor ya da ebe değilseniz, insan hayatında kaç defa böyle bir şey yapar ki?) Aynı esnada, haberlerde ve kamera kayıtlarında, ordunun bankaya büyük bir patlama sonucu girdiğini öğreniyor. Adrenalin o kadar had safhadaki, o durumda bile bir plan düşünüp, ekibi yönetmek zorunda. Üstelik onu rehin olarak tutan kadının yanında. Sonuçta Sierra’nın çocuk doğurması, onun başka planlar kuramayacağı anlamına gelmiyor. Kendisi çok tehlikeli biri, umarım Profesör bunun içinde bir önlem alır. 

Son olarak, söylemezsem içimde kalır dediğim bir şey var. Biliyorum siz de aynı soruyu soruyorsunuz. Bu Gandia’nın ordunun içinde ne işi var? Hani omuriliği zarar görmüştü, ameliyat olması gerekiyordu, hareket etmemesi gerekiyordu? Bu da nereden çıktı şimdi? Her şeyi göze almış gelmiş. Yahu git evine, eşine, çoluğuna çocuğuna… İçerdekilere beslediği hırs, yenilme hissinden kaynaklanan aşağılık duygusu, onun için her şeyin önüne geçmiş durumda. Tehlikeli olacaktır, benden demesi. 

Bu gidişle dördüncü bölümde kıyamet kopacak sevgili okuyucularım. Takipte kalın. 

La Casa De Papel 5.Sezon 2.Bölüm İnceleme: Reenkarnasyona İnanır Mısın?

Profesörün yakalanıp, polisler tarafından ele geçirildiğini düşünen ekip, tek başlarına kaldıklarını anlamıştı. Fakat Profesör’ün ve Berlin’in en başta bu ekibi seçmelerinin bir sebebi vardı. Onlar sadece hırsız değildi. Gerektiğinde fedakarlık yapabilecek, zeki, savaşçı ruhlu insanlardı. Böyle bir soyguna başka türlü insanlarla çıkmanız da pek mümkün değil zaten. Profesör olmadan zor olacaktı evet fakat imkansız değildi. Plan devam etmeliydi.

Finalin ikiye bölündüğünü düşünerek, şunu söylemekte bir sakınca görmüyorum. Ne kadar Sierra Profesör’ü yakalamış olursa olsun, iki kısım boyunca işlerin bu şekilde ilerlemesi mümkün değil. Hele ki bahsettiğimiz kişi Profesörse… Sierra’nın, elindeki avantajı kaybedeceği ve Profesör’ün gücü tekrar ele geçireceği bir zaman dilimi de gelecek, inanıyorum. Tabi bu ne zaman olur, bilmem mümkün değil. Keza, Sierra, suçlu yakalama sayısını bir anda üçe çıkardı. Hal böyle olunca Profesör, kurtulmak için tek (hatta iki) şansını da kaybetti. Bu gidişle onlara bir mucize gerekli!

Profesör’ün tarafında işler iyice kızışmışken ekip de, elindeki kozları iyi oynamaya çalışıyordu. İhtiyaç duydukları bu fırsatı sadece kendileri yaratabilirlerdi (her zamanki gibi). Bu savaşı kazanacaklarını biliyorlardı. Tek yapmaları gereken, çok dikkatli olmak ve hızlı hareket etmekti. İşler tam yoluna girdi derken, her zaman yaptıkları gibi öfkeleri, muhtemel yıkımlarının başlangıcına yol açtı. Çok büyük bir dikkatsizlik sonucu, başları yine belaya girdi. O belanın ise tek bir ismi vardı. ARTURO!

Hayır, hadi Arturo böyle bir insan bunu biliyoruz. Peki ya Başkan? Arturo’nun dengesiz bir insan olduğunu bu zamana kadar anlamış olmanız lazım. Sizin de kızdığınız bir çok şey yaptı bu zamana kadar. Nasıl oldu da onun aklına uyarak hareket ettiniz? Oradaki rehineleri bu denli riske atabilecek, tehlikeli bir olaya nasıl girişebildiniz? Gerçekten anlayamıyorum!

Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Denver-Stockholm ve Arturo’dan oluşan aşk üçgeninden hiç hoşlanmıyorum. Hatta direkt Arturo’dan hiç hoşlanmıyorum! Sizce de dizide fazla uzun kalmadı mı? Denver ve Stockholm’un tartışmasına sebep olmaktan başka hiç bir işe yaramıyor karakterin hikayesi. Bu ikiliyi ayırmaya mı yoksa aşklarını kanıtlamaya mı çalışıyorsunuz? Amaç her ne ise, iki türlü de başarısız olunduğunu söyleyebilirim.

Denver her ne kadar Stockholm’e inandığını söylese de, bunun zıttını kanıtlayacak hareketler yapmaktan da geri kalmıyor. Evet, Arturo katlanılmaz birisi ama Denver biraz daha sakin kalamaz mıydı? Gerçekten Stockholm’ün onu sevdiğine inanmıyor olabilir mi? Peki biz? Biz inanıyor muyuz?

Onların aşkları daha birinci sezonda sınanmaya başladı. Bildiğiniz üzere, herkes Monica’nın Denver’e aşık olmasının nedeni olarak Stockholm adı verilen bir sendromu öne sürüyordu (Ekibe katılırken isim seçme konusunda çok düşünmemiş olsa gerek). Bu tartışmalar, ta o zaman başlamıştı. Ama Denver her şeyi bir kenarı bırakmış ve Monica’ya inanmaya karar vermişti. Kaçtıktan sonra Denver’i bu tartışmada taraf değiştirmeye itecek ne olmuş olabilir ki? Sanki şüphelenmeye dünden razıymış gibi.

Arturo’yu susturmak, bu konuda tek çareydi ve Stockholm de bunu yaptı. Ama isterdim ki, onu vurmadan önce öyle şeyler söylesin ki, Denver, Stockholm’ün ona olan aşkından emin olsun. Onun yerine sinirli bakışlarına şahit olduk, sanki daha önce görmemişiz gibi. Yüksek gidişatı olan bir sahnenin, bitiminin de yüksek olmasını beklerdim.

Peki bütün bu olayların sonunda Arturo’ya ne oldu dersiniz? Ben dayanamadım sonraki bölümün başına baktım. E artık onu da sonraki bölümün yazısında okuruz. Üçüncü bölüm incelemesinde görüşmek üzere. Takipte kalın.

La Casa De Papel 5.Sezon 1.Bölüm İnceleme: Yolun Sonu

La Casa De Papel 5.sezonun birinci kısmıyla, geçtiğimiz cuma günü Netflix ekranlarına gelerek izleyicisiyle buluştu. Ne bekledik ama! Pandemi, sadece sevdiğimiz insanlarla aramıza mesafe koymakla kalmadı, sevdiğimiz dizilerimizden de etti bizi. Öyle ki, geçtiğimiz sezonlarda ne olduğunu bile unuttuk. Tabi Netflix, bunun için gereken hazırlığı yapmış ve 4.sezonda neler olduğuna dair bir özet yayınlamış.

Peki en son nerede kalmıştık?

Nairobi’nin ölümüyle birlikte ekip, bu işin geri dönüşü olmadığını anlamış ve savaş boyalarını sürmeye karar vermişlerdi. Lizbon’un kaçırılmasına yardım ederek mutlu sona eriştiğini düşünen Profesör ise Alicia Sierra tarafından köşeye sıkıştırılmıştı.

Ve işte tam da bu noktada sezon finali vererek bizi heyecanlı bir şekilde final sezonunu beklemeye bırakmışlardı. Ta ki cuma gününe kadar! Oldukça heyecanlı ve ritimli bir final sezonu bizi bekliyor diyebilirim. Hadi ilk bölümden başlayalım.

Alicia Sierra’nın, kendini kurtarmak için tek şansı, Profesör’ün planını öğrenmekti. Eğer planı öğrenirse, adını temize çıkarmak için anlaşma yapabilir ve eski hayatına ulaşabilirdi. Neler yapabileceğini, sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini Rio’dan bildiğimiz için, izleyeceğim şeylerden şimdiden korkuyorum diyebiliriz. Ama bir o kadar da Profesör’e güveniyorum. Bir şekilde kurtulmasını başaracaktır.

Profesör hattında bu olaylar yaşanadursun, diğer tarafta ekip Roma planını uygulamaya sokmuştu bile. Roma planından Lizbon dışında kimsenin haberi yoktu. Profesör, kendi yakalanması dışında her ihtimali düşünmüş, olası bir hapishane durumu yaşanmasına karşın (Paris Planı) acil tahliye planı hazırlamıştı. Her yeri yakıp kül edecekler ve altınlarla birlikte kaçacaklardı. Ama tabi bunun nasıl olacağını hala bilmiyoruz çünkü tahliye planı son dakika iptal edildi ve ekip doğaçlamaya başladı.

İşler bu kadar kızışmışken, çiftler arasındaki gerginliğinde git gide tırmandığını söylesek yanlış olmaz. Evet, Denver ve Stockholm’den bahsediyorum. Denver’in kuzeni Manila’nın kimliğini açık etmesiyle, çiftin oğulları için hazırladığı B planı da suya düşmüş oldu tabi. Anlamadığım, Denver’in neden sürekli Stockholm’ü suçladığı? Hiçbir şey yapmadığı halde, Arturo’nun yaptıkları Stockholm’ün başına dert oluyor. Denver bu tavrına artık bir son vermeli. Onu son üç sezondur sinirli görmek yeteri kadar sıkıcı zaten. Tekrar o gülmeyi duymak, karısıyla arasının iyi olduğunu görmek istiyorum artık.

Kendilerine biraz Lizbon ve Tokyo’dan feyz almalarını tavsiye ediyorum. Bakın, soygun başında birbirine hiç güvenmeyen bu ikili, resmen beyaz bayrak çekti. Lizbon, Paris planının romantikliğine dalıp gitmişken, Tokyo da kendi romantik macerasını Lizbon’a anlatırken buldu kendini. Hepimiz, Tokyo’nun ekibe katılma nedenini biliyoruz aslında. Bu hikayenin en başında izlemiştik. Yaptıkları soygun esnasında, sevgilisi gözlerinin önünde vurulmuş ve hiçbir şey yapamadan oradan ayrılmak zorunda kalmıştı.

Zaten başına buyruk olan Tokyo, sevgilisinin ölümüyle birlikte daha da kontrol edilemez bir hale gelmişti. Ve biz ilk iki sezon böyle bir Tokyo izlemiştik. Ama ilk sezondan bu sezona -çok olmasa da- değişim göstermeye başladığına inanıyorum. Bakalım sezon sonuna kadar nelerle karşılaşacağız?

Ve gelelim, bölümün en çok şaşırdığım anına… Kırk yıl düşünsem, Berlin’in bir oğlu olabileceği aklımın ucuna dahi gelmezdi. Üstelik tipi ve aklı amcasına, huyu ise babasına çekmiş. Masum bir mühendis gibi dursa da Tatiana ve kendisinden bir hamle bekliyorum. Finalin ikinci kısmında ya destek olacaklar ya da köstek. Umarım Profesör, planın bu kısmı için de bir şeyler düşünmüştür.

Evet, sezona güzel bir açılış yaptık. İkinci bölüm incelemesinde görüşmek üzere. Takipte kalın.

error: Korunan İçerik!