Büyük merakla yolunu gözlediğimiz 50m2’ye bu sabah Netflix’te yayınlanmasıyla kavuştuk. Engin Öztürk’ün başrolü olduğu dizide Kürşat Alnıaçık, Cengiz Bozkurt, Tolga Tekin gibi sevdiğimiz isimler ve daha pek çok başarılı oyuncu yer alıyor. Şimdi gelin bakalım, dizi ilk bölümüyle bizi nasıl karşılıyor?

DİKKAT: SPOILER İÇERİR

Öncelikle, dizinin giriş sahnesinde düşündüğüm ilk şey namıdeğer Gölge’nin repliklerinin ve tavrının biraz yapay duruşuydu. Sürprizsiz, görmeye alışık olduğumuz tarzda bir tetikçi kendisi. Onu çocukken yanına almış, karanlık işler camiasından bir adamla ise tahmin edeceğiniz üzere baba-oğul gibi bir ilişkisi var. Yeri gelmişken adamla tanıştığımız sahnede geçen diyalogta “sen benim gizli elimsin” cart curt demeseydi iyi olurdu, çiğ durmuş.

Yine aynı şekilde, bu yaşına kadar pek çok sahte isim kullandığını bildiğimiz Gölge’nin “istediğin her şeye sahipsin, bundan daha fazla neye ihtiyacın olabilir ki” sorusuna “kimliğe” cevabını vermesi de, izleyiciye geçmiyor.

Gölge (Engin Öztürk)

Kimlikten devam edeyim. Artık kaçıncı olduğunu bilmediği yeni sahte kimliğini almaya gittiğinde Zeki Müren ismiyle karşılaşıyoruz, ki bu da bize, dizinin ufak komedi unsurları da içereceği haberini veriyor. Sonrasında yanılmıyoruz ve komediye en çok yakışan isimlerden biri olan Cengiz Bozkurt’un canlandırdığı karakterin, bu konudaki katkısını görmeye başlıyoruz.

Gölge’nin küçüklüğünü oynayan inanılmaz tatlı bir çocukla çeşitli flashbackler görüyoruz ve çocuğu suç makinesi olması için yetiştiren zengin kötü adam klişesinin peşinden, aslında sevgi bağı olmadığı ve onu sadece kullandığı, ayrıca sözde aramasına yardım ettiği kayıp ailesini bulmasını engelleyen kişinin de o olduğu klişesi de geliyor.

Servet’in, adamlarından birinin lakabının Leke olması sırıtmış, araya sıkıştırayım. Her detaya bulaşmasam olmaz çünkü.😂 Dizideki en bariz rahatsız edici şey, repliklerin izleyiciyi salak yerine koymasıydı. Aynı sorun Aşk 101’de de vardı, hatırlarsınız. Sözlere dökülmeden de anlayacabileceğimiz, hatta hem bizim hem de karakterlerin anlayabileceği şeyler çok afedersiniz mala anlatır gibi yazılmış. Doğallıktan uzak, roleplayi yapıp gülünebilecek seviyede anlar var.

Örnek olarak: Servet’in, Gölge’nin ailesi hakkında bir şeyler bilen birinin var olma ihtimaline karşı söylediği, “bir şeyler bilen biri daha, bulursanız öldürün, tıpkı diğerleri gibi..” cümleleri ve benzerleri. Yani bu adam, bu konuşmayı duymasa da bu çıkarımı çok rahat yapabilirdi.

Tabi bu büyük bir sorun değil. E o zaman niye bu kadar tatava yaptın derseniz, huyum kurusun.

Yetimhane deposundaki silahlar konusunda birkaç kelam etmek isterim. Öyle kolay erişebilen yere açık açık dizilmesi, zerre saklanmaması falan hiç sorun değil, keşke binanın girişinde koleksiyon olarak sergilenseymiş 😀 ? Bir (1) adet güvenlik görevlisinin bulunduğu bir yerde süper önlem gerçekten, hayran kaldım bu zekaya. He eğer başka tedbirler vardıysa –ki yoktu– bi zahmet bize de gösterselerdi. Çünkü Gölge de ekstrem gizlilikler yöntemler kullanmadan, dümdüz klişe bir taktikle kolayca girdi içeri, neyse.

Meyve bıçağı sahnesi güzeldi, tabi sonra terzinin oğlunun ölmesine biraz üzüldüm, tam yaklaşmışken amacına ulaşmaya alnının çatından gitti adam. 🙁

Halka‘da da aynı rolü oynadığını hatırladığım Hasan Yalnızoğlu’nun, çelik yelek giyip ölmediği anlaşılıyordu, bize değil Gölge’ye sürpriz oldu yani. İşlerin hızlı ilerlemesini sevdim denebilir, hemen ilk bölümde neyin ne olduğunu anlatıldı, ihanete uyanıldı ve savaş başladı, güzel. 50m2’nin hikayesini de beğendim açıkçası, hoş olmuş.

Servet & Gölge

Oyunculuklar normaldi, şimdilik aman aman bir performans veya vay be çok iyiydi diyecek bir şey olmadı. Bölüm için de gayet sürükleyiciydi diyebilirim. Eleştiriyorum diye sevilmedim sanılmasın, gayet güzel dizi. Çekimleri bi tık üzdü, aşırı önem gösterilmemiş sanki, çok daha iyi olabilirdi.

Mesut karakterinin nelere sebep olacağı ve Gölge’nin (hangi ismi kullanacak bilmiyorum) mahallede neler yaşayacağı, muhtarın kızıyla ilişkisinin nasıl gelişeceği merak uyandırıcı. Son olarak, bölümde müzik kullanımı pek yoktu, sonradan artacak mı, yoksa baymayıp sade tutmak mı istemediler emin değilim, göreceğiz ama ben müziğe düşkün biri olarak biraz eksikliğini hissettim diyebilirim. Emeklere sağlık, ikinci bölüm yorumunda görüşmek üzere!

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz