Selam! Gündemde şu aralar Netflix’in yeni Türk yapımı dizisi Aşk 101 var. Netflix-Ay Yapım ortak yapımı bir dizi. Senaryo Ufak Tefek Cinayetler gibi dizilerden de hatırladığımız Meriç Acemi’ye ait. Uzun zamandır bu dizinin çıkmasını bekliyordum.  E malum kadro harika, sektörün en yeni güzel yüzleri var. Oyuncu seçimi gayet iyi.

Lafı çok uzatmadan dizinin konusuna gireyim. Dikkat, spoiler gelebilir! Dizi 1998 yılında ve günümüzde geçiyor. Bir grup öğrenci var, lisede yapmadıkları kalmamış, okuldan atılmak üzereler. Bir öğretmen bu grubun okuldan atılmasına engel oluyor. Fakat tayinini istediği için bu öğretmen okuldan ayrılacak. Okulun müdürü de bu öğretmenimizin okuldan ayrılmasıyla birlikte gençleri okuldan atmayı düşünüyor. Bu sırada da gençler okuldan atılmamak için bu öğretmenlerinin bir şekilde okuldan ayrılmasını engellemek amacıyla bir araya geliyorlar ve plan yapmaya başlıyorlar. Fakat ilerde, bir şeyler yaşanmış olmalı ki bu tayfa ayrılmış ve günümüzde gruptan birinin bu grubu yeniden toplamak için çabaladığını görüyoruz. Olaylar bu şekilde ilerliyor.

Gelelim yorumlara. Tam bir gençlik dizisi. Bazı uyuşmazlıklar olsa da gerçekten izleyeni saran ve sürükleyip götüren bir dizi olmuş. Bir oturuşta 8 bölümü de arka arkaya izleyebilirsiniz, garantisini verebilirim.

Öncelikle olayların çoğu 1998’de geçse de o yıl için bazı şeyler tutarsız geldi benim gözüme. Mesela öğretmen Burcu, diğer öğretmenlere nispeten giydikleriyle, saçıyla, makyajıyla gayet modern bir tarzı var. Lisede bir öğrenci BTS çantası takıyor, birkaç senenin modası yarım topuz kullanılıyor. Bu sözü edilen arkadaş grubu o kadar çok şey yapıyor ki onların yaptıklarını 1998 yılında bir devlet lisesinin normal karşılayabileceğini sanmıyorum (ha zaten dizide de atılmaları için çaba gösteriyorlar ama bu kadar tolerans gösterilmez bence). Yok, okulun hakemini dövmek, yok, okulun öğretmeniyle öpüşmek, hoparlörü bir öğrencinin kafasına geçirmek, lisede kumar oynatmak, disiplin kurulunun karşısında bacak bacak üstüne atarak oturmak vs. vs. bunlar 1998 yılını bırakalım 2010’larda bile bu kadar normal karşılanmaz. Olaylar abartılmasaydı daha hoş olabilirdi diye düşünüyorum. Bunlar ufak uyuşmazlıklardı.

Dizide en sevdiğim şey 90’lar müziklerine fazlasıyla yer verilmiş, içinizi ısıtıyor. Tüplü televizyonlara, radyolara, o zamanların posterlerine, walkmane, telsiz cep telefonlarına veya ev telefonlarına yer yer rastlıyorsunuz. Burcu öğretmenin tarzını o döneme göre biraz modern bulsam da dizide giydiği mom jeanler ile 90’lar rüzgârı estirdi adeta. Keza Eda’nın renkli dantel choker (tasma) kolyelerine de bayıldım. Ya da lise gömleğinin altına renkli tişörtleri giydirmeleri detayı harikaydı. Okul müdürü, okul öğretmenleri gerçeği ciddi manada yansıtıyorlardı en gerçekçi kısım burasıydı diyebilirim rollerini çok iyi yapmışlar. Dizideki bir diğer güzel şey ise bazı filmlere gönderme yapılmış olmasıydı. 1956 yapımı “Le Ballon Rouge” gibi.

Dizi liseye geri dönme isteği de uyandırıyor. Gençlerin yaşadıkları durumlardan herkes kendine bir pay çıkarabiliyor, lisedeki arkadaş grubumuzu, aşklarımızı hatırlayıp gülümseyebilirken yer yer de duygulanabiliyoruz. Dizide en azından samimiyeti hissediyorsunuz, sahte gelmiyor. Farklılığın gayet normal olduğuna, toplum standartlarına uymadığınızda bunun sizi kötü biri yapmayacağına, her iyi görünenin iyi, her kötü görünenin de kötü olmayacağına değiniliyor.

Sizi bilemem ama ben diziyi bitirdiğimde tuhaf duygular içindeydim. Keşke bu kadar çabuk tüketmeseydim diye kızdım kendime.  2. sezon için artık aylarca bekleyeceğim. Bence şans verilebilir bir dizi benden söylemesi.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz