Pieces of a Woman Film İncelemesi

2020 yapımı dram türündeki Pieces of a Woman, bir kadının zorlu bir doğumun ardından, yaşadığı soyutlanışı anlatıyor. Netflix‘in yayın haklarını satın aldığı ve 7 Ocak’ta yayına giren film, daha önce Venedik ve Toronto gibi film festivallerinde gösterilmişti.

Pieces of a Woman Konusu

Evde doğum yapmak isteyen, hastanede doğumu tercih etmeyen bir kadının doğum esnasında doğumu planladığı ebeden gelemeyip, yerine başka bir ebe göndermesi ile yalan zorlu bir doğum ve sonraki süreç anlatılıyor. Martha, yaşadığı bu zor sürecinden ardından, eşinden ve önceden beri problemleri olduğu annesinden uzaklaşıyor. Bu yaşamdam soyutlaşma ve aileden uzaklaşma dönemini işleyen film, mutlulukla başlayan bir doğum yolculuğunun giderek kabusa dönüşme sürecini ve yaşanan değişimleri oldukça çarpıcı bir şekilde ele alıyor.

Filmi Nasıl Bulduk?

Spoilersız görüşümü bildirecek olursam, ben filmi beğenen kesimdenim. Eğer tempolu bir film izlemek istiyorsanız sıkılabilirsiniz. Ama filmin temposuna aldırmadan, anlattığı dramatik olaya ve karakterlerin yaşamlarındaki değişikliklere kapılırsanız, etkileneceğiniz bir şeyler mutlaka bulacaksınız.

Filmin başlangıcı 30 dakika kadar süren iddialı bir doğum sahnesi ile açılıyor. Kimine göre filmin en tempolu anı bu ilk 30 dakikasıymış, kimine göreyse doğum sahnesi fazla uzundu. Ben ikincidenim. Doğum sahnesi, her ne kadar etkileyici çekilmiş olsa 30 dakika boyunca aynı mekanda bir doğum izlemek benim için gerçekten çok uzun sürdü. Ama diğer yandan, filmin oturduğu nokta bu doğum anı olduğu için bu kadar yer verilmesini anlıyorum. Martha ve eşinin, doğum başladığı an ne kadar mutlu olduklarını, bebekleri için her şeyi hazırladıklarını, birbirlerine karşı kibar olduklarını ve hatta aşık olduklarını görüyoruz. Ancak doğum sahnesi tamamlandıktan sonra ise; bu mutluluğun yerini giderek acıya ve uzaklaşmaya bıraktığını görüyoruz. Birbirinden soğuma süreci çok başarılı işlenmiş. Yani biz doğum sahnesini, orada onlarla yaşar gibi bu denli izlemesek, ilerki sahnelerine etkileyiciliği azalırdı.

Dikkat: Yazının bundan sonrası spoiler içerir!

Benim için filmin gerçek tempolu sahnesi ise kesinlikle mahkeme anıydı. Özellikle, Martha’nın, mahkeme ara verdiğinde, bebeğin doğum fotoğraflarını tab ettirmesi ve bebeğinin hayatta olduğu o birkaç saniyeye baktığı an iç parçalayıcıydı. Kızının en azından sağlıklı bir şekilde doğduğunu, ebenin sorumluluğunu yerine getirdiğini gördü. Kendini suçlamaktan da vaz geçti. Ebeyi de o mahkemede özgür bıraktı. Onunla beraber kendisini de ve hatta annesini de… Burada Martha’nın annesi demişken bir parantez açalım. Filmdeki karakterler kusursuz değil. Martha’nın annesini fazla yargılayıcıymış gibi algılasak da aslında ben birçok konuda kendisine hak verdim. Bunların başında evde değil hastanede doğum geliyor. İkincisi ise Martha’nın eşinin bana göre de gerçekten de kaba ve sorunlu bir adam olması. Martha eğer hastanede doğum yapmış olsaydı muhtemelen bunlar yaşanmayacaktı.

Doğumdan sonraki neredeyse bir yılı bölüm bölüm anlatan; Martha’nın başlangıçta bebeğini kaybetmesini dışarıya buz gibi olarak atlatırken, hatta bebeğini gömmekten bile vaz geçerek ona hiç var olmamış gibi davranırken, giderek duygusallaştığını ve sonunda onun fotoğrafına bile bakmaya başlayabilmesini, mahkemede yaşadığı o müthiş yükselmesine varan yolculuk diyebiliriz film için. Yolcuğun vardığı noktada ilerde Martha’yı, ikinci kızı ile mutlu görmek sevindirdi en azından.