Öncekiler gibi güzel, sıkmayan bir bölümdü. Tabii ki odaklanmak istediğim bazı noktalar var. Kıraç & Dicle arasında yaşananlar ve Barış’ın durumu, olayları gibi. 

Nedense Gülin cadısından başlamak istiyorum konuşmaya. Şimdiye dek gördüğüm en uyuz, nefretlik karakter olma başarısına ulaşmış biri olan bu kız, nasıl bu kadar gıcık, pislik olabiliyor merak ediyorum. Hırsından mı böyle, yoksa Kıraç’a mı aşık, ya da vücudu baştan ayağa kıskançlıkla mı dolu bilmiyorum. Ama her halükarda deli gibi sinir bozucu, kabul edelim. Davetiye olayındaki o hali neydi öyle ya, kudurdu da kudurdu ağlayacaktı neredeyse. Bir de bayıl istersen Gülin.

Barış zaman zaman bizimkine “Dicle” demesine rağmen hala ısrarla şu “asistan kız” muhabbetini sürdürmeleri bana fenalık geçirtiyor. Olmuyor işte kardeşim, aşırı zorlama ve eğreti. Kimin aklına geldiyse tebrik ederim yani, iğrenç. Bitirin artık. Ayrıca bizzat karakterin isminin söylenmesi daha etkileyici, güzel. Sadeliğin kıymetini anlayın biraz, böyle zımbırtılara ihtiyaç yok.

Kıraç’ın öz kızına karşı olan hareketlerinden zerre memnun olmayanlar ve adamdan nefret edenler derneği başkanı olarak, bölümde nefretimin AZALDIĞI tek an, Antalya mevzusu konuşulurken zorlandığının belli olması ve gözlerinin dolduğu andı. Ona rağmen, hala yaptıkları sebebiyle kin doluyum tabii ki. 

Davetiyeyi, gerçekten Dicle gitmeyi çok istediği için verdiğine inanmak istiyorum ama.. “Sadece o görüşmeyi yapabilmek içinse” ihtimali de yüksek yüzdeli bir şekilde mevcut malumunuz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Jülide’yle Çınar’a çok sevindim. Özellikle tiyatrodan sonra konuştuklarında kız tam minibüse binerken “Menajerin olurum. Seni temsil etmeyi çok isterim” diyişi. Shipledik gitti! İlk baş ondan izinsiz kendi dosyasını eklemesi yanlış olduğunu için Çınar’ın sinirlenmesini anlıyorum, ama kızın asıl mesleği oyunculuk. Bunu bildiği halde bir şans vermek için bu kadar zorlaması canımı sıkmıştı. İsteği, hevesi, umutları. Kenara itilecek, görmezden gelinecek biri değil kesinlikle. Hayallerinin peşinden koşma şekli de izlemeye değer.

Barış’ın Beren’le arasının düzelmesinden çok hoşnut olmadığımı söylemiştim. Hala aynı fikirdeyim. Arkadaş olarak yakın olmaları bile sıkıntılı şeyler doğuracak çünkü.

Beren’e düşman olmamaya çalışıyorum ama Kıraç işimi o kadar zorlaştırıyor ki. Tamam, normalde ne kadar üstüne düşüyorsan düş. Dicle’nin yanında bari hareketlerini biraz değiştir be adam. Ayı mısın? İncine incine mahvoldu bizimki.

Beklentilerinin boşa çıkacağını nihayet acı bi şekilde anladığındaki sahne çok etkileyiciydi. O masum masum ağlayışı, kimseye söylemeyeceğim çünkü babam olmanı istemiyorum diyişi.. Biliyorum bu replikler sonradan çok kıymetli olacak, Kıraç değiştikçe yapılacak video editleri şimdiden görebiliyorum bile. Ama yapacak bir şey yok. Ben her zaman bunları hatırlatmak için görev başında olacağım 🙂

Kıraç’ın karısı da ayrı bir mevzu. Dicle’den lüzumsuz fazla kıllanmasının üstüne bir de Gülin etkisi gelince, iyice meraklanacak. Kurcalayacak ama, ne kadar sürede ne sonuca ulaşabilir meçhul. Hadi bakalım. Kıraç’ın kritik seçimlere zorlandığı anlarda yine Dicle’den vazgeçip onu üzeceğine çok eminim. 

Son olarak, Çağatay Ulusoy’un sahnelerinden çok etkilenmedim pek bir olayı yoktu. Ama o “sektöre alışmış, camianın eskilerinden, tecrübeli oyuncu” havası çok hoştu. Menajerimi Ara’nın en güzel taraflarından biri de bu. Günlük hayatımızda tanıdığımız bildiğimiz isimleri böyle bir konseptte yarı doğal yarı kurgu şekilde izleyebilmek. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!

 

Önceki Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz