The King Eternal Monarch 10 Bölüm | Seni Çok Özledim

Güneş beyaz kayaların üzerine çöktüğünde kapıda bekleyeceğim.

Şafakta şarkı söyleyen kuşların gölgeleri arasında,

Dünyanın hâlâ sakinlik içinde parladığını görüyorum.

Gözlerim şafakta geçen yolcuya sabitlenmiş, sen misin? Sen misin?

Merhaba sevgili dostlar ve K-Drama severler. Yeni bir bölümle ve yeni bir yorumla tekrar birlikteyiz.

Önceki bölümde Lee Go’un Lee Lim’den beklediği telefon araması gelir. Her ikisi de birbirlerine tehditler savurarak birbirlerini beklediklerini söyleyerek konuşmayı sonlandırırlar. Jung Tae-eul’den de gerekli bilgileri aldıktan sonra Lee Gon, Jo Young’u cumhuriyette bırakarak Jo Eun Seob’u yanına alarak krallığa dönmüştü. Bölüm sonu Lee Gon ile Lee Lim’in karşılaşmasıyla son bulmuştu. Gelin şimdi hep beraber yeni bölümü yorumlayalım.

Lee Gon krallığa gelir gelmez adamlarına bambu ormanını gözetlemeleri emrini verir. O saatten sonra 7/24 nöbet tutulur bambu ormanında. Lee Gon’un amacı Lee Lim’i henüz kapıdan geçerken yakalamaktır. Ama henüz bu mümkün olmamıştır. Lee Gon Lee Lim’in yaşlı halini ararken kamera kayıtlarında neden bulamadığını düşünüp durur. Sonra bir den Jung Tae-eul’ün; sıfır ile bir aralığında olursan yaşlanmazsın o zaman sözünü hatırlar. Evet Lee Lim gerçekten de yaşlanmamıştır. Flüte sahip olduğundan beri zaman onun için farklı akmıştır. Şimdi yapması gereken Lee Lim’i genç haliyle bulmaktır.

Cumhuriyetten ayrılalı bir hafta olmasına rağmen Lee Gon, yeni yıla girmeden Jung Tae-eul’ün sesini duymak ister. Jung Tae-eul de Kang Sin Jae’nin tavırları yüzünden gergindir. Zaten kimseyle konuşamadığı için fazlasıyla bunalmış ve kendini bambu ormanına atmıştır. Tam bu esnada, ağaçlar arasından Lee Gon çıkagelir. Lee Gon’un istediği sadece Jung Tae-eul’ün sesini duymaktı fakat Jung Tae-eul’ün bambu ormanına gelmesi yeni yıl hediyesi gibi olur. Tabii bu Jung Tae-eul için de geçerli. Yeni yıla henüz on gün vardır ve Lee Gon’un gidip gelmesi için beş saatlik zamanı vardır. Tabii bu beş saat ne kadarlık günü kapsıyor orasını bilemeyeceğiz ama Lee Gon her gidiş gelişinde zamanı saymak zorunda ve Jung Tae-eul ile birlikteyken sayma işlemini bazen unutabiliyor. İşte bu şaşırmalar sonrası Lee Gon geri döndüğünde yılbaşına iki gün kaldığını öğreniyoruz. Montajdan mı yoksa senaryodan mı kaynaklı bilemiyorum ama bu zamanı nerede geçirdiklerine dair net bilgi yok. Büyük ihtimal bu zamanı iki dünya arasında geçirdiler.

Ve yeni yıl gelir çatar. Çiftimiz ilk yeni yıllarını ayrı dünyalarda, ayrı yerlerde geçirmek zorunda kalırlar yalnız ve mahzun bir şekilde. Birkaç saatlik görüşme yetmez elbette onlara ama elden de bir şey gelmez. Ayrı dünyalarda olsalar da kaderleri onları bir araya getirmiştir ve bu duruma, şimdilik katlanmak zorundalar. Yalnız ve diğer yarıları olmadan girdikleri yeni yılda birbirleri için iyi dileklerini gönderirler evrene içlerinde bir şeyler eksik olsa da.

Lee Gon’un beklediği an gelir. Zaman yine donar. Bu demektir ki Lee Lim krallığa geçmiştir. Şimdi onu yakalama zamanıdır. Ormana gittiğinde ise gözetleyenler Lee Lim’i görmediklerini söylerler. Lee Gon onun kapısının farklı olduğunu anlar fakat şimdi bunu arakaya zamanı yoktur. Doğruca Lee Lim’in gidebileceği yere ulaşır. Tam da beklediği gibi Lee Lim neredeyse hiç yaşlanmamıştır.

Lee Gon’un yerleştirdiği adamlar bambu ormanını 17 gündür bekliyorlardır. Burada 17 rakamına dikkat çekmek istiyorum. Dizide üç önemli yerde 17 rakamı geçti. Bunlardan ilki Jung Tae-eul’ün ilk ziyaretinde Seul’de mahsur kaldığında Lee Gon’u Prenses Diana adıyla 17 kez aramıştı. İkincisi Jung Tae-eul’ün 17 şartı meselesidir. Üçüncüsü de bambu ormanını 17 gün beklemiş olmalarıydı. Rakamın açıklamasını daha önce açıkladığım için şimdilik bu kadarla bırakıyorum.

Lee Lim de eli boş gelmemiştir. Adamlarıyla kargaşa çıkarır ve o an anlar ki yeğeni kimliğini açıklayamayacak. Bunu fırsat bilen Lee Lim olayları daha da germeye karar verir. Çünkü onun amacı flütün gücünü ve paralel dünyaları halka duyurmak ve karmaşa çıkarmak. Sonrasında ise flütün tamamını ele geçirip sonsuz güce (buna diğer dünyalar da dahil) ve sonsuz yaşama sahip olmak.

Yıllar yılı başına gelenlerin ne olduğunu anlamaya çalışan Sin Jae tüm hatırladıklarının tam da halüsinasyon olduğuna karar vermişken birdenbire karşısına çıkan krallık amblemi ve kral olduğunu söyleyen Lee Gon tüm dengelerini alt üst etmeye yetmişti. Hele bir de tüm bunlara Tae-eul’ün de dahil olup kendisine bir şey dememesi hepten kırılıp, darılmasına yetti. Neyse ki bir süre sonra tüm gücünü toplayıp gerçeklerle yüzleşmeye karar verdi.

Jung Tae-eul Kore Krallığına gitmişti ve orada, tanıdığı herkesin ne yaptığını merak edip onların yaşadığı yerleri ziyaret etmişti. Aradığı herkesi bulduğu halde Sin Jae’yi bir türlü bulamamış sebebini de yurt dışına gittiğine bağlamıştı. Oysaki Sin Jae yanı başındaydı. Sin Jae yıllar yılı içini kemiren acıyı ilk defa dışa vuruyordu. Polis olmasının esas amacı ise; gün gelir de kendisini dünyasından koparan adamla tekrar karşılaşırsa ondan intikamını almaktı.

Çiftimizin birbirlerine ne fazla ihtiyaç duydukları anlar. Özellikle Lee Gon’un. Koskoca sarayda günün sonunda sohbet edebileceği, derdini paylaşabileceği kimsecikler yok.  Saray hanımı Noh ve Prens Byoung var ama onlar da her daim Lee Gon’un başına bir şey gelecek endişesi halindeler. Bu durumda Lee Gon koskoca dünyada, koskoca sarayda, odasında yalnız, yapayalnız. İşte tam bu saatlerde Jung Tae-eul’ün yanında olmasına öyle ihtiyacı var ki. Konuşup dertleşeceği, günün olaylarını anlatıp fikir alacağı, sevdiğine sarılıp sıcaklığını hissedebileceği, kollarında huzur bulacağı Jung Tae-eul. ☹

Jung Tae-eul’ün ise ayrı bir derdi var. Olduğu gibi kendini kabul ettirmek ve Lee Gon ile ilişkilerini sürdürebilmek. Lee Gon’un kendisiyle gelme isteğini tam egale etmişken şimdi de Jo Young çıkıyor karşısına. Gerçi hiç gitmemişti ya! Başından beri Lee Gon’un Jung Tae-eul takıntısına karşıydı. Şimdi bir de ayrı dünyalarda oluşları Jo Young’un elini hepten güçlendirdi. Neymiş efendim; ayrı dünyaların insanlarıymış, bir oraya bir buraya gidip gelip duracaklar mıymış, Jung Tae-eul krallarının kraliçesi olmaya hazır mıymış bla bla… Siz önce şu karmaşayı halledin de kralın kraliçesini sonra düşünün. Üstelik şahit oldukların yetmedi mi Jung Tae-eul’ü kabullenmene. Krala dokunabilen, teklifsiz konuşabilen, adını söyleyebilen, yazdıklarını silebilen tek kişidir Jung Tae-eul. Onları seçen kader, devam etmeleri için bir yol açar elbette.

Prens Byoung Lee Lim’İn yaşadığını yıllarca gizlemişti. Her hata sonunda çok daha ağır bedeller ödetiyor insana. Lee Lim’i yakalamak için peşine düşmeyi planlayan Lee Gon, Prens Byoung’dan kendisinin yerine vekalet etmesini ister. Prens Byoung olacaklardan endişelendiği için Lee Gon’un gitmesine pek razı olmasa da Lee Gon’un ısrarı sonucu kabul etmek zorunda kalır. Lee Gon artık gönül rahatlığıyla Lee Lim’in peşine düşebilir, onu amacına ulaşamadan yakalayabilirdi.

Lee Lim’in ise bambaşka planları vardır. Lee Gon’u en zayıf tarafından vurup savunmasız bırakmak. Bunun için bir baba gibi koruyan hamisi Prens Byoung’u gözüne kestirir. Çünkü onu öldürüşe Lee Gon ikinci kez babasız kalacaktır. Lee Gon işte tam o anda, en zayıf ve savunmasız anında hata yapıp Lee Gon’un tuzağına düşecek, böylece Lee Gon emeline kavuşmuş olacaktır. Tam da planladığı gibi Prens Byoung’u öldürür. Lee Gon’un hiç beklemediği bu atak onu darmadağın eder. Aklından neler geçer bilinmez ama içinde öfke patlamaları yaşadığı kesin. Prens Byoung ise düşmanı göz ardı ettiğinde dolayı, hatasının bedelini öder adeta. ☹

“Ortadan kaybolduğum bir an gelecek. Bu olduğunda çok üzülmeni istemiyorum. Bu sadece zamanın içerisinde, donmuş anlarda dolaştığım anlamına geliyor.”

Uzun süre Lee Gon’dan haber alamayan Jung Te-eul bir gün Lee Gon’u, elinde bir demet çiçekle evin karşısında kendisini izlerken bulur. Heyecanla Lee Gon’a koşar fakat tam sarılacakken bir an geri çekilir. Çünkü Lee Gon’un gözleri bu defa farklı bakıyordur. Lee Gon ise Jung Tae-eul’e hiç çiçek vermediğini fark etmiş ve Tae-eul’e verebilecek bir çiçek bulmak için evreni geçmiştir. Ve ayrıca Tae-eul’e hiç “seni seviyorum, ben sana deliler gibi aşığım” demediğin de fark eder. Çiçeğini verir, sevgi sözcükleriyle birlikte yukarıdaki cümleleri söyler ve geldiği gibi sessizce geri gider. Neye uğradığını şaşıran Jubg Tae-eul ise tam bir yıkım yaşar. Bu bir ayrılık mıdır yoksa terk ediliş mi. Jung Tae-eul, tüm bu bilinmemezlikler arasında çaresizce oraya yıkılır. ☹

Gelelim sahnenin detaylarına. Lee Gon’un evreni geçerek getirdiği çiçek neydi? Çiçek, unutma beni çiçeğiydi. Çiçek kuvvetli bir simgesel özelliğe sahip değil ama adı üzerinde, “unutma beni” çiçeği. Bu demek oluyor ki; olur da kapılar kapanır, birbirimizden ayrı düşersek beni unutma. Fakat bundan çok daha ince bir detay var ki insanı ayrı bir hüzünlendiriyor. Konu üzerine kafa yoran arkadaşlardan edindiğim bilgiler neticesinde çiçeğin Leydi Diana’ya atfen kullanıldığı çıkarımını yapıyoruz. Şöyle ki; ikinci bölümde Tae-eul kendisinin de Prenses Diana olduğunu söylüyor. Beni Unutma çiçeği de Diana’nın en sevdiği çiçekmiş. Tabii o sahnede olası bir araya gelememe ihtimaline karşı Lee Gon’un vedası gibi bir şeydi. Çünkü Prens Byoung’un öldürülmesinden sonra Lee Gon’un anlık aldığı karar sonrası kader farklı yöne doğru akmaya başlıyor.

Lee Gon’un “zamandaki donmuş anlarda” dolaşmasına da aklımın erdiğince açıklık getirmeye çalışacağım. Yapmaya niyet ettiğimiz bir eyleme başladığımız anda, biz o anı yaşarken sonsuz zamanda o olayın yansımaları yaşanır. Mesela biz bu andayken, bir yıl sonraki biz o zamanki andadır. Lee Gon’da Prens Byoung’un öldürülmesi sonrası Lee Lim’in peşine düşmeye karar vermiştir. Bu kararını henüz tam fiiliyata geçirmemiş olsa da kader o yönde şekillenmeye başlamış ve Lee Lim’in peşine düşmüştür. Fakat bu takip olayı yani, zamanın içindeki donmuş anlarda yaşanan Lee Lim Lee Gon kovalamacası bir çıkmaza girmiştir. Çünkü her ikisi de bir gücün yarısına sahiptir. Bu çıkmaz içerisinde Lee Gon’un aklına, Jung Tae-eul’e yapmadıkları ve söylemedikleri gelmiştir ve bölüm sonu sahnesi de o olayın tezahürüdür. Bunun ilk örneğini birinci bölümde gördük. Sonraki bölümlerde de buna benzer kararları ve etkilerini göreceğiz. Bu olayın çok daha detaylı anlatılması gerekir ama konunun karmaşıklığı sebebiyle en yalın açıklamasını bu şekilde buldum. Bir fizikçi şöyle açıklayabilirdi: Bizler, gözümüzün algılayabildiği dalga boyundaki olayları bilebiliriz. Göremediğimiz dalga boylarında niyetlerimiz dahilinde, farklı şekilde gerçekleşen farklı hayatlarımız da olabilir. Eğer bizler farklı dalga boylarını da görebilseydik, o zamanda gerçekleşen olayları da görebilirdik. 😊 Bakalım aklı selimle hareket edip, Lee Lim’in oyununa gelmeyen Lee Gon nasıl bir yol takip edecek?

Bir bölümün daha sonuna geldik. Ben yazarken büyük keyif aldım, umarım sizler de aynı keyifle okursunuz. Sürçülisan ettiysem affola. Okuyan herkesin emeğine, gözlerine sağlık. Gelecek bölümde buluşmak üzere kalın sağlıcakla… 😊