Dark, üçüncü ve final sezonuyla ekranlara veda etmiş bulunuyor. Tadı damağımızda kalan ama aynı zamanda da tadında biten bi efsane olarak anılacak. 

Girişi çok da uzatmadan, 3. sezonda ne izledik biraz bunlardan bahsetmek istiyorum çünkü o kadar dolu bir sezondu ki. Burayı kısa kesmek pek de mümkün olmayacak. Öncelikle, Dark’ın mindfuck yaşatması konusundan ziyade, karakterlerinden kaynaklanıyor. Kimin kim olduğunu ve kimin nesi olduğunu hatırlayabilsek her şey çok kolay olacak aslında. 🙂 Bu yüzden Darknetflix Instagram sayfası dev hizmet olarak böyle bir tablo paylaşmış. İzlerken yanınızda bulundurmak için buraya tıklayabilirsiniz.   Tabii tabloda eksikler var ama yine de yardımcı oluyor. Veya bu konuda başka paylaşımlar da bulabilirsiniz.

Dizinin final sezonunun akıllarda tek bir soru işareti bile bırakmadan her şeyin mükemmel bir şekilde bağlandığını söyleyerek ve bundan sonrası için ise spoiler uyarımı koyarak 3. sezon incelemesine başlıyorum. (Tabii 2017 yapımı bir dizi olunca, haliyle bu türün eski dizilerinden de esintiler olabiliyor bu nedenle yorumumda arada başka dizilere de yer vereceğim. Dark yorumu okurken Fringe spoileri yedik demeyiniz sonra, dikkat. 🙂 )

Dizinin ilk sezonuna dair bildiğimiz en temel şey: 33 yılda bir tekrarlanan döngülerdi. Bu döngülerin Ay-Güneş döngüsüne dayandığını biliyorduk. Yıldızlar, gezegenler, bütün evren 33 yılda bir aynı konuma geliyor. Hatta Nietzche bu noktada Bengi Dönüşü denilen felsefi bir çıkarım yapmıştır. Yani, evren ve zaman sonsuz bir döngü içerisindedir ve her şey sonsuza kadar tekrar yaşanacaktır.  Eğer evrendeki tüm olaylar tekrar ediliyorsa özgür irade de yoktur. Özgür irade bir ilizyondur. 

Dizinin ilk sezonunda konu bu kadardan ibaretken, ikinci sezonda Jonas’ın gelecekte dönüştüğü Adam halini gördük. Ve bu hali, döngü devam edebilsin diye Martha’yı öldürmüştü. Aslında buralar üçüncü sezon için büyük ipuçları taşıyormuş. Ama son sezonu izlediğimizde her şey yerli yerine oturdu. 

Şimdi sondan başlayarak dizinin konusuna bütün olarak bakalım.

Öncelikle başta tek dünya ama farklı zamanlar olduğunu sanarken, üçüncü sezonda öğreniyoruz ki gerçekte üç ayrı dünya var. 

Üçüncü dünya ANA DÜNYA olarak geçiyor. Yani gerçek dünya orası. Bizim ilk sezon izlediğimiz Dünya da, ikinci sezon finalinde Martha’nın geldiği dünya da aslında burada yaşanan bir olay/hata’dan doğmuş. Ve aslında hiç var olmamaları gerekiyormuş. Bu nedenle tekrar eden döngülere hapsolmuş, sürekli bir şeylerin ters gittiği iki hastalıklı dünya buralar. Hatta dizide çıbana benzetiliyorlar. Burasının yok olması ana dünyayı etkilemiyor. Hatta bazılarının mutlu ve olması gerektiği gibi yaşayabileceği tek yer ana yani gerçek dünya. Bunlardan biri Regina. Claudia bu yüzden döngüleri bozmak için bu kadar çalışıyormuş. Kızını tüm dünyalarda kurtarabileceğini sanıyor başta ama sonra fark ediyor ki gerçek olan dünya bir tane ve kızı sadece orda yaşayabilir. Bu da döngüden çıkmaya ve bu hatalı olan diğer iki dünyanın var olmamasına bağlı. 

Peki bu hata nereden çıkmış? Aslında buradaki konu Fringe’i oldukça anımsatıyor. 86 yılında kuantum fizikçi bir baba, oğlunu, gelinini ve torununu trafik kazasında kaybediyor. Kuantum ile ilgilendiği için de teoride olan zamanda yolculuk için bir makine icat edebilirse, kazayı engelleyebileceğini düşünüyor. 

Aslında paralel evren konusu son dönemde aklınıza gelebilecek her fantastik dizide bolca yer alırken benim için bu konunun zirvesi FRINGE dizisidir.  Kaldı ki diğer diziler birkaç bölüm ya da bir sezonda yer verirken, Fringe dizisi konusunu tamamen bunun üzerine kurmuştur. Hem de akla gelebilecek en etkileyici kurgulardan biriyle. Oğlunu kaybeden bir babanın, sınırları ne kadar zorlayabileceğini ele alır. Bu evrende oğlunu kaybeden kuantum fizikçi Walter Bishop, çocuk yaştaki oğlunu kaybetmeye dayanamaz ve bilimin sınırlarını zorlayarak paralel evrene giden bir kapı açar ve oğlunun yaşayan versiyonunu alıp getirir. Ve tabii bu da iki dünya arasında bir dolu dengesizliğe ve çöküşe neden olur.

Dark’ta geçtiğimiz sezon sonu paralel evren konusunu duymak tereddüt yaratmıştı. Acaba Dark da geçiştirerek mi işleyecek diyordum ama hiç de öyle olmadı. Burada da Fringe ile benzer bir durum var. Tek farkları bu kez izlenen yol paralel evrenler arası yolculuk değil de zamanda yolculuk. 

Ancak, profesör zamanda yolculuk yapmak isterken dünyada bölünme yaşanıyor ve yanlışlıkla iki hatalı paralel evren yaratmış oluyor. Bu evrenlerden de biri Martha’nın biri Jonas’ın dünyası. Burada da apayrı bir metafor kullanılmış ki bu da biraz 5. sezonun Supernatural’ı tadı vermedi değil. Bu iki hatalı dünyanın merkezini Jonas ve Martha oluşturuyor. Bir anlamda her şey onlardan geliyor çünkü onların yaşlı halleri döngüyü sonsuza kadar devam ettirmek için kendi gençlikleri de dahil herkesi kullanıyorlar.

Yani ilk iki sezon döngüyü ve kıyameti durdurmak için ne yapıldıysa aslında yalanmış. Yapılan her hamle, aslında döngünün düğümünü daha sıkıyordu. Her şeyin onlardan doğması ile Jonas ve Martha’nın yaşlı halleri Adam ve Eva (Adem ve Havva) olarak geçiyor. Jonas’ın gelecekti adı bu nedenle Adam’mış. Martha’nın evindeki tabloyu ve onun adının da Eva olduğunu görmemiz ile anlamlandı. Eva da Adam da kendi tarafındakilere onlar döngüyü besledikçe Cennet’i vaat ediyorlar. Bu anlamda da Supernatural’ın 5. sezonunu akıllara getirdi. Dean ve Sam nasıl ki Lucifer ve Michael’in yer yüzündeki temsilleri gibi anıldıysa, dünya üzerindeki Martha ve Jonas da Adam ve Eva ile ilişkilendirilmiş.

Peki bu ikilinin döngüyü beslemedeki amacı neydi?

Bu üçlünün kim olduğunu sezonun başında çok düşündük, 4. bölümde kim oldukları sonunda anlaşıldı. Martha ve Jonas’ın oğluymuş. Eva, ikinci dünyadaki Martha ve Jonas’ın bir araya gelmesini bu nedenle istiyormuş. Martha’nın hamileliğinden sonra, gelecekteki Martha’ya Jonas’ı öldürttü. Bunu da o Martha’ya, Adam’ın bebeği öldürmek istemesiyle açıkladı. Her şeyin olduğu gibi olması ve oğlunun yaşaması için genç olan Jonas ölmeliydi. Yani Eva’nın amacı oğlunu yaşatmak, Adam’ın amacı ise öldürmek. 66 yıl boyunca döngü bu iki savaş arasında beslenip durmuş. Yapılan her hamle düğümü daha da sıkı hale getirmiş.

Çünkü iki ayrı dünya olsa da bu dünyalarda da yaşam tek bir doğrultuda akmıyor. Bu dünyaların da birinde Martha, Jonas’ı alıp kendi dünyasına getirirken, diğer seçenekte Bartozs gelip, bu hamlenin döngüyü beslediğini, Jonas’ı götürmemesi gerektiğini söylüyor ve Martha’yı alıp gidiyor. Böylece Jonas’ın önünde iki yol açılıyor. Birincisi, diğer Martha ile onun dünyasına gidişi ki açıkcası bu ilk versiyon gerçekten de döngüyü daha da beslemekten başka bir işe yaramıyor. Planlanan gibi Martha hamile kalıyor ve sonunda Jonas ölüyor.

İkinci seçenekte ise Jonas, Martha’yı 2. sezon finalinde kendisini götürmeye geldiği andan hemen öncesine giderek, Martha onu bulmadan önce o Martha’yı bulmuş oluyor. Martha’nın dünyasına hiç gitmiyor. Ve ilk kez döngü dışına çıkılıp farklı bir versiyon yaşanmaya başlanıyor.

Bu tip seçimler anlatılırken; dizi ekranı ikiye bölerek bize öyle sahneler izletiyor ki adeta görsel şölen… Jeneriği izlerken nasıl kendimden geçiyorsam, bu ikiye bölünen sahneleri de hayranlıkla izledim. Her şey bu kadar güzel eşleşebilirdi. 

 

Martha ve Jonas, bu iki dünyadaki hatanın kaynağı oldukları için düzeltmenin yolu da onlardan geçiyor. İkili, gerçek olan dünyaya, o kazanın gerçekleşeceği güne gidiyorlar. Ve profesörün oğlunun, gelininin ve torununun olduğu arabanın köprüye sürüklenmesini önlüyorlar.

Böylece zaman makinesi hiç yaratılmıyor. Zaman makinesi çalışırken oluşan hatalı iki dünya da oluşmamış oluyor.

Ama bu kadarından Adam ve Eva’nın bile haberi yoktu. Son; onlar için de sürpriz oluyor. Çünkü üçüncü ANA DÜNYA’yı Claudia çözüp Adam’a açıklıyor, o da Eva’ya… Bizler de aynı anda bu iki dünyanın yok oluşunu izliyoruz. Matha, Jonas, Eva, Adam… Hepsi birlikte, aynı anda bitiyor. Gerçek olan tek ana dünya kalıyor. 

Martha bu sırada yok olmadan önce gerçek olan dünyada bizden geriye bir şey kalacak mı diye soruyor.

Hamile olan Hannah’in oğluna koymak istediği isim manidar. Bir şeyler mutlaka kalacaktır…

Böylece mükemmel bir döngünün daha sonuna gelerek, diziyi de noktalandırmış bulunuyoruz. Dark, ilk sezonu ile de farklı olduğunu hissettirmişti. Buna yakışan bir kapanış yaptı. Hiç bozmadı ve kült dizilerin tadını yakalamayı başaran, günümüzün tarzı olan izle-geç bir dizi değil de izlemesi dikkat ve sabır gerektiren başarılı bir yapım çıkardı ortaya. Kendisini tam notla uğurluyoruz, final incelememiz umarım yararlı olmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz