tds_thumb_td_300x0
Elit Andaç Çam: ”Sosyoloji Oyunculuğumun Temel Taşı”

Sofra Sırları, Sipahi, Mahkum, Terapist ve Saygı gibi dizi ve filmlerde izlediğimiz; şimdilerde ise Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne filminde ”Firdevs” rolü ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan Elit Andaç Çam ile keyifli sohbetimiz sizlerle!

Sizi çok iyi tanıyan bir dostunuza sorsak Elit Andaç Çam’ı bize nasıl anlatırdı?

Arkadaşlarımı çok seviyorum. O yüzden öncelikle sevgi dolu olduğumu söyleyeceklerini umuyorum. Eğlenceli olduğumu da inkâr edemezler.  😊 Sonrasında inatçı ve zor belki azıcık da öfkeli olduğumu söyleyeceklerdir. Yani evet, biricik masum prensesimizdir Elit demeyecekleri kesin 🙂 Umarım daha da kötü şeyler söylemiyorlardır.

Kuru Otlar Üstüne filminde Firdevs karakteri ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyorsunuz. Bize filmden ve karakterinizden biraz söz eder misiniz?

Firdevs, Anadolu’nun uzak bir köyünde zorunlu hizmetini tamamlayan genç bir öğretmen. Taşraya karşı kendi kimliğini koruyabilen, çok ödün vermeyen ve belki de diğer öğretmenlere kıyasla zorunlu hizmet yıllarını daha hafif ve mutlu geçiren bir kadın.           

Nuri Bilge Ceylan gibi bir yönetmen ile çalışmak çoğu oyuncunun hayali olsa gerek. Teklif geldiğinde ve senaryoyu okurken ne düşündünüz? NBC ile çalışmak nasıldı?

Ben, Nuri Bilge Ceylan fanıyım zaten. O yüzden her aşaması ayrı bir rüyaydı benim için. Audition süreci, provalar ve sonrasında uzun bir çekim süreci… Provayı ve süreci çok seven bir oyuncu olarak çalışması çok zevkli, eğlenceli ve çok doyurucu bir yönetmen.

İyi anlayan daha iyi anlatır derler. Sosyoloji okumuş olmanızın oyunculuğunuzu beslediğini düşünüyor musunuz? Canlandırdığınız karakterlere hayat verirken nelerden ilham alırsınız?

Kesinlikle sosyolojinin oyunculuğumun temel taşı olduğunu düşünüyorum. Empati ve anlama hacmiyle, oynama halinin çok ilgili olduğunu düşünüyorum. Hayatın; canlılığı, kaosu ve çelişkileri beslenme alanımız. O yüzden biraz bırakalım dağınık kalsın diyorum. 

Sizi Tezgah, Bütün Kadınların Kafası Karışıktır gibi seyircinin beğenisini toplayan tiyatro oyunlarında seyretme şansımız oldu. Tiyatro sahnesinde olmayı mı yoksa kamera karşısında olmayı mı daha çok seviyorsunuz?

Bu soruya değişmez cevabım Tiyatro. Sahnede bir hikâye paylaşmaktan aldığımız hazzı bilseydiniz hepiniz orada olmak isterdiniz 🙂

Bugüne dek yer aldığınız projelerde birbirinden yetenekli ve başarılı isimlerle rol aldınız. Şu oyuncu ile karşılıklı şu sahnemizi unutamıyorum dediğiniz bir an var mı?

Benim için en unutulmaz sahne Demet Evgar’la Sofra Sırları’ndaki yemek sahnemiz. Çok bayıldığım, Ümit Ünal’ın muhteşem kaleminden çıkan neredeyse 8-9 sayfalık enfes bir metindi. Oynarken aldığımız hazzın tadı hala damağımdadır.

Gelecekte oynamayı özellikle istediğiniz bir rol var mı?

Makyajsız oynayacağım bir karakter istiyorum. Hadi bakalım 🙂

Setlerden fırsat buldukça hangi dizileri ve filmleri izlersiniz? Birkaç öneri alabilir miyiz?

Bu yazı Cannes’la açmış olduk. Sonrasında araya tatiller girdi. Bir süredir pek bir şey izleyemiyorum ama en son Succession’ı bitirdim. Çok şiddetle tavsiye ederim. Gerçekten ilham verici oyunculuklar var. White Lotus da çok beğendiğim bir iş. Hem hafif hem de derin. Çok güzel kurgulanmış bir iş.

Sırada O mu Bu mu Köşesi var.

Yaz mı kış mı?

Yaz

Kitabını okumak mı filmini seyretmek mi?

Film

Gece insanı mısınız gündüz mü?

Gündüz

Komedi mi dram mı?

Komedi

Friends mi How I Met Your Mother mı?

Friends

Elit Andaç Çam’a sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ediyor, Kuru Otlar Üstüne’nin vizyon tarihini iple çekiyoruz. 🙂

Por que amamos “Ya Çok Seversen”? | comentário da série

A série atende a tudo o que se espera de uma comédia romântica que vai ao ar durante o verão e é extremamente agradável. A atuação é bem-sucedida, o clima é alegre e o roteiro é fluente. O personagem “Ateş” interpretado por Kerem e o personagem “Leyla” interpretado por Hafsanur são pessoas muito simpáticas e será muito bom observar sua transformação ao longo do tempo. Pequena nota aqui; Acho que seria melhor se o desenvolvimento da relação entre eles fosse mais espalhado e profundo porque é um pouco rápido demais.

A equipe com a qual Leyla trabalha, a tia de Ateş (Hatice Aslan) e os sobrinhos de Ateş, também são muito bons tanto no elenco quanto na atuação. Quando todos esses elementos são combinados, a série é divertida e bastante adequada para passar o tempo.

Todas as cenas clichês a que estamos acostumados estão disponíveis em Ya Çok Seversen. 😅 Piscina, dança, ciúmes, pequenas discussões, criança fofa adorando a garota principal.. Essa lista vai para sempre, você sabe. Para encurtar a história, Ya Cok Seversen é o protetor desta temporada de verão do lado de Türkiye. Se você concorda, por favor, deixe-nos saber nos comentários.

Why We Love Ya Çok Seversen? | Kerem & Hafsanur

The series meets everything you would expect from a romantic comedy that airs during the summer and is extremely enjoyable. The acting is successful, the atmosphere is cheerful and the script is fluent. The character “Ateş” played by Kerem and the character “Leyla” played by Hafsanur are very likeable people and it will be very nice to watch their transformation over time. Little note here; I think it would be better if the development of the relationship between them was and spread over and be more deep because it’s a little too fast.

The team that Leyla works with, Ateş’s aunt (Hatice Aslan) and Ateş’s nephews, are also very good both in casting and acting. When all these elements are combined, the series is entertaining and quite suitable for spending time.

All of the cliché scenes we are used to are available in Ya Çok Seversen. 😅 Pool, dance, jealousy, little arguments, cute child adoring the main girl.. This list goes forever you know. Long story short, Ya Cok Seversen is saver of this summer season from Türkiye side. If you are agree, please let us know in the comments.

Ya Çok Seversen’i Neden Sevdik?

Kerem Bürsin ve Hafsanur Sancaktutan’ın başrollerini paylaştığı Ya Çok Seversen bu sezon izlediğim ilk yaz dizisi oldu ve şanslıyım ki yaşama sevincimi öldürmedi. Neden böyle söylüyorum? Çünkü aramızda kalsın, Trt’deki Hayatımın Neşesi’ne biraz maruz kalmıştım ve bu sıcaklarda zaten zor var olan neşemi toptan alıp götürmüştü. Facia sıkıcı, bunaltıcı bi iş o bence.

Neyse, konumuza dönelim. Kerem’in bana kasıntı ve biraz komik gelen mimiklerine/konuşma tarzına rağmen ben diziyi sevdim. Çünkü böyle çerezlik dizilerde aradığım en önemli özellikleri karşılıyor. 1) akıcı olması 2) oyuncular ve oyunculuklarını sevdirebilmesi. Dizide itildiğim, bu ne böyle ya dediğim bir esas karakter yok. Leyla’nın ekip de gayet olmuş, izlettiriyor kendini. Bitse de gitsek demiyoruz onların sahnelerinde ki dizi içinde öyle komedi ayağı olan bi grup insanda bunu yakalamak başarıdır.

Hatice Aslan’ı ve Ateş’e yanık olan başarılı kadın arkadaş karakterini ayrıca beğendim. Aslan, hala rolünü müthiş oynuyor, diğer hanımefendi ise çizilmek istenen imaja cuk uymuş bence, o vibeı tam karşılıyor ve gayet doğal bir oyunculuğu var. Uşak beyefendi de baya seyir zevkli olmuş Buradan hepsine tebriklerimizi yollayalım.

Diziyi izlerken gerçekten kafam dağılıyor, ve hiç sıkılmıyorum. Sürükleyici olması en büyük artısı. Çünkü ben çiftimizi shiplemiyorum. Bende bir heyecan yaratmıyorlar. Ona rağmen keyifle izliyorum. Şimdilik formüllerinde bir sıkıntı gözükmüyor, romantik komedi beklentilerimizi karşılıyor. Umarım böyle sıkıntısız devam eder de yaz boyu sığınacak ideal bir dizimiz olur.

Tabii gözüme batan bazı negatif yanları da var ama onları başka bir yazıda ele alacağız. Görüşmek üzere!

Ulvi Kahyaoğlu: ”Hikayeye ve Karakterime Elimden Gelen Katkıyı Sunmak İçin Çabalarım”

Benim Adım Melek, Elbet Bir Gün ve Tozluyaka dizilerinde izlediğimiz, son dönemde Craft’ın Sığınak oyunu ile adından övgüyle söz ettiren ve Dengeler filmi ile yeniden seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan Ulvi Kahyaoğlu’na sorularımızı yanıtladığı için teşekkür ediyor; sizi keyifli sohbetimizle baş başa bırakıyoruz! 🙂

Seni çok iyi tanıyan bir dostuna sorsak Ulvi Kahyaoğlu’nu bize nasıl anlatırdı?

Ağırkanlı derler ortak olarak, tek bir ağızdan. Çalışkan da derler. Özverili olduğumu da söyleyeceklerini düşünüyorum. Bir de karşımdakine faydalı olmaya çalışan biri olduğumu ama bir noktada tahammül edilemeyecek bir hale geldiğimi de söylerler bence. Bir de Arya ”dede” der bana.

Craft’ın Sığınak oyununa dahil olma sürecin nasıl oldu?

Şanslı olduğum bir hikaye bu. Tozluyaka’da bir bölümde çocuklara Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler oynuyorduk ve ben sahneye çıktığımda çok heyecanlandım ve on yaşımdan beri sahneden ilk defa dört sene uzak kalmıştım. Bu heyecan sonrasında dedim ki; benim tekrardan sahnede olmam gerekiyor yoksa daha da uzak kalacağım ve daha da zorlaşacak sahnede tekrardan olabilmek. Bunun üzerine Tozluyaka bittikten sonra İbrahim’le görüştük, sığınak onların yanlış hatırlamıyorsam altı aydır provada oldukları bir projeydi ve ekip birkaç kez değişmişti (Uğur dışında). Uğurla da biz okuldan arkadaşız ve onunla sahneyi paylaşmak okuldan beri benim çok istediğim bir şeydi. Yani her şey çok güzel denk geldi diyebilirim.

Sığınak’ı izleyenler oyundan boğazı düğümlenmiş ve çok etkilenmiş bir halde çıkıyor. Peki senin seyirci olarak böyle etkilendiğin bir oyun var mıydı?

Biraz hikayeli bir cevap geliyor, Matilda Müzikalinin bende çok başka bir yeri var, aslında tür olarak boğaz düğümleyecek bir yanı olmamasına rağmen, Dokuz Eylül’de oyunculuk okurken koreografi yaptığım 4 senelik bir dönemim oldu. O süreçte sürekli Broadway prodüksiyonlarının kesitlerini izliyordum. Matilda’nın “Revolting Children” parçasını defalarca izledim ve izlettirdim derken ikinci yılında yaptığımız West Side Story müzikalini Ingiltere’de bir tiyatro festivaline götürdük. Şahane gururlu bir andı. Sonrasında Matilda’yı izleme şansım oldu. Hayranlık duyduğum ve ilham aldığım projeyi yaptığımız proje sayesinde izleme fırsatım olması bendeki bütün süreci ve hikayeyi boğaz düğümleyen bir an haline getirdi…

Tozluyaka ile genç ve sosyal medyayı aktif kullanan geniş bir hayran kitlesine ulaştın. Seyircinin bu kadar etkileşim içinde olması nasıl hissettirdi? Canlandırırken bu sahneye kesin edit yaparlar dediğin anlar oldu mu?

Aslında Tozluyaka ile beraber ben de sosyal medyayı daha aktif kullanmaya başladım ve takipçi kitlesinin aktifliği ister istemez seni de daha aktif kılıyor. Gerek editlere bakmak olsun, gerek koyulan bir fotoğrafa verilen tepkileri karşılamak olsun. Bu arada o kadar güzel editler yapılıyor ki. Dönüp dönüp izlediğim/izlettirdiğim pek çok edit var. Tüm bu sebeplerden dolayı aslında Instagram bi’ anlamda işimin bir parçası oldu. Tabii ki bunun olumlu tarafları olduğu kadar olumsuz tarafları da var.

Bu soru tüm Tozluyaka özleyenler için gelsin. Dizinin finalini düşündüğümüzde sence Berk şu an nasıldır ve ne yapıyordur?

Aslında finalde gördüğümüz Berk artık kendi kabuğunu değiştirme sürecine girmiş bir Berk’ti. O yüzden onu Berk yapan tavrından ve hayata baktığı pencereden taviz vermediğini göstermeye çalışarak Öztürk ailesine iyi gelmeye çalışıyor olabilir. Ali, Derya ve Berk artık aile gibi hissediyorlardır bence. Ama hala Berk Berkliğini yapıyordur (ara ara).

Ya da Ege’yi alıp tatile gitmiştir.

Canlandırdığın karakterlerden birine ait unutamadığın bir replik veya sahne var mı?

-Dünya senin etrafında dönmüyor Hazal.

Akıl Hastanesinden Cemre’yi kaçırma ve Karakol’a teslim etme sahneleri bence iyi ve önemli sahnelerdi. Ama ama ama Berk’in Ali’yi yaraladığı sahnede Hato’nun gelip patisini açık yaraya basması unutamayacağım bir sahne.

Hala aklıma geliyor. Kenan-Berk sahneleri ve Ali-Berk sahneleri bence çok keyifliydi. Kenan Junior’la Kenan’ın tanışma sahnesi bence çok acayipti. Ali ve Berk’in soğuk hava deposu enteresandı. Daha da geliyor aklıma… 

Yazın romantik komediler kışın da aşk adı altında özellikle kadınlara psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanan diziler çoğunlukla karşımıza çıkmaya başladı. Ama Benim Adım Melek bir iyileşme ve aile olma hikayesiydi Tozluyaka ise yaz dizisi olmakla birlikte gizem sosu da olan bir gençlik hikayesiydi. Mesajları da birçok diziye göre daha doğru ve yerindeydi. Proje seçimlerinde bunlara dikkat ediyor musun? Bir sonraki projenin hangi türde olmasını planlıyorsun?

İster istemez tabii ki dikkat ediyor oluyorsunuz ama tabii ki denk gelme durumunu da göz ardı edemeyiz. Benim Adım Melek dönemsel olarak proje tercihi yapma şansım olan bir dönem değildi ama şansıma hikayeyi de karakterimi de çok sevmiştim. Mesela şimdi düşününce bile ilk bölümü okurken bende bıraktığı hissi hatırlıyorum, böyle hissettirebilmesi büyük bir şans. Tozluyaka’yı okuduğumda da çok iyi bir şey okuduğumun farkındaydım ama her zaman böyle denk gelmeyebilir, bunun fazlasıyla farkındayım.

Tür konusuna gelirsek de samimiyetle böyle bir planım yok açıkçası, içinde bulunduğumuz sektörde önden plan yapmaya çok müsait bir sektör değil gibi geliyor bana. Ama mesela şunu söyleyebilirim, Tozluyaka sonrasında tiyatro tekrardan hayatımın odağında olsun istiyordum ve bu gerçekleşti. Bu yüzden galiba plan yapmak değil de niyet edip çok çalışmak benim için bir yöntem.

Diyelim ki çok sevdiğin bir yabancı dizi Türkiye’ye uyarlanıyor ve sen de kadrosunda yer alacaksın. Hangi dizi karakterine hayat veriyor olurdun?

Succession – Roman Roy

Üç kanal adı versem en sevdiğin dizisini söyler misin?

HBO: Succession

Showtime: Penny Dreadful – Californication

Netflix:Wednesday

Ölmeden önce yapılacaklar listesi tarzı bir listen var mı? Neleri gerçekleştirmek ya da denemek istersin?

Skydive yapmak istiyorum.

Bizim röportajlarımızda şöyle bir şey var: Yunus Narin bir sorumuza ‘’Leyla ile Mecnun’da rol almayı isterdim’’ diye yanıt vermişti. Bundan iki yıl sonra Leyla ile Mecnun internet dizisi olarak döndü ve Yunus Narin kadrosuna dahil oldu. Manifest sorusu diyebiliriz 😊 Düşün ki şimdi kuracağın cümle ilerde gerçekleşecek… Ne söylerdin?

Ben dilek dileme konusunda da çok becerikli değilimdir. Şöyle dilekler dilerim mesela; her şey iyi olsun. O yüzden bu manifestleme konusunda da çok spesifik bir cümlem olamayacak ama sevdiğimiz insanlarla, sevdiğimiz işleri huzurla yapıyor olmak isterim. Bu da benim dede manifestim.

Güne hangi şarkıyla başlamak seni motive eder? Tam benlik dediğin birkaç öneri alabilir miyiz?

Güne Başlamak İçin;

-Facile – Cameli Jordana

-Cantos de Sirena – Inma Serano

-Everlasting Dance – Llunr (Yapay zeka yapımı bir şarkı)

Tam Benlik Dediğim;

-Smooth – Santana

-Runaways – Morris Madrone

-Just Dropped In – The First Edition

Sırada O mu bu mu köşesi var.

Gündemdeki bir soru ile başlayalım! Önce Barbie mi izleyeceksin Oppenheimer mı? 🙂

Galiba gün içinde Barbie, akşamına Oppenheimer diyebilirim.

İzmir mi İstanbul mu?

Bu şey gibi bi soru; annen mi? Baban mı?

Yaz mı kış mı?

Yaz

Gece insanı mısın gündüz insanı mı?

Gece

Friends mi How I Met Your Mother mı?

Friends

Netflix mi CNBC-e mi?

Netflix

Dram mı komedi mi?

Dramedi

Yeni başlangıçlar mı nostalji mi?

Yeni başlangıçlar

Son olarak Twitter takipçilerimizden gelen sorulardan bazılarını paylaşıyoruz.

Ulvi Kahyaoğlu da kendisini Roman Roy’a benzetiyor mu? Roman Roy karakteriyle anılmak nasıl bir histi?

Benim izlerken çok keyif aldığım bir karakterdi dizinin ilk sezonundan beri. Bir de dünya çapında rüştünü ispat etmiş bir diziden ve kendine has tavrı ve davranış biçimiyle ikonik hale gelmiş bir karakterden bahsediyoruz. Bu benzetilme eğer Berk Yağızoğlu’nun biricikliğini sakatlamıyorsa beni onore eder.

Hato diziye nasıl dahil oldu? Berk’in köpeği olması Ulvi’nin fikri miydi?

Ben sundum bu fikri Semih Hoca’ya. Semih Hoca’nın ve senaristimiz Yekta Torun’un sandığım kadarıyla bu fikir hoşlarına gitti ve süreçte Berk’in hayatına çok hoş bir şekilde girip vazgeçilmez bir yer edindi Hato. Hato Harika Torun’un kısaltmasıydı, bir anda senaristimizle de bir kan bağı olmuş oldu, bence çok hoş bir detaydı bu da. İşin sonunda Hatçe’yle böyle bir anımızın olması paha biçilemezdi tabii ki. Yolda yürürken beni tanımayıp Hatçe’yi tanıyanlar oluyor, bu da acayip hoşuma gidiyor.

Çalıştığınız projelerde karakteriniz için yönetmen ve senaristle etkileşim halinde oluyor musunuz? Tozluyaka’da Berk’in sevgilisinin yasını tuttuğu sahnelerde çalan şarkının sahibi Sevimo’yu sosyal medyadan takip ettiğinizi gördük dinlediğiniz bir sanatçı galiba, öneriniz oldu mu?

Bu ekibin dinamikleriyle çok ilgili tabii ki. Yönetmenin, senaristin bu konudaki bakışı asıl belirleyen oluyor. Bir yandan da yaptığımız işin yoğunluğu ve hızı çok yüksek, bu yüzden herkesin elinden gelen maksimum işe fayda sağlayacak katkıyı yapabilmesi çok önemli ama bu bir noktada kakafoniye dönüşüp işin aksamasına sebep olmamalı. Ben kendi adıma içinde yer aldığım her projede elimden gelen katkıyı en faydalı haliyle karaktere ve hikayeye sunmak için çabaladım ve çabalıyorum. Tozluyaka’da da Semih Hoca ile karakter üzerine çok paylaşımımız ve sohbetimiz oldu. Bütün bunlar süreci çok çok daha özel kılıyor.

Batuhan Sevimo Arya’nın ve yardımcı yönetmenimiz Burak Turhan’ın arkadaşıydı. Ben Tozluyaka sayesinde tanıdım, tanıdığıma da çok mutlu oldum açıkçası.

Berk Yağızoğlu’na bir şarkı armağan etsen, bu hangi şarkı olurdu?

Mor ve Ötesi – Bir Derdim Var

Kendisi yazacak olsa Berk ve Cemre için nasıl bir son yazardı?

Benim hayal dünyamda Berk ve Cemre kriminal bir çift olup yargı dağıtırdı ama sonu ne olurdu bilmiyorum.

error: Korunan İçerik!