Hilal Tüfek: “İnsan hikâyelerinin hiç bitmediği bir şehirde büyümek, beni çok erken yaşta gözlem yapmaya ve empati kurmaya yöneltti. ”
Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Dışarıdan herkesin göremediği Hilal Tüfek’i bize biraz anlatır mısınız?
Beni yakından tanıyanlar; eğlenceli ve komik olduğumu söyler ama bunun yanında duygusal tarafımın ve sezgilerimin de çok güçlü olduğunu eklerler. Biraz fazla düşünen, detaylarda kaybolabilen bir yapım var. Hayatı gerçekliğiyle seviyorum; gülüyorsam gerçekten gülerim, seviyorsam da tutkuyla bağlanırım. Sahici olmayı, olduğu gibi kalmayı önemsiyorum.
Oyunculuk yolculuğunuzun başlangıç noktasına dönelim… Nerede doğup büyüdünüz ve bu coğrafya sizde nasıl bir duygu dünyası oluşturdu?
İstanbul’da doğup büyüdüm. İnsan hikâyelerinin hiç bitmediği bir şehirde büyümek, beni çok erken yaşta gözlem yapmaya ve empati kurmaya yöneltti.
Sokakta, vapurda, bir kafede… Her yerde başka bir hayat akıyor. Bugün canlandırdığım karakterlerde, o yıllar boyunca içimde biriktirdiğim gözlemlerin ve duyguların çok büyük payı var.
Oyunculuk serüveninizde sizi bu mesleğe çeken temel motivasyon neydi? İlk kez “oyuncu olmalıyım” hissi ne zaman içinize düştü?
Başka hayatlara dokunabilme fikri beni her zaman çok etkiledi. İzleyen tarafta değil, anlatan tarafta olmak istedim.
Televizyon dünyası daha çok küçük yaşlardan itibaren beni kendine çekiyordu. Beş yaşındayken annemin dolabından kıyafetler çıkarır, topuklu ayakkabılar giyer ve televizyonda gördüğüm sahneleri evin içinde canlandırmaya çalışırdım.
O zamanlar anneme, “Bir gün ben de televizyonda olacağım” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. Aslında “oyuncu olmak için doğdum” hissi içimde hep vardı.

İstanbul Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Reklamcılık Bölümü mezunusunuz. Aldığınız eğitimin oyunculuğunuza nasıl bir katkısı oldu?
Kesinlikle oldu. İletişim Fakültesi’nde okumak bana sadece mesleki değil, bakış açısı kazandırdı. O süreçte adeta bir yönetmen gözüyle bakmayı öğrendim. İnsanları okumayı, söylenenin arkasındaki duyguyu ve söylenmeyeni fark etmeyi… Oyunculukta bunlar çok büyük bir avantaj. Çünkü sahnede asıl mesele, kelimelerden çok duyguyu taşıyabilmek.
Toprak ile Fidan dizisiyle ilk büyük rolünüzü oynadınız. Bu proje size neler kattı?
Bana disiplin kazandırdı, özgüvenimi büyüttü ve en önemlisi “bu işi gerçekten yapıyorum” hissini yaşattı. Benim için çok özel bir başlangıçtı. O setin sıcaklığını hatırladıkça hâlâ içim ısınır; yeri her zaman ayrıdır.
Kuma projesi size ilk geldiğinde, senaryoda sizi en çok yakalayan ne oldu?
Kadın hikâyesinin sert ama çok gerçek olmasıydı. Anlatılan dünya siyah-beyaz değildi; griydi, çelişkiliydi, insana dair her şeyi barındırıyordu. Sema karakterinin bu kadar sahici olması beni hemen içine çekti.
Kuma’daki karakterinizle ilk temas ettiğinizde, onun hangi yönü sizi en çok düşündürdü ya da zorladı?
Güçlü görünürken kırılgan kalabilmek çok zorlayıcıydı ama bir o kadar da öğreticiydi. Histerik bir kadını oynamak kolay değil; ama o karakterin ruhundaki ateş, sahnedeki tadı bambaşka bir yere taşıyordu.
Kariyeriniz boyunca sizi en çok etkileyen, “oyuncu olmanın ne demek olduğu” perspektifinizi şekillendiren an neydi?
Çocukken oyunculuk bana çok kolay bir iş gibi görünürdü. Bugün hâlâ dışarıdan bakan birçok insanın aynı hissi taşıdığını görüyorum; doğallık, “bunu ben de yaparım” duygusu yaratabiliyor. Oysa asıl maharet, seyirciye gerçekten “bunu ben de yaparım” dedirtecek kadar doğal, dürüst ve filtresiz bir oyunculuk yakalayabilmekte.

İç disiplininiz nelerden besleniyor ve bu disiplin set ortamında nasıl görünür hâle geliyor?
Hazırlıklı, odaklı ve saygılı olmaktan besleniyor. Disiplin benim için her şey. İşim her şeyden önce gelir. Sete geldiğimde metnime hâkim, sahneme hazır ve ekip arkadaşlarıma karşı duyarlı olurum. İşimi çok ciddiye alırım ama enerjimi de hep yüksek tutarım; çünkü sete sadece çalışmaya değil, birlikte üretmeye ve eğlenmeye de geliyoruz.
Hilal Tüfek set gününde nasıldır? Set dinamiğine yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?
Sahneye girmeden önce enerjik, kahkaha dolu ve sosyalim. Ama “kayıt” dendiği anda her şey değişir: Tam disiplin, tam odak. O an sadece sahne ve karakter vardır.
Oyunculuk dışındaki zamanlarınızda sizi besleyen hobileriniz neler?
Sevdiklerimle geçirdiğim sakin ve özel anlar beni çok besler. Zaman zaman yalnız kalmak, yürüyüşlere çıkmak… O sessizlikte kendimi daha iyi duyarım. Pilates yaptığımda ve yüzmeye gittiğimde ise hem bedenim hem zihnim tazelenir; o anlarda gerçekten zinde ve enerjik hissederim.
Bugünlerde neler dinliyor, neler izliyorsunuz?
90’lar popu benim zaafım. Tek başıma müzik dinlemeye ve dans etmeye bayılırım. Sanat filmlerine ise adeta bağımlıyım. En son Masumiyet ve Kader’i yeniden izledim; bir filme âşık olduysam, onu tekrar tekrar izlerim. Zeki Demirkubuz sinemasını çok severim. Duygusu olan her iş beni içine çeker. Müzikte de ruh hâlime göre çok değişkenim diyebilirim.


