tds_thumb_td_300x0
Bizim Hikaye Final RahDen: Mutlu Sonlar Bitmemiş Hikayelerde Olur

Merhabalar… Her ne kadar son bölümlerde sabır sınırını zorlayıp Rahmet’le Deniz’e saçma sapan demekten çekinmeyeceğim bir senaryo yazıp bana inceleyecek hiçbir şey bırakmamış olsalar da RahDen’i son bir kez yorumlamayacak ve RahDen’i hayal dünyasının bizim görmediğimiz muhtemelen daha tatlı tarafına göndermeden önce onlarla vedalaşmayacak değilim. Final bölümünden genel olarak memnun ayrıldım ama bunun sebebi çok muhteşem olmasından ziyade işlerin artık cidden kötü bir raddeye gelmesi ve ancak bu kadar toparlanabilecek oluşuydu. Ve galiba benim için finali kurtaran tek bir sahne vardı, o olmasaydı muhtemelen burada çok daha tatsız bir yazı olacaktı.

Bölümün başında tabii ki de Rahmet’le Deniz’i küs ve kavgalı görüyoruz. Bu kavganın ve küslüğün nedeni neydi, hatırlayalım mı?

  1. Rahmet, Barış’ın ablasını aldattığını sanır ve çok sinirlenir. Deniz Rahmet’i çekiştirerek olay yerinden uzaklaştırır. Rahmet hala haklı olarak çok sinirliyken Deniz arabayı durdurur. Kavga ederler. Deniz “Velev ki aldattı… Yarın öbür gün pişman olur, sen ablana söyleme, önce Barış’la konuş.” der. Rahmet de haklı olarak “Ha yani senin için bu kadar basit bir şey aldatmak?” diyerek tepkisini koyar. Deniz sinirlenir ve Rahmet’i tek başına gecenin bir vakti şehirler arası yolda bırakır gider.
  2. Barış’ın Filiz’i gerçekten aldatmadığı ortaya çıkar. Rahmet salak salak “Aaa Deniz haklıymış” der, sanki Deniz sözlerinin arasında aldatmayı hafife indirgememiş gibi ve Rahmet aslında buna sinirlenmemiş gibi. Bu sırada İsviçre’de master falan filan yapmış bir tane Pelin’imiz gelir, Ali Hoca Rahmet’le bunları asistanlık için yarışa sokar. Rahmet’in de okulda bir daha Deniz’le görüşmemesi gerekmektedir.
  3. Rahmet Deniz’in yanına gider. “Sen haklıymışsın. Özür dilerim.” der. Deniz sanki saçma sapan laflar eden o değilmiş gibi özrünü kabul etmez, üstüne üstlük Rahmet’i kıskandığı için trip atar. Neymiş efendim Pelin’le Rahmet böyle yarışırlarken aşık olurlarmış da, bu yalnız kalırmış da, bilmem ne de… Özetle Deniz kendi kuruntusu yüzünden Rahmet’in uzattığı zeytin dalını kabul etmez.
  4. Rahmet de salak olduğu için Deniz’i nedense Pelin’le kıskandırmaya çalışır. Saçma sapan bir oyun oynar sanki aynı Deniz’in düşündüğü gibi bunların arasında bir şeyler varmış, Pelin Rahmet’le evlenmek için ona göz koymuş gibi! Gidip Deniz’le konuşacağına… Yani ben bu planın mantığını çözemiyorum. Düşünüyorum, düşünüyorum ama Rahmet gibi bir deha (!) olmadığım için galiba çözemiyorum. Nasıl Rahmet’le evlenmek istediğini iddia eden Pelin bir şekilde Deniz’le Rahmet’i nikah masasına oturtacaktı ki?
  5. Deniz Rahmet’in oyun oynadığını, bilerek onu kıskandırmaya çalıştığını anlar. Yani Pelin’le Rahmet arasında bir şey olduğunu düşünüyor falan değildir. (Burası çok önemli, altını çizelim. Deniz yer mi? Yemez.) Ama artık sanki bütün olayların çoğunu çıkaran o değilmiş gibi (Burada sinir bozucu 60. Bölüm ve Rahmet’in abartılı tepkisini tenzih ediyorum) Deniz çok sıkılmıştır, uğraşmak istemez artık. Ne halin varsa gör Rahmet, modunda gezer.

Şimdi, siz bu kavganın sebebini anladınız mı? Neden küstüler?  Neden ayrıldılar? Yaklaşık bir ay falan ayrı kaldılar bunlar.  Olayın özünde yatan ne? Barış’la Filiz’in kavgası. Ayol Barış ve Filiz barıştı, bebeklerine patik örüyor bunlar hala bıkbıkbık… Saçmalığa bakar mısınız? (Yazar burada sinirden gülüyor.) Şimdi benim için zurnanın zort dediği yere geliyoruz, yazar burada sinirden gülmeye daha çok devam edecek.

Deniz Hanımefendi artık İstanbul’da kalması için bir neden kalmadığından -çünkü Rahmet’ten çok yoruldu biliyorsunuz, hep arkasını topluyor bu çocuğun, ne cefakar da bir sevgili kendisi- Fransa’ya gitmek için hazırlık yapıyordur. Ama Deniz boş durur mu? Durmaz. Sen git, konsoloslukta sıra beklerken bir çocuğu, Murat, kafala ve sevgili ol. Sadece bir ay içinde. Nereden tutsam elimde kalır. Neden elimde kalır? Sebep çok olduğu için artık liste yapıyorum, pratik olsun diye.

  1. Rahmet’i unutmak için sevgili yapıyor desek… Şimdi liste içinde liste geliyor.
  • Unutacağına gidip konuşsa ya? Hani malum incir çekirdeğini doldurmayacak bir sebepten kavga ettiler? Bir konuşmayı deneseydi?
  • Eski sevgiliyi unutmak için yeni sevgili yapmak da kusura bakmayın ama çiğ bir davranış. Hani kendisi pek de umurumda değil ama yazık değil mi Murat’a?
  1. Bütün dizi boyunca biz Deniz’in kaç tane sevgilisi olduğunu gördük? İki. (Sonuncuyu saymıyorum.) Biri Rahmet’ti zaten, diğeri de Tolga. Tolga’yla olan ilişkisi de iki amaca hizmet ediyordu: Birincisi, ona ters yapan çocuğu rezil etmek için Tolga’yı kullanması, ikincisi de Rahmet’i kıskandırmak. Dolayısıyla Deniz ilişki insanı falan da değil. Bir ilişkiden diğerine hooop diye zıplayan biri hiç değil. O daha kafasının rahat olacağı, kısa ilişkileri tercih ediyordu Rahmet’ten önce. Ama Rahmet’ten ayrılıp konsoloslukta Murat’ı tavlayıp her yerde tin tin sevgilim de sevgilim diye peşinden getirmek sonra da bu adamla Fransa’ya gitmeyi düşünmek Denizlik bir hareket değil. Zaten Rahmet’le Deniz ne problem yaşadılarsa Rahmet’in özgüven probleminden ve Deniz’in ilişki insanı olmamasından yaşadılar. O yüzden şimdi bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
  2. En nefret ettiğim klişedir bu. Bir aylık ayrılık sırasında sevgili bulma… Belki de daha önce izlediğim korkunç senaryolar yüzündendir bilmiyorum ama midemi bulandırır. Çünkü bir dizi izliyorsun, bir çifti yakıştırıyorsun çünkü aralarındakinin aşk olduğunu düşünüyorsun. Dolayısıyla duruma romantik yaklaşıyorsun. Ama sonra hooop nereden geldiği belirsiz bir tip geliyor üçüncü şahıs olarak, bu çiftin ayrılığı sırasında gölgesini çiftin üzerine düşürüveriyor. Özellikle böyle saçma sapan bir ayrılıkta pat diye başka ilişkiye atlamak çok da hoş değil.
  3. İnsan ister istemez düşünüyor bu ilişki ne kadar ciddi bir ilişki diye… Neler yaşanmış, neler yaşanmamış diye… Ve ben bunu düşünmek istemiyorum. Beynimde soru işareti kalmasını istemiyorum. Bu sevgili olayının da senaryoya hizmet ettiğini falan da düşünmüyorum. Boşuna uğraşmışsınız…

Ben nasıl olsa final bölümü, sinirlerim bozulmasın diye Deniz’in bu adamı biraz da Rahmet’i gıcık etmek için bulduğunu düşüneceğim. Şimdi mezuniyetteki sahnelerine geleyim… Yani bu sahne genel olarak sevildi ama ben üstte anlattığım nedenler dolayısıyla pek de ısınamadım. Özellikle “Pelin benim hiçbir zaman sevgilim olmadı” ve “Ama Murat benim gerçekten sevgilim” replikleri sinir bozuculuk seviyesinde üst noktadaydı. Dönüp de tekrar izlemediğimi de belirtmek istiyorum, dolayısıyla da detaylı bir inceleme yapamadım.

Ama…

“Biz sürekli kavga ediyoruz, olmuyor” gerçek bir ayrılık sebebi, bunu kabul etmem lazım. Bunu çözmeye hiç çalışmadılar o ayrı. Ama ayrılırken bunu da tam olarak dillendirdiklerini söyleyemeyeceğim. Deniz’in “Seninle uğraşamam” bıdbıdları dışında.

Bir de sahnede her şeye rağmen bu ikilinin ayrılmak istemediği ve bu konuda çok üzüldükleri, aralarında hala devam eden tutku ve aşk iyi geçirilmişti. Muhtemelen sahnenin benim gibi çift shiplerken Türkan Şoray kuralları olmayanlar tarafından sevilmesinin nedeni de bu elektriğin hissedilmesiydi. Burada senaristlere değil ama genellikle olduğu gibi oyunculara, Yağız Can Konyalı ve Melisa Döngel, teşekkür etmek lazım.

Belki de bütün bu olanların en sinir bozucu yanı şuydu: Zamanında Rahmet Deniz’e beraber Amerika’ya gidelim dediğinde Deniz’in kabul etmemesi ama aradan bir iki ay geçtikten sonra elin Murat’ıyla Fransa’ya gitmeye kalkması. Rahmet de bunu aynı bu şekilde dile getirdiğinde Deniz’in cevabı ise durumun kendisinden sanki mümkünmüş gibi daha da sinir bozucu: “O zaman öyle gerekiyordu, şimdi o durum ortadan kalktı”. Evet, doğru okudunuz. Bölümlerce altı çizilen, kafamızı patlattığımız, merak ettiğimiz, Deniz’in karakterini anlamamıza yardımcı olacak o sır böyle açıklandı. Daha doğrusu açıklanmadı!!! Bu sırrın açıklanmamasının benim için herhangi bir bahanesi olamaz. Son 5 bölümde biz BarFi yüzünden gereksizce kavga eden RahDen’i, Pelin’i ve son bölümde bir anda ortaya çıkıveren Fransa yolcusu Murat’ı izlemek yerine gayet güzel Deniz’in sırrını izleyebilirdik. Ama yooo… Kim uğraşacak?! Bazen senaristlerin bilgisayarlarında “Klişe Senaryo Taslakları” adlı bir dosya olduğunu düşünüyorum. Böyle masaüstünün en üst köşesinde görkemli bir şekilde duruyor. Bu taslaklar ise karakterlerin adları dışında her şeyin aynı olduğu senaryoları içeriyor ve senaristlerin yapması gereken x ve y yazan karakter adlarını Deniz ve Rahmet diye değiştirmek… Madem yeni oyuncu getirebiliyordunuz, neden bu hakkı Murat ve Pelin’den yana kullanmak yerine zamanında özel olarak araya sıkıştırdığınız hayatta olduğu belli olan Deniz’in annesine kullanmadınız?! Ben burada bir yazı yazmıştım, en güzel 10 RahDen sahnesi vardı. Bu sır açıklanmadı ya, hah işte 10 sahne de resmen çöpe gitti, anlamını yitirdi.

Her neyse… Şu ana kadar eleştirdin, o zaman neyi beğendin diye sorabilirsiniz. (Belki de Game of Thrones’un felaket finalinden sonra Bizim Hikaye finali çok daha iyi gelmiştir!) İnanılmaz ama ben evlendikleri sahneyi beğendim. Çok değil bundan bir yazı önceydi galiba “Ne evliliği ya?” diyordum ama galiba evlendikleri sahne bu kararımı değiştirdi. Biz zamanında kendi aramızda konuşurken RahDen’e en uyan evliliğin Las Vegas’ta olduğundan bahsediyorduk. Hani Friends’teki Rachel’la Ross gibi veya yakın zamanda evlenen Sophie Turner ve Joe Jonas gibi… Bana kalırsa RahDen’in evlendiği sahne de Türkiye’de yazılabilecek en Las Vegasvari nikah sahnesiydi. Tabii Hikmet’le Çiçek’in yalnızca nüfus cüzdanıyla nikah günü alabilmeleri biraz saçma, sonuçta sağlık testi falan filan da gerekir ama Deniz’i üzerine kurdukları sırrın ne olduğunu bile söylemediler diyorum, bunda mantık mı arayacağım?

Deniz Çiçek’le Cemil’in düğününe yanında sanki çok lazımmış gibi Murat’la geliyor. Hani ne mana? Eski sevgilinin ablasının hapishane arkadaşının düğününe geliyorsun ve yanında yeni sevgilin var. Böyle keyifli bir günde neden insanların moralinin içine limon sıkarsın? Ama tabii ben bu kısmı ve Elibol kabilesinin moralini pek önemsemedim. Bana göre Deniz’in Murat’ı düğüne getirmesi ikilinin ilişkini açıklar nitelikteydi. Bariz bir şekilde Rahmet’i kıskandırmak için kullanıyordu Deniz onu. Gereksiz bir şekilde Murat’ın mezuniyete gelmesinden sonra Deniz’in Fransa’ya uçağının olduğu gün yanında Murat’la düğüne gelmesi oldukça şüpheliydi. Muhtemelen Rahmet’in onu durdurması için ona verdiği son bir şanstı. Yani Rahmet durduramadı ama nikah memuru durdurdu. Rahmet’le Deniz yine birbirlerini ne kadar istemediklerinden bahsedip milletin düğününün ortasında bas bas kavga ederken nikah memur bey amca “Peki evlenmek istiyor musunuz?” diye soruverdi.

Şaşkınlıkla herkes kalakaldı tabii ki. Hikmet gururla bu tabloyu seyrediyordu. Vallahi ona da helal olsun, keşke daha önce çıksaydı hastaneden. Rahmet “Valla benim alakam yok!” diye şaşkaloz şaşkaloz bakınırken bu sefer de “Ne evlenmesi ya” diyen, düğüne yeni sevgilisini koluna takıp gelen, birkaç saat sonra Fransa’ya uçağı olan, Rahmet’i artık istemeyen Deniz Hanım yelkenleri suya indiren ilk taraf oldu. Bir baktık ki Deniz “İstiyorum!” diyor. Bu sırada “N’oluyo ya” modunda takılıp olay çıkarmaya yeltenen Muratı’ı da Kiraz ve Fiko tutuyor, buraya güldüm evet. En azından şu sahnede bir işe yaradı bu Murat. Murat ortamı terk ederken Çiçek’le Cemil’in düğününe konan Rahmet’le Deniz ciddi ciddi evleniyorlar! 5 dakika önce “Ben seni istemiyorum”, “Asıl ben seni istemiyorum” diye kavga eden çift 5 dakika sonra birbirlerini gözleri dolu dolu bir şekilde nikah defteri imzalarken izliyor.

Gerçekten RahDen’i daha iyi özetleyen bir sahne olamazdı! O bir anları bir anlarını tutmayışları, bir anlık gelen çılgınlık anları, birbirlerine dayanamamaları, dengesizlikleri… Aslında ikisi de yine birlikte olmak istiyorlardı ama ikisi de salak salak davranıp her şeyi mahvettikleri için geri adım atamayacaklarından birbirlerinden kaçıp duruyorlardı. Ama nikah memuru onlara farklı bir alternatif sundu. Tek bir kelimeleri onları bu içinden çıkılmaz durumdan kurtarmaya yetecekti. İyi ki de evlendiler, yoksa gözümüz arkada kalacaktı. Bunlar yine kavga edip ayrılırlar diye… En azından şimdi boşanma davası açmaya üşenirler veya en kötü mahkemede akılları başlarına gelir. Önceleri buna önyargıyla bakıyordum ama şimdi kafamda oturdu.

Deniz’le Rahmet imzaları attıktan hemen sonra Filiz’in sancısı geliyor ve hastaneye gidiyorlar. Bölümün bundan sonrası RahDen için şöyle özetlenebilir: Herkes BarFi Jr.’a RahDen ise birbirlerine baktı. Vallahi çok meraklılarmış evlenmeye. Soyadı mevzusu bile geçti yani… Bize de artık Deniz Çelik Elibol ve Rahmet Elibol çiftine mutluluklar dilemek düşer. Bunlar bir yıla kalmadan çocuk da yapar, çok eminim. Aynı bu şekilde önce istemiyorum falan derler ama sonra daha aynı gün içinde beraber bebeğe zıbın bakarken buluruz bunları.

Üstte beğenmediğim şeylerden bahsetmiştim, tabii bir de en kötü kısım açıklanmayan sır mevzusu var. RahDen’i mükemmel hatırlayabilmek için ben kendi sonumu finalle birleştirerek yazdım. Ondan da biraz bahsetmek istiyorum. Malum senaristlerimiz Deniz’in sırrını bizlere çok güvendikleri için bize bıraktılar, seç beğen al dediler! Sağ olsunlar… Ben de kendim tamamladım.

Bana göre RahDen asıl finalini 57. Bölümde yaptı. Yani fotoğrafımız ortaya çıktıktan sonra. Ben sahnelerin sırasını kafamda biraz değiştirip Deniz-Filiz didişmesini biraz öne aldım ve hemen sonrasında ise Rahmet’in Murtaza tarafından kaçırılmasını koydum. Bu durumda 60. Bölüm hiç yaşanmadı. Murtaza’dan sonra da Sevgililer Günü geldi. Amerika mevzusu ortaya atıldı ve Deniz en başta yine kabul etmedi. Rahmet nedenini sorgulamaya başladı. Derin’den tek tük bir şeyler öğrendi. İşte Deniz’in bağlanma korkusu var, mesela bir köpeğimiz vardı onu çok sevince kendinden uzaklaştırıp bilmem kimlere vermişti blah blah diye anlattı. Ama Derin bu bağlanma korkusunun gerçek nedenini bilmiyordu. Deniz ise bu Amerika mevzusunun Rahmet için ne kadar hassas olduğunun farkındaydı, o yüzden kendini birazcık üzgün hissediyordu. Rahmet’i gitmesi için ikna etmeyi düşünüyordu. Deniz duygusal olarak hassas bir anında olunca Rahmet onu biraz sıkıştırıp hafif de sinirlendirince Deniz gerçekte olup biteni yumurtlayıverdi. Meğerse annesi babasını aldatmış, başka bir adamla kaçıp gitmiş. Hala hayatta olan annesi de bugün hala yurtdışında o adamla yaşıyormuş. Babası annesi gittikten sonra kendini toplayamamış ve babasının acısını görerek ve annesine duyduğu öfkeyle büyüyen Deniz de kimseye babasının annesine bağlandığı kadar bağlanmak istemiyormuş. Yarın yokmuş gibi yaşamasının sebebi ise bu kimseye bu bağlanma korkusuyla alakalıymış. (Şu sırrın açıklanması mesela beş dakika bile sürmez. El insaf! Ne diyebilirim ki?!)  Rahmet’le Amerika’ya gitmek de bu derece bağlanmanın ilk adımıymış. Bunları öğrenen Rahmet de Deniz’i onların onun anne ve babasının bir kopyası olmadıklarına ikna etmeye çalıştı. Onların ilişkisinin nasıl olduğunu bilemezlerdi ama Rahmet eğer hala güvenmiyorsa bile Deniz’e zamanla ona olan sevgisini kanıtlayabilirdi. İhtiyaçları olan tek şey zamandı. Amerika’da her şeyden, her problemden uzakta sadece birbirlerine ve kendilerine ayırarak geçirecekleri zaman onlara çok iyi gelecekti. Rahmet ise böyle bir maceraya Deniz olmadan atılmak istemiyordu. Deniz ise bütün bunları düşünmek için Rahmet’ten zaman istedi. Deniz düşünürken Sevgililer Günü geldi çattı tabii. Deniz kararını vermişti. Sonrasında aşk yuvalarındaki o tatlı sürprizi hazırladı Rahmet’e. Aslında o gün Rahmet’e elişi kağıdından kesilmiş sayılar, havalı elbise ve fotoğraftan daha başka bir sürprizi daha vardı Deniz’in. Deniz bir şans vermeye karar vermişti, Rahmet’le beraber Amerika’ya gidecekti. Rahmet okulda işe başlarken o da kendi yolunu planlayacak, kendine bir üniversite bulacaktı. Yani, RahDen 14 Şubat’tan sonra Amerika’ya gitti. 60. Bölüm ve sonrasındaki felaketler hiç yaşanmadı. Rahmet’in 60. Bölümdeki sinir bozucu halini, Deniz’in yersiz triplerini hiç görmedik ve onları hep böyle 38-57 bölümler arası muhteşem halleriyle hatırladık. Final bölümüne de şöyle bağlanıyoruz: Filiz’in doğumu yaklaştığı için RahDen İstanbul’a kısa süreliğine döner. Hem Çiçek’le Cemil’in düğününe de katılacaklardır, hem de bebek seveceklerdir. Ancak RahDen yine her zamanki RahDen olduğu için yolda kavga etmişlerdir. Bu herhangi bir aptal saptal nedenden çıkmış bir kavga olabilir. Rahmet Deniz’in diş fırçasını koymayı unutmuştur mesela… Dolayısıyla düğüne aşırı jet lag’le katılan RahDen bir anda düğünün ortasında kavga etmeye başlar. Aaa herkes şok. Bu noktada Hikmet’in muhteşem planı devreye girer. RahDen düğünden önce küskün küskün bir şekilde jet lag’i atlatmaya çalışırken Hikmet ikisinin de nüfus cüzdanlarını aşırır. Çünkü Hikmet’e de gına gelmiştir artık, hayır car car car çocuğun yan odasında kavga ediyorlar, ne ayıp. Deli raporu var bu çocuğun. Bundan sonrası ise final bölümüyle aynı yaşanıyor. Tabii Filiz bir 10 dakika geç doğursa daha güzel olur, en azından yeni evli çiftler bir dans etsin, değil mi ama? Hani o kadar düğüne gelmişiz, bir dans ettirmek de çok da zor olmamalı da işte… Bundan sonra da sonsuza dek mutlu yaşadılar… demeyeceğim tabii ki. Mutlu sonlar bitmemiş hikayelerde olur çünkü. Biz onları tam bu noktada bırakmış olabiliriz ama onların hikayesi bitmedi. Sadece hayal dünyasının daha huzurlu bir köşesinde senaristlerin eli değmeden güzelce yaşıyorlar. Kurgunun en güzel yanı da bu galiba… Bir süre sonra yazardan bağımsızlaşan karakterler kendi dünyalarını kuruyor, o dünyada da biz nasıl istersek öyle yaşıyorlar.

Ve geldik son bölüm yazısının sonuna… Öncelikle bölüm yazısını bekleyen, okuyan, yorumlarını benimle paylaşan herkese çok teşekkürler! Sizlerle düşüncelerimi paylaşmak çok keyifliydi. Anlayışınız sayesinde düşüncelerime ket vurmadım, ne düşünüyorsam sansürlemeden yazdım ve bu benim için çok kıymetliydi. Maalesef dizi izlerken bile insanları kendi yorumları yüzünden yargılayanlar oluyor, daha önce tecrübe ettiğim üzere ama bu bizde hiç yoktu. Güzel yorumlarınızı hiç esirgemediniz, bu gerçekten beni geçen süreç boyunca çok motive etti. Bugüne kadar toplamda 83 sayfa, 42 bin küsür kelime bölüm yazısı yazmışım; o sebeple gözlerinize sağlık. Biliyorum oldukça geveze bir yazardım. Ve her ne kadar sona doğru sinirlerimizi zıplatsalar da özellikle 38-57 bölümler arası RahDen’i yarattıkları için senaristlerimize de bir teşekkürü borç bilirim. Ayrıca daha demin bahsettiğim üzere karakterler bir süre sonra yazarlarından bağımsızlaştığı için bir de Rahmet’le Deniz’e de teşekkür ederim, bana bu kadar çok şey düşündürttükleri ve dolayısıyla bana bu kadar çok şey kattıkları için. Onların yeri bende her zaman ayrı olacak. Son olarak teşekkürlerin en büyüğü ise tabii ki de Melisa Döngel ve Yağız Can Konyalı’ya! Tek bir sahne için bile ne kadar uğraştıklarını biliyoruz, karakterleri daha iyi nasıl yansıtabileceklerini düşünüp kafa patlattıklarını da, kameranın odağında değilken bile karakterden çıkmadıklarını da… Rahmet’le Deniz’de onların emeği çok büyük. Karakterleri bu kadar benimsedikleri için, emekleri için, güzel partnerlikleri için çok teşekkürler.

Tekrarlamak gerekirse Deniz Çelik Elibol’un da dediği üzere “Mutlu sonlar bitmemiş hikayelerde olur”. RahDen’in hikayesi bizde, belki daha sonra başka hikayelerde tekrar buluşuruz. Kendinize çok iyi bakın, görüşmek üzere…

Bizim Hikaye 67. Bölüm RahDen: Yine mi Hayal Kırıklığı?

Merhabalar… Bu hafta da Bizim Hikaye RahDen açısından pek doyurucu değildi. Zaten neredeyse 57. Bölümden beri RahDen açısından tatmin edici bölümler izleyemiyoruz. Bu da bize birkaç tatlı an dışında bomboş 10 bölüm veriyor. Ve geriye kaldı dizinin bitmesine bir ay… Haliyle sinirler gergin, hayal kırıklığı ise had safhada. Kendimi ilk defa bu kadar RahDen’e karşı hissiz hissediyorum. Evet hala benim için çok değerliler ama önümüzdeki bölümleri merak bile etmiyorum. Bugün sette ne çekildi umursamıyorum. Dizinin final yapıyor olmasına üzülmüyorum. Çünkü benim umudum yok. 3. Sezon olsaydı bile biz bu son 10 bölümde olduğu gibi televizyonun karşısından hayal kırıklığıyla ayrılacaktık. 55. Bölüm yazımda bahsetmiştim “Bu bölüm kaleyle buluşturulamayan gol pozisyonlarıyla doluydu” diye… Son 10 bölümdür böyle hissediyorum, o kadar ki RahDen’i saniyelik gördüğümüz 55. Bölüm bile kendini özletiyor. Hatta arttırıyorum… Belki de RahDen’in hikayesi de “kaleyle buluşturulamayan bir gol pozisyonu” olarak bitecek. Güzel başlayan bir hikaye, güzel devam ediyor ama son düzlükte hooop unutuluyor ve asla sonuca bağlanmadan bitiveriyor. Ne diyebilirim ki? Yazık.

Bu bölümde RahDen yine Elibolların problemleriyle boğuşuyordu. Şaşırdık mı? Hayır. Hatta Deniz cidden Fikri ve Zihni’nin kavgasını bile ayırdı. Genç yaşta çile sahibi oldu zaten. Rahmet ise ablasıyla eniştesinin içi geçmiş evliliklerini kurtarma derdindeydi. Kavuşmak için neler yaptılar ama resmen tam kavuştuk derken devasa bir iletişimsizlik problemiyle her şeyi berbat ettiler. Yani güvenmediğin adamla/kadınla neden evlenip bir de çocuk yapıyorsun? Başrol çifte laf atıyorum ama tabii ki de RahDen’i de boş geçmeyeceğim çünkü bu bölüm saçmalamakta başrol çiftten aşağı kalır yanları yoktu.

Filiz’in Barış’ın onu aldattığından korkması üzerine Deniz’in aklına hemen Barış’ın Neslihan’la birlikte seminerde olduğu otele Rahmet’le birlikte baskın yapmak geliyor. Hayır yani sana neyse görümcenin evlilik hayatından… Neyse, Rahmet de aferin kız diyor ve otele gidiyorlar. Deniz yanında bir şapka bir de eşarp getirmiş kamufle olmaları için ama bunlara gerek bile kalmıyor. (Ki Deniz o cartlak mavi tişörtle kamufle olamazdı…) Rahmet Barış’ın odasını sorarken Deniz dakika bir gol bir Barış’ı Neslihan’la sarmaş dolaş asansöre binerken görüyor. Sanki adamı basmaya gelmemişler gibi Rahmet’in dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Herhalde bize bir saniyelik teselli olsun diye hafif yakınlaşmalı bir şekilde Deniz “biz de oda tutup yaramazlık yapalım” falan diyor ama tabii Rahmet hemen Barış’ın odasına çıkıyor. Barış’ı Neslihan kucağında odaya girerken görünce Rahmet aklı başında her insanın yapacağı gibi ablasını aldatan adama sataşmaya gidiyor ama Deniz onu durduruyor. Çünkü Rahmet’in Barış’ı dövmesinden korkuyor. Rahmet’i bir şekilde uzaklaştırıp arabaya bindirmeyi başarıyor Deniz. Barış’a sormasına bile izin vermiyor. Halbuki sorsa kendi gözleriyle görecek Neslihan’ın sarhoş olduğunu ve Barış’ın yardım ettiğini…

Şimdi buraya kadar olayların ne kadar boş olduğunu anlattım. Ama nasıl renklenirdi? Onu da anlatayım. Çok minik dokunuşlar, maksimum beş dakika daha fazla sahne yeterliydi bunun için. (O beş dakikayı da Çiçek ve Ferda’nın yatak keyfinden çalsalardı kimse bir şey kaybetmezdi!) Tamam, RahDen yine Filiz’le Barış’la uğraşsın. Yine zibilyon tane yanlış anlaşılma yaşansın, ona da tamam. Ama şöyle de olabilirdi. RahDen otele giderdi ve yine Deniz’in ne olur ne olmaz belki şeytanlık yaparım diye arabada bulundurduğu şapka ve eşarpla kamufle olurdu. Sora sora Barış’ı bulurlardı ve ona gözükmeden onu takip ederlerdi. Bu sırada bu iki şaşkaloz ajancılık oynarken zaten çok komik ve tatlı sahneler çıkacaktı ortaya. Hiç değilse Barış’ı gözetleyeyim ayağına beraber kahve içselerdi ya… Çünkü sevgili olduktan sonra beraber kahve içmişlikleri bile yok! Yahu beraber hizmetçi kılığına girip “housekeeping” diye bağırsalardı ona bile okeydim ben. Bu sırada muhtemelen şakalaşırlardı, Deniz “Hademelik günlerini özlemişsindir” diye laf sokardı falan. Haydi bunu da yapmak zor geldi diyelim. Yani ne olurdu cidden Barış’ı takip ederken bir gececik otelde kalsalardı? O saçma araba sahneleri çekileceğine böyle bir iki dakikalık bir sahne olabilirdi. Böylece daha fazla vakit geçirince Barış’ı gelir gelmez basmış olmaları fazla göze batmayacaktı ve hem biz mutlu olacaktık hem de bölümün dakikası dolacaktı. Şuraya uğraşsam ben bile iki dakikada RahDenli ajanlı otelli bir fanfiction çıkartırım… Hayır elinde böyle kanları deli akan bir çift var, otel var, ajancılık var neden kullanmıyorsun ben anlamıyorum, anlamayacağım!

Daha zurnanın zırt dediği yere gelmedim bile… O arabadaki kavga neydi öyle? Sonra Deniz arabayı kenara çekti ve kavga devam etti. Etmez olaydı. Yine kavga etmelerine gelmiyorum bile çünkü daha önce biz bu çifti kavga etmeden görmedik diye zibilyon kez yazmıştım ve bundan dert yanmıştım. Şimdi kendimi tekrar etmeyeceğim. Biz resmen Deniz’in Rahmet’e Barış’ın gerçekten Filiz’i aldatmış olabileceğini düşünürken “belki bir açıklaması vardır, belki pişman olur, belki bunalımdadır, belki ailesine geri döner, kurcalama” dediğini gördük! Ben geçen hafta Deniz’in aile olaylarının içine çok girmesiyle ve milletin dertleriyle uğraşmasıyla Deniz Çelik’le Çıkın Çıkın Gelin adlı bir sabah programı bile sunabileceğini söyleyerek dalga geçmiştim. Ama dalga geçerken aklıma Deniz’in kendisinin de bayat bir sabah programının kadın sunucusu gibi konuşacağı gelmemişti! Eskiden olsa “Ya Deniz böyle dedi ama belki bu aldatma konusuyla ilgili aileden bir yarası vardır” diye burada bir sürü analiz yapardım. Artık uğraşmıyorum çünkü bundan da bir şey çıkmayabilir. Daha önce Deniz gak dese ben guk diye analizini yaptım ama sonra ortada bir daha ne gak’ı görebildik ne de guk’u. Keşke bu sır işi fazla uzatılmadan pat diye anlatılsaydı. O zaman Deniz’in karakterinin derinliğine ulaşabilir ve onu daha kolay anlayabilirdik. Oysaki biz Deniz’in hikayesinin tamamlanıp tamamlanmayacağını bile bilmiyoruz attık. Belki de Deniz Çelik’in aslında kim olduğunu asla bilemeyeceğiz, yaptığımız analizler ve kurduğumuz hayal dünyası puf diye havaya uçacak. Bu benim çok ağırıma gidiyor. Dolayısıyla ben artık Deniz’in hikayesi konusunda susuyorum ve önümde ne varsa onu yorumluyorum şu an.

Deniz’in bunları demesinin bir nedeni vardı belki bilmiyorum, bu kısmı belki sindiririm sonrasında. Gerçi karşısında ablasının aldatıldığını düşünen Rahmet’e “olabilir böyle şeyler” diyen Deniz aşırı sinir bozucu. Bu çocuk bu konuda hep hassastı, yeni yeni güvenmeye başlamıştı aşklarına, ilişkilerine. Bir de karşılaştığı görüntüyü haklı olarak hazmedemeyip sinirlenen, hayal kırıklığına uğrayan Rahmet’e bu cümleleri kurmak çok acayipti… Çocuk ağlayacak omuz arıyor. Köstek olacağına destek olsana. Bir kere de birbirlerine cidden kavga etmeden destek olsalar… Rahmet de artık iyice sinirlenmiş “Ben de kendimi boşuna kasmışım, nasıl olsa önemli değil ya ben de o kız benim bu kız benim günümü gün etseymişim” minvalinde bir şey diyor. Ve ben buna kızamıyorum! Benim için çok sinir bozucu bir durum Rahmet’e kızamayıp ve hatta hak verip Deniz’e kızmak… Sonra Deniz ne yapıyor? İşte beni hala sinirlendiren kısım burası. Şehirler arası yolda, ormanlık bir yerde Rahmet’i yanında telefonu bile olmadan gecenin bir vakti tek başına bırakıp arabasını alıp çekip gidiyor! Şaka gibi… Temiz yüzlü çocuğu Türkiye’de gecenin bir vakti öyle bir yolda bırakıp gidiyor aklı bile kalmadan… Hayret edilesi! Rahmet’in içinde bulunduğu ruh haline ben gelmiyorum bile. Öldü mü kaldı mı umurunda olmuyor Deniz’in. Ki gelecek bölüm de umurunda olmayacak, kesinlikle sanki hakkıymış gibi onu Rahmet’e trip atarken göreceğiz. Eğer belki Barış aklanırsa Rahmet Deniz’e “Sen haklıymışsın özür dilerim” bile der! Zaten senaryo bölümlük yazılıyor ya bitse de gitsek havasında… Bir sürü kavga ediliyor, iletişim-aşk-romantik anlar-duygusal dakikalar-herhangi bir ilerleme asla yok ve bu kavgaların sonunda biz barışma sahnesi bile görmüyoruz! Barışma sahnesi görmeyeceksek bunlar neden kavga ediyor? Bu kavgalar neye hizmet ediyor? Bilmiyoruz.

Bu hafta da böyle geçti… Gelecek haftaya dair de umudum yok. Zaten beklemiyorum da artık. RahDen’le ilgili alacağımızı aldık, ceplerimizi doldurduk ve artık çekip gideceğimiz geminin saatini beklerken son dakika biraz sahilde dolaşıyormuşuz gibi hissediyorum. Her halükarda en azından ceplerimiz dolu ve tek dileğim bu dolu olan ceplerimizin kalan bir avuç bölümde boşaltılmaması olur. RahDen gibi salak saçma konularda kavga etmeyeceğiniz aksine birbirinize destek olacağınız, surat asmaktansa güleceğiniz, sevdiklerinizle vakit geçireceğiniz musmutlu bir hafta dilerim. Özetle benim dediğimi yapın ama RahDen’in yaptığını asla yapmayın 🙂 Yersiz uzun yerli diziler bile kavgalar için çok kısa…

 

 

Bizim Hikaye 66. Bölüm RahDen: Ne Evliliği Ya?

İki hafta sonra RahDen’le ilgili bölüm yorumu yazabilmenin mutluluğunu yaşıyorum şu anda! Gerçekten bana yazabileceğim bir malzemenin çıkmasına çok sevindim. Bildiğiniz üzere geçen bölümde Deniz zaten eser miktarda göründü, o göründüğü kısımda da Rahmet’le değil pek sevgili görümcesi Filiz’le vakit geçirmeyi tercih etti. Neymiş efendim, görümcesi Filiz eşiyle gideceği davette ne giyeceğini bilemiyormuş da alışverişe çıkmaları lazımmış da… Daha iki gün önce Rahmet’in bir kolundan Filiz diğer kolundan Deniz çekiştiriyordu, yorgan da Amerika’ya gitmedi ama kavga nasıl bitti pek çözemedim ben. Neyse, geçen hafta koskocaman iki saatlik bölümde Rahmet’le Deniz’i yan yana görebildiğimiz tek an şu aşağıya bıraktığım kareydi.

Ondan önceki bölümdeki sahnelerimiz de kısa olmasının yanında bana herhangi bir eleştirecek bir şey sunmadığı için bir eleştiri yazısı yazmıştım. Ama bu bölüm çok şükür ki elimizde konuşabileceğim şeyler var. En azından Rahmet’le Deniz’in yan yana, baş başa sahneleri vardı. Neredeyse 60. Bölümden beri bu nasıl hasret olduğumuz bir şey, anlatamam!
Bölümün başında kaza geçiren Çiçek’in çarpmanın etkisiyle karaciğeri hasar gördüğünden Çiçek’e bir ciğer bulmak gerekiyor. Böylece Rahmet bulabildiği herkesi hastaneye topluyor, tabii buna Deniz de dahil. (Acaba Çiçek’e ciğer gerekmese Deniz’i görecek miydik? Artık insan ister istemez böyle düşünüyor.) Zaten Deniz de ilginç bir şekilde Çiçek’i seviyor, malum. Gerçekten çok acayip… Sezonun başında “Mean Girls” tarzı bir kız grubuna sahip Deniz sezonun sonunda ona gelin hanım diyen Çiçek’le takılıyor… Rahmet bu kızın dengelerini cidden bozdu. Ama bu bölüm Çiçek dergilerden gelinliğine Ferda’yla baktı, açıkçası ben birazcık bozuldum! Geçen bölüm pek sevgili görümcesinin kocasının iş yerindeki yemeğe gitmesi için onunla alışverişe çıkan Deniz’den bir gelinlik atağı beklerdim! Olmadı gelin hanım, olmadı! Görümcenizin ahretliği, mahpushane arkadaşı Çiçek’i en mutlu gününe hazırlanırken yalnız bıraktınız. Neyse, kendimi ciddiyete davet ediyorum. Bu sahnelerden bize geriye kan aldırdıktan sonra canı acıya acıya çıkan Rahmet’in omzunu okşayan Deniz’den başka bir şey kalmıyor.


Daha sonrasında ise erkekler Tufan’ın Tülay’ı nasıl aldattığını kritiğini yaparken Deniz çok sevgili hamile görümcesine ve tabii henüz doğmamış müstakbel yeğeni cinsiyeti hala belirsiz BarFi Jr.’a çay ve tost getirmekle meşgul. Filiz’i Deniz’e emanet edip dedikodu yapmaya gitmişler resmen! Uyuyan Filiz uyanınca Deniz’e teşekkür etmek şöyle dursun tostuna ve çayına bile dokunmadan baskın basanındır yapmaya Barış’ın odasına gidiyor ve olan biteni öğreniyor haliyle. Ortalık karışınca Deniz de sevgilisinin ablasının en yakın arkadaşının kocasının karısını kendi eski karısıyla aldattığını öğrenmiş bulunuyor. Rahmet’e dönüp “Ama ben sizin sülalenin derdiyle uğraşmaktan bıktım” deyip çekip gideceğine hastane kafeteryasında Rahmet-Tufan-Barış üçlüsüyle durumun kritiğini yapan Deniz hala inkar aşamasında olan bu üçlüyü mantığın sesine davet ediyor. Herkes Ferda’yı suçlarken Deniz “Hırsızın hiç mi suçu yok?” diye soraraktan Tufan’ı gerçeklerle yüzleştiriyor: “Sen madem başka bir kadınla yatacak kadar karını gözden çıkardın, o da seni parayı seçecek kadar gözden çıkarmış olabilir. Hem zaten sizin evliliğiniz bitmiş, geçmiş olsun.” Her ne kadar Rahmet’ten aldığı cevap “Deniz kafa karıştırmakta bir dünya markası olduğu için…” olsa da Deniz’in bir noktada haklı olduğunu hepsi biliyorlar. Deniz bir de “Ay sana ağ kuracak kadar değer veren bir kadını elinin tersiyle itiyorsun hem de seni bırakıp gitmiş bir kadın için, öyle mi?” deyince Rahmet muhtemelen küçük çaplı bir flashback yaşıyor. Yani Tufan yerine Rahmet’i, “ağ kuracak kadar değer veren kadın” yerine Deniz’i koyunca bir geçmişe dönüyor insan… Hani şu fotoğraf oyunları, hastalık yalanı falan filan… Deniz’in değer verme şekli de bu demek ki! Bir de geçen bölüm görümcesine kıyafet seçen hayırlı gelin hanım izlediğimiz için açıkçası böyle dobra bir şekilde konuşup lafını esirgemeyen Deniz’i görmek gayet hoşuma gitti. Yine de şu anda hem benim hem de Deniz’in Tufan’ın özel hayatından bahsettiğimiz gerçeğine inanamıyorum ben… Ortalık sabah programına döndü. Programın sunucusu Deniz Çelik kocasının toplantısı için Filiz Hanım’ı baştan yaratıp onunla alışverişe çıkarken diğer yandan Çiçek Hanım’ın karaciğer bulmasına yardımcı olur ama bu sırada ise “Tülaaayyy nolur geri dööön, ben seni çok seviyorummm” diye ağlayan Tufan Bey’in içine düştüğü talihsiz duruma da yardımcı olması gerekiyordur. “Deniz Çelik’le Çıkın Çıkın Gelin” hafta içi her sabah Fox’ta! Çıkın çıkın gelin… Eksik kalmayın tabii. Zuhal Topal’a rakip geliyoruz vallahi.


Oyun kurmakta, entrika çevirmekte de bir dünya markası olan Deniz Çelik’in telefonları susmak bilmiyordu. Bu sefer hatta ise Filiz vardı. Kardeşlerine “Para kötüdür. Birbirinize girdiğinize değmez, fakir olsanız da her daim gururlu gençler olun.” dersi vermek istiyordu. Yalan dolan, oyun, entrika, ağa düşürmek deyince akla ilk gelen isim sevgili gelini Deniz olunca hemen araya Rahmet’i sokup ondan randevu aldı. Ama Deniz yine formundaydı. Neyse ki bu sefer görümcesini koluna takıp oyun falan çevirmedi. Nabza göre şerbet verdi. Deniz’in paraya yaptığı güzellemeleri duyduktan sonra Filiz kendi işini kendisi halletmeye karar verdi. Deniz’in Filiz’e verdiği gıcık cevaplar Rahmet’i de etkilediği için Rahmet Deniz’e ne kadar gıcık olduğuyla ilgili tepki koydu. Çünkü Deniz paranın gereksiz ilişki bağlarını kopardığını överken bir yandan da ya söyledikleri Rahmet’le olan ilişkisini yalanlıyordu ya da Rahmet’le olan ilişkisi söylediklerini yalanlıyordu çünkü ikisi asla uyuşmayan şeylerdi. Tabii biz ikinci seçenek olduğunu biliyoruz çünkü Deniz’in Rahmet yanında olduğunda lüks bir yerde yaşamak gibi bir derdi zaten olmadı. Daha sonrasında Deniz’in Rahmet’e verdiği cevaptan aslında ne düşündüğünü anlıyoruz. Deniz istediği zaman istediği kişi olabileceğini söylüyor Rahmet’e. Yani senaristin Deniz’i joker gibi kullandığını hesaba katmazsak -çünkü ne zaman senaryoda bir şeye ihtiyaç duyulursa onu Deniz yapıyor!- Deniz’in zaten şu ana kadar Rahmet dışındaki çoğu insana aslında düşündüğü şeyleri söylemediğini gördük. Rahmet’e de bile böyle yaklaşmıştı, aslında düşünmediği şeyleri söyleyerek… Şimdi ise Rahmet’le ilişkilerini değerli kılan şeylerden biri Deniz’in dışarıya karşı değişmeyip konu Rahmet’e gelince yumuşaması bence. Çünkü bir klasiktir dizilerde, kötü karakter aşık olunca melek kesilir. Deniz’e kötü demek doğru olmaz tabii, keskin diyelim biz ona. Deniz’in keskin yanlarının diğer herkese aynı işlemeye devam edip Rahmet’e gelince bir anda yumuşamasını çok seviyorum ben. Rahmet de artık Deniz’in bu özelliğini bildiği için Deniz ona “Parayla nasıl zengin olabilirim diye sorsaydı cevaplayabilirdim. Çünkü sadece parayla fakirlikten kurtulamazsın. Zenginlik de sadece parayla olmaz.” diyerek kendini açıkladığında pek de tepki vermiyor ona. Bu arada Deniz’in söyledikleri de çok doğru bence, Filiz’e söylediklerinde de doğruluk payı vardı ama Rahmet’e anlattıklarıyla da birleştirilince Deniz’e hak veriyorum. Zaten en iyi Deniz paranın mutluluk getirmediğini, parayla zengin olunmadığını bilir. Eğer tam tersi olsaydı günün sonunda hizmetçisi olan ama bomboş lüks evini Rahmet’le yaşadıkları tek odalı karman çorman eve tercih ederdi.


Bundan sonra Rahmet’le Deniz artık Deniz’in ısrarı üzerine gezmeye gidiyorlar. Bence de gezsinler biraz, Deniz sitem etmekte çok haklı! Ne bu canım, ailenin derdi bitmedi! Ayol piyango bile çıktı bunlara ona bile mutlu olamadılar, yine dert derdi kovaladı! (Neyse ki piyangodan nasiplenen Rahmet kendine yani kıyafetler aldı, bu beni çok mutlu ediyor!) Hal böyle olunca RahDen’in gezmeye diye çıktığı yolculuk yine Filiz’in aramasıyla bölünüyor. Filiz Rahmet’ten çocuklarla birlikte paraları bankaya yatırmasını ve İsmo’yu okuldan almasını istiyor. Deniz ilk önce Rahmet’e hayır, sakın diye el işaretleri yapsa da Filiz’e “Olur” diyen o oluyor. Ama olur diyenin Deniz olması Rahmet’e sitem etmesine engel değil! Bu aralar Deniz zaten sadece tripten oluşuyor. Trip de trip olsa yani… Beş saniye sürüyor, beş saniyenin sonunda da Rahmet bir-iki sevince olduğu yerde lokum gibi olup her şeye tamam diyor. Ve ben buna çok gülüyorum. Bu senaryo tam bu anda da yaşanıyor. Deniz Rahmet kızmasın diye kabul ettiğini yoksa ablasına bayılmadığını öne sürerken Rahmet onu sırıtarak dinliyor. Çünkü hemen küçük bir flashback yaşanıyor o an, Deniz’in nasıl Filiz’i alışverişe çıkardığını hatırlıyor. Anında da yüzüne vuruyor Deniz’in. Deniz ise Rahmet’e ablasıyla bir ömür geçirmeyi düşünmediğini belirtiyor. Rahmet de en az Deniz kadar gıcık birisi olduğu için ona “Biz evlendikten sonra illa ki ablamla da ömür geçirmek zorunda olacaksın yani.” diyor. Bir cümlede bir sürü yasaklı kelime var: “evlilik”, “ablam”, “ömür geçirmek”, “zorunda olmak”… Rahmet yürek yemiş. Deniz onun aynı tahmin ettiği gibi “Ne? Anlamadım ne dedin?” diye tepki verince de kahkahayı basıyor tabii. Deniz her zamanki senaryoyu anında birkaç saniyeye sıkıştırıp tekrarlıyor. Ama bu sefer Rahmet’e bir özgüven gelmiş, bir kendinden emin oh oh Allah arttırsın… Deniz’e “O benim için canını tehlikeye atıp mafyaların evine girdiğin gün geçti canım.” diyor. Rahmetli mafya Murtaza’nın en büyük katkısı Rahmet’in Deniz’in ona olan aşkına güvenme sorunsalını aşmasına sebebiyet vermesi oluyor bence. Her ne kadar o an Deniz orada diye ömründen ömür gitse de günün sonunda kurtulduklarında Deniz’in bir an bile düşünmeden onun için kendi canını tehlikeye atması tabii ki de çok çok değerli bir şey. Ki Deniz gibi çoğu zaman bencil bir karakterden bahsediyoruz, yeri geldiğinde Derin’e karşı bile oldukça bencildi. Deniz’in kendini boş verip sadece Rahmet’i düşünmesi cidden bayağı büyük ve Rahmet’e olan sevgisini, verdiği değeri kanıtlayan bir olay… Rahmet Deniz’e böyle deyip üstüne bir de onu öpünce iki saniye önce çemkiren Deniz’in gülümseyip kafasını oynatarak resmen “tamam” dediğini görüyoruz!

Vallahi Rahmet’in de dediği gibi “Geçmiş olsun yani” Deniz. Rahmet gülmesin de ne yapsın artık! Bu sırada Deniz ise dudaklarını oynatarak sessizce kendi kendine “Ne evlenmesi ya!” diyor. Yani tabii bizce de ne evlenmesi ya, sonuçta daha gençliğinizin baharındasınız, bir gezin dolaşın eğlenin hayatınızı yaşayın. Zaten evli gibi yaşıyorsunuz, bir eksiğiniz yok ki… Paket program gibi her yere beraber gidip geliyorsunuz. Kiraz’la Fiko’yu alıp beraber bankaya aslında gazete kağıdı olduğu sonradan ortaya çıkan paraları yatırmaya gittiniz daha ne olsun? Sonra da paralar Fikri ve Ersin yüzünden yanarken çocukları siz tuttunuz. Hani bu derece aile içine girmenin bir üst level’ı zaten Filiz’le altın günü, Çiçek’e nikah şahitliği Denizcim; daha ne olabilir?! Bence burada asıl sıkıntı Deniz’in “bağlılığı” kendine yediremiyor oluşu. Bir şekilde -inşallah bir gün öğreniriz ama-  Deniz aşkın, sevginin güçsüzlük olduğunu, sonunun terk edilmek ve yalnızlık olduğunu düşünüyor galiba. Dolayısıyla bağlılıktan kaçıyor ve hep terk eden o olmak istiyor ki terk edilemesin. O yüzden Rahmet ondan ayrılınca kızın dengeleri şaşıyor, saçma sapan bir insan olup tuhaf tuhaf şeyler yapıyor veya tintin çocuğun peşinden gidiyor. Yani ben bilmem Deniz’in cidden herhangi bir sırrı bilmem ne var mı, ki bu saatten sonra umurumda da değil ama şu bildiklerimizle bile Deniz’in bu gitmeli kalmalı durumu bu şekilde açıklanabiliyor. Rahmet’in laf soktuğu ve Deniz’in kabullenmek istemediği üzere de Deniz’in kendini Filiz’e sevdirme çabası da hayırlı gelin olayından falan değil tabii ki. Filiz’in Rahmet’in hayatındaki en önemli kişi olması bir yana dursun; aynı zamanda Filiz, Elibol ailesinde adeta bir çete lideri gibi, her şeyi o yönlendiriyor, onun sözü dinleniyor. Ve Deniz aileden bir tek Filiz’le anlaşamıyor bu da sıkıntı yaratıyor. Elibollar kendilerine has sorunlarıyla, tuhaflıklarıyla, saçmalıklarıyla bir aile; birbirlerini sevip değer veren bir aile. Ve bu aile Deniz’in sevdiği adamın ailesi. Şu ana kadar aile sevgisi göremediği bariz olan, ailesinin dikkatini çekebilmek için kendini uçlara sürüklemiş Deniz’in kendine Elibollar arasında bir yer açmaya çalışması kadar doğal bir şey yok bence. Böyle bir aile ortamı onun için çok yabancı… Yani Çiçek ona sarıldığı zaman ne kadar şaşırıp sonrasında sevindiği bile malumunuz. Deniz yine kabul etmek istemeyip inkar etse de bir şekilde bu ailenin içinde olmayı istiyor yoksa istediği zaman istediği kişi olabilen Deniz’e zorla bir şey yaptırmak imkansız zaten. Rahmet de bunu çok iyi bildiği için laf sokup duruyor. Deniz istemese ne çocuklara bakardı, ne akşam yemeğine Derin’i alır gelirdi, ne de ailenin her üyesiyle dip dibe olurdu. Deniz bir yere bağlanamayacağını düşünüp sürekli bunu kendine de hatırlatmak istercesine konusunu açıyor ama söyledikleriyle yaptıkları asla birbirini tutmuyor. Bunu senaristin dengesiz yazımına yorabiliriz ama bu olay örgüsü birden fazla kez karşımıza çıkınca bunun kasıtlı yapılan bir şey olduğunu görebiliyoruz. Rahmet’in Deniz’e “Neden gitmek zorundasın?” diye sorup durduğu sorunun somut bir cevabı var mı, artık çok da emin olamıyorum. Bu sorunun somut bir cevabı varsa bile bence bu başka bir ihtimal düşünmeden hemen “Seninle bir ömür geçirecek değilim”e bağlayan Deniz’in kendi yapısıyla da alakalı bir durum. Gidemeyecek kadar bağlanmaktan korksa da bir yandan da olan bağlarını bile koparamıyor ve hatta kopma noktasına geldiğinde gidip tekrar düğümlüyor Deniz.


Elimizde sayılı bölümümüz kaldı tabii, insan ister istemez kalan bölümlerin dolu dolu değerlendirilmesini istiyor. Birkaç bölümdür zaten elimiz bomboş, vallahi bu bölümde Rahmet’le Deniz’in baş başa olduğunu görünce şaşırdık, hiç beklemiyorduk! O yüzden umarım bu haftaki bölümden umduğumuzu değil ummadığımızı buluruz. Çünkü artık hiçbir beklentimiz yok, elimizde ne kalırsa kar düşüncesiyle izliyoruz. Bizim umduğumuzun tersine gerçekten dolu dolu sahnelerle karşılaşmak ve haftaya yine yazı yazabilecek materyalimin olması dileğiyle bitiriyorum yazımı.

 

 

Bizim Hikaye 64. Bölüm RahDen: Sadece Bir Dizi (Mi?)

Bir Bizim Hikaye bölümünü daha RahDen’le ilgili elimiz boş bir şekilde arkamızda bıraktık. Haliyle sezon sonu yaklaştıkça üzerimize bir panik geliyor, böyle boş boş bölümlerle karşılaştıkça bir sinirleniyoruz. Sevdiğimiz karakterlerle geçireceğimiz kısıtlı bölüm kalmış, e o bölümlerden birinde de 1 dakika 37 saniyelik bir sahneyle karşılaşınca insanın asabı bozuluyor haliyle. Normalde kısa sahneye pek sinirlenen bir insan değilim. Üstelik bölümün başında Murtaza’dan kurtuldukları sırada, kurşunlar havada uçuşurken yine Rahmet’le Deniz’in birbirlerine sığınması çok güzeldi.

Normal şartlarda olsa bununla ve bir de 1 dakika 37 saniyelik sahnemizle de yetinip “Olsun canım, bu detaylar da güzel.” derdim. Ama 4 bölümdür ayrı olan bir çift var elimizde. Rahmet Amerika’ya gideceğim diye tutturuyor. Bu sırada Deniz “Yürü anca gidersin” tavrından bir kez bile ödün vermemiş, her ne kadar içi kan ağlasa da bir kez bile “Gitme” dememiş. Rahmet tam gidecekken peşlerine mafya takılıyor. Neyse işler karışıyor, bunlar mafya tarafından kaçırılıp ölümlerden dönüyorlar. Birbirlerini kaybedecekler diye ödleri patlıyor. Otomatik olarak bu çiftin bu bölüm barışması lazım, değil mi? Evet. Barıştılar mı? Evet. Biz gördük mü? Hayır. Sevgili RahDen’e veya Bizim Hikaye’ye gönül vermiş arkadaşlarım ve eğer varsa boşluktan, sıkıntıdan kendini bir şekilde burada bulmuş diğer okuyucular size soruyorum: Siz böyle bir durumda nasıl bir sahne beklersiniz? Aklınıza ilk gelen, en basit sahne ne olur? Ben hemen liste yapayım:

  1. Kurtulduktan sonra sıkı sıkı sarılırlar. (Bu sadece RahDen için geçerli değil, diğer çiftler de yapmadılar bunu. Gittiler eve badana yaptılar, olaya bak! Güler misin, ağlar mısın ya?!)
  2. Baş başa kaldıklarında konuşur ve özlem giderirler.
  3. Kolu yaralanan Rahmet’i bir hastaneye götürürler. Bu sırada Deniz endişeli. (Gerçekte olan: Deniz’i bir yere bırakıp Rahmet’e araba ittirdiler ve badana yaptırdılar. Çocuğun kolunda kan lekesi vardı.)
  4. Hiç değilse öpüştürürsün ya… Bak sarılma bile olur. Sarılma da fazla, el ele tutuşsunlar. Ama hiç değilse bir şey görelim yani çünkü biz görmedik.

Ben en basitlerini yazdım. Şu an saat gecenin 1.37’si. (Tesadüfe bak, sahnemiz de 1 dakika 37 saniyeydi! Bu bana “Bundan sonra daha uzun sahneyi zor görürsün!” mesajı mı acaba?) Aklıma bunlar geldi çat çat yazdım. Fark ettiyseniz replik yok. Açıyorsun italiği, şunu yazıyorsun bak: Rahmet’le Deniz birbirlerini kaybedecek olmanın verdiği endişeyle sıkı sıkı sarılırlar. Bunu yazmak ne kadar zor olabilir?

Peki biz ne izledik biliyor musunuz? İzlemeyen biri asla tahmin edemez. Cidden saatlerce ne yazsam diye düşünsem aklıma gelmez böyle bir şey yazmak, sözler kifayetsiz bence burada artık şapkamızı önümüze koyup tebrik etmeliyiz. Bu da bir başarı. Yazılan sahne şu…

Rahmet ve Deniz Rahmet’in evinde yatağın üzerinde oturuyordur. Deniz Rahmet’e pansuman yapıyordur.

So far, so good değil mi? Değil işte… çünkü şu kısım 2 saniye, cidden iki saniye. 

Deniz pansumanı yaparken sinirlidir. Neden sinirli olduğunu ise bilmiyoruzdur çünkü yazmadık. Yazmadığımız kısımda Rahmet’le Deniz barışmışlar. Aradan bir gün geçmiş barışmalarının üzerinden. Bir iki sevimlilik yapalım diye Deniz’e Rahmet’in yarasını öptürüyoruz ama o da iki saniyeyi aşmasın, aman ha. Sonra bir kavgayı konuşsunlar ama dur, maksimum 10 saniye. Ölüm tehlikesi falan atlattılar ya, onu da sıkıştır. Amerika vardı? Amerika mı? Salla ya onu mu konuşturacağız? Dur dur Filiz’le Çiçek erkeklere inat partileyecekler ya partilerin aranan ismi Deniz’i de katalım çünkü neden katmayalım? Ayrı ayrı sahne yazmaya vakit harcamaya gerek yok ki! Bunlar da girsin işte. Ama şimdi Deniz’in oraya tek gitmesi lazım. Rahmet gidemez. Buldum!!! Eureka! Rahmet’le Deniz yine kavga etsin! Konu ne olsun… Şimdi ölümden yeni dönmüş, uzun bir ayrılık atlatmış ama birbirlerini kaybetmekten korkunca bir araya gelmiş yine de barışma sahnesi yazmaya tenezzül etmediğimiz için ne durumda olduklarını da pek bilemediğimiz bu çift neden kavga eder? Hmm… Rahmet boş konuşsun, Deniz de hemen alınsın çemkirsin. Zaten sürekli kavga ediyorlar, çok da önemli değil. Deniz de yallah tesadüfün iğne deliği olarak Filiz’le Çiçek’in olduğu mekana… Adamlar bunlara içki gönderecek, olay çıkacak, kadınlar adamları dövecek, sonu karakolda bitecek… Barış-Filiz ve Cemil-Çiçek beraber eve dönerken konuşup barışsın, grup kucaklaşması da yazsak mı buraya ya? Fazla kaçar herhalde, sil sil. Çiftlerin özeli de olmasın, mahalle ortasında konuşsunlar çünkü ayrı sahne yazmaya uğraşamayız. Diğer ikisi vardı neydi adları ya Hikmet’le Derin miydi? Ay neyse onlar da evdedirler çoktan barışmışlardır. Zaten sürekli kavga edip barışıyorlar, bunu da yazmayalım. Haydi biz piyango olay örgüsüne dönelim, bu sefer deeee kimi kaçırsınlar kimi kaçırsınlaaaar… Eureka!!! İsmo’yu! Bir bölüm de buradan geçseee finale az kaldı, haydi bir bölüm daha bitti. 

Ben üzülüyorum ama ya, cidden. İyice gözden çıkarılmışız gibi geliyor, oysaki RahDen’in ne kadar güzel bir hikayesi vardı. Ki eğer yazılırsa hala da var, benim buna inancım var. Ama işte böyle uzun süren bir ayrılığın ardından tek bir barışma sahnesi bile görememek de insana koyuyor. O zaman biz neden bekliyoruz ki? Bir olay örgüsüne giriliyor. Sonra o örgünün ucu bir kaçıyor, yakalayabilene aşk olsun! Sonuç olarak abuk sabuk bir yerde bitiyor. Kabul etmem gerekir, bunun dizinin formatıyla da alakası var. Absürt mizah var sonuç olarak, bu düzensizlik bir yere kadar hoşuna gider insanın. “Kaos” izlemeyi çok sever insanlar ama kaosun da kendi içinde bir düzeni vardır. Başarılı olduğundan bahsettiğim geçen bölümden ve ondan önce izlediğimiz şimdi sıralamaya uğraşmayacağım onca güzel bölümlerden sonra bu bölüm hayal kırıklığı yaratıyor tabii. Bunda az bölüm kalmasının da etkisi büyük ve tabii yazılabilecekken yazılmayanlar… En çok bu rahatsız ediyor. Dediğim gibi, küçücük bir cümleyle bütün bu boşluk tamamlanabilirdi. Olmadı. Ben anlıyorum, senaryo yetişmeli, bölüm yetişmeli, bu teknik bir iş ve bir sürü stresi var vs vs… Bu sistemin sorunu, bu sorunlara girdik mi çıkamayız zaten. Ama hiç değilse küçük detaylarla bu soğuk mekanik düzenin biraz dışına çıkılabilir. (Bundan sonrasında sözüm Bizim Hikaye’den biraz çıkıyor, kabul ediyorum.)

Şöyle bir huyumuz vardır: Dizileri ciddiye almayız, “aman sadece dizi” deriz. Bu boş vermişlik senaristlere de yansır, “aman sadece dizi” diye. Ama gerçek şu ki biz günümüzün 3 saatini dizilere harcıyoruz. Çünkü gerçek hayat yorduğunda hayallere sığınırız. Kendimize değil başkasına gülmek, ağlamak için… Teknik bir iş belki, doğru ama burada bir hayal işçiliği de var, bunu unutmamak gerekiyor. Hayalle oynuyorsunuz aslında ve hayal “sadece bir dizi” diye geçiştirilebilecek bir şey değil. Hayal bazen her şey demektir. Televizyondan kurgu karakterlerle gerçek insanlara ulaşmak bence muhteşem bir şey! Bazen tek bir cümle bile insanın üzerinde ne hisler uyandırıyor… Sormak lazım, “sadece bir dizi mi?” diye. Ben çok sinirleniyorum, bu ülkede hayal gücü kolay değer görebilen bir şey değil. Bir kitap yayımlatmak için insanlar sürünüyor, kaç kez geri çevriliyor, o noktadan sonra toparlayıp tekrar tekrar denemek zorunda kalıyorlar, torpil yoksa ellerindeki kurgu ne kadar güzel olursa olsun önemli olmuyor. Bir dizinin tutması da aynı şekilde artık çok zor. Hazır televizyondan hayatlara dokunma şansı varken yazarların, hem de televizyondan neredeyse her kesimden insana ulaşabiliyorlarken, yazmaktan para kazanmayı başarıyorlarken, sevmeden yapılmayacak bu delilik işini icra edip hayatlarını kazanabiliyorken neden bu umursamazlık? Dizi izleyenlerin hayat sahibi olmadığını düşünüyorsunuz belki de, ne büyük yanılgı… Oysaki “sadece bir dizi”den bu detayları çıkaran insanlar kendi hayatlarından neler çıkarırlar, küçümsenirken bunlar hiç düşünülmüyor. Üstelik artık dizilerin politik kültürümüzde de ayrı bir yeri var. Biz bu dizileri yurtdışına satıyoruz, bu dizilerle beraber kendi kültürümüzü de satmış ve tanıtmış oluyoruz… Bizim ülkemizde geçen, bizim oyuncularımızın can verip bizim yönetmenlerimizin yönettiği, bizim senaristlerimizin kaleminden çıkan karakterler çoğumuzun yapamayacağı şeyi yapıp kıta değiştiriyorlar. Bu çok önemli bir şey. Siyaset terminolojisinde bir ülkenin “soft power”ı arasında diziler de var artık. Dünyanın öbür ucunda yaşayan, önceden Türkiye’yi sadece ismen bilen insan diziler sayesinde Türk insanını tanıma şansı yakalıyor ve belki de önyargıları kırılıyor. Çünkü diziler birazcık da hazır çorba gibidir, insanı çok uğraştırmaz. Kitap gibi para vermezsin, uzun zaman ayırmazsın; filmlerden daha kolay anlaşılır ve maddi olarak daha hesaplıdır. Dolayısıyla daha fazla kişiye ulaşması kaçınılmazdır. Böyle büyük kitlelerin önüne bir iş koyarken de biraz daha özenli olmak ve yapılan işe saygı duymak gerekiyor. Bu sebeple aynı zamanda bazı oyuncuların da “sadece bir dizi” sallapatiliklerini de asla anlayabilmiş değilim.

Bu genel serzenişten sonra RahDen’le devam ediyorum. Yani sahne bitti aslında devam edemiyorum ama şimdi bölümler de azalınca paçamız tutuştuğu için genel bir eleştiri ve rica listesi yapmak istiyorum. Listeyi beraber yaptığımız arkadaşlara buradan çok teşekkürler, öpücükler…

Senaristlerin kendi yaratıp ruh üfledikleri karakterlere “Sen yanlış yapıyorsun” diye karışmak biraz tuhaf oluyor ama insan yazarken de bir geri dönüte ihtiyaç duyar diye düşünüyorum. Aslında Rahmet’le Deniz’e baktığımda karakterlerin özünden çok büyük sapmalar göremiyorum, en yıpratıcısı bu oluyor gerçekten. Karakterler yerli yerinde olduğu için hala ümit var demektir. Bizim genel sorunumuz eksiklik ve kopukluk… Bu yazacaklarımı izleyici gözüyle yazıyorum, televizyonun öbür ucundan da işler böyle görünüyor. Minik listemiz şöyle:

  1. Rahmet’le Deniz’in sahnelerinin olması. Bunun çok zor olmadığına inanıyorum.
  2. Olan sahnelerin 2 dakikayı aşması. Eskiden sahneler daha uzun olurdu ve böylece kopukluk yaşanmazdı. Kopuk kopuk 3 sahne olacağına, tastamam uzun bir tane sahne olsun daha iyi. Şimdi sahnelerin başlamasıyla bitmesi bir oluyor, sahne başladığında şimdi bitecek diye konsantre olup izleyemiyoruz.
  3. Olan sahnelerin saçma sapan diyaloglardan oluşmaması. Ayrıca bakınız bu bölümdeki sahnenin diyalogları…
  4. Deniz’i Elibolların arasında görmek güzel evet, sonuçta böyle olunca ekran süresi artıyor. Ama sürekli sürekli Elibolların arasında olunca resmen Rahmet’le baş başa göremiyoruz. Bu sorun diğer çiftlerde de var. Oldu olacak üç çift beraber grup terapisine gitsinler canım, aaa…
  5. Rahmet’le Deniz’in sürekli ayrılıp ayrılıp durmamaları gerekiyor artık… Gördük, ayrılık yaramıyor. İncir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden olan ayrılığın sonunda da barışma sahnesi falan gelmiyor. Boşu boşuna zaman harcıyoruz. Burada anahtar kelime “zaman”. Deniz Çelik’in de dediği gibi (hala neyi kast ettiğini bilmesek de!) “Değerli olan vaktim.” Çünkü az bölüm kaldı. İki ay geçecek ve biz bir gün RahDen’in olmadığı bir dünyaya uyanacağız. Dolayısıyla o gün gelene kadar bomboş sahneler izlemek sinir zıplatıyor. Az olsun, öz olsun, bizim olsun.
  6. Dram olacaksa çiftin esas konuları işlenmeli. Boş yere Filiz yüzünden ayrıldılar mesela. Ne gerek vardı? Zaten bir gün ayrılacaklarını bile bile lades diyen bir çift öyle boş sebeplerden dolayı ayrılmaz ki… Deniz’in hikayesi işi ne oldu bilemiyorum. Finalde mi ortaya çıkacak? Yoksa hiç çıkmayacak mı? Malum Deniz’in babası geldi, Deniz’le sahnesi olmadan gitti. Derin’i de yolladık. Bu bana Deniz’in hikayesinin örtbas edildiğini düşündürüyor.
  7. Dram olmayacaksa da, ki ben olmaması taraftarıyım çünkü olduğunda gördük ki bize ekmek çıkmıyor, ne olur biraz da baş başa görelim. Örneğin, 48. Bölümdeki sahneler on numara, beş yıldızdı. Hatırlamayanlar için hatırlatma: Rahmet’le Deniz’in sevgili oldukları ilk bölüm. Araya böyle sahneler serpiştirmek çok da zor olmasa gerek. Biz neredeyse kavga etmeyen RahDen hiç görmedik de… Bir kere de o yataktan alarm/telefon çalmadan kalksınlar mesela, tatlı tatlı… Bir dans sahneleri olabilir, açıkçası RahDen’den nasıl bir dans sahnesi çıkar bayağı bir merak ediyorum. Yemin ederim, dans ederler diye Cemil’le Çiçek’in düğününü bekliyoruz biz. Halaya, erik dalına tav olacak haldeyiz, durum kötü. Rahmet’in İsmo’yla bile dans ettiğini gördük, bak ne olur… Birazcık konuşsunlar, dertleşsinler, sorunlarını bağırıp çağırmadan, çekip gitmeden halletsinler. Hani bunlar sıradan şeyler gibi görünebilir ama bizim için değişik şeyler.
  8. Gereksiz kıskançlık sahneleri yoruyor. Rahmet gitti çocuğu dövdü mesela, ne gerek vardı? Deniz’in bencil davranışları var, o da yoruyor. Rahmet’i sevdiğini biliyoruz artık ama her ne kadar kendisini çok sevsem de ara sıra Rahmet’e mutfaktaki sarı bez muamelesi yapıyor. Ben buna çok takılmıyorum aslında ama takılan arkadaşlarımız var. Ama geçen bölüm ben bile biraz rahatsız oldum. Önceki bölüm sevdiği adamı mafyaların elinden almış, onun için endişelenmiş biri o şekilde davranmazdı yani. Gerçi geçen bölüm nereden tutsam elimde kalıyor ya, neyse. Bir tek Rahmet’in tepkileri çok yerindeydi. Sonunda Deniz’i savunmayı başardı! Bölümün tek iyi yanı buydu galiba.

İzleyici gözünden olup bitenleri biraz da elçilik yaparak, biraz da kendi inisiyatifimi katarak anlatmaya çalıştım. Sürçü lisan ettiysem affola… Bunlar bizim naçizane eleştirilerimiz ve önerilerimizdi. Bu bölüm sahne yokluğundan yazacak bir şey bulamadığım için bu haftanın yazısını da buna ayırmak istedim. Umarım gelecek hafta elimizde değerlendirebileceğimiz bir malzeme olur. Eleştiri değil, değerlendirme yazısında görüşmek dileğiyle…

Bizim Hikaye 63. Bölüm RahDen: “Partners in Crime”

Evet, şimdi birazcık büyük konuşacağım: Belki de izlediğim en eğlenceli, en komik ve en çok kahkaha attığım Bizim Hikaye bölümüydü! Zor, yorucu ve can sıkıcı bir günün ardından dizinin karşısına oturduğumda beklentim sadece birazcık tebessüm etmek ve hiçbir şey düşünmeden salak salak ekrana bakmaktı çünkü yorgun beynim bunu hak etmişti. Ama şansıma bu bölüm tebessümden daha da fazlasını getirdi. Uzun zamandır Türk televizyonlarında bir şey izlerken bu kadar eğlenmemiştim. Türk dizisi izlerken ağlamak sıklıkla rastlanır, merak etmek de, gözlerinden kalp çıkarmak da… Ama maalesef gülmek pek de rastlanılan bir şey değil, uzun dizi süreleri mizahın en büyük katili. Sit-com, skeç tarzı komedi yapımları elbette var ama içinde her şey bulunan bir aile komedisine pek de sık rastlayamıyoruz. Ağdalı dram dizilerinden, dört bir yanda yankılanan aheylerden, gıyıl gıyıl fon müziklerinden, çölleri yeşillendirecek derecede damlayla döktürülen gözyaşlarından, serseri/yaralı/psikolojisi bozuk arka mahallenin delikanlısı esaslı esas oğlandan, onu iyileştirmeye meraklı sözde kendi ayaklarının üzerinde durabilen ama tintin babasının şirketinde çalışmaya devam eden iyi yürekli/sözde özgüvenli/zeki/hepsinden de önemlisi AŞIK esas kızlardan, çocuklarını zorla evlendirmeye meraklı, gerçek aşk düşmanı yalı/konak anne-babalardan (…) (bu parantez içine istediğiniz örneği bırakabilirsiniz efendim) gına geldi. Bu sebeple Bizim Hikaye bittiğinde sadece Rahmet ve Deniz’le vedalaşacağım için değil, Türk televizyonlarındaki mizahi bir dille bir ailenin hikayesini anlatan dizinin şu an son temsilcisiyle de vedalaşacağım için üzüleceğim. Her neyse, bu uzun serzenişten sonra bölüm yorumuna geçsem iyi olacak. Hani dizilerin özel bölümleri olur ya, onları izliyormuşum gibi geldi. Tanıdık karakterleri her zamanki hayat koşullarından çıkarır farklı bir yere atarsın. Mesela, Avrupa Yakası’nın Uludağ’a gittikleri bölümü vardı; onun gibi. Böyle bir özel bölüm izliyormuşum hissine kapıldım. Öncelikle, bölümün Rahmet’i kurtarma ve sonrasında Rahmet’in yanına ahıra bağlanma kısmında çok eğlendim. Kırk yıl düşünsem Rahmet, Deniz, Cemil, Çiçek, Tufan ve Necibe Hanım’ın bu kadar komik bir grup oluşturacağı aklıma gelmezdi.

Rahmet kaçırıldıktan sonra Deniz tabii ki de tahmin ettiğimiz üzere boş durmuyor. Önce harekete geçmek istemeyen polis memuru Salih’e kızıyor, sonrasında da başka çare yok diyerekten “Ben Rahmet’i kurtarmaya gidiyorum!” diyor. O kadar endişeli ve korkmuş ki bir an bile yerinde duramıyor; Çiçek, Tufan, Cemil üçlüsü onu zor sakinleştiriyor. Vallahi Deniz öldü öldü dirildi ama onu böyle görmek çok keyiflendirdi beni. Deniz’in kontrollü hareketlerini, havalı soğukkanlılığını bir Rahmet için bırakmasını zaten çok seviyordum, bu bölüm zirveye ulaşınca daha da çok keyif aldım. Deniz endişeli endişeli, ağlak ağlak “Ay Rahmet’imi de mafyalar da kaçırdıııı, napacağııız, nasıldır kim biliiirrr” diye boş boş serzenişlerde bulunmalar, sinir krizi geçirip ağlamalar yerine kendisi harekete geçti. Zaten Deniz’de en çok sevdiğim şeylerden biri de bu, ağlayıp sızlayacağına sorunun çözümüne ulaşmak için savaşması. Bu her zaman dökülen gözyaşından daha kıymetli geliyor.

Deniz’in cesaretiyle onun peşine takılan Cemil, Çiçek ve Tufan kendilerini at çiftliğinde plansız bir şekilde buluyorlar. Bu sırada Deniz ise rujunu tazelemekle meşgul. Her ne kadar Çiçek ona “Mahalle yanarken sen taranıyorsun” diye laf soksa da Deniz’in planı çoktan hazır. Önceki gece hızlı hızlı kaçtığı için deşifre olmadığından at çiftliğine de elini kolunu sallaya sallaya girebilir. İçeri sızdıktan sonra da Rahmet’in kaldığı yeri öğrenip diğerlerine haber verebilir. Onların bir şey demesine fırsat bırakmadan Deniz tereddüt bile etmeden arabadan inip at çiftliğine doğru yola koyuluyor bile. Deniz içeriye tam zamanında giriyor. Eğer birkaç saniye daha geç kalsaydı zavallı Rahmet’in birkaç parmağına veda etmiş olacaktık. Rahmet hem Murtaza ve adamlarıyla, hem de Necibe Hanım’ın durmak bilmeyen çenesiyle cebelleşirken bir de onu artık iyice delirtmek için ortama Deniz’in girmesi tam oluyor. Bu andan sonra artık tamamen kontrolü kaybettiği için aradığımız Rahmet’e bir daha ulaşılamıyor. Deniz’i görür görmez zaten Rahmet’in yüz ifadesi değişiyor ama Deniz hiç bozuntuya vermeden içeriye “Murtiiii!” diye giriyor. Deniz gidiyor, onun yerine single çıkartmak için Murtaza’nın yardımına ihtiyaç duyan Aysun geliyor. Hareketleri o kadar rahat ki kimse de bir şey diyemiyor zaten. Rahmet en son Deniz olarak bıraktığı Aysun’la tekrar tanışıp tokalaşırken birkaç saniyeliğine sadece bakışları konuşuyor. Rahmet tabii ki “Senin ne işin var kızım burada? Git buradan!” derken Deniz içi acıyarak Rahmet’in yüzündeki yaralara bakıyor. Sonra da toparlıyor tabii, “Noldu buna merdivenlerden mi düştü” diyerek. Bu sırada Murtaza’nın Deniz’e salya akıtmasına daha fazla dayanamayan Rahmet hani parmaklarımı kesecektiniz, işinize devam edin diye mafyalara çatıyor! Dedim ya, aradığınız Rahmet’e şu an ulaşılamıyor diye! Deniz’i gören Murtaza Rahmet’le Necibe Hanım’ı yaka paça dışarıya gönderirken Rahmet ise gitmemek için savaş veriyor. Deniz’in orada kalmasındansa çocukcağız parmaklarını feda etmeye hazır! Rahmet’in bu haline Murtaza bile “Bunun kafasına fazla mı vurdunuz?” diyerek tepki veriyor. Rahmet ahıra döndüklerinde panikle kendi kendine söyleniyor tabii, Deniz’in de orada olması şimdi onun için çok artı bir eziyet. Zaten geçen haftalarda görmüştük Deniz’i kaybetme tehlikesi altında kalan Rahmet’in nasıl o çok övündüğü aklını yitiriverdiğini… Bu bölüm akıl tamamen uçtu gitti.

Rahmet Deniz’in yanına ulaşmak için Murtaza’nın adamlarına “Benim bir parmak işi vardı…” diye yalvarırken Deniz oyuna başlamıştı bile. Deniz Aysun olurken aslında Necibe’nin deyimiyle “bu geniş omuzlu kara adamlar”ın ondan beklediği gibi davranıyordu: Çıtkırıldım, şımarık, saf, salak, Allah beynine değil güzelliğine vermiş dedirtecek cinsten… Deniz ondan beklendiği üzere “aptal sarışın”ı oynuyordu. Böylece Murtaza ondan asla şüphelenmedi. İşte insanlar koca koca önyargılarıyla, sınıflandırmalarıyla böyle tuzağa düşürülür; Deniz de bunun gayet farkındaydı.

Deniz Murtaza’yla çiftlikte gezerken onun telefonla konuşmasını fırsat bilip yanından ayrılmış ve Rahmet’i aramaya koyulmuştu. Rahmet’i ahırda bulur bulmaz yanına koşup “Rahmet ne yaptılar sana?!” diye sordu. Deniz Rahmet’in ellerini çözmek için uğraşırken Rahmet de ona izin vermiyordu, ona zorluk çıkarıyordu ve tabii ki de durmayan çenesiyle Deniz’e neden geldiğiyle ilgili söyleniyordu. Deniz’in dediği gibi ona parmaklarını kesilmekten kurtardığı için teşekkür edecek değildi çünkü Deniz’in orada olmasındansa Rahmet bunu yeğlerdi, yeter ki Deniz güvende ve iyi olsun. Deniz ise zaten kendini mafyaların arasına tehlikeye Aysun kılığında atıyordu, Rahmet oradan kurtulsun diye… Rahmet’e en büyük işkence Deniz’in orada olmasıyken Deniz’e en büyük işkence ise Rahmet’i oradan çıkaramıyor oluşuydu. Her ne kadar Rahmet dirense de Deniz çiftlikten tek başına değil onunla birlikte çıkmaya kararlıydı. Deniz’in “Ben seninle kaybetmeye de, paramparça olmaya da hazırım.” derken ne kadar ciddi olduğunu bu bölüm tekrar anladık. Murtaza’nın adamlarının tekrar gelmesiyle ahırdan çıkmak zorunda kalan Deniz Rahmet’in “git” demelerine rağmen tekrar geleceğine söz verip gözü arkada kalarak Murtaza’nın yanına geri döndü.

Deniz Murtaza ve adamlarının konuşmasından içeriye bir samanlık kamyonunun gireceğini öğrendi ve böylece Cemil, Tufan ve Çiçek’e haber uçurdu. Bu kamyonla içeri girebilecekler ve sonrasında Rahmet’i ve Necibe Hanım’ı alıp aynı kamyonla kaçacaklardı. Buraya kadar plan basit olsa da teoriden pratiğe geçince işler hiç o şekilde gerçekleşmedi. Cemil birkaç havalı Mission Impossible hareketinden sonra yakalanıp Rahmet ve Necibe Hanım’ın yanına ilk ulaşan isim oldu. Rahmet’in ise Cemil’e siniri devam ediyordu. Sanki her şey çok normalmiş, bir mafyanın ahırında elleri kolları bağlanmış oturmuyorlarmış gibi Rahmet’in tek düşüncesi Deniz’in de orada ve tehlikede olmasıydı. Tehlike anında geçen bölümlerde Amerika’ya gitmek üzere vedalaştığı eski sevgilisi, onu sözde hiç sevmemiş, tek niyeti eğlence olan Deniz bir anda tekrardan “sevgili”, “kız arkadaş” oluverdi! Üç repliğinden ikisi “Siz benim kız arkadaşımı neden bu işe bulaştırdınız?”, diğer kalan bir tanesi de “Deniz git buradan.” zaten… Yaa, sen “Onun tek derdi eğlenmek”, “Yanımda sanıyordum ama değilmiş” diye kıza laf sokarsın ama senin arkanı toplayıp kurtarmaya Deniz gelir, Rahmet Efendi. Sen de meraktan, korkudan, endişeden kudur şimdi öyle bağlandığın yerde. Sen zamanında bu tarz ilginç Elibol olayları olduğunda Deniz’e haber vermezken bu kız da aynı bu şekilde korkudan deliriyordu. Hatta daha geçen bölüm endişelenmiş olabileceğini bilerek telefonu da açmadın, oh olsun sana. Tabii bütün bunların yanında Rahmet’in böyle cidden ölüm kalım meselesi bir anda sadece Deniz için endişelenmesi çok tatlıydı, bu bölüm yine ağzına vura vura bir sevme isteği uyandırıyordu kendisi.

Rahmet Cemil’in başının etini Deniz Deniz diye yediği sırada Tufan’la Çiçek’in yakalanıp ahıra getirilmesi de uzun zaman almadı. Hepsinin tek tek yakalanıp Rahmet’in sinirden laf soktuğu anlara o kadar çok güldüm ki… Oğlum, seni kurtarmaya gelmişler, bir teşekkür et değil mi ama? Ama yok, anca benim sevgilim içeride, mafyaların dibinde, onu siz bulaştırdınız bilmem ne diye söylendi durdu. Resmen “Siz kurtarmaya gelseydiniz ama Deniz’i niye getirdiniz?” demeye getirdi lafı… Onlar can da Deniz canan mı lafının cuk oturduğu anlardan biri. Rahmet kesin “Evet, canan!” diye cevap verirdi. Bu sırada Cemil “Çiçek de burada, onu da sen bulaştırdın” diye laf atsa da yine fazla çıkışmadılar çocuğa. Yani şey de diyebilirlerdi: “Senin sevgilin manyak, bizi buraya o sürükledi zaten, başından beri plan onun, o bizi bulaştırdı”. Deselerdi de haklı olurlardı zaten…

Bu sırada Deniz ise ahırdaki grubun tek umuduydu. Deniz ise Aysun kimliği altında oldukça iyi gidiyordu aslında. Murtaza’yla yemek yiyip karnını bile doyurmuştu. Tabii bu sırada yemekten bir tanecik bıçak aşırmayı da ihmal etmedi. Murtaza adamlarına onu eve bırakmalarını tembihleyip ortalıktan kaybolduktan sonra Deniz tabii ki de ısrar ederek orada kalmanın yolunu buldu. Uygun bir anda da hemen dışarıya tüyüp ahıra gitti Deniz. Bu sırada ahırdakiler de yeni bir plan yapmışlardı: Deniz oradan çıkabilecek tek kişi olduğu için Tekirdağ’a gidip Filizlere haber uçuracak ve Murtaza’nın onları bulmak üzere olduğunu söyleyeceklerdi. Rahmet ise ilk defa Deniz’in içinde olduğu bu planı beğenmişti çünkü Deniz çiftlikten ve Murtaza’nın radarından çıkmış olacaktı! Deniz geldiğindeyse hemen ellerindeki bağı kesti, onun amacı ise beraber kaçmaktı. Rahmet onu durdurup hemen yeni planı anlattı. Deniz tabii ki de bu planı gerçekleştirmeye gönüllü değildi çünkü bu durumdayken onun gözü arkada kalacaktı, amacına ulaşamamış olacaktı. Rahmet ise “Deniz lütfen bir kere beni dinle be sevgilim” ve “Haydi bir tanem ne olur dinle beni ya…” diyerek ikna etti. Bu iki cümle çok mühim! Çünkü içlerinde ve “sevgilim” ve “bir tanem” kelimeleri geçiyor. Zaten demek ki böyle bir tehlikede olmasalarmış Rahmet Deniz’e başka güzel bir söz söylemeyecekmiş. Deniz her ne kadar bunu istemese de başka çareleri olmadığından bu planı kabul etmek zorunda kalıyor. Tam çıkarken Deniz de “Seni seviyorum, Rahmet.” diyor. Bak kaçırılmasalar bunu da duyamayacaktık! Çünkü biz en son bıraktığımızda ya içlerindekini söylemeyi başaramıyorlar, ya da birbirlerine ağızlarına ne geliyorsa sayıyorlardı. Rahmet Amerika’ya gitmeye kalkmıştı, Deniz “anca gidersin” gibi bir tutum içindeydi. İş ciddiye bindikten sonra, Rahmet’in Amerika’ya gitmesi kesinleşince yine bir ağlamaklı olmuşlardı ama yine de işler “Ben gidiyorum.” ve “İyi yolculuklar.”dan öteye geçememişti. Ama işte hayat… Sen eski sevgilinle ben Amerika’ya gidiyorum diye vedalaşırsın, sonra evini mafyalar yakar, seni kurşunlar eşliğinde kovalar, yolun varlığını bilmediğin amcanın yanına Tekirdağ’a düşer, oradan da Amerika’ya diye ayrılırsın ama günün sonunda Murtaza’nın at çiftliğinin ahırında Necibe Hanım’la birlikte elleri kolları bağlı bir şekilde samanlıklar arasında oturuyorsundur ve seni kurtarmaya eski sevgilin gelir. Bir de bunun diğer versiyonu var. Sen eski sevgilin “Bak bir şey demeyeceksen ben Amerika’ya gidiyorum. Cidden gidiyorum. Vallahi gidiyorum. Gideyim mi? Bak gitmek üzereyim…” minvalinde seninle konuşunca yalnızca “İyi yolculuklar” dersin, sonrasında okulu mafyalar basar ve eski sevgilini arar, sen de telefonuna çıkmayan eski sevgilin için endişelenip mahallesine gidersin, sonra da onu ve dolayısıyla ailesini kurtarmak için single çıkarmak isteyen Aysun olursun, eski sevgilini kurtarmaya çalışırken eski sevgilin seni kurtardığını sanarak mafyalar tarafından kaçırılır, sonuç olarak sen de at çiftliğinde eski sevgilini kurtarmak için ajancılık oynarken yakalanırsın ve onun yanına ahıra bağlanırsın. Bütün bunlar hep ayrıldığınız için oluyor işte! Evren diyor ki siz ayrılmayın, yaa…

Özetle Deniz de daha ahırdan çıkamadan yakalanıyor, böylece Aysun’un aslında Rahmet’in geçen bölüm adını bütün gece kulübüne ezberlettiği kız arkadaşı Deniz olduğu ortaya çıkıyor. Bu grubun da beklemekten başka bir şansı kalmamış oluyor. Böylelikle bir gece ahırda geçiyor. Uzun bir aradan sonra Rahmet’le Deniz’in ilk kez yan yana uyuması da böyle gerçekleşmiş oluyor! Ertesi gün, Fikri hala ortalarda olmadığı için Murtaza sinirle elindeki silahı sallaya sallaya ahıra geliyor. Tabii Aysun sandığı Deniz’i de orada görünce daha da siniri bozuluyor. Deniz’in de yanına bağlanmasıyla birlikte en kötü senaryo da gerçekleşmiş olduğu için Rahmet’in birazcık daha beyni yerine gelmiş olacak ki biraz zaman kazanabilmek için anında bir senaryo kuruveriyor: Meğerse Murtaza’nın halaoğlu Murtaza’yı öldürüp onun yerine geçmek istiyormuş da Fikri aslında yanlışlıkla onu öldürerek ona iyilik yapmışmış. Bu sahnedeki Rahmet bana soruşturma sahnesinde Deniz’i disiplinden kurtarmak için hemen bir yalan uydurup “Deniz benim sevgilim.” dediği sahneyi hatırlattı. Rahmet’in kıvrak zekasının matematik sorusu harici ortaya çıktığı nadir anlardan biriydi. Her ne kadar Murtaza bu yalana inanmasa da bu aklını bulandırmaya yetti. Bence de biraz aklı bulansın yani,  Rahmet “Deniz benim sevgilim” diye yalan söyledi de sonra ne oldu? Çocuğun dedikleri gerçekleşiyor işte.

Rahmet böyle vakit kazanırken Deniz’in cebinde başka bir plan daha vardı. Zaten her şey biter ama Deniz’in oyunları bitmez, değil mi ama? Ama tabii Deniz’in bu cebindeki planı anlatması birazcık ilginç oldu: “Rahmet bak şimdi. Ben şöyle duracağım sen de elini pantolonumun cebine sokacaksın, tamam mı?” Ve tuhaf sessizlikten sonra gelen tuhaf yorumlar:

Tufan: Sırası mı ya?

Cemil: Hı?

Çiçek: Tövbe.

Rahmet: *hafif bir sırıtmayla* Deniz manyak mısın kızım sen de milletin içinde ya…

Hayır ben şimdi anlamadım, tamam Tufan, Cemil, Çiçek yanlış anladılar bir anda, demek ki Rahmet’le Deniz’den böyle şeyler bekliyorlarmış ama Rahmet’e ne oluyor acaba? Yani Rahmet ne anladı çok merak ediyorum ben… Ne anladıysa artık tek sorun milletin içinde olmaları, yoksa ayrı ahırlarda olsalar… Neyse… Burayı ilk izlediğimden beri gülüyorum.

Sonrasında Deniz cebinde törpü olduğunu söylediğindeyse laf kızın süslülüğüne geliyor. Mecburen Deniz’in ipleri keseriz diye açıklaması gerekiyor. Rahmet ise “İşte benim sevgilim” tarzında bir ifadeyle “Aferin kız sana, helal olsun…” diyor. Yani kız hazırlıklı gelmiş. Belinde bıçak, cebinde törpü… Böylece Rahmet törpüyü alıp ellerindeki bağları kesmeye başlıyor. Burada bir parantez açayım, sevgili görümce Filiz Hanım da bu kısmı görsün yani Deniz’de “süs bebek”liğinden öte şeyler de var. Artık laf etmez herhalde. Umarım etmez yani!

Rahmet törpüyle iki saat boyunca iple cebelleşince haliyle üzerindeki baskı da artıyor. Rahmet de hemen ona buna laf sallayıp sinirlenince Deniz Rahmet’e onun karakterinin özeti gibi bir şey söylüyor, buraya yazmasam olmaz: “Bir işini de sinir krizi geçirmeden halleder misin artık? Hep bir sinir krizi, hep bir sinir krizi…” Rahmet daha bağları açmayı başaramadan Murtaza içeriye sinirle giriyor çünkü halaoğlunun masum olduğunu öğrenmiş ve onu boş yere günaha sokmuşlar! Hala Fikri’den de haber olmayınca Murtaza daha da sinirleniyor ve en sonunda Rahmet’in korktuğu başına geliyor. Artık Murtilikten iyice çıkan Murtaza Deniz’i alıp başına silah dayıyor ve Rahmet’i ailesinin yerini söylemezse Deniz’i öldürmekle tehdit ediyor. E tabii böyle olunca da Rahmet’in içindeki Hulk ortaya çıkıyor! Murtaza’ya “Ona bir şey yaparsan seni öldürürüm. Onu öldürürsen beni de öldür.” tarzında tehditler savuruyor. Deniz’in tehlikede olmasıyla birlikte gelen ilahi güçle Rahmet sonunda ellerindeki bağdan kurtulmayı başarıyor ve süper zıplamayla duruma el atıyor. Ama bu sırada Deniz’e ulaşamadan kolundan vuruluyor.  Üzgünüm Rahmet ama bu ne zamandır beklediğimiz bir şeydi. Seninle alakalı değil, üzerine alınmana gerek yok ama biz üzerindeki kahverengi kabana ve artık yer bezi olması gereken gömleğine düşmanız. İnşallah bu vurulmadan sonra çöpü boylarlar. Her neyse, Rahmet’in vurulmasıyla ortalık karışırken Deniz Murtaza’nın elinden kurtuluyor. İki saniye önce Murtaza kafasına silah dayamıyormuşçasına Deniz bir de “Geri zekalı mısınız siz ya, ne yaptığınızı sanıyorsunuz?!” diye bas bas bağırarak hesap soruyor! Sonra da Deniz Rahmet için “Rahmet iyi misin?” diye ağlanırken Murtaza ona “Kes sesini” deyince, Deniz de ona “Sen kes sesini!” diye bağırıyor. Birbirleriyle ilgili endişelenirken nasıl da fütursuz oluyorlar… Bu sırada Murtaza’ya da Fikrilerin yakalandığı haberi geliyor ve kısa bir süreliğine onları rahat bırakıyor.

Elibol Ailesi çocuklar dışında tam kadro at çiftliğinin salonuna getiriliyor. Artık hepsi için yolun sonu gelmiş gibi görünse de biliyoruz ki Elibollar her işten öyle veya böyle sıyrılma konusunda dünya markası haline geldiler. Başlarına gelmeyen talihsizlik kalmadı, bu doğru ama bu talihsizliklerden o kadar şans eseri sıyrılıyorlar ki onlara şanssız demek de doğru olmuyor. Dolayısıyla hiçbirinin başına bir şey gelmeyeceği fragmandan bile belli olduğu için ben bu sahnedeki küçük ve ilginç bir şekilde tatlı detaylardan bahsetmek istiyorum. Gerçekten bir çift kafalarına silah dayanmışken bile nasıl bu kadar tatlı olabilir ben anlayamıyorum. Murtaza’nın adamları hepsini yere çökmeleri için iteklerken Rahmet’in yaralı olan kolundan da tuttukları için Deniz hemen adamlara “Ya ne yapıyorsunuz, onun kolu sakat!” diye çıkışıyor. Sanki Murtaza az sonra hepsini kurşuna dizmeye karar vermemiş gibi… Sonrasında ise Rahmet’le Deniz’in kameranın odağında olmamalarına rağmen bu süre zarfında birbirlerine sığındıklarını görüyoruz. Hatta Deniz Rahmet’in yaralı olduğunu düşündüğümüz (çünkü kan lekesi koymayı tercih etmemişler) kolunu öptüğünü, Rahmet’in de iyi olduğunu belli etmek istercesine ona “Tamam” gibi bir şeyler dediğini görüyoruz. Böyle kalabalık ve yoğun bir sahnede bile, kafalarına silah dayanmış olmasına rağmen ortaya böyle güzel bir manzara çıkıyor. Tabii biz o an içlerinden hiçbirine bir şey olmayacağını biliyoruz ama karakterler bunu bilmiyor. Birazcık romantik olmak gerekirse son dakikalarını yaşadıklarını düşünen Rahmet’le Deniz çareyi birbirlerinde buluyor ve birbirlerine sığınıyorlar.

Bu durumdan kurtulduktan sonra aralarında ne yaşanacak çok merak ediyorum doğrusu. Çünkü ikisi de bu kadar şiddetli bir şekilde kaybetme korkusunu deneyimledikten sonra her şey öyle aynı tas aynı hamam devam edemez. Mantıken ne Deniz’in başı tehlikeye girecek diye ödü patlamış, ona bir şey olması ihtimalinde “beni de öldür” diyen Rahmet elini kolunu sallaya sallaya Amerika’ya gidebilir, ne de Rahmet’in başına bir şey gelecek diye korkudan ölüp onu kurtarabilmek için canını dişine takarak uğraşmış ve gözünün önünde onun vurulduğunu görmüş Deniz rahat rahat “İyi yolculuklar o zaman.” deyip onu gönderebilir. Yani eğer bu Amerika meselesi biraz daha uzarsa gerçekten çok sinirleneceğim. Rafet El Roman’ın şarkısında dediği gibi “macera dolu Amerika” değil yani, Rahmet’in asıl macerası burada, İstanbul’da. Amerika’da isterse “American dream”i tamamen yaşasın, hiçbir zaman İstanbul’da olduğu kadar maceraya da, mutluluğa da, sevgiye de doyamaz. Bakalım Amerika işi ne olacak, Rahmet’le Deniz resmi olarak barışacak mı göreceğiz… Yine keyifli ve RahDen açısından tatmin edici bir bölüm izleme dileğiyle bu haftaki yazımı bitiriyorum.

error: Korunan İçerik!