Merhaba sevgili dostlar. Yeni bir bölüm yorumuyla tekrar beraberiz.

Her zamanki gibi yine kısa bir özet geçelim. Konumuz, paralel evrenlerde bulunan iki ayrı dünyada geçiyor. Dünyalardan birisi Kore Krallığı olarak serüvenine devam ederken diğeri Kore Cumhuriyeti olarak yoluna devam ediyor. Kralımız, özel güçlere sahip bir flüt sayesinde Kore Cumhuriyetine geçiyor ve 25 yıldır aradığı Teğmen Jung Tae-eul’ü bulur. Bir bilim adamı da olan Kralımız bazı soruların cevabını bulmak için 2 ay kadar Kore Cumhuriyeti’nde kalmaya karar verir. En son Teğmen Jung Tae-eul’ü eş olarak alıp krallığında kraliçe yapacağını söylemişti. Şimdi kaldığımız yerden, yeni bölüm yorumumuza devam edelim.

“-Teğmen Jung Tae-eul. Seni karım, Kraliçe olarak kabul ediyorum. Sadece sebep oldun. Niçin bu dünyada kalmam gerektiğinin sebebi.”

Bu cümlelerden sonra Jung Tae-eul, günlerdir duyduğu “hikâyenin” gerçek olup olmadığına dair bir iz, işaret göstermesini ister Lee Gon’dan. Flüt olmadan da kapının açılıp açılmadığını teyit etmek için Tae-eul’le birlikte bambu ormanına gider fakat kapı açılmaz. Lee Gon artık yüzde yüz emindir. Dünyalar arası geçiş yapmak için flüt her daim yanında bulunmak zorundadır.

Tae-eul herhangi bir delil göremese de, ilk defa Lee Gon ile samimi bir şekilde sohbet imkanı bulur ve ilk defa Lee Gon’u ciddiyetle dinler. Çünkü 8 yaşında hem yetim hem de öksüzdür artık ve küçük yaşında babasının cenaze merasimine iştirak etmek zorunda kalmıştır. Lee Gon’un şimdiye kadar anlattığı hiçbir şeye inanmayan Tae-eul ilk defa Lee Gon’un yaşadıkları onu üzer, gözlerindeki bakışlar ilk defa farklı bakar.

Lee Gon için de bu durum özeldir. Çünkü ilk defa birisine özelini anlatmıştır. Kral olduğu için zaten her şeyi her an biliniyordu. Böyle olunca birisiyle paylaşacağı hiçbir şeyi olmuyordu. Sohbetin devamını sonradan görsek de Tae-eul de özelini açmış ve polisliği, güçlü olmak için seçtiğini söylemişti. Çünkü ona göre güçlü olmak herkesin yapabileceği bir şey değildi.

Lee Gon krallıktan ayrılalı bir ayı geçmişti ki garip olaylara bir yenisi daha eklendi. Yağmurlu bir günde şimşek çaktığı anda omuzunda şiddetli bir yanma yanma oluşması. İlk defa yaşadığı için de ne olduğunu bilemedi. Olayları çözebilmesi için bir süre daha beklemesi gerekti. Lee Gon’un Kore Cumhuriyeti’nde kaldığı süre bayağı tartışma konusu olmuştu. Fakat senarist bununla ilgili ipuçlarını araya serpiştirmeyi ihmal etmemiş. Lee Gon kendi dünyasından diğer dünyaya geçmeden bir gün önce çalışma masasındaki dijital saatte yazan tarih 2019.09.10. Kore Krallığında Jo Young, Lee Gon’un çalışma odasındayken o saat bizlere tekrar gösterildi ve o zaman yazan tarih 2019.10.10. Yani o zaman kadar bir ay geçmişti.

Lee Gon şimşek çakması esnasında omuzunda oluşan yanma hissinden bir süre sonra başka bir olayla daha karşılaşır. Jung Tae-eul ile buluştuğu bir günde, yine anlamlandıramadığı bir şekilde bu defa da zaman dondu. Doğal olarak ilk aklına gelen teori geçidi kullandığı için olduğuydu. Fakat bu hiç önemli değildi, Lee Gon’un tabiriyle “güzel bir şey”(Jung Tae-eul’ün saf, duru güzelliği) görmüştü. Ve her zamanki gibi her şeyini paylaşan Lee Gon bunu da Tae-eul’e söyledi ama kim inanır ki? Artık duruma alışmış olan Lee Gon çok da üstelemez. Burada yine küçük bir parantez açıp öznel fikrimi söylemek istiyorum. Bu sahneyi defalarca izledim ama her seferinde aynı şekilde çok hoşuma gidiyor. O renkler, çekim, derinlik, suya düşen damla, suda yansıyan görüntü her bir sahnesi mükemmel ötesi bir şey. Yapanın ellerine sağlık. 😊

Hikayemizin ana karakterlerinden hain Lee Lim. O da zaman donmasından etkilenmeyen iki kişiden biri. Kendisi dünyalar arası geçiş yaptığında donan zamanın farkında mıydı bilemiyorum ama Lee Gon Kore Cumhuriyeti’ne geçtiğinde gerçekleşen zaman donmasında bir şeyler olduğunu anlar ve uzun zaman sonra tekrar Krallığa geçiş yapar. İlk bölümde isyandan sonra kaçmış ve kendisine tabi adamıyla ilk defa 10 yıl sonra buluşmuştu. Sonrasında yine görüşmediklerini anlıyoruz. Krallıktaki adamıyla Eouso Kitabevinde tekrar buluştuğunda adamı “uzun zaman oldu görüşmeyeli” dedi. Buradan da anlıyoruz ki aradan geçen 15 yıllık zamanda asi koruma Lee Lim için, Lee Lim adına darbe yapacak bir birlik kurmuş. Lee Lim’in planlarıyla ilgili yorumları sırası geldikçe yapmak üzere bu kısmı burada noktalıyorum.

Ve ayrılık vakti…

Flütün mucizevi gücün teyit etmek için, bu sefer flütle birlikte bambu ormanına giden Lee Gon o gizemli sesi tekrar duyar. Bu sesi ihanet gecesinde de duymuştu bambu ormanında evrenler arası kapı açıldığı zaman da. Ne zaman flütün sesini duysa önemli bir şey olduğundan artık bunu bir işaret olarak alır ve kendi dünyasına gitme zamanının geldiğini anlar. Kalbinin sultanı Jung Tae-eul’e veda etmek ister ama (zalımın kızı) yine kuyruğu dik tutar ve veda etmek için eve erken gelmeyeceğini söyler. Neden mi? Çünkü Lee Gon’un yine palavra sıktığını düşündü. Fakat gel gör ki eve geldiğinde Maximus’u göremez ve Lee Gon’un gerçekten gittiğini anlar. Bir aydan fazla bir süre başının belası olan Lee Gon’u kaybetmek ilk defa endişelendirir Tae-eul’ü. Lee Gon’u kaybetmenin ağırlığı kalbine çökse de gözleri istemsizce Lee Gon’u arasa da nafile. Lee Gon uzaklarda, çok uzaklardadır. Artık çok geç. Veda etmek için bile… ☹

Bir buçuk aylık misafirlikten sonra Lee Gon, çok istemesine rağmen Jung Tae-eul’e bir veda bile edemeden Cumhuriyetten ayrılmak zorunda kalır. Ayrılmadan önce yanında, Tae-eu’le ilgili bir hatıra götürmek ister. Bu hatıra bir şiir kitabıdır. Ve okuduğu dizeler şu sözleri içerir.

ÖLÜM NİYAZI

“Havada parçalanmış isim.

Sahibi olmayan isim.

Ararken öleceğim isim.

Son sözleri bitiremedim.

Kalbimdeydi…

Sevdiğim kişi.”

 

Bir bölümün daha sonuna geldik. Okuyan herkesin emeğine, gözlerine sağlık. Gelecek bölümde buluşmak üzere kalın sağlıcakla…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz