tds_thumb_td_300x0
Kusursuz Kiracı 2. Bölüm : Sobe!

Saklambaç oynamayı sever misiniz? Bildiğiniz üzere saklambaç, ikiden fazla kişi ile oynanan, birinin ebe olup diğerlerinin saklandığı ve ebenin onları bulmaya çalıştığı bir oyundur. Yuva Apartmanı ve Mona arasında geçenlerin koca bir saklambaçtan ibaret olduğunu söylesek yanılmayız diye düşünüyorum. O zaman gelin Yuva Apartmanı sakinlerinin saklambaç oyununa daha yakından göz atalım.

Mona’yı en son yatak odasında kaybolan cesedin soğukluğu ile baş başa bırakmıştık. Tekrar bulduğumuzda ise yanında Leyla ile karşıladı bizi. İki sıkı dost cesedin nereye gitmiş olacağına kafa yorarken benim takıldığım nokta ise Leyla’nın soğukkanlılığı oldu diyebilirim. Sizin en yakın arkadaşınız istemeyerek de olsa birini öldürse Leyla kadar sakin kalabilir miydiniz? Ben olsam kalamazdım. Leyla benim için hala çözülmesi gereken onca düğümden ibaret. Bu arada Leyla isminin anlamı nedir bilir misiniz? Kökeni Arapçaya dayanan bu ismin anlamı gece ve gece ile ilgili bazı kavramlar demekmiş. Hatta Divan edebiyatında tasviri siyah saçlı kadın olarak geçmekteymiş. Bizim Leyla’mızın saçları siyah olmayabilir ama siyah renkten başka bir kıyafet üstünde henüz göremedik. Herkes gibi senin de bir sırrın var Leyla belki de sırrın ta kendi sensindir. Çözeceğiz seni de yakındır 😊

Bölüm içerisinde Mona hep bir saklambaç oynadı aslında. Ona şantaj yapan kişi veya kişileri bulmaya çalışarak geçirdi. Eğer ki bir oyun oynuyorsan sağlam bir stratejin olmalı. Rakiplerini bilmeli hatta onları yakından tanımalısın. Mona da kendi stratejisini oluşturdu. Her ne kadar bu olaydan ve apartmandan kaçarak sorunu kökünden çözmeyi ilk başlarda istemiş olsa da sonrasında fikrini değiştirdi. Kaçmak yerine olay yerinde kalarak olağan şüphelilerini daha yakından incelemeye başladı. Böylelikle bizler de Yuva Apartmanı sakinlerinin evine gerçek anlamda konuk olduk diyebiliriz. Tanıştığımıza henüz memnun olmasak da memnun olacağımız günler olacağına dair umudumuz var.

Mona, olağan şüphelileri ile baş ederken Yakup ise olaylardan habersiz mi yoksa habersiz gibi mi yapıyor pek anlamamış olsam da Mona’ya destek olarak geçirdi ikinci bölümü diyebiliriz. Mona’nın sırrı çözmesine büyük katkıları oldu. Bildiğimiz üzere Yakup’un kilitli bir kapısı vardı. Bu kilitli kapı açılınca bizi kırmızı bir odaya sürükledi. Odanın içerisinde apartman sakinlerinin fotoğrafları vardı. Mona bu odanın kilidini açtı ve kırmızı odanın büyüsüne kapılırken ek olarak Yakup’un da büyüsüne kapıldı. Yakup fotoğrafların bir proje olduğundan bahsetti Mona’ya. Şimdilik söylediğine inanıyor ve bu konuyu rafa kaldırıyorum ama bu konunun dosyası hala kapanmış değil. Tekrar bu dosyayı önüme almak ve detaylarını incelemek çok istiyorum. Unutmadan bu bölümde öğrendik ki Yakup dedesine gelen zarftan haberdarmış. Yakup ve Mona’nın karşılaşmasının tesadüf olmadığını ilk bölüm yazımızda söylemiştik. 😊

Ölmemek için öldürmek hak mı sence? diye sordu Mona. İnsan ölmemek için öldürebiliyormuş. Mona bunu en şeffaf hali ile sundu bizlere. Hepimizin sırları ve karanlık yönleri vardır. Karanlık yönlerimizi sırlarımız mı oluşturur? Sırlarımızın açığa çıkması bizi çok korkuttuğu için mi karanlık yönlerimizi saklandıkları yerden çıkarırız? Karanlık yönlerimizi sobeleyen sırlarımız mıdır?

Yuva Apartmanı’nın girişine “Dikkat! Bu apartman bolca sır içermektedir.” yazısı eklenmeli. Çünkü bu apartmanın her köşesinde büyük ve korkutucu sırlar yatmakta. Ama bu sırlar ne yazık ki içlerine bir yabancı aldıklarında ortaya çıkmaya hazırlanmıştı bile.

Flashback sahneleri ile de desteklendiği üzere Mona saklambaç oynamayı çok severmiş. Anladığımız kadarıyla da bu oyunda oldukça başarılıymış. Yoluna hangi engeller çıksa da, ayağına çiviler de batsa asla vazgeçmemiş. İnsan 7’sinde ne ise 70’inde de odur diye boşuna dememişler. Mona hala saklambaç oyununda oldukça iyi. Önce bölüm boyu aradığı, ona şantaj yapan komşularının kim olduğunu buldu. Daha sonrasında Mona’nın sobelerken sobelendiğini sanıyorken Mona bizi şaşırtarak komşularını büyük sırlarının peşinde iken sobeledi. Tıpkı küçük Mona’nın bu oyunda yenilmez olduğuna inanan küçük Leyla’yı sobelediği gibi. Yuva Apartmanı sakinleri Mona ile saklambaç oynamayı çok sevmişti. Atladıkları bir nokta vardı; herkes saklambaç oynamayı sever ama sobelenmedikçe.

Bölümü bu şekilde sonlandırırken özel bir parantezim dizimizin yönetmeni Yusuf Pirhasan’a. Sahne ve sahne geçişleri ile bölüm boyu karakterlerin yaşadığı tüm duygu ve duygu değişimlerini bizlere en doğal hali ile yansıtabildiği için. Bize sunmuş olduğu evreni biz çok sevdik. Emeklerine sağlık. Üçüncü bölümde görüşmek üzere, Yuva Apartmanı’nın kapıları herkese açık olmasa da bize sonuna kadar açık. Haftaya kadar bir kedinin kuyruğuna basmamaya dikkat edin 😊

Kusursuz Kiracı 1. Bölüm Yorumu: Kilitli Kapılar Açılsa

Öncelikle Yuva Apartmanı’nın yeni sakinleri Yuva Apartmanı’na hoş geldiniz!

Başrollerini Dilan Çiçek Deniz, Serkay Tütüncü, Melisa Döngel ve Bennu Yıldırımlar gibi başarılı isimlerin paylaştığı Kusursuz Kiracı, dün itibariyle Fox TV ekranlarında yayın hayatına start verdi. Gizemli ve fantastik tanıtımları ile okları üzerinde toplayan dizi ilk bölümü ile birçok izleyici ekran başına geçirmeyi başardı diyebiliriz. Sosyal medyada da ilgi toplayan diziyi ilerleyen bölümlerde daha çok konuşacağımıza eminim.

Hepimiz sırlarla doluyuz. Herkesin, kimsenin bilmesini istemediği bir sırrı vardır. Sırların üstüne çok titreriz, ortaya çıkmasın diye. Belki de bu kadar sakındığımız için sırlar her zaman göze batar. Sırların er ya da geç gün yüzüne çıkma özelliği de bu sebepten ötürüdür diyebiliriz.

Yuva Apartmanı sakinlerinin ise ortak bir sırrı var. Bir sırrı kalabalık bir grup ile paylaşmak zordur. Tedirgin eder, huzursuz hissettirir ve sürekli diken üstünde gezinirsin. Devamlı bir tedbir hali içerisinde olmak ise hata yaptırır insana. Hele ki o sırrı öğrenmesini istemediğiniz ortak bir isim varsa daha çok detayı gözden kaçırırsınız.

Nedendir bilinmez Yuva Apartmanı sakinlerinin sırlarını saklamak için uğraştıkları isim; Monalya, nam-ı değer Mona. Küçük bir kız çocuğu iken anneciğini mezarda kendisini ise yetimhanede bulmuş. Henüz öğrenemediğimiz ama bahsini duyduğumuz bir olay sonrası Mona çocukluğunun bir döneminde konuşmayı reddetmiş. Parça parça flashback sahneleri ile Mona’nın çocukluğuna dair anılar izliyoruz.

Yapboz henüz tamamlanmadı ama parçaları birleştirdiğimizde şahit olacağımız hikaye için şimdiden heyecanlı hissediyorum. Kendi çocukluğunun parçalarını tamamlamış (?) olan Mona şimdilerde genç ama azimli bir gazeteci. Çalıştığı yerde koltuğu sallantıda ama halledecek, inancımız tam. Kundaklanan evler ile ilgili bir haber peşinde iken yolu Yuva Apartmanı’nın bir bireyi olan Yakup ile kesişiyor.

Bu tanışmanın bir tesadüften ibaret olmasını diler miydim bilmiyorum ama bilinçli bir denk geliş olduğuna neredeyse eminim. Dizinin bizi karşıladığı ilk sahnede Yakup’un dedesine gelen zarfta Mona’nın fotoğrafını görmüş olmamız da bu tezimi destekler nitelikte. Ee boşuna değildi Yakup’un daha yeni tanıştığı Mona’ya ev arkadaşlığı teklifinde bulunması. Her ne kadar Yakup bunun bir ev arkadaşlığı olmadığını savunsa da benim tarafım belli 😊 Tek bir hamlesi ile Mona’nın yolunu Yuva Apartmanı ile kesiştirdi.

İlerleyen bölümlerde ise Yakup’un hamleleri Mona’nın başına daha neler getirecek hep birlikte göreceğiz.

Bölüm içerisinde Yuva Apartmanı sakinlerinin dairelerine göz ucu ile baktık ama henüz konuk olduğumuzu söyleyemem. Oturup bi’ çaylarını içmedik, iki lafın belini kırmadık. Her birine ayrı ayrı misafir olacağımız günleri iple çekiyorum. Birbirinden farklı hikayelere tanıklık edeceğiz gibi duruyor. Hem belki ortak sırları ile ilgili ağızlarından biraz laf da alırız, ne dersiniz ?

Kusursuz Kiracı’nın beni kendine çeken ve üzerine en çok hasbihal etmek istediğim ikilisi Mona ve Leyla oldu. Yetimhanede başlayan bir dostluk hikayesi. Aralarında güçlü ve sağlam bir bağ olduğunu görebilmek mümkün. Bir kere kendisine Mona diye hitap ediyorsak bunun sebebi Leyladır. Mona’nın Leyla’ya karşı minnet dolu olduğunu bakışlarından anlayabiliyoruz. Leyla’yı bir anne, bir abla yerine koymuş belli ki. Ama ben aralarında Leyla’nın baskınlığını hissettirdiği, Mona’yı kontrol eden ve manipülatif bir ilişki olduğunu düşünüyorum.

Leyla

Mona için Leyla bir konfor alanı bence. İnanılmaz bir minnet duygusu var. Sanki biraz da hayranlık besliyor Leyla’ya. Yetimhanede gerçekleşen tanışma anları bu arkadaşlığın klasik bir yetimhane arkadaşlığı olmadığının göstergesi bence. İkisi ile ilgili öğrenmek istediğim çok fazla şey var. Mona, Leyla’ya neden bu kadar minnet dolu hissediyor mesela. İlk aşamada en çok merak ettiğim ve cevabını öğrenmek istediğim konu bu. Umuyorum ki hikayeleri beklediğim gibi ilmek ilmek işlenir. Bu ikili arasındaki yaşanmışlıkları ve yaşanacakları büyük bir hevesle izlemeyi bekliyorum.

İlk bölümü ile akıllarımızda birçok soru işareti bırakan, bize ikinci bölümü seyretmek için birden fazla sebep veren Kusursuz Kiracı, bu sezonun en çok konuşulanları arasındaki yerini çoktan ayırttı bile. Eminim ki ilerleyen bölümlerde hem çok eğleneceğiz hem de çok gerileceğiz. Tüm ekibin eline ve de emeğine sağlık. Böylesine farklı bir iş ile ekranlarda yer almak cesaret işidir. Cesur olabilmeyi tercih ettikleri için hepsine teşekkür etmek isterim.

Son olarak, Mona Yuva Apartmanı’nın merdivenlerini çıkarken dikkat et, bir kedinin kuyruğuna basmak istemezsin ya da ister misin ? Şşş!

Kusursuz Kiracı Yakında Başlıyor!

Güzel oyuncu Dilan Çiçek Deniz’in başrolünde olduğu Kusursuz Kiracı 8 Ağustos tarihinde ilk tanıtımıyla karşımıza çıkmıştı. Korku filmlerini andıran havasıyla merak uyandıran dizi, son zamanlarda gördüğümüz en sıradışı yerli dizi fragmanı olmayı başardı diyebiliriz. MF Yapım’ın hazırladığı ve Yusuf Pirhasan’ın yönettiği Kusursuz Kiracı Fox Tv’de yayınlancak. Kadın ana karakterin ismi ise Mona.

Dizinin, tecrübeli isimlerin de bulunduğu kadrosunda Umut Kurt, Melisa Döngel ve Serkay Tütüncü gibi son zamanlarda aktif olan oyuncular da yer alıyor. İlk tanıtımından 1 hafta sonra yeni bir videoyla daha karşımıza çıktı Kusursuz Kiracı. Ama bu sefer çok daha eğlenceli ve ilgi çekiciydi.

Karakterlerin, dizinin konusunu hep bir ağızdan müzikal bir dille anlattığı fragman sosyal medyada çok konuşuldu ve yenilikçi tarzı sebebiyle bolca takdir topladı. Genellikle yurtdışında gördüğümüz bir yöntemi kullandıkları ve içimizi daraltmayan, dramdan öğürtmeyecek gibi duran bir “apartman” dizisi oldukları için ekibi şimdiden tebrik ediyorum. Tek sevmediğim yönü ana karakterimizin partneri olan beyefendi oldu. Yani aşk illa eklenir, bir kısım seyirci için mecburiyet gibi görüldüğünden ancak keşke oyuncu başka birisi olsaydı. Tanıyanlar beni anlayacaktır. 🙂

Ne Zaman Başlıyor?

Dizinin ilk bölümü için verilmiş net bir tarih henüz yok ancak sezon açılırken, bu ayın sonlarında veya Eylül’ün başlarında yayına gireceği öngörülüyor. Kadrosundaki diğer isimler; Bennu Yıldırımlar, Ruhi Sarı, Rüçhan Çalışkur, Beyti Engin, Özlem Tokaslan, Umut Kurt, Deniz Cengiz, İncinur Daşdemir ve Nilsu Yılmaz.

SENARİST: NERMİN YILDIRIM

YAPIMCI: ASENA BÜLBÜLOĞLU

Umarız sürükleyici, eğlenceli bir iş olur ve reyting savaşlarına yenik düşmez. Fox’un güzel dizi harcama konusundaki sabıkası epey kabarık çünkü.. Görüşmek üzere.

Dilan Çiçek Deniz Çukur’dan Ayrılıyor mu?

Öncesinde Tatlı Küçük Yalancılar ve Bodrum Masalı gibi yaz dizilerinde izlediğimiz güzel oyuncu Dilan Çiçek Deniz, 2 sezondur Çukur dizisinde Sena Koçovalı karakterine hayat vermektedir.

Son bölümde Sena’nın kaçırılması ve karakterin ölüm tarihinin yer aldığı bir cenaze karesinin paylaşılmasının ardından Dilan Çiçek Deniz’in diziden ayrılacağına dair televizyon sayfalarında söylentiler dolaşmaya başladı.

Dilan Çiçek Deniz’in ayrıca Çukur’dan ayrılıp, Netflix ile anlaşacağı da söylentiler arasında yer alıyor.

Çukur’a Kim Düştü ?

Çukur, geçtiğimiz günlerde ortalığı kasıp kavuran son bölümü ve bir o kadar önemli sezon finali galasıyla büyük ses getirdi.

Tüm ekibin katıldığı gecede Aras Bulut İynemli “Heyecanı Yok” parçasında Gazapizm ile düet yaparken,

Erkan Kolçak Köstendil ve Mustafa Kırantepe birlikte “Nemrudun Kızı” nı, Kubilay Aka ise kendi parçası “Gamzendeki Çukur” u seslendirdi.

Dizinin dillere destan bütün parçalarına yer verilen mini konserde Eypio, Allame No:1, Melek Mosso ve tabii ki dizi müziklerinin vazgeçilmez, başarılı ismi Toygar Işıklı da orkestrasıyla yer aldı. Oldukça coşkulu ve eğlenceli etkinliğin geliri Tohum Otizm Vakfı’na bağışlandı.

Ekip arkadaşlığının çok güzel bir gösterisi olan galada oyuncuların birbirleriyle samimi halleri, özellikle performanslarıyla göz dolduran Erkan-Aras ikilisinin keyifli halleri dikkat çekti. 

https://www.youtube.com/watch?v=f7SUYgZCRlg

Bu anlamlı geceyi takdir ediyor ve artık asıl bahsetmek istediğim sezon finaline gelmek istiyorum.

Öncelikle söylemem gerekir ki bölüm maalesef beklediğimin çok altındaydı. Üç aylık bir ara öncesi çok sağlam yolculamayı umduğumuz Çukur’u kesinlikle kapasitesinin altında bir hikayeyle gördük.

 

Elbette kritik noktaları vardı ancak çoğu sahne geçiştirilmişçesine özensiz, hatta hissiyatsızdı. Çoğu olay anlamsız, saçma bir şekilde işlenmiş ve dolayısıyla beklenen etkiyi verememişti.

Önceki bölümün sonunda izlediğimiz İdris-Selim olayının devamında ne olduğu muallakken, koskoca “Baba” Koçovalı’nın mahalleyi, evini terk etmesi aşırı yetersiz sahnelerle gösterildi. Vartolu’nun evini basarken bile yüzlerce kişi giden halk, babasına veda ederken on kişilik ekiple uğurluyor.. Kimse ne olduğunu merak etmiyor, plan kurulmuyor birkaç gözyaşı döküp klasik “Yeter ki Çukur yaşasın” şiirleri okunarak direk topluca göç ediliyor. Ayşe ve Karaca ne olduğunu biliyor mu ondan bile emin değiliz. Aile ihanete uğramış, hem de en yakınından ama kimse ne reaksiyon gösterdi bilinmez, koskoca iki buçuk saatte flashback olarak bile yoktu.

Evdekiler nasıl öğrendi, ne hissetti ne dedi.. Sadece Yamaç’tan abilerine bir bela okuma duyduk o kadar. O harekete geçme anları bile sıradan bir bölümdekinden çok daha sönüktü. Vartolu’yu ilk baş ne olduğunu kestiremediğimiz bakışlarla gördükten sonra ifadesi bariz şekilde mutsuzluğa ve pişmanlığa dönüştü. “Ben ne yapıyorum” tavırlarından ve son derece kasvetli havadan kurtulmasıysa maalesef hala görünce sesinin titrediği, biricik aşkı(!) Saadet’le oldu.

Her zaman yüzüstü bırakıp gitme konusunda kendinden söz ettiren pısırık kızımız hiçbir şey yokmuşçasına ailenin yeni düzenine ayak uydururken, Cemil’le nikah zamanı sevgi gösterilerini eksik etmeyen karakter yoksunu yengesi tüm tutarsızlığını gösterip dramatize şekilde “Onla aynı evde kalamam” diye çemkirip hamileliği Sultan’a anlattığı için evden kovulunca son çare olarak karnındaki bebeğin babasına sığınıyor ve birlikte komediden farksız anların yaşanacağı meşhur Erbaa’ya gidiyorlar.

Hem orada hem Çukur’da hem de Koçova cephesinde herkes, hiçbir şey yok gibi davranarak uzunca bi süre mutlu mesut geçiniyor ve anlamsız bir zaman aşımına geliyoruz. Bu kadar boğucu curcunada Nedret ve Emmiye sahne yazmayı unutmayıp bize tıpkı Nedret gibi göz devirten senaristimiz ağır depresyonda olan Yamaç o kadar zaman ne yaptı anlatma gereği duymuyor. Karaca meselesine değinmek bile istemiyorum çünkü bize önce “Kesin bir planı vardır, sinsi bu kız. Celasun’u istiyor, oyundur.” dedirttikten sonra “Değilmiş, cidden pişman olmuş. Artık iyi.” diye düşündürüp sonrasında sevimli sevimli izlettikten ve karakterin değiştiğini yansıttıktan sonra o cümleleri kurdurtup o sahneyi çekmek ters köşe değil tam anlamıyla rezilliktir.

Sezon finaline etki etsin, konuşacak bir şey daha olsun diye yapıldığını düşünüyor ve kesinlikle başarısız bir hamle olarak görüyorum. Mantık hataları saymakla bitmez ancak her dizide olduğu ve kaçınılmaz olduğu için daha fazla irdelemek istemiyorum.

Selim’in ölümü çok başarılıydı. Çaresiz, mutsuz, tükenmiş bir adamı öyle güzel gördük ki, kazandığını zannettiği zamanlardaki sahte olduğunu fark etmediği çoşkudan sonra”yalnız”ken canına kıyıyor oluşu – üstelik Cemil’in öldüğü yerde – son derece anlamlıydı.

Sonu hoş olmayan yerlere varsa da rus mafyalarını bile ezip geçen, tüm ülkeyi tek yumrukla alt eden Yamaç’ın sezon başından beri ilk kez sağlam dayak yemesi hepimizi sevindirdi. Bu adam süperkahraman değil neticede, bi kere ağzı yüzü dağılsın değil mi ama.. İnternette mizahı dönen güzel detaylardan biri de dövüş sahnesinde hem Emrah için Türk Marşı hem de Yamaç için Heyecanı Yok çalmasıydı.

Meliha olayının ucu açık bırakıldı bu güzel, demek oluyor ki yeni sezonda bir şeyler olabilir. Ancak ilk bölümlerde de rastladığımız o Bülent Ersoy şarkılarının kimseyi duygulandırmadığını söylemek istiyorum. N’olur yapmayın. O kadar şaheserin yanında öyle ağır bir mod cidden sırıtıyor. Her telden çalmanın da bir sınırı var.

Nazım ve kardeşinin birbirlerinin ipini çekmeleri de güzeldi. O ikisinin er geç bunu yapacağı belliydi. Adımlar tahmin edilebilir olsa da izlemesi keyifliydi. Tabi Emrah’ın alıkoyduğu Sena’ya ne olacak, oldu o da merak konusu.

Vartolu’nun asla unutmaması gereken düşmanı Paşa’yı almasına tam sevinecekken Salih modunu açıp geri bıraktı ve binlerce izleyicinin hevesi kursağında kaldı. İnsanın “Ne yapıyorsun Horzum, ne yapıyorsun?! ” diyesi geliyor. Öldürüp gidebilirdi o meymenetsizi, şart mıydı polyannaya dönüşmek..

Şimdi, dizide kim var kim yok tarandığı için kimler mefta kimler hayatta bilmiyoruz. Ortalık kan gölü. Kalanlar – ki varsa inşallah- nerdeler, ne durumdalar, nasıl bir halde dönerler meraktayız. Asla haz etmesem ve altı güzel doldurulamamış olsa da Çukur’un hikayesi ve yaşananlara at gözlüğüyle bakınca Yamaç’ın dönmeden önce bu yaşına kadar yaptırmadığı “Çukur” dövmesini yaptırması, o hissi benimsemesi ve kendini adeta oraya adaması çok çok güzeldi.

Gördüğümüz kadarıyla kaybedecek bir şeyi kalmayıp hırslanan, gözü kara bu adam bitmişlik konusunda kendisinden çok da farklı olmayan babasının oğluna gidiyor ve yeni gelen kimliği belirsizler tarafından ele geçirilip mahvolan Çukur’u kurtarmak için yardım istiyor. Vartolu yaşadıkları kelimelerle anlatılamayacak kadar hem iyi hem kötü olan kardeşinin uzattığı eli tutuyor ve bir kez daha düşmanlara karşı güçlerini birleştiriyorlar. Üstelik bu defa bir başlarına! İşte herkeste heyecan uyandıran belki de tek sahne;

Ya Alacağız, Ya Öleceğiz!

Sözü fazla uzattığımın farkına vararak artık yavaş yavaş bitirmek istiyorum. Umarım sıkmamışımdır. Öncelikle amacım kesinlikle diziyi kötülemek veya olumsuz eleştiri yapmak değil. Çukur’u ilk bölümünden beri, her şeye rağmen hiçbir bölümünü kaçırmadan çok severek izliyorum ve ekibin kesinlikle arkasındayım. Kimsenin en küçük emeğini, katkısını veya başarısını da asla gözardı etmem. Elbette değişmesini istediğimiz, yanlış gördüğümüz çok şey oldu ki izleyici olarak bunları dile getirmek en doğal hakkımız ancak bundan ilerisine gidemeyeceğimiz için artık yapabileceğimiz tek şey güzel olmasını ummak ve sabırla beklemek.

Sizin görüşünüz nedir bilemem. Yeni sembollerle mahalleye -diziye- girenler kim, nasıl bir etkileri olacak cidden kestiremiyorum ancak bizim ikiliyle karşı karşıya gelmeleri umut vaat ediyor. Fazla kişinin ölmesi sadece konuşulmak ve kaybedilen reytingin, popülaritenin geri kazanılması için mi onu da bilemiyorum. Belki de elde olan kült kadroyla eski canlılığı yakalamak yerine, taze kanlar alıp hikayeler farklılaştırmak istenmiş olabilir. Planlı veya plansız, ani veya zamanlı, iyi veya kötü, yerli yersiz artık pek de bir önemi kalmadı. Bu sezonu atlattık, zar zor da olsa bitirdik. Çok güzel şeylere şahit olduk, çok güzel hisler tattık. Emeği geçenlerin hepsine teker teker sonsuz teşekkürler.

Karakterlerimiz öldü ama biz hayattayız Yeni sezonu büyük bir heyecanla bekliyoruz.

Herkes yoruldu. Hem bedenen, hem zihnen. Diliyorum ki tatil herkese iyi gelir ve yeni sezona musmutlu başlarız!

Buluşmak dileğiyle..

 

error: Korunan İçerik!