tds_thumb_td_300x0
Gelsin Hayat Bildiği Gibi 12. Bölüm Fragman Yorumu!

Dizilerde kuaförden yeni çıkmış gibi uyanan kadın karakterlere gönderme yaparak başlayan güzel fragmanımız, Derya’nın Sadi’ye yazdığı mektupla devam ediyor. (He arada bir de Aylin’in evi terk etmesi var ki şahsi yorumum ÇOK İYİ YAPMIŞ. Olması gereken..) Derya’nın oğlu Mert’e gerçekleri itiraf etmeyeceği kesin ama bakalım ne bahaneler uydurmak zorunda kalacak.

Mektupta ne kadar açık konuştuğuna vs. de bağlı, direkt Sadi’yi işaret edecek detaylar olmadığı kesin. Olsa da Mert’in IQsu anlamaya yeter miydi bilmiyorum gerçi. Başka bir yerlerde karşılaştım falan der kesin eski aşkımla, hastane cart curt.

Tabi bunları bir kenara bırakalım ve asıl bombaya gelelim. Sadi ve başsavcı buluşması. Neler oluyor Türkiyem?? Sadi mafya değil mi, gizli görevde mi, ay noluyo noluyo! Çok yükseğim bu bölüme ya. Aşırı merak ediyorum.

Gizem’le Mert manita olmuş, çok da umrumdaydı açıkçası. Araz mevzu çıkarabilir, bi bu konudaki tek endişem de bu. Yine liseli draması göreceğiz gibi yani klasik. Songül komiserim tekrar dayak şov yapıyor bir de, severiz. Velhasıl kelam perşembeye kadar gün sayacağız. O sırada son bölüm hakkında konuşmak isterseniz yorum yazımız aşağıda. ❤

Gelsin Hayat Bildiği Gibi 11. Bölüm Yorumu

Valla su gibi akıp gitti bölüm. Tüm saçmalıklarına rağmen gerçekten izletiyor dizi kendisini. Direkt başlayalım o zaman. Başlangıçta Araz’ın var olan problemleriyle alakalı beyin fırtınası yaptığı -daha doğrusu kafayı kırdığı- sahne komikti. Bilişsel becerileri çok gelişmemiş bir canlıyı anımsatıyor bana hareketleri çoğu zaman, o yüzden eğleniyorum.

Havalandırma tayfanın içlerindeki ajanı fark edebilmesine sevindim. Gizem’in annesinin sırf kızını zengin patronuna yamayabilmek için evdeki çalışanı kovdurması büyük ahlaksızlıktı ve çok utanç vericiydi. Adamın da sorgusuz sualsiz kovması.. Tamam yapacaksınız o ikisini tamam, yerleşecekler eve okeeeeey. İğrenç bir senaryo. (Kadının da kızın yanından ayrılmayıp dikkatsiz davranmaması gerekirdi biliyorum, mesele o değil.)

Songül’ün suçluları takip edip yakaladığı sahne fena değildi. Onun cesaretini ve bir polis olarak ne kadar becerikli olduğunu göstermek istemişler belli ki ama ikisini de vurması gerekli miydi bilmiyorum. Tek başına çatışmaya girmesi falan da sırf adamlar en çok aranan azılı teröristler vs. diye tolere edildi mesela biraz garip şekilde. Ama neyse, piyasanın insanı değiliz sonuçta. İşler nasıl ilerler, yaşananlar gerçekçi miydi bilemeyiz. Çok da önemli değil.

Gizem’in annesinden sonra bir diğer utanç kaynağı da Aylin’in annesi olacak o değişik. Kıza hırsızlık suçu atmasını dehşetle izledim, bu ne aşağılık rezil bir hareket böyle ya. Zaten dizide normal anne yok Can’ınki hariç. Hepsi birbirinden beter maşallah! Yarışıyorlar en itici en katlanılmaz ben olacağım diye.

Şimdi şuraya ufacık bir parantez açıp Sadi’yi ateş basan sahneden bir görsel bırakmak istiyorum. Bu ikisinin bazı açık flörtleri çok hoşuma gidiyor, o yüzden sessiz sedasız, hiçbir şey demeden sadece anı bırakmak adına ehdlajdlkwrlkf fotoğrafı salıp geçiyorum.

Sanem’in hareketleri iyice sinirimi bozmaya başladı. Zaten Ozan’ı canlandıran çocuk da çok yapay konuşmaya, robot gibi oynamaya başladı. Hiç çekilmiyorlar. Sanem’e, Gizem’e ve Gizem’in annesine haddinden çoook fazla ekran süresi verildiğini düşünüyorum. Çoğunluk zerre ilgilenmiyor, sevmiyor, izlemek istemiyor bu insanları senarist farkında değil mi acaba?

Geldik zurnanın zırt dediği yere. Elektrik kesintisi sahnesinde cringe’le karışık gerginlik, heyecan, utanma gibi değişik duygu mixleri yaşadım. Bizim bu ikisi bir şeylerin dozunu gittikçe artırıyor e bize de bir şeyler oluyor tabi haliyle.

Tam malum anda Yaver’in gelmesi herkesin hayallerini yıksa da bence iyi oldu. Hevesiniz kursağınızda kaldı belki ama bence henüz erkendi. Sadi’nin bakışlarına ve “Senin şu anda yok olmanı isterim Yaver” diyişine yarıldım bu arada.

Aylin’in babasının da ona inanmaması rezalet ve ötesiydi. Karısı kadar gıcık olmuyorduk ona ama artık olabiliriz. Bu bariz ayrımcılığın kırıcılık seviyesi açıkça dışlayıp kötülük yapmaktan daha fazla çünkü. Güvenebileceği birinin olmayışıyla yüzleşti kız resmen. Tekrar tekrar haksızlığa uğradı. Gerizekalı aptal Sanem yüzünden. Güya çok seviyor bir de ablasını. Sırf ablası Ozan’la olmasına laf ediyor diye gözü körleşti veledin.

Peki bu sahnedeki 👇 garip oyunculuğun yanısıra hiçbir samimiyetleri yokken Melek’in Ozan beyimize Ozi demesi.. Bazen çok böyle eksik taraflar bırakılıyor hikayede. Kaç kere görüştüler toplasak? Sanarsın sıkı fıkılar böyle konuşacak kadar. Ama neyse, hiç önemsenmeyecek bir detay koca hikayede, onca şey varken hem de.

Rehber öğretmenin asalak müdüre ayar vermesi güzeldi. Sahte kötürüm üvey babanın yalanının nihayet ortaya çıkması da güzeldi, fenalık basmıştı çünkü. Şimdi aşağı biraz da gülelim köşesi için bir ss bırakıyorum. Her hafta bize bu keyfi yaşatan Mert’e çok teşekkür ederim. ÇOK KOMİKTİ AGA. NE BU? ALLAH AŞKINA NE BU LFKWJEKJKLJEFLFK

Songül’ün madalya törenindeki konuşmasını çok beğendim. Bayılıyorum bu kızın titreyen sesiyle, dolan gözüyle, bakışlarıyla verdiği duyguların hakim olduğu sahnelere. 🥺 Çok iyiydi, etkilendim. Kırdarlar herifin konuştuğu rütbeli olduğu belli olan dirty cop da (yozlaşmış polis) el sıkıştıkları müdür herhalde, baban sen çocukken bahsederdi dediği. Sadi ondan iyi bi kıllandı zaten.

Bu sahne 👇 baya iyiydi yalan yok. Ama başka bir şeyden bahsetmek istiyorum şimdi. Güzel dayağı için komiserime teşekkür ediyor ve başarılı planları için de mükemmel ikili Yaver&Sadi’yi tebrik ediyorum.

Araz’la empati kurabilmemiz veya en azından hareketlerine makul bir gerekçe bulmamız için ona dramatik bir aile hikayesi yazmışlar. Böyle yaparak ona üzüleceğimizi ve merhamet duyacağımızı düşünmüşler. Haklılar. Bende işe yaradı açıkçası.. Gerek annesini aradığı sahnede, gerekse babasıyla olanda baya dokunaklıydı. Bakışım değişti ister istemez. Oyuncu da sağlam oynamış. Bir alkış da ona buradan. 👏 Hakkını verelim.

Bizim çocukların kutlama sahnesinde Melek türkü okuyunca dedim vov. Ne güzel sesi varmış öyle, eğitimli de belli. Keyifliydi ikisini dinlemek. Bu kız dizide daha az konuşsun, daha çok müzikal sahnesi olsun mümkünse fkjqdkwflkjr.

Son olarak partners in crime çiftimizi aksiyona girmek üzereyken bırakarak kapattık bölümü. Şimdiden aşırı heyecanlıyım nasıl kurtulacaklar diye. Umarım geçiştirilmemiştir sahneler de doya doya izleriz. Kimse Gizem’in bebek bakıcılığı yöntemiyle eşini kaybetmiş iyi ve zengin bir adamı kendine aşık etmesini veya Aylin’in annesinin varoşluğunu izlemek istemiyor çünkü. 👍

Okuduğunuz için teşekkürler, bir önceki bölüm yorumuna gitmek isterseniz buyrunuz. 👇👇👇

Aşıklar Bayramı Film Eleştirisi | Bu İsimlere Bu Hikaye

Her zaman her koşulda saz çalıp türkü söyleyen sürreal bir tarikatı konu alıyor bu film deselerdi, daha iyi olurdu bence. Eğer izlemediyseniz bence asla izlemeyin demek için yazıyorum bu filmi. Tabii eğer her türlü kurguyu görüp değerlendirmek, tatmak gibi özel bir takıntınız varsa ona bir şey diyemem.

Oğluna gösterdiği tek şefkat kırıntısı onun haberi olmadan eski bir fotoğrafını kasketinde taşımak olan ve mahlası “Heves”in hakkını veren, o yaşına rağmen arzu dolu halinden (!) bir şey kaybetmemiş pek saygıdeğer bir türkücünün hikayesini anlatıyor film. Hem cringe festivali, hem de izleyiciyi sıkıntıdan öldürme potansiyeli var.

Bütün sahneler kopuk, senaryo desem yok. İki üç unsurla ortaya bir şey çıkarmaya çalışmışlar ama çok bariz şekilde olmamış. Anlamsız ve vakit kaybıydı kısaca. Ve bu söylediklerimin benim veya filmi beğenmeyen başkalarının bireysel entelektüel eksikliklerinden kaynaklı olmadığını garanti ederim size.

Ne keyif ne de başka bir şey katmıyor Aşıklar Bayramı seyircisine. Eğer aranızda Kıvanç Tatlıtuğ’u yer sofrasında oturarak hapur hupu yemek yerken görmek isteyen falan varsa bakabilir. Emeğe saygıdan 2/10 puan verilir. Dediğim gibi elle tutulur hiçbir şey yok. Meraktan bitirmek istedim, bağlanacağı yeri de görmek adına ama hayalkırıklığı. Bitirmesem de olurmuş.

Uyarlama oluşu da bu kadar başarısız olmasına bir gerekçe değil benim gözümde. Kitap çok harika da olabilir bilemiyorum okumadım, film kadar can sıkıcı da olabilir olay örgüsü açısından. Neticede başka seçimler yapılabilirdi. Birçok açıdan. Hem bu film özelinde, hem de direkt uyarlanacak eser hakkında. 🙂

Dünyayla Benim Aramda 4. Bölüm Yorumu | Yüzleşme

Herkese merhaba, yine yeniden Dünyayla Benim Aramda konuşmak için yerimi almış bulunmaktayım, geçen haftaki yazıyı beğenip keyif aldıysanız sizi de bana eşlik etmeye beklerim 🙂

Bölüm aslında geçen hafta tahmin ettiğimiz gibi Tolga’nın İlkin’in odasına girişiyle başladı ve bu durumdan Sinem’in ne kadar acı çektiğini gördük çünkü İlkin’in de dediği gibi aslında Tolga’nın kendisini seçeceğini düşünüyordu.

Fakat aslında Tolga da ne istediğini bilmiyor. Berlin hesabının kapanması eski suskunluğuna geri dönmesine sebep olsa da Cüneyt’le konuşurken “beni anlıyor, o mesajlaşmalarımızı unutamıyorum” diye sunduğu neden aslında konuşan kişinin İlkin olduğunu düşününce, Tolga’nın kafa karışıklığını ve bu ilişkiyi yeterince tanımadığını gösteriyor. (ya da senaryoda yanlış bi’ belirtme oldu çünkü Tolga, Sinem’le buluştuklarında, “sen daha gerçeksin” diyip bundan etkilendiğini söylemişti)

İlkin’in verdiği kararları iki bölümdür mantıklı bulup sinirlenemiyorum aslında, “başta bir hata yaptım ve bundan kimseyi sorumlu tutamam ama sen de hislerini kontrol edemedin, Tolga’ya aşık oldun” diye her şeyi farkında ve dobra bi şekilde kendini açıklayarak Sinem’i dergiden uzaklaştırıyor ayrıca bunu mağdur etmeden yeni bir iş vererek yapıyor fakat belki de tam olarak bu mantıklı tavır Sinem’in içindeki İlkin’e hayran olmakla düşman olmak arasında kalan dürtüyü tetikliyor ve şirketin ortasında kriz geçirerek her şeyi ortaya döküyor ve ilk defa Sinem’in içindeki siyahla bu kadar karşı karşıya kalıyoruz.

Açıkça söylemem gerekirse sahneyi izlerken bu kriz bir anda hayale bağlanacak ve Sinem esasında sessiz sessiz ofisten çıkmış olacak diye düşünmüştüm, bu öfke patlamasının gerçekten yaşanmış olması hem şaşırttı hem de mutlu etti. Bu sırada karaktere yapılan zoom’lar ve çerçevenin içe doğru küçülmesi, kamera hareketleri ve fon vurgularının doğru yerde girmesiyle Sinem’in iç dünyasındaki çatışmasına çok profesyonel bi’ şekilde dahil etmişler bizi. Teknik yanının hâlâ çok başarılı olduğunu düşünüyorum ve sırf bu yüzden görselliğine hayran kalarak izliyorum her bölümü. Bir bölüm içerisinde kilit noktalardan chapterlara ayırmaları da ilgiyi kaybetmeden ve nabız düşmeden takip etmeyi kolaylaştırıyor.

İlkin’in, yaptığı şeyin ilişkisini düzeltmek değil, bir süreliğine Sinem’i yama yapmak olduğunu anlaması, kendisiyle yüzleşmesi çok güzel ve gerekliydi. Demet Özdemir çok başarılı bir performans sergileyerek bu rolünde üstündeki bütün önyargıları yıkmaya devam ediyor bence. Aynı şekilde bölümün başında Buğra Gülsoy’un tiyatro provasında sergilediği “ben mükemmelim” sahnesi ve Hafsanur Sancaktutan’ın “beni siz aşık ettiniz” sahnesindeki yükselişini takdir etmek yine bana mı kalır bilmiyorum ama böyle güzel oyunculukları izlemek seyirciye kesinlikle zevk ve ekstra keyif veriyor.

Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Cüneyt ve Burçin aksı hiç ama hiç ilgimi çekmiyor, ana hikayede karmakarışık ve kaoslarla dolu bir üçgen varken tekrar zorlama ve öylesine bir çift eklemeye gerek var mıydı? Bilmiyorum 🙁

Bölümün sonunda Tolga’nın Sinem’i görmesiyle yaptığı seçim, Sinem’in açık açık aşık olduğunu söylemesi ve İlkin’in bunu hemen öğrenmesi, o sırada yüzleşmeleri ve bunu diğer bölüme bırakmamaları çok hoşuma gitti.

İlişkilerini sonlandırmayı kafasına koyduğu halde Tolga’ya dergi tarafından ödül veren ve son bir güzel anıdan sonra ayrılmayı düşünen İlkin için çok acı bir yüzleşme oldu. Tolga’nın hiçbir bahanesini kabul etmedi ve duymayı beklediği şey aslında sondaki “bana ihtiyacı vardı” cümlesiydi.

lkin güçlü ve başarılı bir kadın ve Tolga içten içe yaşadığı “ben yetemiyorum, beceriksizim” kompleksini bu cümlesiyle gösterdi. İlişkide kendinden ve olduğu yerden emin, kimseye muhtaç olmayan bir kadın varken genellikle erkek tarafının büründüğü bu tavrı göstermeleri çok hoşuma gitti. İlkin “ben sana ihtiyacım olmadığı halde seni seçmiştim ve yine seçerdim” diyerek sevgisinin gerçekliğini sundu ama Tolga şu anda ne bunu anlayacak ne de yorumlayabilecek bir psikolojide. Sinem’in görülme hevesi bile Tolga’nın egosunu tatmin ediyor aslında, adres gelince koşa koşa Sinem’e gidişinden görebiliyoruz bunu.

Bölüm Sonu

Son sahnede Tolga Sineme giderken İlkin’in o çatışmalı ruh haliyle arabanın kontrolünü kaybedişi ve o öfke halinin seyirciye geçişi çok güzeldi ama sonu yine ana akımları aratmayacak şekilde trafik kazasıyla bitmek zorunda mıydı diye düşündüm, bir farklılık yapılsaydı keşke. Yine de geçen haftadan çok daha hareketli, aksiyonu yüksek bir bölümdü. Metin Akdülger’in de artık hikayeye girme zamanı geldi gibi sanki ve bu dengeleri nasıl değiştirecek merak ediyorum. Sinem ve Tolga’nın ilişkisinde iki taraf da neleri görecek bu üçlünün arasındaki nabız nasıl dinecek hepsi bu noktadan sonra belli olmaya başlayacak gibi.

Siz neler düşünüyorsunuz? Buraya kadar okuduğunuz ve bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim yorumlarınızı da paylaşmak isterseniz lütfen yazın. Herkesin emeklerine sağlık 🙂

“Aldatmak” Çok Sevildi! Sosyal Medya Yorumları

Vahide Perçin’in sevilen oyunculuğuyla parlayan ve genel anlamda özenli, sürükleyici bulunan “Aldatmak” dizisine gelen yorumları sizin için derledik. Keyifli okumalar.

https://twitter.com/contextmidrnedr/status/1574442687943540736?t=ttx6qyn3UkASnpcHaW-igw&s=19
https://twitter.com/Gizlirobinhood/status/1573314917234524160?t=ttx6qyn3UkASnpcHaW-igw&s=19
https://twitter.com/renklitirtil/status/1573030495486722048?t=ttx6qyn3UkASnpcHaW-igw&s=19
https://twitter.com/Burdadegilimben/status/1573024171822649347?t=ttx6qyn3UkASnpcHaW-igw&s=19
error: Korunan İçerik!