tds_thumb_td_300x0
Ya Çok Seversen’i Neden Sevdik?

Kerem Bürsin ve Hafsanur Sancaktutan’ın başrollerini paylaştığı Ya Çok Seversen bu sezon izlediğim ilk yaz dizisi oldu ve şanslıyım ki yaşama sevincimi öldürmedi. Neden böyle söylüyorum? Çünkü aramızda kalsın, Trt’deki Hayatımın Neşesi’ne biraz maruz kalmıştım ve bu sıcaklarda zaten zor var olan neşemi toptan alıp götürmüştü. Facia sıkıcı, bunaltıcı bi iş o bence.

Neyse, konumuza dönelim. Kerem’in bana kasıntı ve biraz komik gelen mimiklerine/konuşma tarzına rağmen ben diziyi sevdim. Çünkü böyle çerezlik dizilerde aradığım en önemli özellikleri karşılıyor. 1) akıcı olması 2) oyuncular ve oyunculuklarını sevdirebilmesi. Dizide itildiğim, bu ne böyle ya dediğim bir esas karakter yok. Leyla’nın ekip de gayet olmuş, izlettiriyor kendini. Bitse de gitsek demiyoruz onların sahnelerinde ki dizi içinde öyle komedi ayağı olan bi grup insanda bunu yakalamak başarıdır.

Hatice Aslan’ı ve Ateş’e yanık olan başarılı kadın arkadaş karakterini ayrıca beğendim. Aslan, hala rolünü müthiş oynuyor, diğer hanımefendi ise çizilmek istenen imaja cuk uymuş bence, o vibeı tam karşılıyor ve gayet doğal bir oyunculuğu var. Uşak beyefendi de baya seyir zevkli olmuş Buradan hepsine tebriklerimizi yollayalım.

Diziyi izlerken gerçekten kafam dağılıyor, ve hiç sıkılmıyorum. Sürükleyici olması en büyük artısı. Çünkü ben çiftimizi shiplemiyorum. Bende bir heyecan yaratmıyorlar. Ona rağmen keyifle izliyorum. Şimdilik formüllerinde bir sıkıntı gözükmüyor, romantik komedi beklentilerimizi karşılıyor. Umarım böyle sıkıntısız devam eder de yaz boyu sığınacak ideal bir dizimiz olur.

Tabii gözüme batan bazı negatif yanları da var ama onları başka bir yazıda ele alacağız. Görüşmek üzere!

Dünyayla Benim Aramda 5. Bölüm Yorumu | Kabulleniş

Yeniden ve yeniden merhaba! Çok heyecanlı bir şekilde Dünyayla Benim Aramda beşinci bölümü konuşmak için tekrar karşınızdayım!

Geçiş bölümü olduğunu düşündüğüm bölümde aslında çok fazla olay gerçekleşmedi ama sonunda Metin Akdülger’li Kenan’la tanıştık. Onun nasıl biri olduğuna gelmeden önce kendi karakterlerimizin yüzleşme sonrası mevcut durumlarından bahsedelim 🙂

Bölüm Yüzleşme’nin bir ay sonrasına geçerek başladı ve üç ana karakterimizin de hayatlarını yaşanan her şey normalmiş gibi üstünü kapatarak sürdürdüğünü gördük, en azından onlar kendilerini öyle kandırıyorlardı.

Tolga yeni bir hayat, yeni bir iş kuruyorum diye etrafındaki herkesi kendinden uzaklaştırarak geçmişin acısı ve gerçeklerinden kaçabileceğini düşündü çünkü aslında yaptığı şeyle karşı karşıya gelemeyecek ve hayatını bir yalanın üstüne kurduğunu göremeyecek kadar algısı kapanmış, korkak bir karakter. Sinem de bir yandan vicdan azabı çekse de kendisini rahatlatmaya ve Tolga’nın onu gördüğüne, onu seçtiğine, kötü biri olmadığına inandırmaya çalışıyor. Bu ikna çabası bile işlerin yolunda olmadığını gösteriyor aslında.

İlk defa şahit olduğumuz Tolga&Sinem ilişkisinde Tolga, Sinem’in ona ve ilgisine muhtaçlığını farkında ama bu tek başına yeterli gelmiyor. Sinem’de Berlin’i göremiyor. Dört senelik ilişkisinin içinde belki de kendisi bile fark etmeden İlkin’i gözünde çok yüksek bir yere koyan, onu anlamadığını düşünen, kendisini küçük ve ezik gören Tolga’ya iyi gelen kişi Berlin’di. Sonra Sinem’le buluştu ve onun ilgiye muhtaç, içe kapanık, çekingen halini gördü ve aslında bu Tolga’nın tam olarak istediği kişiydi. Hem onu anlayan hem de ona ihtiyaç duyan biri. İlkin’in “biz hiç benzemiyoruz, mutlaka sen olmadığını anlayacaktır” dediği cümle gerçekliğini bu noktada gösteriyor. Sinem ilişki içerisinde hâlâ buluşmalardaki o kişi evet, Tolga ev alıyor mutlu oluyor, Tolga elini bırakıyor üzülüyor, Tolga birlikte fotoğraflarını yüklüyor bütün sorunları unutuyor… Bütün ipler Tolga’nın elinde. Ama en başta konuşmaları ve onu anlayışıyla kendisini etkileyen kadın yok. Berlin yok. Doğal olarak bunu sorguluyor ve bu durumu ne zaman fark edeceğini ve nasıl bir tepkisi olacağını merak ediyorum çünkü istediği ilişki bu değil aslında. Cüneyt’in yaptığı konuşma çok iyiydi ve umarım gözlerini açar, etrafında ona bu kadar doğru ve net konuşacak birine ihtiyacı vardı.

Sinem içinse durum daha acı. Bu ilişkiyle birlikte görünür olduğunu düşünüyor ama karakterinde hiçbir şey değişmedi aslında hâlâ, iş yerinde insanların tavırları yine aynı. Ben bu ilişkinin başlangıcıyla Sinem’in içindeki şeytanı görür onun karanlığına dahil oluruz diye düşünüyordum ama kendisi hâlâ saf ve aslında salaklığıyla sinir bozan biri, birkaç sahnesinde katlanamayıp bölümü durdurmak zorunda kaldım. Umarım sadece Tolga’yla ve İlkin’in yönlendirmeleriyle var olamayacağını anlayıp kendisini sevmeye, değer vermeye başlar bir an önce. Bu şekilde oyundan kalan tortuları bile yönetemeyerek kendini gitgide küçük düşürüyor.

Bölümün İlkin ve Kenan aksına gelirsek.. Çok keyifliydi. İlkin’in bütün “ben iyiyim” inadının Sinem’in gelişiyle kırılması ve gücünü göstermek, ayağa kalkmak için tedaviyi kabul etmesi ve sonunda Metin Akdülger’in de hikayeye dahil oluşu bölümün en güzel kısmıydı. İlkin acısını bastırırken gördüğü bir fotoğrafla her şeyin yüzeye çıkması ve geçirdiği kriz, kağıttan yüzüğün tetiklediği anılar ve Demet Özdemir’in bunu bize geçirişi çok gerçekti. Tolga ve İlkin’in ilişkisinde en başından beri olan boşluklar bu şekilde flashbacklerle dolduruluyor son bölümlerde ve bunu seviyorum, bu ilişkinin ikisinde de niye bu kadar yara bıraktığını daha net anlıyoruz.

Kenan’ı tanımasak da prensipleri olan bir adam olduğunu bu bölümde görebildik ama kendisinin aynı zamanda yaraları ve bu kadar kapalı oluşunun bir sebebi olduğunu da bize verdiler bence. İkiliyi çok beğendim ve hikayelerinin nasıl ilerleyeceğini çok merak ediyorum.

Bu bölümde seçilen şarkılara da değinmek istiyorum, bölümün başında seviyorum sevmiyorum’la İlkin’in bastırdığı dalgalı mentalitesine şahit olmuşken sonunda another love’ın girişi, İlkin’in Tolga’dan kalan yüzüğü Kenan’a vermesi ve bu zehirli ilişkiden tamamen kurtulma yoluna çıkması, Kenan’la kuracakları sağlıklı dinamiğin başlangıcını göstermek için çok doğruydu bence.

Tolga’nın verdiği yanlış kararları sorguladığı hatta pişman olarak belki düzeltme çabasına girdiği ama bu yolda İlkin’in çoktan kendisini iyileştirdiği bi’ sürece giriyoruz gibi duruyor. Bu kargaşada Sinem’in kendini bulması da karakter dönüşümü için muhteşem olur ama izleyebilir miyiz bilmiyorum. Son olarak, Buğra Gülsoy’un tiyatro sahnesindeki tiradı çok etkileyiciydi. Dizinin bu hikayesiyle kendisinin böyle derinlikli sahnelerini izliyor olabilmek çok hoşuma gidiyor, DBA’dan kopup bir tiyatro sahnesine alıyorlar bizi bir anda. Hafsanur Sancaktutan da özellikle bu bölüm verdiği oyunla beni Sinem’e gıcık etti ve kendisine katlanamaz hale geldim, bunun bir oyuncunun kumaşının ne kadar kaliteli olduğunu gösterdiğini düşünüyorum. Herkes rolüne çok doğru seçilmiş ve her hafta bunu bize tekrar tekrar kanıtlıyorlar.

Herkesin eline emeğine sağlık, buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederiim 🙂

Son Yaz İkinci Bölüm | Sen Haklıydın

Güzel bir bölümdü. Aldığı tepkilere ve internet üzerindeki izlenmelerine de baktığımızda, dizinin şimdiden çok sevildiği, gördüğü ilgilen anlaşılabiliyor. Komedi ve dramın paralel gitmesi, Akgün-Selim ilişkisi ve hem onların hem de Canan karakterinin bireysel hikayeleri, Son Yaz’ı güzel kılan şeyler.

Ufak bir eleştiri olarak, dizi henüz ikinci bölümde olmasına rağmen, daha şimdiden bazı noktalarda tekrara düşüyor. Yağmur’un sürekli olarak tehlikeye girmesi ve Akgün eşliğinde bir şekilde kurtulması, Akgün’ün on bin seksen iki kez kaçmaya çalışıp yapamaması ve benzeri. Bunlar başta keyifli olabilir ama umarım daha fazla yinelenmez diyeceğimiz cinsten. Gerçi konu belli, ne derece farklılıklar görebiliriz ondan da pek emin değilim açıkçası. Senarist, yap şovunu. Şaşırt bizi!

Bölümdeki en önemli şey, bence Selim & Canan’dı. Aralarının yumuşuyor gibi olması, ikisinin de duygularını yansıttığı (öfke/kırgınlık/aşk/pişmanlık) anlar çok güzeldi. Tabi Selim, sonda kendi dahil başka şeylere de kızıp gemileri yakmasaydı iyiydi.. Elbet düzeleceklerdir, biliyorum ama yine de insan üzülüyor. 😂 Onlar kadar benim de kalbim kırıldı resmen izlerken.

Bölümün konuğu sevgili Eray’dı. Görüp görebileceğimiz en “rahat” karakterlerden biri olan bu sarı arkadaşımızı sevip sevmediğimden emin değilim, ama izlerken biraz eğlendim. Rahat yerine kullanmak istediğim sıfat umarım anlaşılmıştır, oto sansür uygulamak zorunda kaldım da.

Yağmur’a gelirsek, dümdüz söyleyeceğim sevmiyorum. Çizilmeye çalışılan portre hiç oturmamış, saçma sapan insanı çıldırtan tavırları var. Bayılasım geliyor bazen konuşurken. Özellikle küstah halleri, evlerden ırak. SEN KİMSİN YA SEN KİMSİN diye bağırıyorum içimden. Hem Akgün’e, hem Selim’e, hem de şaşıracaksınız ama Naz’a bile davranma şeklinden rahatsız oldum. Düşünün, o derece haksız olduğu anlar vardı. Bi kendine gelsin, acil. Bu dizide genç çiftten yana yüzüm gülmeyecek gibi. Kızın kendi ayrı, itici sevgilisi ayrı dert.

Akgün’ü kaçış konusunda teşvik etmesi de cabası. Neyse sonra hastaneye düştükleri olayda Akgün’ü kolladığı için fazla ses etmiyorum. Yapması gerekiyordu ama zaten, bence.

Akgün’ün Altay babasıyla vakit geçirsin diye yaptıkları çok tatlıydı, Selim’e söyledikleri de. Selim’in Canan için çırpınışları da güzeldi. (Sonradan mahvetmiş olsa da..) AkMur açısından, aralarının düzeldiği, birbirlerine sevimli davrandıkları, hoşlantılarının da netleştiği bir bölüm oldu.

Önceki Bölüm Yorumu için buraya tıklayabilirsiniz, görüşmek üzere!

Son Yaz 3. Bölüm Yorumu

error: Korunan İçerik!