Selamlar, direkt konuya gireyim istiyorum. Bu yazıda 50m2’nin ikinci ve üçüncü bölümlerini konuşacağız. Öncelikle, Servet’i canlandıran oyuncunun neden abartılı tiyatral performanslar sergilediğini merak ediyorum, Atiye‘deki paralel evrende Erhan’ın babası olan adam gibi resmen bazı anlarda.

Muhtar’ı cidden sevdim. Oyunculuk olarak da, karakter özellikleri olarak da başarılı. Yakup’u da sevdim, özellikle o araba sahnesindeki flashbackler tatlı olmuş. ❤ Ama Gölge’ye, daha doğrusu yeni adıyla Adem’e gidip saldırması hoş olmadı tabi. O kadar kıskanıp delirecek bir şey yoktu ortada ki olsa bile bu duyguyu yaşamanın daha insani yolları var.

Bu sahnede çok üzüldüm, Muhtar kendi yetiştirdiği sayılabilecek evladı gibi olan birine çok ağır konuştu. Kızmaya hakkı vardı ama söyledikleri, can yakıcıydı.

Turan’ı sevmediğime sanırım eminim. Bana göre pek komik de değil, izlenesi de. Olmasa da olurmuş ama mahalleli olarak, diğer karakterlere eşlik edilsin diye öylesine yazılmış gibi sanki. Cesaretsiz ve biraz salak bir adam zaten.

Gülmek demişken, ikinci bölüm bu açıdan daha başarılıydı bence, üçte o kadar eğlenmedik sanki. Fırlatılan sigarayı havada kapan amca ne mesela? 😀 Galiba ben dizinin daha ciddi ve karanlık olmasını bekliyordum bir de.

Turan

Mümtaz’ın, kötü ve zengin adam klişelerinden olan, çalışanın sırtını masa olarak kullanması detayı lüzumsuzdu. Abi cidden artık sıkılmışız bir şeylerden, insan yenilik görmek istiyor. Böyle küçük tekrarlar bile gözümüze batabiliyor mesela. Yaratıcılık istiyoruz, farklılık arıyoruz. Neyse, dizi konusundan sapmayalılm.

Mümtaz diyince aklıma geldi, Adem’in pijamayla mekan basması geldi. Güzeldi, işinde bu kadar iyi olmasını, profesyonelce halletmesini seviyorum.

Mümtaz

Başta çok duygusal olmayan, hafif umursamaz bir profil çizilmesine rağmen, Gölge’nin, muhtarın iyiliklerini karşılıksız bırakmaması çok hoşuma gitti. Mesut’a paranın gerisini ona ver demesi falan.

Civan’ın sahnesini de aradan çıkarayım. Aysel’in acımasız ihanetinden sonra, silahı doğrulttuğu yerde bir insan olduğunu zannetmiştim, Mesut da bundan rahatsızlık duymaz o yüzden teşvik ediyor hesabı. Ama neyseki cinayet yokmuş ortada, şahsın aracı kurşunlanarak maddi zarar veriliyormuş. Uygundur. 😂 Tabi adam bilmiyordur muhtemelen, öyleyse desteklemiyorum.

Bu durumda suç kesinlikle kızın. Dürüst olmak yerine, ilişkiyi saklayıp yalanlar içinde yaşamayı seçmiş aşağılık bir şekilde.

Mesut

Üçüncü bölümde, birkaç karakterin bazı yüzleşme ve sorgulama anlardı vardı. Adem’in, Dilara’dan kardeşi için “senin gibi biri olmayacak” cümlesini duyduktan sonra aynada kendine bakıp düşündükleri, Servet’in, ses kaydında ve bizzat yüz yüze de duyduğu aşağılanmalar..

Korkak, güçsüz, tek başına bir şey yapamayacak biri olduğu yüzüne vuruldu. Mümtaz’ın kibri ve tahriği iğrenç ötesiydi. Asla empati yapamayacağım şeylerden birinin, böyle tiplerin kendileriyle övünmeleri ve devasa egoları. Başarı olarak gördükleri unsurlar vs.

Avukat hanımı da es geçmeyelim. Sadakati şaşırttı. Doğru yanlış kavramlarına yüklediği anlamda, bulunduğu konumu doğru olarak yorumluyor olma ihtimali ilginç olsa da, vefalı biri olduğunu söyleyebiliriz. 😜

Dilara – Muhtar’ın Kızı

Servet’in, Gölge’nin gelişine dair gördüğü rüya umarım dizinin sarkastik yönüne ait bir sahnedir, tam olarak yabancı filmlerden arak olduğu için, mizahi bir gönderme olduğunu düşünüyorum. Hatırlamayanlar için, karanlık, gök gürültüsü falan.

Son olarak, Adem’in onu hiç ilgilendirmediği, “bana ne” diyebileceği bir durum olmasına rağmen mahallenin satılması/ele geçirilmesi konusunda çabalaması ve bir diğeri ve daha önemlisi olarak kaçak göçmenler, kurtarmaya çalışması çok güzeldi. 1. Bölüm Yorumu için buraya tıklayabilirsiniz, görüşmek üzere!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz