Başlık

Merhaba sevgili dostlar. Birinci bölüm yorumuyla başladığımız yolculuğumuza kaldığımız yerden devam edelim. Bugün sizlere ikinci bölümü yorumlamaya çalışacağım.

Kısa bir özet geçmemiz gerekirse; açgözlü kardeş Lee Lim, özel güçlere sahip flütü ele geçirmek için kral olan kardeşini öldürmüş, olaya şahit olan küçük Lee Gon krallık kılıcıyla amcasına hamlede bulunmuş bunun sonucunda, amcanın elinde tutuuğu flüt iki parçaya ayrılmıştı. Duruma sinirlenen amaca yarım flüt parçasıyla yeğenini de boğmaya çalışmış böylece hem amcanın hem de Lee Gon’un kanı flüte bulaşmıştı. Gizemli kurtarıcının gelişiyle oluşan kargaşada flütün bir parçasını Lee Gon almış, Lee Lim ise elinde yarım flütle saraydan kaçmak zorunda kalmıştı.

Aradan 25 yıl geçmiş, bu zaman zarfında Lee Gon elinde olan kimlik kartının sahibini aramış fakat bir türlü bulamamıştı. Ta ki, ihanet gecesi duyduğu flüt sesini duyana kadar. O esnada bambu ormanına doğru koşan (Alice Harikalar Diyarında masal kitabı) “saatli beyaz tavşan” görmüş ve peşinden gitmişti. Bambu ormanında karşısına çıkan, dikilitaşlardan oluşmuş kapıdan geçer ve farklı bir evrene geçer.

 

Geldiği yerin neresi olduğunu anlamaya çalışırken birisinin kendisine seslendiğini duyar. Kafasını çevirip baktığında hayatının şokunu yaşar. Çünkü 25 yıldır aradığı kişi hiç değişmemiş şekilde karşısında duruyordu. Hikayemizin ikinci bölümüne buradan devam edelim.

Kral olmasının yanında bir matematikçi ve bilim adamı Lee Gon karşılaştığı durumdan çok da şaşkınlığa uğramaz. Henüz cevabını bilmese de yaşadığı durumun elbette bilimsel bir açıklaması olduğunu bilir. Öncelikle Joung Tae-Eul’ü samimi bir şekilde selamlar. Ama biraz da sert bir karaktere sahip Jung Tae-Eul hiç de dostane karşılık vermez. Neden versin ki? Oldum olası sade, basit bir hayat yaşayan bir kız iken hiç tanımadığı birisi çıkıyor ve kendisini 25 yıldır aradığını fakat başka bir dünyada bulduğunu söylüyor. Kim olsa deli saçması gözüyle bakar.

Kimliğini tespit etmek için karakola götürür ve kralımız nezarethaneye atar. İnsanın, zirvedeyken bir anda kendini yerlerde bulması bu olsa gerek. Kralımız Jung Tae-Eul’e, bilimsel olarak paralel evren teorisini anlatmaya çalışsa da kızımız daha dünyanın yuvarlak olduğuna bile inanmakta zorlanan birisidir. Durum bu olunca Lee Gon’un kendisini ispatlaması epey güç oluyor hatta imkânsız demek daha doğru. Lee Gon Jung Tae-Eul’e paralel evreni anlatmaya çalışırken bilgisayar ekranında oluşan görüntü de bir harikaydı doğrusu. Atomların hem parçacık hem de dalga halinde olmasına vurgu yapmak ister gibi.

Burada kısa bir ara verip paralel evren hakkında, Lee Gon gibi kısa bir özet geçmek istiyorum. Paralel Evren teorisi temelini; Kuantum Mekaniği oluşturuyor. Kuantum Mekaniği’nin temelini de; Einstein’in izafiyet teorisi ve kuantum mekaniği, Bohr’un atom modeli, Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, Planck’ın kara cisim ışıması, Young’un çift yarık deneyi ve adını anamadığım daha bir çok çalışma oluşturuyor.

Senaristimiz bu konularda ne kadar kafa yordu bilemiyorum ama zaten fazlasıyla ilgimi çeken uzay, evren, galaksi gibi konular olunca günlerdir araştırma yapmama sebep oldu diyebilirim. Konu evren kadar geniş olduğu için bu mini minnacık açıklamayla yetiniyorum.

Jung Tae-Eul parmak izi taramasından bir sonuç elde edemeyince DNA testinin sonuçlarını beklemek zorunda kalır. Bu süreçte uğraşmak zorunda kaldığı bir cinayet dosyası da vardır. Ortada bir cinayet vardır ama fail belli değildir. Üstelik kurban iki cep telefonuna sahiptir. Basit ve fakir bir insan neden iki telefona sahip olur ki?

Dedektifimiz cinayet dosyasıyla uğraşadursun Kralımız da, zamanı bol olduğu için Kore Cumhuriyeti’nin tarihini, kültürünü öğrenmekle meşguldür. Cumhuriyette tanıdığı tek kişi olduğu için Jung Tae-Eul’ü sık sık rahatsız ediyor. Jung Tae-Eul her ne kadar tersleyip yüz vermese de (vicdansız kız) Lee Gon da bir o kadar azimli çıkıyor. Neden mi? Çünkü Tae-eul kalbinin ve krallığının kraliçesi de ondan.

Ara ara bir araya gelseler de Jee Gon bir türlü sesini duyuramaz Tae-Eul’e. Bu durum onu fazlasıyla üzer fakat elinden beklemekten başka da bir şey gelmez. Beklemekten başka çaresi yok çünkü doğrulaması gereken bir şey vardır. Lee Gon Kore Cumhuriyetine 11 Eylül 2019 tarihinde geçiyor. Elindeki kimlik kartı ise 11 Kasım 2019 tarihli. O süreçte ne olduğunu, kimlik kartının değiştiği güne tanık olmak ve kendisini kurtaranın kim olduğunu bulmak için 11 Kasım’a kadar kalmaya niyetlidir.

Burası da bir o kadar hüzünlendirdi beni. Hem Lee Gon’un koskoca dünyada yapayalnız oluşu ki sol tarafta araçlar flulaştırılmış ki Lee Gon’un yalnızlığına daha da vurgu yapmak için (zalım Jung Tae-Eul azcık yarenlik de etmedi ki). Devamında ise saray müzesini gezerken geçmişi, ihanet gecesini yeniden hatırlaması. Gerçi hiç unutmuyordur ki. ☹

İkinci bölümde bir yandan da Lee Gon’un, normal bir insan olarak hayatı nasıl olurdu sorusunun cevabını görmekteyiz. Doğduğu andan itibaren saygı gören birisinin, hiç tanınmadığı yerlerde nasıl muameleyle karşılaşabileceği. Jung Tae-eul’ün sık sık azarlaması, ismini söylemediği için Kim Gae-ddong(Köpek Boku) diye çağırılması ve itilip kakılması. Ayrıca Lee Go’un Kore Cumhuriyetinde kalmaya inat edip bir de en lüks otelde kral dairesinde kalması sonucu düştüğü sefilane durum var. Öyle ki plastik bardakta kahve içmek zorunda kalacak kadar. Ah kralım ahh! Sen bu hallere düşecek adam mıydın? Aşk; sen insanı ne hallere düşürüyorsun? ☹ İşte tüm bunlar kral değil de sıradan Lee Gon’un hayatıydı.

Paralel Evren kuramına göre, farklı hayatlar yaşasa da her bir evrende aynı kişiler yani görsel ikizleri vardır. Fakat ilk bölümden de bildiğimiz üzere Lee Gon’un görsel ikizi öldürüldü. Tae-eul’ün ise kapkaççı bir görsel ikizi var. Kore Krallığın’ndaki Jo Young’un görsel ikizi olarak Jo Eun-Seob karşımıza çıkıyor. Tabii ki Jo Young ne kadar ciddiyse Jo Eun-Seob da bir o kadar lakayt birisi. Fakat Lee Gon onunla da arkadaş olmayı başarıyor ve bu dünyada da yine yardımcısı oluyor.

Bu arada Paralel Evren kuramına göre, farklı hayatlar yaşasa da her bir evrende aynı kişiler yani görsel ikizleri vardır. Burada da en yakın arkadaşı, sırdaşı, yardımcısı Jo Young’un görsel ikizi olarak Jo Eun-Seob karşımıza çıkıyor. Tabii ki Jo Young ne kadar ciddiyse Jo Eun-Seob da bir o kadar lakayt birisi. Fakat Lee Gon onunla da arkadaş olmayı başarıyor ve bu dünyada da yine yardımcısı olur.

İlk bölümde pek etkisi olmayan fakat ikinci bölümde karakteri ve hayatıyla ilgili şifrelerin verilmeye başlandığı Kang Shin-Jae var. O da Seul Polis departmanında cinayet büroda dedektif. Biraz gizemli, biraz hüzünlü, biraz da içine kapanık bir tip. Not defterine bir sembol çizdiğini görüyoruz. Diziyi izleyenler nedenini elbette biliyor ama izlemeyenler için şimdilik fazla ipucu vermeyelim.

Jung Tae-eul ile uzun zamandır arkadaş olan Kang Shin-Jae Tae-eul’den, gizliden gizliye de hoşlanmakta olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı onunla ilgili her olay dikkatini çekiyor ki Lee Gon olayı da bunlardan birisi. Birçok kişiden Lee Gon’un şanını duyan Shin-Jea sonunda Lee Gon ile tanışır. Nedense ilk tanışmalarında birbirlerinden hiç hoşlanmazlar. Nedense dedim ama nedeni apaçık ortada, çünkü ikisi de Jung Tae-Eul’den hoşlanıyor. Jung Tae-eul kralımız için daha fazlası ama hadi neyse.

Hikâyenin ana karakterlerinden Lee Lim’le ilgili de birkaç kelam edelim. Fotoğraf Lee Gon Kora Cumhuriyetine geçmeden önce çekilmişti. Bu da demek oluyor ki Lee Lim ara ara Kore Krallığına gelip gidiyor. Sonraki bölümlerde de göreceğimiz gibi zayıf kişileri bulup onları emri altına almakta, gerektirdiğinde iki dünya arasında yer değiştirmektedir. Lee Lim’in nerede yaşadığı hakkında net bir bilgi verilmezken, yaşlanmamasının açıklaması olarak farklı bir boyutta yaşadığını söyleyebiliriz. İlerleyen bölümlerde buna dair ipuçları veriliyordur ama ben henüz fark edemedim. Hiç yaşlanmadığı için, Jo Young fotoğrafta gördüğü halde Lee Lim’i tanıyamıyor. Yoksa Jo Young’umuzun gözünden hiçbir şey kaçmazdı.

Gelelim bölümün final sahnesine. Kraldan kurtulamayacağını anlayan Tae-Eul başından def etmek için ailesi olup olmadığını sorar amma bilemez ki Kralımızın aklı başka şeylerde. O an Tae-Eul’ün de kendisine ilgi duyduğunu zannedip bombayı patlatır Kralımız. Ailesi yani eşi olmadığın söyleyip Tae-Eul’ü eş olarak kabul edeceğini ve Kraliçe olarak krallığına götüreceğini söyler. Jung Tae-Eul’ün ilk kraliçe ilanını bizler burada duyuyoruz. Yüzündeki hafif gülümseme de zaferinin belirtisi. Garibim işi hallettiğini zannediyor. 😊

 

Bir bölümün daha sonuna geldik. Okuyan herkesin emeğine, gözlerine sağlık. Gelecek bölümde buluşmak üzere kalın sağlıcakla…

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz