tds_thumb_td_300x0
Dancing Queens Filmi Netflix’e Geliyor

Dancing Queens 3 Haziran’da Netflix’te olacak. Filmin başrol oyuncuları Molly Nutley, Marie Göranzon, Claes Malmberg, Christopher Wollter, Rakel Wärmländer, Ann Westin, Max Ulveson, Mattias Nordkvist, Razmus Nyström, André Christenson, Emil Almén, Fredrik Robertsson, Robert Fux, Louie Indriana, Dominika Peczynski ile filmin koreografı olan ve ilk kez kamera karşısına geçen Fredrik Quiñones.

Dancing Queens’in yönetmeni Helena Bergström, senaryoyu Denize Karabuda ile birlikte kaleme aldı. Kostümler İsveçli moda tasarımcısı Camilla Thulin’in imzasını taşıyor. Müzikler ise Norveçli Gaute Storaas tarafından bestelendi.

Konusu

Hikâye, Bohuslän takımadalarındaki küçük bir adada yaşayan Dylan Pettersson (Molly Nutley) adlı 23 yaşındaki dans tutkunu kızı konu ediniyor. Dylan, zor durumdaki Queens adlı drag kulübünde temizlik yapmayı kabul edince kulübün yıldız dansçısı ve koreografı (Fredrik Quiñones) ondaki yeteneği keşfeder. Dylan gösterinin bir parçası olmak için can atsa da sonuçta o bir kızdır ve bu bir drag gösterisidir. Ancak istenirse elbet bir yol bulunur.

Kaynak. Netflix

Televizyonda Bu Akşam: Aşkım Bahardı

Saat : 20:00 – 22:15 (135 dakika)
Tür : Sinema (Komedi,Romantik)
Oyuncular : Aslı Bekiroğlu, Alper Saldıran, Serkan Kuru, Bengi İdil Uras
Yönetmen : Emir Khalilzadeh
Kanal: Fox Tv

Konusu

Adana’nın ünlü restoranlar zincirinin genç patronu Levent, çocukluk arkadaşı Şeref’in düzenlediği sürpriz bekarlığa veda partisine zorunlu olarak evet deyince, başına hiç düşünemeyeceği olaylar gelir. Yoksul, kendi halinde, sorunlu ve üçkağıtçı abisiyle yaşamak zorunda kalan Bahar’la Levent’in yolları bu sürpriz parti ile bir kez daha kesişince işler iyice karmaşık hale gelecektir.

Kaynak: Hürriyet

Friends Reunion Yorumu: Dostluğunuz İçin Teşekkürler!

Friends Reunion, son dönemin en çok konuşulan programıydı. Özel bölüm mü olacak? Senaryosu olacak mı? Yoksa sadece röportaj mı derken, sonunda reunion günü geldi çattı ve sorularımıza yanıt bulduk. Aslında senaryosuz bir etkinlik olacağı zaten biliniyordu ama kurulan set ortamı ve oyuncuların yarattığı heyecan aynı zamanda bir programdan fazlası olacağını da işaret ediyor gibiydi. Öyle de oldu.

Özellikle konuk listesini görünce, sevdiğimiz oyuncularla hasret giderir biraz söyleşiriz, keyifle izleriz ve biter diye düşünürken hepimizin beklediğinden daha büyük bir reunionla karşılaştık kabul edelim.

Hepsinin tek tek sete girdiği an başladı bir çoğumuzda göz yaşları. Oyuncularda da tabii. Dile kolay 90’lı yıllarda her gün o settelerdi. Kendi 20’li ve 30’lu yaşlarını o sette geçirdiler. Bizim için bile bu kadar duygusalsa onlar için düşünemiyorum bile. Haliyle ilk saniyelerden hem oyuncularda hem de seyircide göz yaşları sel oldu.

Sonrasında 10 sezon boyunca dinleyip, izlediğimiz o intronun reunion özel versiyonunu izlemek harika bir düşünce olmuş. O introyu kaç kez izledim sayısını unuttum. Introyu tekrar tekrar başa sarmaktan bölüme 10 dakika gecikmeli geçebildim 🙂

Sonrasında ise sunucu eşliğinde oyuncuların yan yana gelip soruları yanıtlaması, Friends’i konuşmaları, kamera arkalarını izlememiz, sette diziye dair bir hafıza oyunu oynamaları ve bu esnada diziden gelip geçmiş isimlerin konuk olması, bilinmeyen bazı şeyleri ilk kez açıklamaları, dizideki ikonik kıyafetlerden moda şovu izlememiz, ünlü isimlerin Friends’in unutulmaz sahnelerini anlatmaları ve bu sahneleri oyuncuların şimdiki halleri ile okuma provasında tekrar canlandırmaları….

Özellikle de Jennifer ve David’in ilk sezon birbirlerine gerçekten de aşık olmaları ama bir türlü birleşememelerini sonunda Ross ve Rachel’da kullanmaya karar vermelerini öğrenmek çok üzücü, şaşırtıcı ve heyecanlı bir andı. Bunun üstüne bir de Rachel ve Ross’un meşhur ilk öpüşme sahnelerini Jen ve David’in okuma provasında tekrar seslendirmeleri bin kat daha anlam kazandı!

O kadar dolu dolu bir program hazırlamışlar ki kısacası Friends yapınca yine en iyisini yapmış! Reunion adı altında resmen şov yaptılar, resmen! Boşuna Friends olunmuyor işte.

Friends reunion yorumlarının ortak noktası ise yine herkesin ”Uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemiştim” demesi oldu. Kimileri Friends komik değil diyor ya da başka sitcomlarla kıyasa giriyor ama olayın bu olmadığını anlayamıyorlar maalesef. Friends’in asıl sırrı kendimizi iyi hissetmemizde yatıyor. 17 yıl aradan sonra yine geldiler ve bize yine çevremizdeki her şeyi unuttuğumuz, kendimizi aşırı iyi ve mutlu hissettiğimiz bir akşam hediye ettiler!

Ben Friends’i bundan 8 yıl önce izlemiştim, 100’lerce de yabancı dizi izlemişimdir. Ama benim için hep Friends bir yana, diğer diziler bir yanaydı. Reunion gecesi bunun neden böyle olduğunu bir kez daha hatırlattılar. Sanki 8 yıl önce Friends izlediğim bir akşama ışınlandım. Bir dizi tesirini hiç mi yitirmez, birebir aynı hislerle mi izletir? Bu kadar çok sevince ve bu kadar da iyi olunca izletiyor işte demek ki.

Programda röportaj yaptıkları seyircinin de dediği gibi Friends birçoğumuzun hayatına dokunmuş, yakın arkadaş grubu olmuştur. Bir geceliğine de olsa dönüp, dostlarımıza tekrar kavuşmamıza sağladığınız için teşekkürler Friends ekibi.

İyi ki senaryolu bir dönüş olmamış iyi ki cast olarak dönmüşsünüz. Zaten cast da birbiri ile o kadar uyumlu ve iyi arkadaş ki, dizideki karakterlerini ve dostluklarını aratmıyorlar. Senaryolu bir dönüş, bu kadar etkileyemezdi gerçekten de. Kendileri de böyle bir şeyin mümkün olmayacağını güzel dile getirdiler zaten.

Çünkü Friends kendi deyimleriyle ”Arkadaşlarınızın, aileniz olduğu yılları anlatan 20lerindeki bir grup arkadaşın hikayesi. Kendi ailelerini kurduklarında bu hikye artık biter.”. Friends’e de olan buydu.

Güzel bir dönemi en güzel şekliyle anlattılar ve en güzel şekilde final yaptılar. Bozmaya gerek yok. Bu reunion bize yetti de arttı bile! Tekrar tekrar izlenesi bir iş olmuş, daha ne yapsınlar değil mi? 🙂

Her şey için en çok da dostluğun için teşekkürler Friends!

Son Yaz 20. Bölüm Yorumu: Tutsana Ellerimi

Geçtiğimiz hafta oldukça sakin ve mutlu bir bölümle ekrana gelen Son Yaz’ın 19. bölümünün fırtına öncesi sessizlik olduğunu sezmiştik.

Gerçekten de fırtına gibi bir bölüm geldi. Ama en çok da reytinglerin de fırtına gibi gelmesine sevindim, 2 haftalık aradan sonra ufak bir tökezleme yaşadık ama kemik izleyici yine Son Yaz‘ı bırakmamış. Tüm gruplarda eski oranlarımızı geri almışız.

Yorumuma başlamadan önce bölümün adına da bir küçük değinmesem olmaz. Hissikablelvuku‘yu gördüğüm an kulaklarımda İtirazım Var filminden ”Attım tuttu Cihan.” repliği çınladı. Aynı tepkiyi Ali Atay‘ın verdiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam. 🙂

Çaresizlik nedir? Bağıra Çağıra Ağlamak mı?

Lafı çok uzatmadan, bölümün can alıcı noktalarına değinmek istiyorum. Öyle çok an vardı ki gerçi. Tek tek ele almak yerine bir bütün olarak değerlendireceğim bölümü çünkü yine dramı da komedisi de heyecan ve aksiyonu da dozunda ve kararında bir bölüm izledik.

Öncelikle, Canan ve Selim kimilerince tepkisizlikle suçlanmış, üzüntüleri yeterli bulunmamış. Öğrendikleri anı zaten izlemedik, Selim’in Akgün’e ”Sesin çok kötü geliyor. Bir şey mi oldu?” dediği an Canan’ın korku dolu bakışlarında kaldık ve hastane sahnesine geçtik.

Orada da Canan’ın ağlayıp bağırmasındansa, telaştan elindeki telefonu düşürmesi çok daha etkileyici bir tepkiydi. Oyunculuk da bağır çağır ağlamakta değil, böyle küçük nüanslarda saklıdır bence. Şoktan ve telaştan eli ayağı tutmuyordu ama ağıt yakmadığı için tepkisiz ilan edilmiş. İlginç.

Selim de aynı şekilde, telaşını ve korkusunu genellikle sinir seviyesi ile hissettiren bir karakterdir ve yine esip gürlemesiyle o paniği gayet verdi. Üstelik bunlardan 5 dakika sonra Yağmur’un gayet iyi olduğunu öğrendiler. Yani hayati bir tehlike kalmamış, Yağmur iyileşmiş. Daha neden paralayacaklardı kendilerini?

Kaldı ki Son Yaz öyle büyük dramların ve acıtasyonların dizisi de değil. Hiçbir sahneyi ve olayı da uzun uzadıya işlemiyor. Akgün’e araba çarptığında bölümün ilk 20 dakikasında ameliyatını olmuş, taburcu bile etmiştik hatırlayınız. Geri kalan sahnelerde Selim’i korumak için mafyacılık oyununa geçmişti.

Burada da aynı şekilde, büyük bir kazayı, ağaca çarpıp durmaları sayesinde daha hafif şekilde atlatan Yağmur’un iyi olduğunu bölümün ilk 10 dakikasında öğrendik ve bitti zaten. Bundan sonrası bu komployu kimin kurduğunu bulmak için kolları sıvamaya geçme zamanıydı. Özellikle de Selim için. Çünkü kendisi Yağmur’un babası olmasının yanı sıra bu komployu kuran Halil Sadi’ye karşı savaşan bir savcı aynı zamanda.

Yağmur’un Kaçırılması

Yağmur kaçırıldığında ise asıl korku o zaman başladı bence. Çünkü, ona bu komployu kuran Gökhan kaçırdı Yağmur’u. Asıl bu kez ne olacak, kurtulacak mı belli değildi. Burada da Canan bir an olsun Selim’in yanından ayrılmadı. Hem ağladı hem kızının peşinden gitti. Belki daha fazla ağladığını görebilir miydik? Evet. Eski sahneler hatırlanabilir, daha duygusal anlar yazılabilir miydi? Evet. Ama bölüm süresine rağmen, bu tip detaylar için zaman yoktu bana kalırsa.

Belki de iki haftalık ara etkiledi, zaten hızlı olan senaryonun daha da hızlanması gerekti. Ama bundan yana pek şikayetim olduğunu söyleyemem. Bu bölüm süreleri ile yerli dizinin dramı hiç çekilmiyor açıkcası. 🙂 Uzun uzun göz yaşı dökmektense, son sahnede çatışma esnasında kızının kulaklarını kapatıp bir yandan ağlarken bir yandan da ona çocukluğundaki gibi şarkı söylemek ON KAT DAHA ETKİLİ BİR SAHNEYDİ.

Bir de söylemem gerekir ki silahlarla çatışma ve aksiyonun ilk kez kendini bu kadar hissettirdiği bir bölüm izledik. Yağmur’un silah seslerini duyup ”Artık dursun lütfen. Kimse zarar görmesin.” diye ağlaması ve Hümeyra‘dan ”Tutsana Ellerimi” şarkısının çalmaya başlaması, o çatışma sahnesini bile sanat gibi göstermiş, sahnenin duygusu arşa çıkmış daha ne diyebilirim ki.

Bu bölümden yana tek üzgünlüğüm, dizinin bana göre en iyi ikilisi olan Selim ve Akgün birlikteliğini az görmemizdi. Onu da haftaya Akgün’ün babasının kaçırılması ile telafi ederiz diye düşünüyorum. Bu bölüm Yağmur’la yaşadığı kaza şokundan sonra bir de babası ve Yağmur’un hayatı arasında kalması yetmezmiş gibi bunlara son olarak da babasının kaçırılması eklendi. Akgün, çaresizlik üstüne çaresizlik yaşarken yine Selim olacak yanında.

Bölüm yorumumu bitirirken Yağmur Kara‘ya ayrı bir parantez açmamak da olmaz. Bu kıza dövüş kursuna gitme ve dövüşme skillini kim yüklediyse tebrik ediyorum muhteşem ve de örnek alınası bir özellik.

Kurtarılmayı beklemek yerine her durumdan kendini kurtarıyor hatta bir kere karşısındaki adamı enseden indirerek Akgün’ü kurtarmışlığı da vardı. Dövüş konusundan da hariç, ilk bölümler arabayla geri dönüp, Akgün’ü kurtardığı sahneden söz etmiyorum bile.

Kısacası kimileri ister buna ”burnunu sokmak” desin ama Yağmur da bu dizinin önemli bir karakteri, bu olayların içinde yaşanan her şey onu da etkiliyor hatta bu bölüm kaza yapan ve kaçırılan kişi Yağmur olduğu için bizzat KENDİSİ YAŞADI. E yorumu da olsun dimi bi zahmet? Aklı var çünkü. Hatta Selim savcımıza çekmiş, dizinin en zeki karakterlerinden biri. Saksı gibi durmasını mı bekliyorsunuz? Tabii ki her olaya bir fikri olacak, her olayın peşinden gidecek. Gerçekleri öğrenmek istiyor ve bunu yapacak cesareti de gücü de var. Bundan da doğal bir şey olamaz. Sonuna kadar Yağmur Kara’cıyız!

Üstelik kendini kaçıran Gökhan’da suç yok da, olaya yorum getiriyor bir şekilde konuşarak ikna etmeyi deniyor diye Yağmur mu her şeye karışıyor oluyor. İlginç. Oturduğu yerde ağzı kapalı beklesin istiyorsanız, başka diziler önerebiliriz.

Toparlamak gerekirse, yine her olayın ve karakterin dozunda işlendiği, güzel bir bölüm izledik. Hem de onca araya ve probleme rağmen. Daha da iyilerini izleyeceğiz. Tek temennim daha fazla Selim ve Akgün görmek olduğunu da son bir daha hatırlatıyor ve sezon finalini beklemeye koyuluyorum!

error: Korunan İçerik!