Netflix’de izleyecek bir mini dizi arıyorsanız, öneri ayağınıza geldi. Söylüyorum, Unorthodox! İzlemeye kesinlikle değecek, bambaşka bir kültüre yolculuk edecek ve bir kadının değişime attığı ilk adıma şahitlik edeceksiniz.

Dizi, Deborah Feldman’ın Unorthodox: The Scandalous Rejection of My Hasidic Roots adlı eserinden uyarlanmış. Başrollerinde Shira Haas (Esty), Jeff Wilbusch (Moishe), Amit Rahav (Yanky) ‘ın yer aldığı dizi, bir Alman-Amerikan yapımı aynı zamanda.

Brooklyn’de yaşayan Hasidik Yahudiler hakkında ne biliyorsunuz? Görselleri gözünüz bir yerden ısırabilir fakat çoğunluğumuz bu cemaatleri belki de hiç duymadı. İşte bu hikayede, belirli kalıpların içine sıkışıp kalmış bir kadının, yaşamı keşfedişini izliyorsunuz. Taze deneyimlerle, sizi hiç bilmediğiniz diyarlara götürecek ve kendinizi yeniden sorgulamanıza neden olacak. 19 yaşındaki Esty, yıllarını o rolün içine girmeye çalışarak harcamış genç bir kadın. Olduğunu sandığı kişi olmadığını anlamak ise, kimse için kolay olmayacaktı.

UNORTHODOX

Peki dizide bahsi geçen Hasidik Yahudiler kimdir? İkinci Dünya Savaşı sonunda, kamplardan kurtulan Yahudiler, New York- Williamsburg’e yerleşiyorlar. Dizinin konu aldığı Hasidik cemaati, diğer Hasidik cemaatlerden biraz farklı. Çünkü bizim izlediğimiz, savaştan sonra kurulan bir Hasidik cemaati. Öncelikleri de buna göre oluşuyor haliyle. Örneğin, cemaatte en önemli şey aile olarak görülüyor. Ve evliliğin birinci yılında çocuk yapmak (diziden öğrendiğimiz kadarıyla) çok önemli. Doğurdukları her bir çocuk, katliamda yitirilen bir cana karşılık geliyor.

Bu noktadan sonra biraz spoiler vererek ilerlemek istiyorum. Diziyi henüz izlemediyseniz yazının kalan kısmını atlayabilirsiniz.

Diziyi çok ama çok beğendim. Sanırım bunu belli başlı üç sebebi var. Birincisi, bir kadının kendi sınırlarını aştığı anları çok güzel bir şekilde bizlere aktardığı için… İkincisi, dizinin bize harika mekanlarla, ışıklarla ve doğru kurguyla geldiği için… Üçüncüsü ise -biraz daha bana özel olabilir- İngilizce dışında bir dil konuştukları halde beni kendine çekebilen bir dizi olduğu için. Ve bu üç kombinasyon, diziyi izlemeye yeter de artar bile.

İzlerken şunu gördüm; Esty gerçekten o cemaate ait olmak için çok çabalıyor. Annesinin onu terk edip gittiği gerçeğini belki de kabullenememiş ve bunun yerini gelenek ve göreneklerine bağlı kalarak, başkalarını mutlu etmeye çalışarak geçirmeye çalışmış hayatını. Bütün bunların yanlış olduğunu düşünse de , kafasındaki ses ona ‘sen farklısın’ diye bağırsa da, o bu sesi hep bastırmayı seçmiş. Babaannesine olan sevgisi de üstüne tuz biber olmuş tabi.

Esty’i anlamak için, onun cemaatinden olmak gerekmiyor aslında. Bu bir kadının, başkalarının düşünce ve fikirlerinden arınma öyküsü.

Dizi kültürel açıdan kendini o kadar iyi yansıtmış ki, dört bölümde bize edinmemiz gereken bütün bilgileri veriyor. Her bir bölümde geçmişe yolculuk etmek ve finalde başladığımız noktaya nasıl gelmiş olduklarını görmek inanılmaz bir deneyimdi. Kamera arkasını izlediğimde ufak bir not almıştım. Geçmişi gösterdikleri sahneler kitaptan birebir uyarlama fakat gelecekten gösterdikleri sahneler Deborah Feldman’ın hayatından bağımsız olarak yazılmış. Ayrıca kitapta işlenen tarih eski olduğu için, günümüze uyarlama ihtiyacı sezmişler.

Oyuncu seçimleri de çok ilginç olmuş tabi. Mosihe karakterini canlandıran Jeff Wilbusch’un menajeri, ekibe tam istedikleri gibi bir oyuncuya sahip olduğunu söylemiş. Meğer Wilbusch, tıpkı Esty gibi bir Satmar cemaatinden geliyormuş. Yani konuştukları dil olan Yiddiş kendisinin ana dili… ‘Bu benim hikayem’ demiş ve hemen rolü kapmış.

Gözlem yapmak, kostümleri ayarlamak, her şeyi olabildiğince doğru yansıtmaya çalışmak onlar için çok zor olmuş. Özellikle sadece düğünü çekmek için iki günleri varmış ve bütün oyuncular için oldukça zorlu bir süreç olmuş. Havanın sıcaklığı çekimleri zorlaştırmış fakat yine de yetiştirmeyi başarmışlar.

İzlerken, bu hikayenin derinliğinden herkesin nasıl etkilendiğini görüyorsunuz aslında. Sadece Esty’nin hikayesi de değil, diğer karakterlerinde kendine has bir dokunuşu ve katkısı var hikayeye. Ve tüm bunlar bizim diziyi bir bütünlük içerisinde izlememizi kolaylaştırıyor.

Dört bölümlük bir dizide, diğer karakterlerin hayatlarına odaklanma olasılığımız pek olmuyor. Fakat bu hikayede tek bir cümlede, olayın döngüsünü anlamamız mümkün. Esty’nin annesinin: ‘Her zaman bir Mosihe vardır.’ sözünden tutun, Mosihe’nin: Evine dön yoksa hep yolunu kaybetmiş ve  Tanrı’nın takdirini bekleyen bir Yahudi olacaksın.’ sözüne kadar… Her karakter, başkası için kurduğu cümlede kendini saklıyordu aslında.

Baş karakterimiz Shira Haas’ın da söylediği gibi. ‘Bu hikaye Tanrı’nın varlığı ya da benzeri bir konuyla ilgili değil. Daha çok bir sesinin olabilmesiyle ilgili.’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz