tds_thumb_td_300x0
Gain’de Ne İzledik? | 10 Bin Adım

Merakla beklediğimiz yeni dijital içerik platformu Gain, bugün itibariyle yayın hayatına başladı ve ben de henüz daha uygulamanın nasıl kullanıldığını bile tamamen çözmeden, 10 Bin Adım’ın ilk bölümünü izledim. Engin Günaydın ve Devin Özgür Çınar’ın başrollerini paylaştığı dizinin konusu, ilişkiler üzerine.

10 dakikalık ilk bölümü izlerken, eski sevgili olan ikilinin ilişkilerindeki sorunları, yürüyüş yaparken kurdukları diyaloglar sayesinde tek tek öğreniyoruz. Sarf ettikleri, ağızlarından çıkan her bir cümle geçmişlerindeki bir olayı ya da problemi açık ediyor.

Keyifli bir gidişat olacak gibi duruyor. Dizinin tarzı konusunda henüz kesin bi karara varmadığım için oyunculuklar konusunda şu an bir değerlendirme yapamıyorum ancak güldüren bir yapıda olduğu için türüne komedi diyebilirim.

Çiftimiz, daha ilk bir araya geldikleri andan itibaren tatlı tatlı didişmeye başlıyor ve Ezgi’nin kendini anlatma gayesinden kaynaklanan ardı arkası kesilmeyen laf sokmalarıyla Mehmet’in itirazlarını/olaylara veya söylenenlere yanlış yerden bakışlarını izliyoruz.

Süre olarak hep bu şekilde mi devam ediyor bilmiyorum ancak eğer böyleyse harika. En yoğun olduğunuz anlarda bile açıp bir soluklanabileceğiniz, iki kafa dağıtmak için ideal bir iş olmuş. Youtube’da reklam kusarak vlog izlemek yerine, şimdilik reklamsız olduğunu gördüğüm Gain’de 10 Bin Adım izlemek çok daha tercih edilesi bir seçenek. Sevdiğimiz oyuncuları bünyesinde barındırması da cabası.

Bir Zamanlar Çukurova’nın Çetin’i Aras Şenol İle Keyifli Bir Sohbet

ATV ekranlarında yayınlanan, perşembe gününün vazgeçilmez dizisi Bir Zamanlar Çukurova’da Çetin karakterine hayat veren yetenekli oyuncu Aras Şenol ile birlikte keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Biz, onu Yılmaz’ın (Uğur Güneş) yakın dostu, Ali Rahmet Fekeli’nin (Kerem Alışık) sağ kolu olarak tanıdık, bunların yanında şu sıralarda da Selin Genç  ile olan partnerliğini severek takip etmekteyiz.

Aras Şenol, 4 Temmuz 1993 İstanbul doğumludur. Sevilen oyuncu, Yeditepe Üniversitesi Tiyatro mezunu. Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra 2018’den beri Bir Zamanlar Çukurova dizisinde Çetin karakterini canlandırmaktadır. 182 cm boyunda, 74 kilo ve Yengeç burcudur.                

Gelin beraber Aras Şenol’u daha yakından tanıyalım ve merak ettiklerimizi kendisine soralım.

Aras Şenol

Merhaba Aras Bey, biraz klasik bir giriş yapacağız 🙂 İnsanlar sizi Bir Zamanlar Çukurova’nın Çetin’i olarak tanıyor, peki gerçek hayattaki Aras Şenol nasıl biridir?

İnsanın kendini tanımlaması biraz zor ama dostlarımın bana genel olarak söylediği eğlenceli, gülmeyi seven biri olduğum. Anda kalmayı seviyorum. Her anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.

Bir Zamanlar Çukurova serüveniniz nasıl başladı? Senaryoyu okuduğunuzda ne hissettiniz?

Ben, diziye 7. bölümde dahil oldum. Adana’ya geldiğimde henüz dört bölüm yayınlanmıştı. Hemen açıp hepsini tek solukta bitirdim. Hikaye, beni inanılmaz etkilemişti. Böyle bir hikayede ve bu projede olmak çok güzel.

ARAS ŞENOL: “BİR ZAMANLAR ÇUKUROVA’DA YEŞİLÇAM ETKİSİ VAR.”

Bir Zamanlar Çukurova dizisinin bu kadar sevilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Size göre dizinin başarılı olmasındaki en önemli etken nedir?

Bence bunun ilk nedeni, bir dönem hikayesi olması. İnsanların özlediği, izlemek istediği bir dönemde geçiyor dizi. Yeşilçam etkisi var. Bu, seyirciyi etkilemiş olabilir diye düşünüyorum. İkinci neden ise karakterler. Dizideki her karakterin haklı sebepleri var. Seyirci bütün karakterler ile özdeşlik kurabiliyor. Bence, bu da dizinin izlenebilirliğini artırıyor.

İlk televizyon projeniz olan Bir Zamanlar Çukurova dizisindeki “Çetin” karakterinin sizdeki yerini açıklar mısınız? Çetin ile olan benzer veya farklı yönlerinizden bahseder misiniz?

Çetin, benim için çok değerli çünkü televizyonda var olduğum ilk karakter. Benzer yanlarımız var tabii ki ama birçok noktada kendimi onu eleştirirken buluyorum. Genele bakacak olursak farklıyız yalnız kendimi onunla kıyaslamıyorum. Sadece, bazen ben o dönemde yaşasaydım olaylara ne tepki verirdim acaba dediğim oluyor fakat karakteri, yaşadığı dönemin şartlarına göre değerlendirmek gerekiyor. Ben de Çetin’i çoğu zaman bu şekilde değerlendiriyorum.

Bir Zamanlar Çukurova dizisi pandemi sürecinden nasıl etkilendi? Bu süreçte setten uzak kalmayı düşündüğünüz zamanlar oldu mu?

Setten uzak kalmayı düşünmedim, çünkü zaten geçen sezon belirli bir süre uzak kaldım. Bütün dizi setleri gibi bir süre biz de ara verdik fakat şimdi çalışıyoruz. Bütün önlemlerimizi aldık.  Oyuncular dahil bütün ekip sette maske takıyor ve düzenli olarak testlerimiz yapılıyor. Set harici dışarı çıkmıyorum. Bunun dışında da elimizden bir şey gelmiyor maalesef.

Tiyatro dışında nelerle ilgilenmeyi seviyorsunuz, hobileriniz neler?

Maalesef pandemi süreci her şeyi etkiledi. Spor yapmak haricinde hiçbir başka hobime vakit ayıramıyorum. Spor yapmayı çok seviyorum. Bazen günde 3 saat spor yaparken buluyorum kendimi. Bir de vazgeçemediğim müzik tabii ki. Boş zamanlarımda müzik dinliyorum. Genellikle otelde ve odada vakit geçirdiğim için ya film izliyor ya da uzun zamandır hayalini kurduğum hikayeleri senaryolaştırıyorum. Bunun dışında da vakit kalmıyor zaten sette oluyorum.

ARAS ŞENOL: “İZLENİYOR OLMAK HAYALİMDİ.”

Tiyatro size neyi ifade ediyor? Sahnede olmak, hayalleriniz arasında mıydı?

“İzleniyor olmak hayalimdi.” diyebilirim. Küçükken televizyonda bir şey izlediğim zaman saatlerce onun taklidini yapardım. Eğer bir kovboy filmi gördüysem evde şapkamı takıp bütün gün kovboy gibi geziyordum. Annem ile babam o günleri hala anlatıyor. “İzlediğin bir şeyden çok etkilenip bütün gün o karakterde gezerdin.” diyorlar. Profesyonel spor kariyerim bittikten sonra tiyatro girdi hayatıma. O günden beri de hayatımda. Çok uzun zamandır sahnede değilim. Sahnede olmayı çok özledim. Ama okumalarıma devam ediyorum. Yurt dışında ve yurt içinde tiyatro ile ilgili gelişen bütün yeni haberleri mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum.

Oyunculuktaki en büyük hedefiniz nedir?

Kendime tek bir hedef koymadım. Oyunculuğa hep bir yol, bir serüven olarak bakıyorum. Bu yolculuğun beni nereye sürükleyeceğinden emin değilim. Bu yolda giderken elimden gelen ise iyi ve güzel projelerde olmak. Umarım, güzel bir serüvenim olur.

Aras Şenol’un yurt dışında sergilediği performanstan bir görüntü

Daha önceden yurt dışında -İtalya, Hırvatistan, Lübnan gibi ülkelerde- sahne aldığınızı öğrendik. Türkiye’de televizyon ekranlarında performans sergilemek ile yurt dışında sahne performansı sergilemek arasında nasıl bir fark var?

Aslında bunu önce televizyon ve sahne performansı olarak ayırmak gerekebilir. İkisi de çok farklı. Bence aynı başlangıç noktası olmasına rağmen tamamen farklı teknikler. Hatta kamera önü oyunculuğunun konservatuvarlarda ders olarak verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Oynadığım ülkelerdeki bütün performanslar, benim için çok değerliydi. Her an aklıma geliyorlar. Hala orada rol aldığım diğer ülkelerdeki arkadaşlarımla görüşüyorum. “Keşke, tekrar orada sahnede olsam.” diyorum bazen. Ama tabii koronadan dolayı dünyada birçok ülkede sahne performansları durmuş durumda.

Aras Şenol’un hayatla ilgili tabuları var mı? Bunları yıkmaya mı çalışır yoksa onlarla yaşamaya devam mı eder?

Herhangi bir tabum yok. Dediğim gibi, anı yaşamayı seviyorum. Hayat, tabu oluşturmak ve onları yıkmaya çalışmaya uğraşmak için çok kısa.

ARAS ŞENOL: “DİZİDE GAFFUR KARAKTERİ BENİM FAVORİM.”

Bir izleyici olarak sizin, Bir Zamanlar Çukurova dizisinde Çetin karakterinden başka bir favoriniz var mı?

Aras Şenol’un Bir Zamanlar Çukurova’da Bülent Polat ile beraber oynadığı bölümden bir kare

Gaffur benim favorim. Bülent Polat’ın yarattığı Gaffur’u seviyorum. Oyun enerjisi çok yüksek ve her an sürprizlerle dolu. Onunla oynadığımız zaman, çoğu yerde doğaçlama yapıyoruz ve bundan çok keyif alıyorum. Gaffur ile oynamak ve oynarken onu izlemek keyifli.

Diziden üst üste oyuncu ayrılıkları yaşandı. Bu durum sizi ve ekibi nasıl etkiledi?

Evet, ayrılıklar yaşadık. Çok değerli oyuncular Vahide Abla ve Uğur bu sezon aramızdan ayrıldı. Burada olmamaları üzücü tabii. Üç sene boyunca çok güzel vakit geçirdik. Çok güzel anılarımız var. Önemli olan bu, anılar. Sonuç olarak bu bir iş. İşler biter fakat dostluklar baki kalır. Yeni gelen oyuncularımızla devam ediyoruz.

Tiyatro eğitimi alan öğrencilere tavsiye verecek olsanız bunlar neler olurdu?

Herhangi bir tavsiye veremem bu haddime değil. Herkesin kendi serüveni, kendi yolculuğu. Sadece bu serüvende en iyi şekilde var olmaya çalışmak lazım. En azından ben elimden geldiğince öyle yapıyorum.

Ne İzledik sevenlerinin röportaj isteğini kırmayıp sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz 🙂 Son olarak sizi sevenlere iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ben sizlere teşekkür ederim. İzleyen, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Bu süreçte geçecek ve birbirimize sıkı sıkı sarıldığımız günler gelecek. Ben buna inanıyorum. Sağlıkla kalın.

How I Live Now Film İncelemesi

Türkiye’de ”Seninle Yaşıyorum” adıyla yayınlanan How I Live Now, 2013 Kanada-İngiliz yapımı; gençlik, dram ve romantik türünde savaş konulu bir film.

Başrollerini Saoirse Ronan, George MacKay ve Tom Holland’ın paylaştığı film güçlü kadrosunun yanı sıra bir hayli değişik olan konusuyla da ilgi çekiyor. Film aslında başlangıçta, ailesi ile sorunları olan 17 yaşında bir genç kızın, hiç tanımadığı kuzenlerinin yanına yazı geçirmek için gelmesini konu alıyor gibi görünüyor. Obsesif kompülsif bozuklukları olan bu kızın, Londra’nın merkezden uzak bir yerleşkesinde, çiftlik yaşantısına uyum sağlaması başlangıçta zor gibi görünüyor.

How I Live Now Ne Anlatıyor?

Film başta, bu uyum sürecini, kuzenleri ile geliştirdiği bağı ve aşkı bulmasını konu alacak gibi dursa da, bir süre sonra yaklaşmakta olan olası bir üçüncü dünya savaşının izlerini görmeye başlıyoruz. Üstelik İngiltere başrolde ve Londra bombalanmaya başlıyor.

Böylece film bir gençlik hikayesi olmaktan çıkıp savaş filmine hatta fantastik-distopya türünde bir filme dönüşüyor. Bilinmeyen bir gelecekte geçen filmde İngiltere savaş halinde ancak ilgi çekici bir diğer unsur ise bu savaşın çoğu gelecek kurgusu gibi robotlar, uzaylılar, teknoloji vs. içermeyip, birinci ve ikinci dünya savaşlarına çok benzer kurgulanması…

Hem bilimkurguya hem savaş filmine çalan farklı atmosferi, gerilimi, 5 gencin yaşadığı macerayı içeren konusu, müzik seçimi (Özellikle de Home-Daughter) derken çoğu detay sizi filmin içine çekiyor. Bu nedenle henüz izlemediyseniz, listenize eklemenizi öneririz!

Saoirse Rpnan bu filmdeki performansı ile En İyi Kadın Oyuncu Dalında Britanya Bağımsız Film Ödülü’ne aday gösterildi. Harley Brid ise En İyi Çıkış Yapan Oyuncu Dalında Britanya Bağımsız Film Ödülü’ne aday gösterildi.

Filmde anlayamadığım ve rahatsız olduğum tek nokta yeni tanışıyor olsalar da kuzen olan iki gencin aşkına yer verilmesiydi. Hadi filmin fantastikliğine ve distoptik bi evrende geçmesine verelim burayı da! 🙂

IMDb’den Ne Haber?

Filmin güncel IMDb puanı 6,5.

Puanından da anlaşılabildiği üzere türüne göre iddialı bir film değil ancak izlemeden geçilesi de değil. En azından farklı konusu dikkate değer diyebiliriz.

One Tree Hill’den 10 Dokunaklı Sahne

Sıradaki içerik gençlik-dram türüne adını altın harflerle yazdıran efsane dizi One Tree Hill’i hatırlayanlar ve yeni izleyenler için geliyor! One Tree Hill, bir gençlik dizisi de olsa 9 sezon sürmesi ve karakterlerin 16-30 yaş arasında yaşamlarının büyük bir bölümünü izleten güçlü hikayesi ile bir gençlik dizisinden biraz daha öteydi kabul edelim.

Her karakterin bireysel hikayesi öyle derin öyle güçlüydü ki, dizinin anlatım dili ise bir o kadar duygusal ve dramatikti. Hal böyle olunca One Tree Hill deyince akla bolca hüzün de geliyor. Tree Hill kasabasının unutamadığımız en duygusal ve bazen de en travmatik olan sahnelerini derledik! DİKKAT SPOILER İÇERİR!

Hazırsanız başlıyoruz. Bu sahnelerin hatırası saç beyazlatır…

Jimmy Edwards’ın İntiharı

Birçoğunun yakın arkadaşıyken yaşadığı travmalar sonucu değişen Jimmy Edwards’ın, önce arkadaşlarını rehin alması, ardından da intihar ettiği sahne elbette sadece yayınlandığı 3. sezona değil gelecek sezonları da şekillendiren, diziye adeta damgasını vuran, birçoğumuz için dizinin en büyük şoklarının yaşandığı sahneydi. Jimmy’nin silahla okula saçtığı dehşetin, intiharıyla yerini üzüntüye bırakması…

Dan’in Keith’i Öldürmesi

Başlıktan da anlaşılacağı üzere travma gibi travma… Tabii, 1. maddeyi bu kadar dönüm noktası haline getiren en büyük etken de Keith’in ölümüne yol açmış olmasıdır. Jimmy’nin intiharını fırsat bilen Dan’in, Keith’i öldürüp, suçu intihar etmiş olan Jimmy’nin üzerine yıkması… Üstelik tam da Ketih ve Karen evlenecekken ve Lucas sonunda istediği aileye tam anlamıyla kavuşacakken…

Nathan’ın Köprü Sahnesi

Nathan’ın kaza yapan Cooper’ı kurtarmak için köprüden atlaması ama kendisinin de boğulma tehlikesiyle burun buruna gelmesi… Ah o köprünün dili olsa da anlatsa…

Peyton’ın Annesinin Ölümü

Peyton’ın, üvey annesinin araba kazasındaki ölümünün hatırası dizinin üzücü hikayelerinden biridir. Peyton’ın kırmızı ışık çizimlerini hatırlamayan yoktur… Ancak sonrasında tanıştığı biyolojik annesinin de ölümünü bölüm bölüm izlemek ayrı üzücü olmuştu…

Haley’e Araba Çarpması

Nathan’ın borçları yüzünden şike olaylarına karışması ama takıma bunu yapamayıp vaz geçince başına aldığı bela sonucu Haley’e hamileyken arabayla çarpmaları ki asıl hedef Nathan’dı ama Haley hamile olmasına rağmen kendini öne atmıştı. Nathan’ın ”Haley için bir mucize daha kalmış olmalı” diye ağlayışları diyelim, siz de hatırlarsınız….

Quentin’in Öldürülmesi

Haley’in liseden öğrencisi aynı zamanda da Lucas basketbol oyuncularından olan Quentin’in öldürülmesi, Jamie’nin onun için yaptığı pelerini cenazeye getirmesi… Bu bölümün en çok da beklemeyen bir ölümü tüm sadeliği ve gerçekçiliğiyle anlatmasından ötürü beğeniyorum. Surata tokat gibi çarpan, hatta kendi sözleriyle ”Ölümün romantize edilecek hiçbir tarafı yok” diyen çarpıcı bir bölümdü.

Haley’in Annesini Kaybetmesi

Haley’in annesinin ölümü ile birlikte 7. sezonun sonuna kadar süren ağlama seansları… Sonunda elimize ani bir ölüm ve çaresizlikten başka bir şey geçmiyorsa, yaşamanın ve şuan yaptıklarımızın ne anlamı var sorgusunu yaşıyordu Haley bu bölümlerde. Hissizleşmeyi dibine kadar yaşayıp, yaşatmıştı.

Quinn ve Clay’in Koma Sahneleri

Clay ve Quinn’in vurulduktan sonra komada paylaştıkları anlar dizinin en romantik ve duygusal sahneleri arasına girer… Bu sahnelerde koma halini araf olarak izleriz. En çok da Clay’in, Quinn iyileştikten sonra arafta tanıştığı adamla sahneleri ayrı etkileyiciydi. İkisinin de araftan çıktığını görürüz ama bunun sebebi adamın ölmesi, böbreklerinin ise bağışlandığı için Clay’in hayata dönemsidir. Organ bağışı konusuna değinmenin de çok naif ve etkileyici bir yoluydu…

Brooke’un Jamie’yi Kurtarması

Dizinin en vurucu bölümlerinden biri de şüphesiz ki 8. sezondaki fırtına ve köprü kazası bölümüydü… Sarhoş bir sürücünün, Jamie ve Brooke’un olduğu arabayı köprüden uçurması, boğulmak üzere olan Brooke’un, Julian’a önce Jamie’yi kurtarması için ikna etmesi bu yüzden de kendisinin ölümden döndüğü anlar, gerim gerim gericiydi…

Nathan’ın Kaybolması

Nathan’ın ortadan kaybolduğu son sezon, öldüğünden şüphelendikleri her an hem Haley’i hem de ekran başında bizi paramparça etmişti…

BONUS:

Dan’in Vedası

Evet, Dan’in bir şekilde bu listeye girmesi garip, insanın Dan’e ağlayabileceği aklına gelmiyor çünkü uzun sezonlar boyunca kendinden nefret ettiriyor. Ketih’i öldürdüğünde, kendini affedilemez bir şekilde bitirdi Dan herkes için ama yine de bir izleyici olarak sezonlar boyu onun vicdan azabına ve ödediği bedellere tanık olmak etkileyiciydi. Bu inkar edilemez. Özellikle son sezonlarda Nathan ve Jamie için yaptığı iyi şeylerle en azından Ketih’e yaptıklarını affettiremese de, aileyi hafiflettiği an çok oldu. Ama tabii yine de tam bir bağışlama söz konusu değildi. Ta kii, Nathan’ı kurtarırken öldüğü ana kadar… ”Danny Boy” bölümünde yazılan Keith ve Dan yüzleşmesi tek kelimeyle efsaneydi. Sonunda Keith’in bile affedişini görmemiz…

O zaman yazımızı izleyen herkesi duygudan duyguya sürükleyecek şu replik ile bitirelim;

Ne demişti Önce Karen Lucas’a, sonra da Haley, Jamie’ye?

”There is only One Tree Hill and it’s your home…”

Çukur’u Neden Seviyoruz?

Ülkenin en sevilen dizilerinden olan Ay Yapım imzalı Çukur’un, efsaneler arasına ismini yazdırdığı bir gerçek. Bugün, sezonlardır izleyiciyi ekran başına kitleyen dizinin, bu başarısını neye borçlu olduğunu ve her şeye rağmen farklı kitleler tarafından neden/nasıl sevildiğini konuşacağız. Keyifli Okumalar!

1- Oyunculuklar

Şahane kadrosuyla kalpleri fetheden Çukur’un en büyük artısı, mükemmel performanslara sahiplik yapması. Aras Bulut İynemli, Erkan Kolçak Köstendil, Öner Erkan gibi çok kıymetli oyuncuların dillere destan oyunculuklar sergilemesi, insanları diziye bağlayan en önemli sebeplerden biri. Hatta bu kadar iyi olmasalardı, Çukur bu kadar iyi yerlere gelemezdi diye düşünüyorum. Ekibin birbirine olan sevgisi ve saygısı da bir diğer şans. Yalnızca kamera önünde değil, kamera arkasında da aile olduklarını bilmek dizinin başarısına kesinlikle yansıyor.

Çoğu dizide en göze çarpan sahneler maksimum bir iki tane olurken, Çukur’da “ses getiren, çok konuşulan” bu güzel sahnelerin sayısı o kadar çok ki, izleyici biraz da bunlara tutunuyor. Hatta hevesler düşüşe geçtiğinde bunlara tutunuyor bile diyebiliriz.

2- Tema

Çukur mafyatik bir dizi olmasına rağmen, gerek komedisiyle, fenomene dönüşen eğlenceli sahneleriyle, gerekse dizi içindeki kendine has bazı özellikleriyle diğer işlerden ayrılıyor. Benzer türdeki her dizide görülebilecek detayların yanısıra, sadece ona özel, Çukur diyince aklımıza gelen dinamikler mevcut. Yaratılan atmosfer, izlerken tanıdık hissettiren o duygu.. Hepiniz bilirsiniz, bilmeseydiniz bu yazıya zaten gelmezdiniz. 🙂

3- Eşcinsel Karakter

Önceleri konuya hakim olmayan kişiler olsa da, artık son sezonda herkesin bildiği bir durum haline gelen Selim karakterinin cinsel yönelimi, dizinin önemli noktalarından biri. Erkek egemen bir konseptte olmasına ve yerli diyebileceğimiz bir düzende işlenmesine rağmen Çukur, gay bir karakterin hikayesini korkusuzca anlatan bir yapım. Tıpkı diğer karakterlerde olduğu gibi, Selim Koçovalı’nın da iç dünyasını, acılarını, yaralarını görme şansı yakaladık izlerken.

4- Teknik

Bir süredir eskisi kadar özenilmese ve zaman zaman can sıkıcı düzeyde hayal kırıklığı yaratsa da, Çukur her zaman, gerek fragmanlarıyla, gerek müzik kullanımlarıyla izleyiciyi cezbeden bir dizi/ dizi oldu. Heyecanı Yok, Hiç Işık Yok gibi şarkıların insanı direkt belli bir moda sokan hale gelmesi, dizide çalmasıyla inanılmaz hit olan parçalar, diziye özel şarkılar yapılması derken, bu gibi detaylar bizler tarafından oldukça heyecan verici bulunuyor.

Aksiyonla, hüzünle, gerilimle özdeşleşen belli şeyler olması, seyircinin zihninde yer ediniyor ve bir süre sonra alışkanlık haline geliyor.

5- Sosyal Mesajlar

Başından beri Sosyal Sorumluluk projeleriyle ilgilenen, bağış organizasyonları düzenleyen, duvar yazılarında gündeme dair meselelere yer veren bir dizi oldu Çukur. Otizm farkındalığı, Kansersiz Yaşam gibi hassas konulara da hem dizi içinde hem de dışında değinerek bilinç ve destek oluşturmaya çalıştı. Hala da devam ediyor, son bölümünde Türk bilim insanlarına Korona aşısı için teşekkür edilmesi gibi.

error: Korunan İçerik!