The King Eternal Monarch 7. Bölüm | Evrenin Kuralı: Denge

Merhaba sevgili dostlar ve K-Drama severler. Yeni bir bölüm yorumuyla tekrar birlikteyiz.

Geçen bölüm Jung Tae-eul Kore Krallığı’nda yaptığı seyahate devam etmiş fakat beklenmeyen olaylar sonrası seyahati kısa kesmek zorunda kalmıştı. Lee Gon ile tekrar görüşmek üzere sözleşerek kendi dünyasına dönmüştü. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.

Kimi dizilerde bölüm sonu gösterilirken, bir sonraki bölüme sakladıkları ara kısımlar da oluyor. Yeni bölüm, atlanılan ara sahneyle başlayıp önceki bölüm sonu sahnesine bağlanıyor. Burada da aynı yöntem uygulanıyor. Lee Gon ve Jung Tae-eul ayrıldıktan sonra Lee Gon hemen Jung Tae-eul’ün yanına gidemez. Çünkü bir kral olarak Lee Gon’un yerine getirmesi gereken görevleri vardır. Lee Lim’in yaşadığını öğrendikten sonra uygulanması gereken prosedürlerin bir kısmını atlayarak bir an önce Jung Tae-eul’ün yanına gitmeye çalışır. Çünkü Jung Tae-eul’ü seçtiği, sevdiği için Jung Tae-eul’ün hayatı tehlikededir. Ayrıca Lee Lim hayattadır ve büyük ihtimal Kore Cumhuriyetindedir. Sahip olduğu yarım flütle neler yaptığını bilmesi ve bir an önce yakalayıp cezasını vermesi gerekmektedir.

Bu bölümde Jung Tae-eul’ün iyi bir nişancı olduğunu görüyoruz. Senaristimizin yazdığı hiçbir detay gereksiz değildir. Jung Tae-eul’ü iyi bir nişancı olarak gösterdiyse bunu mutlaka bir yerde kullanacaktır ki ilerleye bölümlerde de görüyoruz zaten. Bir yandan sıfırın ötesindeki adamı, Lee Go’u bekleyedursun diğer yandan da yeni cinayet dosyalarını çözmeye çalışır. Bu sefer bir kadın öldürülmüştür, şüpheli kadının erkek arkadaşıdır ama sonrası sürpriz çıkıyor elbette. Olayların detaylarına, sırası geldikçe değineceğim.

Lee Gon Kore Cumhuriyetine gelir. Gelir ama bu sefer yalnız değildir. Lee Lim’i, burada yakalaması için yanında Jo Young’u da getirir. Zaten Jo Young’un da Lee Gon’u tek başına bir yere göndermeye niyeti yoktur. Lee Lim’i krallıkta yakalamak kolaydır ama burada Lee Lim’in yakalanması imkansızdır. Bundan dolayı görev “konusunda uzman” Jo Young’a verilmelidir. Lee Gon da aynen öyle yapar.

Hem dizinin hem de bölümün en eğlenceli anlarından biriydi Jo Young ve Jo Eun Seob’un karşılaşmaları. İki benzer kişi fakat tamamen zıt karakterler. Jo Young ciddi, tek bir hedefi, amacı olan birisi. Onun amacı sadece kralını korumak. Jo Eun Seob ise tam tersi eğlenceli, hayatı çok da ciddiye almayan ama sevdiklerini de fazlasıyla önemseyen ve korumaya çalışan birisi. Jo Young’un bir hayali var demiştik. Jo Eun Seob’un ise, bildiğimiz 63 tane hayali var. 😊 Lee Gon, alanında uzman Jo Young’un asla yakalanmayacağını söylemişti ama dakika bir gol bir misali daha ilk dakikalardan Jo Eun Seob’a yakalandılar. Her ne kadar, ilk zamanlar birbirlerinden haz etmeseler de zamanla birbirlerini sevdiklerini ve desteklediklerini görüyoruz. Öyle ki birbirlerinin yerine geçip görevlerini başarıyla tamamlayacak kadar.

Çiftimiz görsel ikizleri baş başa bırakıp kendileri, sözleştikleri gibi ilk randevularına çıkarlar. KES bacımız araya serpiştirdiği detaylarla, gelecekte nasıl bir hayat istediklerini bizlere gösteriyor aslında. Kimsenin bilmediği yalnız kendilerinin var olduğu anları yaşamak. Gözetilmeden, kontrol edilmeden, sade, yalın bir birliktelik. Bunu Lee Gon da söylüyor zaten Jung Tae-eul’le sıradan, günlük bir hayatı yaşamayı. Denemek istediği şeylerden biri de sevdiği kadını telefonla arayıp; telefonda sohbet etmek, bugün ne yaptığını sormak ve ona onu çok özlediğini söylemek…😍

Bu sahnede güzel olan bir şey de Lee Gon’un Jung Tae-eul’ün elini sıkıca tutması. Jung Tae-eul “elimi bırakmayacak mısın?” dediğinde Lee Gon “asla” diyerek aslında, bir ömür boyu elini bırakmayacağının da sözünü vermiş oluyordu. Dünyaları ayrı olsa da bir araya gelmelerine ve Lee Gon’un sevdiği kadının elini tutmasına hiçbir şey engel değildi. Dizide çok çok sevdiğim en özel hareketler Lee Gon’un Jung Tae-eul’ün elini içtenlikle tutması ve birbirlerine sımsıcak, sımsıkı sarılmaları. ❤️

Lee Lim elindeki flütün gücünden yararlanıp tanrıcılık oynamaya kalkışır. Yirmi beş yılda neler yaptığını şimdilik bilemiyoruz ama bu bölüm, cumhuriyette varlıklı olan kişileri öldürüp yerine, krallıktan getirdiği görsel ikizleri getirdiğini görüyoruz. Buradan çıkardığım sonuç ise zayıf ve fakir kişileri üst konumlara getirmek ve kendisine tabi bir kitle oluşturmak.

Lee Lim bu görüşmeyi yaparken zaman yine donar. O an anlar ki Lee Gon sarayı yine terk etti. Bu durum Lee Lim’in dikkatini çekse de neden sık sık yer değiştirdiğinin cevabını şimdilik veremez. Fakat bildiği bir tek şey var. O da artık Lee Gon’un, kraliyette ne zaman olup ne zaman olmadığıdır.

Zaman donması olduğu zamanlarda yani kapı açıldığında yaşanan bir olay daha var ki bu bölüm daha net gösteriliyor. Görsel ikizlerin görüntüsünün bir yansıtıcıda görünmesi. Lee Gon ilk olarak cumhuriyete geçiş yaptığı esnada Luna’nın görüntüsü Jung Tae-eul’ün arabasının dikiz aynasında görünmesiydi. İkinci tekrar ise Lee Gon’un bu gelişi esnasında Başbakan Koo’nun bilgisayar ekranında benzerinin görünmesidir. Bu bir çeşit, açılan boşluk sebebiyle yaşanan yansıma olayı diyebiliriz. Sanki ışık hüzmeleri (fotonlar) diğer tarafa düşüyor da yansıtıcı yoluyla görünür hale geliyor. Bu da KES bacımızın fotonların hareketleriyle ilgili anlatmaya çalıştığı bir şey olsa gerek.

Sıradan insanlar gibi sıradan bir randevu ve sıradan zamanlar geçirdikten sonra gelelim esas meseleye. Şimdi soruların cevabını bulmaya. K-stadyumu gerçekten de Lee Gon’un ülkesinde var mıydı? Jung Tae-eul soruları sordukça cevapları bir bir geliyordu. Gerçekten de, telefon kaydında adı geçen her şey krallıkta mevcuttu. Jung Tae-eul bunun nasıl olduğunu araştıracağını söyler fakat Lee Gon buna pek razı olmaz. Çünkü Jung Tae-eun’un karşılaşacağı şeyler çok tehlikeli olabilirdi. Fakat cesur olmayı seçen Tae-eul başka seçeneğinin olmadığını, iki dünyanın böyle birbiriyle karışmaması gerektiğini söyler ve Lee Gon’dan iş birliği yapmasını, ne biliyorsa anlatmasını ister. Şu saatten sonra artık kader ortaklarıdırlar. Çözüme ulaşamayan cinayetler bir şekilde Jung Tae-eul’le Lee Gon’u aynı kader çizgisi üzerinde bir araya getirmiştir.

Ön anlaşmayı yaptıktan, emir verici, lider olarak Jung Tae-eul seçildikten 😊 sonra geiye şartları konuşmak kalmıştır. Jung Tae-eul 17 şartının olduğunu söyler. Bunlar; sessiz kalmak, insanların dikkatini çekmemek, kimseye kral olduğunu söylememek, Jo Yeong’u beladan uzak tutmak, Silah kullanmamak ve bir yere gittiğinde Jung Tae-eul’e söylemek. Lee Gon’un ise sadece iki şartı vardı. Jung Tae-eul Lee Gon’a gelmemesini ve gitmemesini söylemeyecekti. Çünkü bazı zamanlar geri dönmesi gerekiyordu ve Jung Tae-eul her ikisinde de gelmemesini ya da gitmemesini isterse Lee Gon hiçbir şey yapamazdı. Kısacası hayatta en zayıf olduğu kişi Jung Tae-eul’dü.

Gelelim şimdi SEK bacımızın özene bezen seçtiği rakamlara. KES bacımız gerekli yerlerde belirli rakamları kullandıysa ben de açıklamayı üzerimize bir vazife bilirim. 0 sayısı (0 ile 1 arası); boşluğu, yokluğu ve bazen de hiçliği sembolize eder. 1 sayısı; öz’dür, tüm sayıların başlangıcıdır. Dengeyi ve uyumu temsil eder. Tek olanı, mutlak olanı sembolize eder. 2 sayısı; nezaket, denge, incelik, eşitlik ve ikiliktir. Muhakemenin sessiz gücünü ve planlamanın gereksinimini yansıtır. Düaliteyi sembolize eder. Dünya-öteki dünya, kadın-erkek, sıcak-soğuk, gece-gündüz, iyilik-kötülük, siyah-beyaz, ying-yang gibi. 6 sayısı (Tae-eul’ün saydığı ilk şartlar); uyum, denge, içtenlik, sevgi ve doğruluğu temsil eder. Altı doğallıkla bizim için sakin, gözler önüne serilen bir şekilde çözüm yolları gösterir. 17 sayısı (dizide en fazla tekrarlanan sayıdır); öz disiplin, şefkat, sorumluluk, manevi farkındalık ve bilgeliği sembolize eder. Dizide kullanılan sayılar çok olduğundan, devamını sonraki bölümlerde yazmak üzere şimdilik bu kadarla yetiniyorum. 😊

Lee Gon ve Jung Tae-eul ayrıldıktan sonra Lee Gon yine otele gider. Jo  Young’u ikna etmeye uğraşırken tekrar zaman donar. Bu sefer bu donmaların bir yan etkiden dolayı değil de bir kuraldan kaynaklandığını anlar. Kapıdan her geçildiğinde zaman donuyordur. Kendisi burada olduğuna göre kapıyı kullanabilecek tek bir kişi vardır. Lee Lim. Hızlı bir beyin fırtınasından sonra bambu ormanındaki kapıyı tutması gerektiğine karar verir.

Jung Tae-eul ise Lee Gon’un, Lee Lim ile ilgili verdiği rapordan yola çıkarak Lee Lim’in görsel ikizinin bilgilerine ulaşır. Adres bilgilerinde bakım merkezi vardır. Tae-eul merkezi kontrol etmeye gider. Giderken de aklından şu düşünceler geçer; paralel dünyalar, aynı yüzler, aynı kimlik kartı, denge. Yeni kimlik kartım nereye kayboldu? Dengeyi koruyan kim?

Denge aslında, flüt ikiye bölündüğünde bozulmuştu. Bundan dolayı kader, geniş zaman dilimini kapsasa da anlık değişime uğradı ve zaman içerisinden bir kurtarıcı gelerek Jung Tae-eul ile Lee Gon’un kaderlerini birbirine bağladı (bunun açıklamasını ilerleyen bölümlerde yapacağım). Çünkü dengeyi yeniden sağlamaya çalışıyordu ve bunun yolu da Jung Tae-eul ile Jee Gon birlikteliğinden geçiyordu. Alınan bir kararla kaderin değişimini gördüğümüz ilk olay buydu. Burada karar sahibi Lee Lim’dir. Olay ise flüte sahip olmak için darbe yapılması ve devamında flütün ikiye bölünmesiydi. Sonraki bölümlerde ise yine alınan bir kararla kaderin nasıl değiştiğini göreceğiz.

Bir bölümün daha sonuna geldik. Sürçülisan ettiysem affola. Okuyan herkesin emeğine, gözlerine sağlık. Gelecek bölümde buluşmak üzere kalın sağlıcakla… 😊

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!