Menajerimi Ara 4. Bölüm | Aile

Barış’ın Dicle’yle doğru düzgün iletişim kurmaması, biz gidiyoruz bayss modunda konuşup sonra kıza “hani sen de gelecektin, sattın beni” demesi şizoluğu? Hoşgeldiniz. Direkt konuya gireyim. İlk yarım saatini biraz sıkıcı buldum bu bölümün.

Jülide-Çınar sahnesini beğendim, malum shipliyoruz hafiften 🙂 Çınar’ın hayran hayran fotoğrafları incelemesi, içtenlikle kurduğu cümleler falan. Edis & Melisa’nın baştakisahnelerini hiç sevmedim. İkisi de fazla yapaydı, anladığım kadarıyla kasıtlı yapılmamış bir yapaylık hem de. Edis mümkünse sonsuza kadar müzikten devam etsin. Ama bölüm sonuna yakınken izlediklerimiz hoştu. Çekimlerin başladığı, aralarının düzeldiği anlar komik olmuş.

Dijital platform işlerine yapılan göndermeler güzeldi. Sadece dijitalde diye bir işin kusursuz olamayacağını, senaryo ve diğer faktörler hakkındaki sorunları ve özellikle ilk Netflix yerli yapımımız olan Hakan Muhafız’da çokça maruz kaldığımız “yabancı dile kolay çevrilsin diye yazılan replikler” mevzularını cesurca vurgulamışlar.

Gülin yine ve yine en nefret edilesi karakter olma zaferini kimseye kaptırmadı. Çok üstünde durmaya gerek yok, tez zamanda kurtulsak keşke diyip devam ediyorum. Barış’ın, çekim öncesi ajansa Dicle’yi almak için gelmiş olmasını sevdim. Beren’e söylemesini de.

Bu ikisi arasındaki olaylar sürekli saçmalık-telafisi-saçmalık-telafisi şeklinde ilerleyecek sanırım. Senaryo sık sık bizi üzüyor, ama sonra yüzümüzü güldürüyor az çok. Bir de Dicle ve Barış birlikte çok tatlı olduğundan, insan kıyamıyor da. Neyse, şimdilik fena değil durumlar. Dicle’nin araba olayında görevini layıkıyla yapıp oyuncu hanımefendinin keyfini de kaçırmadan mevzuyu hemen halletmesi de gözümüzden kaçmadı tabii. Her zaman böyle bir şeyleri çözmenin bir yolunu bulacak sanırım bu tatlı şey.

Çekim sahneleri felaket kötüydü. Dünyanın en rezalet saçı, en seksi olmayan pozları falan olabilir gördüklerimiz. Kimse o ikiliyi shiplemesin diye özenle hazırlandıysa, teşekkür ederiz yani ne diyim. 😂

Gülin salağının dram dram drama queenlikleri bizi yeterince baydıktan sonra, Beren hanımın babasıyla iş konusunda yollarını ayırmasını izledik. Tavrında haklıydı, inşallah geri dönmeyi de kabul etmez. Ama o ayrı, asıl mesele ajanstakilerin bu konuda Kıraç’a nasıl destek olduklarıydı. Her dizide olan klişe yaşandı ve ihanet sürecindeki karakter, arkadaşlarının ne kadar iyi kalpli, sadık, vicdanlı insanlar olduklarını görüp birlikte paylaştıkları onca şey sebebiyle vicdan azabına sürüklendi tabii ki.

Şu Barış’ın abisi de aşırı lüzumsuz bir tip. Saçma sapan hareketleri, planları olan bir boş beyin. O kadar cringe ediyor ki insanı, izlerken Barış’tan daha çok biz sinirleniyoruz resmen. Kim bilir daha ne işler açıp çocuğun başını zora sokacak.

Dicle’nin Kıraç karşısında ezilip büzülmeyişi, çekim konusunda kızdıktan sonra “senin hatan değildi” dediğinde “biliyorum zaten” diye cevap vermesi çok hoşuma gitti. Çok daha fazlasını hak ediyor o hadsiz pislik.

Barış’ın bu sefer Dicle’nin mutsuzluğunu fark edip ne oldu diye sorması şükrettirdi. Tebrikler yani, görebildin reis. Şaşırdık biraz. Sonraki ev sahnesini görmezden geliyorum. Alıklığı tuttu yine çünkü.

Bölüm sonu çok güzeldi. Dicle yapması gerekeni yaptı. Ona zarardan başka bir şeyi dokunmayan babasını korumak yerine, seni işsiz bırakmayacağım diyen patronuna sadakat gösterdi. Biz de büyük bir oh çektik. Hem söylediği için, hem de Kıraç’ın yediği tokat için. Herkesten duyduğu o laflarla içimin yağları eridi ama yetmez. Beter olsun beter. Tek temennim Dicle’nin söylediğini öğrenince ona savaş açma ihtimali.

Önceki Bölüm Yorumu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!