Geçtiğimiz hafta oldukça sakin ve mutlu bir bölümle ekrana gelen Son Yaz’ın 19. bölümünün fırtına öncesi sessizlik olduğunu sezmiştik.

Gerçekten de fırtına gibi bir bölüm geldi. Ama en çok da reytinglerin de fırtına gibi gelmesine sevindim, 2 haftalık aradan sonra ufak bir tökezleme yaşadık ama kemik izleyici yine Son Yaz‘ı bırakmamış. Tüm gruplarda eski oranlarımızı geri almışız.

Yorumuma başlamadan önce bölümün adına da bir küçük değinmesem olmaz. Hissikablelvuku‘yu gördüğüm an kulaklarımda İtirazım Var filminden ”Attım tuttu Cihan.” repliği çınladı. Aynı tepkiyi Ali Atay‘ın verdiğine yemin edebilirim ama kanıtlayamam. 🙂

Çaresizlik nedir? Bağıra Çağıra Ağlamak mı?

Lafı çok uzatmadan, bölümün can alıcı noktalarına değinmek istiyorum. Öyle çok an vardı ki gerçi. Tek tek ele almak yerine bir bütün olarak değerlendireceğim bölümü çünkü yine dramı da komedisi de heyecan ve aksiyonu da dozunda ve kararında bir bölüm izledik.

Öncelikle, Canan ve Selim kimilerince tepkisizlikle suçlanmış, üzüntüleri yeterli bulunmamış. Öğrendikleri anı zaten izlemedik, Selim’in Akgün’e ”Sesin çok kötü geliyor. Bir şey mi oldu?” dediği an Canan’ın korku dolu bakışlarında kaldık ve hastane sahnesine geçtik.

Orada da Canan’ın ağlayıp bağırmasındansa, telaştan elindeki telefonu düşürmesi çok daha etkileyici bir tepkiydi. Oyunculuk da bağır çağır ağlamakta değil, böyle küçük nüanslarda saklıdır bence. Şoktan ve telaştan eli ayağı tutmuyordu ama ağıt yakmadığı için tepkisiz ilan edilmiş. İlginç.

Selim de aynı şekilde, telaşını ve korkusunu genellikle sinir seviyesi ile hissettiren bir karakterdir ve yine esip gürlemesiyle o paniği gayet verdi. Üstelik bunlardan 5 dakika sonra Yağmur’un gayet iyi olduğunu öğrendiler. Yani hayati bir tehlike kalmamış, Yağmur iyileşmiş. Daha neden paralayacaklardı kendilerini?

Kaldı ki Son Yaz öyle büyük dramların ve acıtasyonların dizisi de değil. Hiçbir sahneyi ve olayı da uzun uzadıya işlemiyor. Akgün’e araba çarptığında bölümün ilk 20 dakikasında ameliyatını olmuş, taburcu bile etmiştik hatırlayınız. Geri kalan sahnelerde Selim’i korumak için mafyacılık oyununa geçmişti.

Burada da aynı şekilde, büyük bir kazayı, ağaca çarpıp durmaları sayesinde daha hafif şekilde atlatan Yağmur’un iyi olduğunu bölümün ilk 10 dakikasında öğrendik ve bitti zaten. Bundan sonrası bu komployu kimin kurduğunu bulmak için kolları sıvamaya geçme zamanıydı. Özellikle de Selim için. Çünkü kendisi Yağmur’un babası olmasının yanı sıra bu komployu kuran Halil Sadi’ye karşı savaşan bir savcı aynı zamanda.

Yağmur’un Kaçırılması

Yağmur kaçırıldığında ise asıl korku o zaman başladı bence. Çünkü, ona bu komployu kuran Gökhan kaçırdı Yağmur’u. Asıl bu kez ne olacak, kurtulacak mı belli değildi. Burada da Canan bir an olsun Selim’in yanından ayrılmadı. Hem ağladı hem kızının peşinden gitti. Belki daha fazla ağladığını görebilir miydik? Evet. Eski sahneler hatırlanabilir, daha duygusal anlar yazılabilir miydi? Evet. Ama bölüm süresine rağmen, bu tip detaylar için zaman yoktu bana kalırsa.

Belki de iki haftalık ara etkiledi, zaten hızlı olan senaryonun daha da hızlanması gerekti. Ama bundan yana pek şikayetim olduğunu söyleyemem. Bu bölüm süreleri ile yerli dizinin dramı hiç çekilmiyor açıkcası. 🙂 Uzun uzun göz yaşı dökmektense, son sahnede çatışma esnasında kızının kulaklarını kapatıp bir yandan ağlarken bir yandan da ona çocukluğundaki gibi şarkı söylemek ON KAT DAHA ETKİLİ BİR SAHNEYDİ.

Bir de söylemem gerekir ki silahlarla çatışma ve aksiyonun ilk kez kendini bu kadar hissettirdiği bir bölüm izledik. Yağmur’un silah seslerini duyup ”Artık dursun lütfen. Kimse zarar görmesin.” diye ağlaması ve Hümeyra‘dan ”Tutsana Ellerimi” şarkısının çalmaya başlaması, o çatışma sahnesini bile sanat gibi göstermiş, sahnenin duygusu arşa çıkmış daha ne diyebilirim ki.

Bu bölümden yana tek üzgünlüğüm, dizinin bana göre en iyi ikilisi olan Selim ve Akgün birlikteliğini az görmemizdi. Onu da haftaya Akgün’ün babasının kaçırılması ile telafi ederiz diye düşünüyorum. Bu bölüm Yağmur’la yaşadığı kaza şokundan sonra bir de babası ve Yağmur’un hayatı arasında kalması yetmezmiş gibi bunlara son olarak da babasının kaçırılması eklendi. Akgün, çaresizlik üstüne çaresizlik yaşarken yine Selim olacak yanında.

Bölüm yorumumu bitirirken Yağmur Kara‘ya ayrı bir parantez açmamak da olmaz. Bu kıza dövüş kursuna gitme ve dövüşme skillini kim yüklediyse tebrik ediyorum muhteşem ve de örnek alınası bir özellik.

Kurtarılmayı beklemek yerine her durumdan kendini kurtarıyor hatta bir kere karşısındaki adamı enseden indirerek Akgün’ü kurtarmışlığı da vardı. Dövüş konusundan da hariç, ilk bölümler arabayla geri dönüp, Akgün’ü kurtardığı sahneden söz etmiyorum bile.

Kısacası kimileri ister buna ”burnunu sokmak” desin ama Yağmur da bu dizinin önemli bir karakteri, bu olayların içinde yaşanan her şey onu da etkiliyor hatta bu bölüm kaza yapan ve kaçırılan kişi Yağmur olduğu için bizzat KENDİSİ YAŞADI. E yorumu da olsun dimi bi zahmet? Aklı var çünkü. Hatta Selim savcımıza çekmiş, dizinin en zeki karakterlerinden biri. Saksı gibi durmasını mı bekliyorsunuz? Tabii ki her olaya bir fikri olacak, her olayın peşinden gidecek. Gerçekleri öğrenmek istiyor ve bunu yapacak cesareti de gücü de var. Bundan da doğal bir şey olamaz. Sonuna kadar Yağmur Kara’cıyız!

Üstelik kendini kaçıran Gökhan’da suç yok da, olaya yorum getiriyor bir şekilde konuşarak ikna etmeyi deniyor diye Yağmur mu her şeye karışıyor oluyor. İlginç. Oturduğu yerde ağzı kapalı beklesin istiyorsanız, başka diziler önerebiliriz.

Toparlamak gerekirse, yine her olayın ve karakterin dozunda işlendiği, güzel bir bölüm izledik. Hem de onca araya ve probleme rağmen. Daha da iyilerini izleyeceğiz. Tek temennim daha fazla Selim ve Akgün görmek olduğunu da son bir daha hatırlatıyor ve sezon finalini beklemeye koyuluyorum!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz