05/07/2013 Tarihinde Fox Tv ekranlarında seyircisiyle buluşan, türü Fantastik/Dram olan bu yapım; 7 senedir dillerden düşmüyor. Sana Bir Sır Vereceğim dizisinin kitlesi olarak öyle sadık ve öyle vefalıyız ki, aradan koskoca 7 sene geçmesine rağmen dizininin heyecanını ilk günkü gibi koruyabiliyoruz. Zamanında dizinin final yapacağı haberini duyduğumuzda yayınlandığı kanalın twitter adresi büyük tepki alarak saatler içinde yüzlerce takipçi kaybetmişti. 7 sene dur durak bilmeksizin başlangıç tarihi için ayrı, bitiş tarihi için ayrı anma etkinlikleri yaptık ve hepsine de katılırım kayda değer şekilde gerçekleşti.  

Başlarda fan olarak çıktığımız bu yolda, aramıza eklenen her bir yeni üye ile birlikte birleşerek, hayatlarımıza dair bir şeyler paylaşarak ve git gide bağlarımızın daha fazla sağlamlaşması sayesinde resmen Aile olduk. 7 sene önce hepimiz çocuktuk, şimdi ise kocaman olduk. Ve biz yıllar önce söz verdik : 7 değil, 70 sene geçse bile biz burada olacağız, diye.  

Sana Bir Sır Vereceğim Türk dizi sektörünün sıklıkla karşılaştığı, alışılageldik bir yapım değildi. İçinde özel güçlü çocuklar, aksiyon dolu olaylar barındırdığı kadar ; gerçek hayatın izleri de mevcuttu. Daha doğrusu şahsım adına kendi görüşümü belirtmem gerekirse :  SBSV hayatın gerçekliklerini yalnızca biraz eğlence katmak amacıyla fantastik ögelerle harmanlayarak seyirci karşısına çıkartılan çok anlamlı bir diziydi.  

Ekranlara çıktığı ilk andan itibaren ilgi patlaması yaşamaya başlamıştı bile. Dizinin her bölümü hiç şaşmadan rutin olarak yayınladığı günlerde Türkiye gündemine ilk sıralardan yerleşiyordu. Dizideki karakterler fazlasıyla benimsenmişti. Çok farklı bir enerjisi vardı. Dizideki kurgusal dünyanın yanı sıra dizi setinden gelen kamera arkası ekip fotoğrafları ise bizi samimiyetleri ve tatlı enerjileriyle büyülüyordu. Biz sadece dizinin oyuncularını değil, kamera arkası ekibinden kuaförlerine kadar sahiplenmiştik üstelik.  

Dizideki karakterler çok güzel dizayn edilmişti. Olay akışları gayet sürükleyici ve bir o kadar da duygusaldı. Karakterlerin hissettikleri her şeyi, biz seyirci olarak sanki kendimiz yaşamışız gibi hissediyorduk. Dizinin sahnelerini izleye izleye repliklerini bile en az oyuncuları kadar ezberler olmuştuk. Ara sıra oyuncuları ile iletişime geçtiğimiz bile oluyordu. Aslında Sana Bir Sır Vereceğim dizisinin oyuncuları ve seyircisi arasında bir duvar bile yoktu. Oyuncu – seyirci ayrımı olmadı bile diyebiliriz. Bizi her zaman bir Aile olarak gördüler, tıpkı bizlerin onları gördüğü gibi. Zaten bir zaman sonra bizi onlar da ‘Fan’ yerine ‘Aile’ olarak hitap etmeye başladılar.  

Dizinin her bölümünde kıpır kıpır olurdu izleyenler. Yapacakları ödevleri varsa dizi bitimine saklar, reklam aralarında bile çok gerekmedikçe televizyon başından ayrılmaya çekinenler olurdu. Dizinin her bölümünde ayrı olay oluyordu. Kaçırılmalar, intikamlar, duygusallıklar, azim ve hırslar… Bir olay bitse diğeri başlıyordu ve bu sonsuz döngü seyirciyi çok daha fazla heyecanlandırıyordu.  

Dizideki karakterlerin sahip olduğu özellikler ise başlı başına harikaydı. Görünmezlik, elektrik saçma, adeta bir rüzgar esintisi hızında koşma, hipnoz etme, telekinezi, zihin okuma, geleceği görme, kılık değiştirme, dokunduğu şeyleri çürütme ve daha niceleri. 

Bu özel güçlerin ortaya çıkış sebebi de çok merak uyandırmıştı biz izleyenlerin kafasında. Acaba bu güçlere nasıl sahip oldular? Peşlerinde olan kötü niyetli, safi güç peşinde olan bu adamlar neden bu çocukların peşindeydi? Hatta dizide yer alan ve ailenin o eve taşınmasını sağlayan ; ailenin kafasındaki soru işaretlerinin orada cevaplanacağı söylenen Firdevs Hanım Köşkü’nde ne vardı? İşte bu sorulara yanıt alamadan yarım kaldık maalesef…  

Dizide çok fazla merak uyandıran öge vardı. Dizinin akışı ise yavaş yavaş bunları çözme yolunda ilerlerken birden bittik… Saat değiştirdik, gün değiştirdik yine bir şekilde ayakta kaldık. Dizinin ailesi olarak dizimizi bu değişikliklere kurban etmeye hiç niyetimiz yoktu ama maalesef yeni bir dizinin kanalda başlaması ile birlikte türeyen farklı kitlenin dikkati o diziye çekildi ve azar azar bitme yolunda ilerledik.  

Daha çok fazla soru işareti vardı kafamızda. İzlememiz gereken ve yeri gelince üzülmemiz, yeri gelince de mutluluktan coşmamız gereken çok sahne vardı. Ama maalesef tüm bunlar dı’lı geçmiş zamana esir oldu.  

Dizinin verdiği mesajlar çok detaycıydı. Aile olmak için illa ki kan bağına ihtiyaç olmadığını, insanların duygularını korkmadan ve çekinmeden karşısındakine aktardığı ve kendini o kişiye karşı rahat hissettiği müddetçe kan bağına gerek olmadan, yalnızca birbirlerinin kalplerinde oluşan o saf sevginin aile olmak için yeterli olduğunu bize iletmeleri çok tatlıydı. Gündoğdu ailesi : İçerisinde 5 tane özel güçlere sahip olan farklı yaş aralıklarında çocukların olduğu bir aileydi. O çocukların hepsi de farklı anne ve babadan olabilirlerdi ama onlardan göremedikleri sevgi ve ilgiyi, bu yolları kesiştikleri insanlardan gördüler ve ailenin her bir üyesi birbirinin kalbine dokundu. Bu da aile olmak için yetti onlara.  

Aşk… Aylin ve Tilki. Mesela onlar da bize bir insan ile aşk yaşamak için illaki fiziksel dokunmanın gerekmediğini öğrettiler. Aylin sahip olduğu özel gücü olan elektrik yüzünden kimseyle tensel temas kuramadığından ötürü sevdiği kişiye de dokunması imkansızdı. Ama Tilki bunu umursamadı. Çünkü o meşhur sözünde olduğu gibi ”Aşk iki beden arasında değil, iki kalp arasında yaşanır. Nefesini hissetmek, kokunu içime çekmek ; yanımda olduğunu bilmeme yeter bana. Sonsuza kadar yeter hem de…” Tilkinin aşkta ihtiyacı olan en önemli unsur kalp ve hislerdi. Beden hepsinden sonra geliyordu.  

Biz SBSV ailesi olarak hayata dair birçok kavramı bu diziden öğrendik. Kan bağı olmadan aile olmayı, insanlık ilişkilerini, gerçek aşkı…  

Bu dizi hem eğlenceli hem aksiyon dolu hem de bol mesaj içerikliydi. Ve biz diziyi izlerken tam olarak eğlenerek öğreniyorduk.  

SBSV bitmeden evvel arkasında bırakacağı ve bitiminin üzerinden kaç yıl geçerse geçsin sadakatlerinden bir gram eksilmeyecek o özel ve güzel aileyi yavaştan oluşturmaya başlamıştı bile. Dizi bittikten sonra bu insanlar ne olursa olsun bitmiş olsa bile diziye sahip çıktılar. Diziye başladığımızda çok küçüktük. Çoğumuz ‘çocuk’ iken şimdi ‘yetişkin’ olduk ve hayatlarımıza bu özel dizinin izi ile devam ediyoruz. Dizinin bize bıraktığı aile ile birlikte yaşıyoruz. Aradan 7 sene geçmiş olmasına rağmen yeni başlayanlar bile oluyor. Hatta yeni başlayanların çoğu ‘neden daha önceden fark etmedik ki’ diye hayıflanıyorlar bile.  

Sana Bir Sır Vereceğim bir diziden fazlasıdır. Aşktır, ailedir, dosttur, hayattır ; ama sadece bir dizi değildir.  

7. Yılımız kutlu olsun! Daha nice SBSV’li yıllara…  

”Ona eski denmez, efsane denir.”  

Teşekkürler…  

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz