İlk bölüme göre daha hareketli olan bu bölümde, duruşma sahneleriyle birlikte tansiyon yükseliyor. Masum olan çocukların hakkını savunmak için bir araya gelen avukatlar, birtakım anlaşmazlıklar ve sonrasında dava günleriyle geçiyor bölüm.

Davalı taraf ısrarla ortada olmayan, hiçbir şekilde bulunamayan deliller üzerinden yürüyüp karar verecek yetkilileri ikna etmeye çalışsa da, hakimin ve diğerlerinin tarafı zaten belli olduğundan bu dava için kasıtlı olarak seçildiğinden tarafsız bir işleyiş göremiyoruz. Kıvırcık şeytanın mantıklı mantıksız her itirazı kabul edilirken, karşı tarafın sözleri sürekli kesiliyor, misal. Tanıklar dinlenirken de benzer muameleler gerçekleşiyor ancak çocuklarından avukatlarından biri hem kendi savunmasıyla hem de tanıklar üzerinden sorduğu sorular ve aldığı cevaplarla güçlü bir mücadele veriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Endişenin gittikçe arttığı dönemlerde, avukatlarla beraber umutla bekleyen, pes etmeyen ve çocukların suçsuzluğunu “kanıtlayan” çorap mevzusuna sevinen aileler, ne yazık ki karşılarında ikna olmuş bir heyet göremiyor. Yetkililer onları hapse atmaya yer aradığından, Antron’un avukatının verdiği tüm savaşa ve yaptığı güzel hamlelere rağmen aklanma gerçekleşmiyor.

Davacı tarafın ahlaksız, iftira dolu iddiaları hakkında şüpheye düştüğü anlarda “artık geri dönüş olmayacağının, çünkü herkesin gözünün bu davada olduğunun” altı çiziliyor. Makam mevki, itibar dertleri ve korku benzeri duyguların esiri olmuş bu insanlar geri adım atmıyor ve suçlamalarına işin içine kurbanın dahi dillendirmediği detaylar ve sahtelikle dolu duygusal bir üslup da katarak aynı tavırlarını sürdürüyor. Diziyi izlerken aralarda çocukların “düzgün”, neşeli yaşantılarından ve polislerin yanındayken gördüğü eziyetlerden kesitler görmek, işin en vurucu kısımlarından.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yapılan haksızlıklara tepki olarak gerçekleştirilen protestoların da dikkat çektiği bölümde, en güzel olan şeylerden biri günümüzde skandallarıyla ünlü olan ABD başkanı Donald Trump’ın görüşlerine yer verilmesiydi. Bariz ırkçı olan Trump, o dönemde de bizi şaşırtmıyor ve korkunç “idam” fikirlerini gazeteye tam sayfa ilan bastırmak için para harcamaktan çekinmiyor.

Her zaman yaptığı gibi çok doğru şeyler söylüyormuşçasına bir havayla verdiği röportajlar, yaptığı konuşmalar bize bir şeyleri sorgulayıp karar vermek için yetiyor. Bu insanların çirkin düşünceleri, bizim içimizde yalnızca hayalkırıklığına sebep olmuyor, aynı zamanda nefret gibi kötü duygular için de sağlam gerekçeler oluşturuyor. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz