Merhabalar!🕊  Bölüm bitti, ben de soluğu hop burada aldım. Öncelikle yazan kalemin, çeken yönetmenlerin ve biricik oyuncularımızın emeklerine sağlık. Dilerim olabildiğinin iyisi bir reyting çalar kapımızı. Ama az daha dikkat; kurguda, geçişlerde, dizi etiketinde, fragmanlarda, müziklerde!  Tabi  bu dizinin izleyenleri de her koşulda sarıp sarmalamaya, bir kalemde tüm iki saati silmemeye…  Şimdi gelelim ufaktan bölüme. Bir kere ters köşe olduğum bölümlerin arasında Sen Anlat Karadeniz’in 35.bölümüde yerini aldı. Öyle bir son beklemiyordum. Değişik bir ruh halindeyim, tarif edemiyorum. İnelim bakalım detaylara…

“Biri var, senin ve etrafındaki herkesin canını yakan. Bir fırsat geçse eline ne yaparsın ona?” Bence bu soru yatıyordu bölümün özünde. Nefes’in yeni iş planı sarsıntıya uğradı geçen hafta. Kim tarafından? Cevap; Vedat tarafından. Peki Nefes ne yaptı o an? Cevap; olduğu yere mıhlandı. Peki Nefes’in işini mahveden Vedat’a ne oldu? Cevap; Asiye başkanlığında kadınlar tarafından kaçırıldı. Olayın gidişatına bundan sonra bakalım, gelin. Nefes hevesini kursağında bırakan, işine engel olan Vedat’ın ardından “yıkamadı, yıkamayacak, düşürse de yine kalkacağım, seni yılmayan benliğimle bitireceğim” derken; diğer kadınlar öfkelerinin kurbanı oldu. Tekerlikli sandalyeye bağlanmış bir zalim ve etrafını çevreleyen beş yara almış, mazlum kadın. Zalimin suratına baktıkça teker teker geçmişe gittiler, hepsinin kabuk bağlamış ya da bağlamaya yüz tutmuş yaraları yeniden sızladı. Nefes’in “ne oluyor bize, toparlanın!” deyişi ile birbirlerine baktılar. Her bakışta başka anlam vardı; kimi korkutan, kimi endişelendiren, kimi de bunu da atlatacağız cinsten. Zalimin kendine gelmesiyle o bakışlar daha da derinleşti. Zalim yine zalimdi çünkü tek bir amacı vardı; “ben mutlu olamıyorum, o zaman kimse mutlu olmayacak.” O yüzden yine en hassas noktalarından vurdu karşısındaki beş kadını. Çektirdiği acılarla, onların verdiği tepkilerle dalga geçti. Bir yandan da onları kışkırttı, meydan okudu. 

Vedat’ın her daim oynadığı o küçük oyununa o an kurban gitmeyen tek bir kişi vardı; Nefes. Vedat’ın kurduğu cümlelerle dağılmadı ya da dimdik, pes etmeyen benliğiyle er geç onu yıkabileceğinden şüphe etmedi. Ama diğer dört kadın; Asiye, Nazar, Berrak, Mercan resmen dağıldı. Bir an bile olsa hepsi onu oracıkta öldürmek istedi. Kezâ Mercan bunu denedi de. Çünkü aylarca o tekerlikli sandalyeye mahkumdu en kötüsü de sesi kesilmişti. Onca zaman içinde o kadar dolup taştı ki, o günlerde ağzından kopamayan her feryat bugün ona “yapılacak tek bir şey var”  dedirtti. Ve taktı ipi Vedat’ın boynuna. Peki sonuç? Canı yanan yine Mercan oldu. Kapının ardında merakla beklenen iki nokta vardı. Birincisi; en basitinden zalim bir zamanlar mahkum ettiği cana ait tekerlekli sandalyeye bağlı olmakla dersini alacak mı? İkincisi; yakılan canlarına rağmen kendilerini yakanı bir gram acımadan yakabilecek mi bu beş kadın? İşte bu iki noktanın cevabını aldık. Vedat vicdanını yitirmiş, kendini hep kazanan ilân etmiş ve herkesin dünyasına karanlığın imzasını atmayı öyle alışkanlık haline getirmiş biri ki haliyle ders mers almadı. İllâ bir şey yapacaktınız, isterdimki o yayla evinde karanlığın içinde günlerce aç susuz kalsın. Yaşarken bir ölüye dönüşmek neymiş görsün ama nerdeeee🙄 Şimdi gelelim Asiyelere. Siz zalim misiniz? Elbet de Vedat’ı öldüremezsiniz. Öldürseniz ne olacak ha, yine parmaklar ardına geri kalan hayatı mahkum edilen olarak siz kaybedeceksiniz. Hem onca acı çektirsin, sonra hop ölsün. Asıl onun diri diri nefes alırken size ettiklerini çekmesi lazım. Ölüm bile “zafer!” Vedat gibiler için. Çünkü onların mantığında hep acı çektirmek, yaşatmak var. Size yaptıklarından pay biçin be! Devletin adaleti yok kabul ama sizin adaletinizin de işi yok, olmamalı mümkünse.

En doğrusu rabbimin adaletine sığınmaktı.  Vedat’ın sonunda ipten kurtulup yerine Berrak’ı koyması ve kendinin ıslık çala çala gitmesi ya da ilk sahnede polisin aracı çektirmesi hep şuna delalet işte; Osman Hoca’nın vaktinde Tahir’e dediklerine. “Kişinin o an ecel vakti değilse bir şekilde kurtulur. Sen o ağız bandını açmayıp Vedat’ı vursaydın, o yine yaşayacaktı. Ama o ağız bandını açarak sen iyi nefsinin galibi oldun.” gibisinden konuşmuştu ya. Berrak hiç o tuvalete gitmem lazım bahanesine kanmasaydı da, o ipte Vedat olsaydı da o gün ölüm olmayacaktı orada. Ama şimdi Mercan nefsinin kurbanı oldu maalesef. Saniye Hanım konusuda da iki dakika değinecek olursam; sen de kadınların en başta giden yüz karalarındansın! Ya bu soyadı ile böbürlenmek nedir ya? Kaleli Ailesi iseniz sizin hiç mi düşüp kalkmaya hakkınız yok? Valla anlamadım, bu nasıl mantık. Hem Nefes’i evden kov utanmadan, bir de üstüne alın teri ile kazandığı paraya laf et. Neymiş “Kaleliler’in durumu kötü galiba.” gibi sözler çıkarmış köylünün arasında. Bak sen, anca elalem anca o soyadın anca kendi evlatların! Gerçi kendi evlatlarına bile “defol!” diyen anadan ne beklersin? Allah biraz akıl, vicdan eylesin sana Saniye Hanım!

Bu akşam bölümde beni en gülümseten sahne şüphesiz iki üç hafadır hasret çektiğim acayip güçlü takımın halleri oldu. Yiğit’in anne ve babası biraz daha başbaşa konuşsular diye merdivende oturması, tatlı bahanelerle oyalanmasına bayıldım. Ayrıca anne baba arasındaki tatsız durumların çocuğu nasıl etkilediği, çocuklardan hiçbir şeyin kaçmadığını da değinildi. Ki bu nokta da “Saniye Babaannem bizi sevmiyor, ben senin mahsusçuktan oğlum olmama rağmen oğlum demene kızıyor” gibisine Tahir’e konuşan Yiğit beni mahvetti. Seni yerim çocuk! Sen baban gibi tam Karadenizli mert bir uşaksın ve essehten Tahir’in oğlusun. Siz baba oğul hep erkek erkeğe konuşun, biz de izleyelim ki ya!🙈 Tahir’in birkaç hafta öncesine kadar sarılarak uyuduğu Nefes’inin olmadığı, boş kalan yatakta dertlice oturması ve de dayanamayıp Nefesle görüntülü konuşması beni bitirdi ya😍 Sonunda Saniye Hanım’a çıkan çeneler,  ardından gelen bir rahatlık ve mutluluk. Sevdiğine koşup battaniyesine ortak olan Tahir enfesti.  Bu nokta da bir parantez açacak olursam; Tahir anası ve karısı arasında sıkışıp kalmıştı. Yine de anam deyip gidemiyordu ya. Aslında dün akşam Tahir artık bile bile sesini çıkardı, çıkardı ki ne olacaksa olup bitsin ama anası tercih yapsın istedi. Nitekim hâlâ Nefes’i dış kapının mandalı olarak görmesi ve oğluna o vakit “defol!” deyişiyle kendi tercihini yaptı Saniye Hanım. Haliyle Tahir’in de üzerinden yük kalktı. Nefes de geçen hafta “benden başka gidecek çok evin var” demesine karşılık, sevdası direkt ona gelince “sensin benim tek evim!” deyişi ile yumuşama oldu. Allah sizi birbirinizden ayırmasın bir daha #Neftah! 🙃 Kısacası genel bakınca yine de enerjisi yüksek bir bölümdü. Sıkıldım dersem yalan olur. Nefes’in her şeye rağmen manipüle olmadan ayakta kalması, kendinin aydınlık olduğunu unutmaması, sorumlu olduğu bırakamayacağı sevdikleri olduğunun farkına varması, daha çok mantığını ön planda tutması ve zalime göre oynaması pek güzeldi. Biriciksin Nefes Kaptan! Ama kadınların daha mantıklı ilerleyip bu işten birkaç kazanımı olsun isterdim. Tabi bu plan çerçevesinin her zerresinde başarılı olsalardı da bana göre yanlış olurdu. Çünkü insanlığını kaybetmemiş, yüreğinde hâlâ merhamet taşıyan beş kadın var sonuçta karşımızda. Zalimle aynı çuvalı, aynı yolu, aynı hamleyi düşünebilirler mi? Asla! Bu nokta da Fikret ve adamının yardım etmesi de beni rahatsız etmedi açıkcası. Ama ne bileyim Nazar’ın boşanma dilekçesine, Yiğit’in velayet dilekçesine imza attırılabilinirdi. Ha bir de Cemil’in borcuna yönelik senet falan varsa onların alınması sağlanabilirdi. Ne diyelim gerçek hayatta da olduğu gibi her şer de vardır bir hayr! Bakalım haftaya neler olacak? Merakla beklemedeyim. Düşüncelerinizi bana da aktarın yorumumun sonunda. Bu haftalık benden bu kadar. Şimdi bölüm yorumumu aklıma kazınmış birkaç satırla taçlandırıp bitirmek istiyorum.

“Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma! Merak etme er geç;  zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur.”  Sevgiler.🌹

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz