tds_thumb_td_300x0
Kusursuz Kiracı: Bu Bir Uçurtmanın Kaçışı

Televizyonda ne zaman sahici, özgün ve kaliteli bir iş izlemeye başlasak en başından bildiğimiz gerçeğin bizi gelip bulması ne yazık ki çok uzun sürmüyor. Kusursuz Kiracı da şüphesiz ki son zamanlarda ekranlarda izlediğimiz en temiz ve en keyifli işlerden biriydi. Ama konusu içerisinde çarpık ilişkilere, aldatmalara, kadının değersizleştirilmesine yer verilmediği için izleyici kitlesinde izlenmeye değer olarak görülmedi. Bunu söylemeyi hiç sevmiyorum çünkü televizyonda da böyle güzel isler izlemek istiyorum ama keşke dijital bir platformda yollarımız kesişseydi. Bunu çok isterdim. Muazzam bir keyifle, bir solukta, reyting kaygısı gütmeden tadını çıkarmak eminim çok güzel olurdu. Kimler geldi kimler geçti televizyon ekranlarımızdan serimize katılan en özel işlerden biri olmayı başaran Kusursuz Kiracı’nın kusursuz finaline hep birlikte göz atalım.

Öncelikle bu kadar apar topar alınmış final kararı ardından, kısıtlı zamanda bu kadar güzel bir final ortaya çıkaran tüm ekibin ellerine ve de emeklerine sağlık. Final bölümü olmasından sebep çoğu sırrımız gün yüzüne çıktı. İlk olarak birinci bölümün başında bizi karşılayan cinayetin katilini öğrendik. Mona kadar biz de şaşırdık ve Yuva Apartmanı sakinleri içerisinde galiba en son Madam Vula’nın katil olmasını beklerdik. Haklı sebepleri var mıydı belki vardı ama yine de günün sonunda bizim biricik Madam Vula’mız olarak kalmasını dilerdim.

Dizi başlangıcından beri Leyla ile ilgili hep bir soru işaretimiz vardı. Leyla gerçek mi hayal mi?  Leyla hiç var oldu mu ? Var olduysa eğer başına neler geldi ? Nihayetinde bu sorularımızın hepsine cevap aldık. Evet, Leyla gerçek ama bir o kadar da hayal. Olmasını en içten şekilde umduğumuz bazı şeyler zamanla gerçeğimiz olmaya başlıyor. Mona’nın hayalinde yaşatmaya devam ettiği Leyla ile olan yüzleşmesinden anlıyoruz ki Mona olmasını umduğu şeyleri hayatının gerçeği haline getirmiş. Kötü yanlarının, yaptığı yanlışların, aldığı kötü kararların bütün faturasını hayalinde yaşattığı Leyla’ya kesmiş. Böylelikle işin içinden sıyrıldığını düşünmüş. Yerde baygın halde bulduğu Yakup’u kendisi o hale getirmesine rağmen Leyla’nın yaptığını düşünmek istedi.

Peki ya Leyla’ya ne olmuş da Mona hayalinde yaşatmak zorunda kalmış diye soracak olursanız. Mona ve Leyla yetimhanede ateş ile oynamak istiyorlar. Ateş ile oynamanın cezası da önce yangın sonra o yangında da hayatında sahip olduğun en sahici hatta tek dostu kaybetmek oluyor. İnsan hayatındaki en sahici şeyi kaybedince devam edebilmek için kendisine bir gerçeklik oluşturmak ister. Mona da bunu yapmış. Nefes almaya devam edebilmek için Leyla’yı hayatının çok büyük bir parçası haline getirmiş. Anladığımız kadarıyla da çıkan yangınların sebebi de Mona. Leyla’yı yangında kaybettiği için uyur gezer iken yangın çıkarmasını anlıyorum ama altında yatan derin sebepleri ve dışavurumunu daha detaylı bir şekilde izleyebilmek çok isterdim. Böylesine hızlıca alınan bir final kararından sonra izlemek beni çok üzdü. Çünkü finalde izlediklerimizden de anladığımız üzere bizi çok güzel bölümler bekliyordu. Bu kadar ilgi çekici bir konuyu bu kadar kısa sürede tüketmek yerine hakkı olan değeri görmesini ve sezon sonuna kadar her hafta Salı günü FOX ekranlarında olabilmeyi çok isterdim.

Velhasıl kelam, uzun lafın kısası, bir şekilde iyi ki denk düştük. Birbirinden huysuz ama bir o kadar sevimli ve hayat mücadelesi içerisinde ayakta kalmaya çalışan komşularımız ile tanıştık. Yakup’un tüm hikayesine hakim olamadan yolun sonuna geldik ama kendisini eminim hepimiz çok sevdik. Bize eminim ilerleyen bölümlerde aşık Yakup’u çok güzel yansıtırdı. Kısacık yayın süremizde bile bir çoğumuz Mona ile Yakup’u fazlasıyla yakıştırdık. Ekran enerjisi oldukça yüksek olan Dilan Çiçek Deniz ve Serkay Tütüncü ikilisini umarız ki bir gün tekrardan bir arada izleyebiliriz.

Bu sefer gerçekten uzun lafın kısası, Yuva Apartmanı’na kısa süreli de olsa konuk olabilmek, her bir ferdi ile komşuculuk oynamak çok keyifliydi. Sırlarınızı, oyunlarınızı ve henüz kurulmamış ama kurulsa hepimizin bayılacağı ilişkilerinizi izlemek çok keyifliydi. Başka bir evren de en güzel halinizle sevgili Yuva Apartmanı sakinleri. Sizi seviyoruz. Hoş kalın Kusursuz Kiracı ekibi. İyi ki…

ZeyÇağ: Var mısınız, Yok musunuz? | 18. Bölüm

Hepinize tekrar merhaba ZeyÇağ tayfa. Nasılsınız? Ben pek iyi değilim bu sefer açıkçası.  

18. bölümü izledim. Biraz hazmettim, ardından hazmettiklerimi yazıya dökmeye karar verdim yine.  

Bu hafta hikaye hakkında detaylı konuşmak gelmedi içimden. Bu hafta biraz sitem edeceğim. Ama sitemim öncesi değinmek istediğim bir konu var. Berk beni bu bölüm çok eğlendirdi. Dizinin en ikonik karakteri olduğunu düşünüyorum. Bölümde zaten bir Berk seyir zevki verdi bana…  

Her hafta olduğu gibi bu hafta da fragmanda bize gösterilen Zeyno ve Çağrı sahnelerine fazlasıyla yükselerek başladım bölüme. Tabii yine de içimden bir ses bana “Fazla heyecanlanma, umduğunu bulamayacaksın.” diyordu. O yüzden beklentimi çok yüksek tutmamaya karar verdim. Zaten ZeyÇağ tayfa olarak sahnelerimiz için “kısa ve öz” diyorduk.  

Ama bu kadarını da kast etmiyorduk…  

ZeyÇağ’ın sevilen bir çift olduğunu ve etkileşim getirdiğini bilen teknik ekip bu konuda çok uyanık. Yeni bölüme kadar sosyal medyadan yapılan paylaşımlarla, gelen fotoğraflarla bizi çok güzel avladılar. Yalan değil, ben de coştum. Çünkü neden coşmayayım? Eskiden ZeyÇağ hariç tüm karakterlerden paylaşım görürdük. Alışkın değildik.  

Lakin keşke dizideki sahnelerimiz de sosyal medyadan yapılan paylaşımların yarısı kadar bari etseydi…  

Kısa Sahneler

Her Zeyno ve Çağrı sahnesi seyrettiğimde her saniyenin tadını çıkartmak istiyorum çünkü 1.30 dakikadan uzun sürmüyoruz. Bir bakıyoruz Zeyno ve Çağrı karşı karşıya geliyorlar, bir bakışmalar, sohbet başlatmalar… Sonra pat! 

Sahnemiz bitmiş! 

Eee ne oldu? Ne ara başladık da bittik? Ne konuştuk?  

Birçoğumuz 18. bölüm fragmanında yer alan ZeyÇağ sahneleri için “Heyecanı kalmadı ki, tüm sahneleri fragmana yedirmişsiniz sanki!” içerikli sitemlerde bulunduk. Ne kadar istemesek de haklı çıktık. 

Açıkçası fragmanda bile daha fazla ZeyÇağ sahnesi vardı. Diziyi sadece ZeyÇağ için izleyen varsa bence hiç 18. bölümü full izlemesin, direkt fragmandan beslensin.  

Hastane

Benim en çok sitemde bulunacağım sahne hastane sahnesiydi. Yalan yok, sinirden güldüm. Kahkaha attım hatta. Çünkü ben bölüme başlamadan “Ya düşünsenize bir de bize heyecanla gösterdikleri el ele tutuşma sahnesi müzik altı sahneye yediriliyormuş…” demiştim. 

Berk’in arabasında müzik dinleyerek otururken Ali ile muhabbet ettikleri yerde Berk arabanın radyosunun sesini köklediğinde elimle yüzümü korkarak kamufle ettim ve parmaklarımın arasındaki küçük boşluktan baktım ekrana “Kesin müzik altı o ele ele tutuşma sahnesi” dedim.  

Ve öyle çıktı.  

Manzara

Bizim o çok yükseldiğimiz damda el ele tutuşup manzara izleme sahnesi de müzik altıydı, hatırlarsınız. Ve o sahnede de Zeyno Çağrı’ya annesinin olayını anlattığında Zeyno sadece bakmakla yetinmişti. Bir artısı elini tutmasıydı işte.  

Zeyno hastaneye geldi, Çağrı’ya sarıldı, ardından hemen hastane önüne ışınlandılar ve Zeyno Çağrı’nın elini tuttu…  

Peki neden bu duygusal ve altı çizilmesi gereken sahne müzik altı olarak izleyene yedirildi? Sosyal medyada bangır bangır reklamını yapmayı biliyorsunuz ama. Bence bu işler sırf paylaşım malzemesi çıksın ve ZeyÇağ tayfa yükselsin, etkileşim versin diye dizide sahnesi bile olmayan romantik Haktan ve Serra fotoğrafları paylaşmakla olmuyor diye düşünüyorum. Belki bu yazıdan çok büyük linç yiyeceğim lakin düşüncelerim bu yönde.  

En son dizide Zeyno karakterini canlandıran Serra Pirinç ve Çağrı karakterini canlandıran Haktan Zavlak’ın sıkıca el ele tutuştuğu, Haktan’ın Serra’nın sanki kokusunu içine çekiyormuş gibi yaptığı görseli gördük. Artı ek olarak Haktan’ın Serra’nın omzuna yaslandığı bir görsel… Doğal olarak böyle bir ZeyÇağ sahnesi göreceğimiz için çok heyecanlandık.  

Ama bu görsellerin sahne ile alakası bile yokmuş.  

Beklentiler

Rica ediyorum bize çiftimizin dizide olması gereken sahnelerinin reklamını yapın. Şahsım adına konuşmam gerekirse ben ZeyÇağ’ın hikayesini izlemek istiyorum. Birlikte bir şeyler için çabalamalarını, aşklarının yeşermesini, birbirlerini koruyup kollamalarını ve beraber gelişmelerini… Ben dizide sahnesi olmayan, sırf paylaşılsın diye önümüze serilen samimi Haktan ve Serra fotoğrafları ile kandırılmak istemiyorum. Elbette bunlar da gelsin, ben bu duruma karşı değilim. Hatta görseller çok da hoşuma gidiyor lakin artık fotoğrafların sadece bizden etkileşim almak için paylaşıldığını düşündüğümden beri sitem ediyorum bu duruma.  

Eskiden olsa bazı ZeyÇağ kesimine sinirlenirdim “Yahu dizi ile gerçeği ayırın, onlar HakSer değil, ZeyÇağ!” derdim.  

Yok arkadaş… Gördüğüm kadarıyla bize sundukları resmen HakSer. ZeyÇağ değil. Çünkü ben sosyal medyada paylaşılan aşırı samimi karelerin ucunu bile dizide çiftimizde göremiyorum.  

O bank sahnesinde Çağrı Zeyno’ya “Hayatımda var mısın yok musun?” diye sordu. Zeyno ise bu soruya karşı suskunluğunu korumayı tercih etti. Ardından “Ben sana her yaklaştığımda kendimi suçlu hissediyorum. Bunu aşamıyorum.” dedi. O zaman hastane çıkışı durduk yere neden çocuğun elini tuttun? Sen bu tür hareketlerle Çağrı’nın duygularıyla oynamış olmuyor musun Zeyno?  

Tamam, seni de anlıyorum. Çağrı’ya söylediğin gibi, senin de hayatın ve kafan oldukça karışık. Lakin siz çoktan bu durumu aştınız. Senin kötü bir insan olmadığını biliyoruz. Özellikle Çağrı ile birlikteyken nasıl pamuk gibi olduğunu da gördük.  Çocuk Vefa konusunda suçsuz, seni de seviyor. Daha ne?  

Millet ikinci baharını yaşıyor sen hala olduğun yerde patinaj çekiyorsun.  

Zaten Arap tarafından sürekli Çağrı’ya karşı dolduruşa geliyorsun. Mesela ev sahnesinde Zeyno Arap’a “Senin yüzünden gaza gelip çocuğa çıkıştım!” dediğinde Arap da “Kızım senin kafan yok mu? Kendin karar veremiyor musun bazı şeylere?” demişti. O kadar haklıydı ki… Arap bile farkında, sen değilsin.  

Çağrı da senden kesin bir cevap bekliyor. Ne bu, “İstemem, yan cebime koy.” metodu mu? Eğer hislerinden tam emin değilsen mesafeli davran biraz daha. Ama insan gibi…  

Öncesi

Biraz başa dönelim… Zeyno ilk hastaneye geldiğinde direkt Çağrı’ya sarıldı ve hastanenin önüne çıktılar dedim ya, heh… Mesela o sahnede Zeyno Çağrı’ya nasıl hissettiğini sorabilirdi. Çok detaya inilmesine gerek yoktu. Ona telefonda çıkıştığı için özür dileyebilirdi. Merak etmeyin, bahsettiğim sahne en fazla 2 dakika sürerdi.  

Zaten dizi 2 saat 15 dakika. Koskoca dizi bölümlerinde hikayesi derinden işlenmesi gereken ve fazlasıyla seyir zevki veren karakterlere ayırdığınız total süre 7 dakika mı?  

Cidden mi?  

Bence biraz AlMav sahnelerinden kısıp ZeyÇağ’a vakit ayırabilirsiniz…  

Ayrıca biz hala ve hala Zeyno’nun intihar konusunun açılmasını bekliyoruz. Bari Harcadıkça Kazan oyununda bir deli yürek Zeyno’yu şu konuda harcasa da topluca bir rahatlasak… Hem böylelikle Zeyno ve Çağrı’nın hikayesinde bir kilit nokta daha açılır.  

Tam diyoruz ki ; Zeyno ve Çağrı’nın arasında bir his paylaşımı var. Beraberler, Zeyno’da Çağrı’ya karşı farklı davranmaya başladı, yaşasın! 

Sonra böyle saçmalıklar oluyor.  

Ve bunlar tamamen teknik ekiple alakalı.  

El ele tutuştunuz, itiraflar geldi, yanaktan da olsa öpüştünüz, çevreniz de öğrendi. Daha neyin sorgusundasınız?  

Bir şey soracağım. Hayatımızda var mısınız yok musunuz? #ZeyÇağ ?  

Berkun Oya İmzalı ”Cici” İçin Neler Konuşuluyor?

Yönetmen Berkun Oya’nın merakla beklenen “Cici” filmi sonunda izleyiciyle buluştu. Filme sosyal medyadan gelen yorumları derledik.

https://twitter.com/kozmiklatte__/status/1585762925561581570?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
https://twitter.com/deliiduduu/status/1585898076828729345?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
https://twitter.com/kozmiklatte__/status/1585933632623243264?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
https://twitter.com/meto3482/status/1586386341826367490?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
https://twitter.com/aryaYile/status/1585634661434548228?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
https://twitter.com/Bozuk_SaaAT/status/1586890031364448261?s=20&t=9DFcWy6_od6D9DcQVVAfiA
Gelsin Hayat Bildiği Gibi 15. Bölüm Yorumu!

Çok şükür, geçen haftaki faciadan sonra nispeten iyi bir bölüm izledik. Sadi’nin, günlük hayatının arkaplanında bir yandan kendince çalıştığını, araştırmalarına devam ettiğini gördük. Güzeldi.

Hızlı bir geçiş olacak ama Karabayır Lisesi‘nden bahsetmek istiyorum, spesifik bir sahneden. Kek yeme anında, serseri tayfa bizimkilere salça olurken Mert’in dünyanın en normal şeyini yapar gibi Araz’ın ağzına kek parçası uzatması kjdwhkjwdlkwjdkldw. Hem hoşuma gitti hem de baya komik buldum. Zaten aralarındaki şey bariz düşmanlıktan çok daha yumuşak atışmalara dönüştü farkındaysanız.🥺 Olacak olacak, bunlardan güzel bi agalık doğacak merak etmeyin. Her türden öğrencinin Sadi hoca fanlığını da es geçmeyelim lütfen. Adam herkesin favorisi, maşallah.

İnna sabirin amca konuşurken (adam rolünde gayet iyi, bendeki hatırası bu şekilde olduğu için böyle hitap ediyorum) emniyette kötü adamlar tarafından satın alınan personel sayısının düşündüğümüzden çok daha fazla olduğunu öğrendik. Adamlar f*tö gibi çökmüşler sisteme.

Yaver, Songül’ün uykusunda konuşup konuşmadığını öğrenmeye çalışırken Sadi’yle ayrı yattığını hatırlayıp “Ha siz platonik takılıyordunuz doğru” dedi ya, o kadar haklıydı ki. Canım Yaver. Çok rahat, çok profesyonel. Ayrıca orada daha önemli konular varken Sadi’nin ilk MSK’yı sorması.😂

Çiftimizin başkomiserle buluştuğu sahnede Sadi’nin tavırları haddini aşan ve saygısız şekildeydi. Hem gerçekdışı hem de rahatsız edici buldum, istediği kadar cool olsun becerikli zart zurt olsun, devletin memuruna öyle bir tavır takınamaz normalde, ki takınmamalı da zaten. Hesap sordu resmen. ABART. Yok yere sivriltmişler orada biraz güya sahiplenici errrrkek tavrı olsun diye. Songül’ün de hoşlanması saçmaydı. Aksine kızmalıydı, mesleği konusunda daha ciddi bir duruşu var normalde, ya da ben öyle zannediyorum.. Zaten sonra daha yetkili birinden Sadi‘nin de olayın içinde olduğunu öğrenince polisin ezilip büzülmesi utanması da ÇOK anlamsızdı, hatalı olan kendisi değildi çünkü. Neyse.

Sevda’nın durduk yere Aylin’e sataştığı, onun da karşılık verdiği Bağcılar ayarı tadındaki sahne bir hayli cringe’ti, Melek’in ortadan kaybolmasından sonra (cinnet geçirmemek için malum şahıs ve yaptıklarından çok bahsetmicem) birbirlerini ilk gördükleri anda Zülfikar‘la sarılmamaları baya ilginçti. Bariz bir missing hug var orda yani. Hele ki böyle kara sevdalı bir ikiliden, sımsıkı ciğere sokmalı bir kavuşma beklerdim açıkçası. Dümdüz bakışmak ne, ne alaka, niye, sakince konuştular falan. Of lütfen beni yönetmen yapar mısınız, teşekkür ederim şimdiden.

Cumhuriyet’ten bahsedilmesi güzeldi, Sanem‘in bir anda yurtdışına gönderilmesi aşırı kötüydü. Mektup mu bu kız, postalama işlemi bile daha uzun sürer büyük ihtimalle. Oğuz’un da salaklığı yani.. Arada bir bir şeyler çakozluyo gibi gösteriyorlar ama devamı gelmiyor. Bizle dalga geçiyorlar herhalde.

54. dakika hakkında konuşacaktım ama yapmasam daha iyi galiba. Bu dizinin, bu kadar ekran süresine sahipken böyle önemli detayları geçiştirmesine deliriyorum ya. İğrenç bir sahne izledik iğğğğrenç. İğrenç replikler, dümdüz ve hızlıca, duygusuz şekilde söylendi ve bunu kabul etmemiz beklendi. Hayırdır ya? Hiç mi saygınız yok izleyene anlamıyorum ki. Songül de güya o kadar zeki ama hiç hissetmiyor hainliği, adamın gizli tutuşunu sorgulamıyor etmiyor falan, kendi ölümünü hazırlıyor. Baştan sona MALLIKla dolu bir sahne. Neyse pardon, izliyorken yaşadığım siniri şimdi yazı için notlarıma baktığında yine yaşadım da, beklenmedik bi yükselme yaşandı.

Melek’in annesi olacak yaratığa dizideki iyi annelerin nefret kusması. ♡♡♡♡♡♡♡♡ Söylenenlerin bin kat fazlasını hak ediyor ama yine de o kadarı bile iyi geldi. Dinlerken rahatladım. Can’ın babasına zorbalık yapan ite, mafya modunu açan Sadi’nin ayar vermesi güzeldi.

1 saat 33. dakikada Derya‘nın arkadaşına attığı fake Songül’ünkiyle paraleldi, hoşuma gitti. Çok nadir de olsa Sadi aradan çık bu güzel kadınlar sensiz birlikte mutlu olsun moduna geliyorum yalan yok dwlkjwjlqd. Bu üçlüye değinmişken, Sadi’nin geçmişi şüpheli başhekimden bahsederken lavuk demesine gerek yoktu. Hepimiz bu usage’ın, erkeklerin önemsediği kadınların hayatındaki hoşlanmadıkları hemcinsleri için olduğunu biliyoruz. Hem sürekli Songül’e aşık olduğunun, hayatını onla sürdürmek istediğinin, Derya mevzusunun kapandığının altı çiziliyor hem de böyle şeyler yapılıyor yani. Yapılmasın.

Hani az önce geçiştirmekten bahsettim ya, şimdi başka bir mantık hatasını örnek vereceğim. Gizem’le Mert‘in günlerce hiç konuşmamış olması (muhtemelen haftasonu) ve okulda normalce oturup takılırlarken bunu söylemeleri? Zaten 10 saniye falan sürüyor. Ne bir romantizm var ne düzgün bi diyalog, bitse de gitsek gibi her şey hep. Madem düzgün sahne yazamican bari hiç yazma be kardeşim. Kızın on sekizinci yaş günü yani reşit oluşunun vurgulanması da ayrı bir dert. Bana patronuyla mı çift yapacaklar şüphesini yaşatıyor hala, tatsız. Telefon mevzusu klişesi hoşuma gitmedi, bölümde var olan herrrrrrrrrrrrrkesin Gizem’in doğum gününe aşırı önem vermesi de. Senarist’in bu karakterle bi derdi var heralde, yemin etmiş insanları ayar edicem, sevmicekler diye. Herneyse.

Yavaştan bitişe doğru geliyoruz. Silahlı saldırı sahnesinde 12/B‘nin kenetlenmesi made me like 🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺🥺. Sadi’nin kriz yönetimi şahaneydi, her zamanki gibi. Bu olaydan sonra çocukların arası nasıl olacak merak ediyorum. Büyük bir dönüm noktasıydı sonuçta. Ve ben hepsini birlikte görmek, salaklıklarına gülmek için sabırsızlanıyorum. Herkes de öyledir bence. Araz’ın empati kurulabilecek ve sempati duyulabilecek bir çizgiye çekilmesi de güzel.

Son olarak, itfaiye ekibinin bile giremediği AKTİF YANGIN bölgesine Sadi Payaslı’nın deri ceketle (ne ara giydi niye ve nasıl imdat, yapmayın şunu) girmesi ve yolların onun için açılması saçmalığı… Yani söyleyecek bir şey yok. Tatsızdı. Ayrıca, Twitter’da çok konuşulan (Youtube tayfa yani genel izleyici beğenmiş gibi duruyodu) o malum cümlelere gelirsek, bence tek suç yazanın değil. Ertan beyciğim de çok daha sessiz, mırıldar gibi usul bi tonda söyleyip daha korkulu baksaydı bence o kadar utanmazdık kesinlikle. Zaten ben çok dert etmedim, umarım güzel hastane sahneleri izleriz’e odaklanmıştım daha çok dkjwjkldjlkdw. Şimdilik benden bu kadar, mantık hatalarının azaldığı, daha güzel nice bölümlerde görüşmek üzere. ❣

ÖNCEKİ BÖLÜM YORUMU:

Gelsin Hayat Bildigi Gibi Review of 15th Episode

At first, fortunately we watched a relatively good episode after last week’s disaster. We saw that Sadi worked in his own way in the background of his daily life and continued his research. It was nice. It will be a quick transition, but I want to talk about Karabayır High School, from a specific scene. At the moment of eating cake, while the vagrant crew was teasing our people, I both liked and found it very funny that Mert pass a piece of cake in Araz’s mouth as if he was doing the most normal thing in the world. If you’re aware, what happened between them turned from obvious hostility to much softer skirmishes. A good friendship will emerge from here, you know. I can smell it.

While the person running the bad guys was talking, we learned that there are many more personnel at the police station that secretly working for them. While trying to find out if Songül was talking in her sleep, Yaver remembered that she and Sadi were sleep apart and said, “Oh, you are platonic, right.” He is an icon and %100 right about almost everything, including his reacts.

In the scene where our couple met with the superintendent, Sadi’s attitude was outrageous and disrespectful. I found it both unrealistic and disturbing, be as cool as he wants, he normally can’t act like this to a government official, and he shouldn’t too. They’ve exaggerated for no reason, so that there is a supposedly possessive man attitude. It was ridiculous that Songul liked it too. On the contrary, she should have been angry because she normally has a more serious stance on her profession, or that’s an opinion that belongs only to me..

After Melek’s disappearance, it was very interesting that they did not hug each other tightly when they first saw each other with her boyfriend. There’s obviously a missing hug there. They’re lovers, and they’ve had a tough time, where the tears and embracing?? It was extremely bad that Sanem was sent abroad all of a sudden. Is this girl a letter or what, even the mailing process would probably take longer than what they do. Bullshit.

I was going to talk about the 54th minute, but I guess it would be better if I didn’t. I’m crazy that this show is skipping over such important details with so much screen time. We watched a DISGUSTING scene, it’s litterally disgusting. Disgusting lines were uttered straight and swiftly, without emotion, and we were expected to accept it. I don’t understand. I guess they don’t have any respect for us, the audience.

The hate of the good mothers in the series against Melek’s mother.💖💖💖 She deserves a thousand times more than what was said but still even that much sounded good. I was relieved listening. Finally they pointed out.

Finally, it didn’t make sense for Sadi Payaslı to enter the ACTIVE FIRE zone, which even the firefighters could not enter, with a leather jacket (how did he wear it and why.. please don’t do that anymore) and not be harmed. That’s all for now. Please feel free to comment, it’s up to you whether the articles continue or not. See you next week!

PREVIOUS:

error: Korunan İçerik!