Nilüfer Bayraktutan: “Banu herkesin hayatında olan ama görülmeyen, duyulmayan biri.”
• Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Nilüfer Bayraktutan’ı anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak Nilüfer’i bize nasıl anlatırdı?
Neşeli, sevecen ve duygusal biriyim diyebilirim.Sinirlenip üzülsem de anında da toparlanabilirim. Şarkı söylemeyi, film izlemeyi, sohbet etmeyi çok severim. Sosyal ve uyumlu biri olsam da evcimen bir tarafım da var. Yoğun tempodan ve aşırı sosyallikten sonra kendimle kalmak daha çok hoşuma gider. Arkadaşlarım genelde beni komik, güler yüzlü bulur. Gülmeyi eğlenmeyi çok severim. Moralim bozulduğunda iyi bir espri beni kendime getirir.
• Oyunculuk çocukluk hayaliniz miydi? Bu yolculuk nasıl başladı?
Evet, çocukluğumdan beri hep sahnede olmak, oyunculuk yapmak ve şarkı söylemek isterdim, isteğim de gerçekleşti. Bu isteğimde annemin de etkisi oldu. Annem tiyatrocu ve ben de tiyatronun içine doğdum aslında. Ortaokul lise yıllarımda da sürekli olarak okul etkinliklerinde şarkı söyledim.
Ait olduğum yeri bulmuştum. Okul konserlerinin yanı sıra Bursa Osmangazi Belediyesi’nin ‘Komşu Köyün Delisi’ ve ‘Töre’ oyunlarında resmi olarak seyirci karşısına çıktım. Yaşadığım mutluluğu tarif edemem. Bu şekilde başladı yolculuk.

• Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda eğitim almışsınız. Hazırlık süreciniz nasıldı? Eğitim sürecinizde sizi en çok etkileyen deneyim neydi?
Bursa’da yaşıyordum. Lise son sınıfta bir yanda üniversite sınavına hazırlanırken bir yandan da Bursa Devlet Tiyatrosu Gençlik Kursu’nda eğitim görmeye başladım. Konservatuvar sınavlarına sanatçı hocalarımla hazırlandım, çok yoğun ve çok güzel bir dönemdi. Üst üste konservatuvar sınavlarına girmek, onlarca sınav parçası hazırlamak çok yorucu ve stresli olsa da içten içe kazanacağımı hissediyordum. Hem kendime inanıyordum hem de çok emek vermiştim ve okulu kazandım.
Eğitim sürecim inanılmaz bir dönemdi. Eğlenceli, yorucu, stresli, her duyguyu sonuna kadar yaşadığım, içine bir de pandeminin sıkıştığı bir dört yıldı. Sınıfımı ve okulumu çok sevdim. Sevgili hocalarımdan aldığım her ders ve sınıf arkadaşlarımla olduğumuz anların hepsi çok kıymetliydi.
Ama benim için en etkileyici olan mezuniyet oyunum “Batı Yakasında Romeo Juliet” müzikalinin prömiyerine 2 gün kala ayak bileğimi 3 yerden kırmam olabilir. ☺️ Dönem ve sınıf arkadaşlarım, yönetmenim İpek Atagün, tüm ekip beni bir an bile yalnız bırakmadı. Ameliyat oldum ve tekerlekli sandalye ile sahneye çıktım.
Solo şarkımı söylerken tüm ekip nefesini tutmuştu, bunu hissedebiliyordum. En unutulmaz an buydu benim için.
• 2023’te Zorlu PSM’de sahnelenen “Otomatik Portakal” oyununda koro oyuncularından biri olarak yer almışsınız. Bize bu deneyiminizi anlatır mısınız?
Erdal ve Elvin Beşikçioğlu’nun yönettiği ‘’Otomatik Portakal’’ ülkemizdeki rapçilerin başrolde olduğu ve bu yönüyle Türkiye’de ilk olan bir müzikaldi. Projede olmak benim için değerliydi çünkü müzikallere çok ilgim ve zaafım vardı. Dans hocalarımızla yaklaşık üç ay kadar yorucu bir prova süreci geçirip bedenimizin sınırlarını zorlamıştık, bir atölyeçalışması, eğitim süreci gibiydi desem daha doğru olur. Yönetmenlerim, hocalarım ve bu süreç bana çok şey öğretti. Müzikal boyunca sahnede dans ediyorduk koro olarak, benim de şarkı söylediğim ufak bir bölüm vardı. Bir gün bir müzikalde iyi bir rolde uzun uzun şarkı söylemeyi çok istiyorum.
• İlk auditionınızı hatırlıyor musunuz? Anlatabilir misiniz?
Açıkçası mezun olana kadar dizi sektörüne çok yakın olmadım, mezun olduğumda ve “artık başlayacağım’’ dediğim zaman ‘’Geleceğe Mektuplar’’ın auditionu geldi.

• Geleceğe Mektuplar dizisinde Banu karakterini canlandırdınız. Senaryoyu ilk kez okuyup Banu ile tanıştığınızda neler hissetmiştiniz? Karaktere hazırlanırken nelerden ilham aldınız?
Karakterden çok etkilendim. Zaten senaryonun Rana Denizer’in kaleminden çıkması ve Cenk Ertürk’ün yönetmesi ise ayrı bir heyecandı. Banu; ergenlik çağında çoğu kişinin yaşadığı zorbalığı yaşıyordu ve bu insanda kapanmayan yaralar bırakıyor, artık gençler birbirinin her türlü fiziksel özelliğini gözüne vuruyor ve bu noktaya parmak basması çok değerli.
Aynı zamanda Banu’yu çok sempatik, çalışkan ve güçlü bulmuştum. Yaşadığı onca şeye rağmen ayakta kalması, savaşması beni etkilemişti. Banu sadece bedeninden ibaret olan klişe bir karakter değildi bu da beni karaktere ve işe daha çok bağladı. İlhamı da aslında kendi gözlemlerimden, kendi ortaokul, lise yıllarımdan aldım diyebilirim. Günümüzde neredeyse her an şahit olduğumuz ufak ama can yakan cümlelerin bile katkısı oldu.
• Gökçe Bahadır, Selin Yeninci, Onur Tuna ve Erdem Şenocak dizinin yetişkin castında yer alıyor. Daha deneyimli oyuncularla çalışmak size ne kattı? Sette neler gözlemlediniz?
Hepsiyle aynı projede olduğum için çok şanslıyım. farklı zaman dilimlerinde sahnelerimiz olduğu için sette denk geldiğimiz anlar kısıtlıydı ama bu sınırlı anlarda gözlemlediğim şey kesinlikle hepsinin çok sıcakkanlı ve profesyonel olmalarıydı. Dilerim ki her biriyle bir gün aynı seti ya da sahneyi paylaşırım.
• Dizinin PTT’nin “Geleceğe Mektuplar” kampanyasından ilham alması, rolünüze yaklaşımınızı nasıl etkiledi? Mektup yazma konsepti size ne düşündürdü? Siz kendinize 20 yıl sonrasına bir mektup yazsaydınız, içinde neler olurdu?
Ben yazmaya bayılırım. Günlük tutmayı, hislerimi kağıda dökmeyi, kendimce şarkılar yazmayı çok severim ve dizinin bu eksende dönmesi beni çok içine aldı. Banu karakteri de zaten romantik, mektupları heyecanla yazan biri. Ben de öyleydim, bu tarz bir ödev verilse koşa koşa ilk günden yazardım herhalde 20 yıl sonraki Nilüfer’e diyeceklerim de umut dolu cümleler olurdu.
• Geleceğe Mektuplar setinin enlerini sorsak ne söylerdiniz?
En Komik: Kerem, Berk ve bir de ben
En Duygusal: Deniz ve ben
En Dakik: Can Bartu
En Uykucu: Hiçbirimiz değildik sanırım
En Sakin: Çağıl
En Enerjik: Berk diyorum kesinlikle
En Ciddi: Ara sıra Çağıl.
En Şakacı: Kerem ve şakaları…

• Oyunculukta ilham aldığınız isimler kimler? Türk veya dünya sinemasından favori oyuncularınız var mı?
Demet Akbağ, Feyyaz Yiğit, Engin Günaydın, Haluk Bilginer, Binnur Kaya ilk aklıma gelen isimler. Dünya sinemasından da Andrew Scott, Phoebe Waller-Bride, Emilia Clarke, Benedict Cumberbatch diyebilirim.
• Zorlandığınız bir sahneyle karşılaştığınızda, motivasyonunuzu nasıl yeniden inşa ediyorsunuz?
Bulunduğum anın önemini düşünüp hemen kendimi toparlarım, ’’bu anın tekrarı yok” hissi beni kendime getirir. Bazen bu motto da ayrı bir stres yaratabiliyor, zamanla gelişip öğreneceğim:)
• Set dışında bir gününüz nasıl geçer? Sahne dışında sizi ayakta tutan günlük rutinleriniz neler?
Genelde ailemle ,arkadaşlarımla vakit geçiririm. Bazen yalnız kalmayı da severim. Evde ukulele çalmak, şarkı söylemek, söz yazmak en sevdiğim şeyler.
• Diyelim çok sevdiğiniz bir dizi/film Türkiye’de uyarlanacak ve siz de kadrodasınız. Hangi karakteri canlandırıyor olurdunuz?
Game Of Thrones’taki gibi fantastik bir dünyanın içinde olmak çok isterdim ya da tam tersi Fleabag gibi gerçek hayatın orta yerinde olmak .
• Röportajlarımızın uğuru vardır dersek mübalağa olmaz. Burada ne manifestler nedilekler gördük kısa zamanda gerçekleşen. Kariyerinizde ya da hayatınızda gerçekleşmesini çok istediğiniz bir hayaliniz var mı? Anlatabilir misiniz bize?
Denemek, oynamak istediğim o kadar rol var ki. Ama bir komedi işinde yer almak çok isterim.
• Röportajı bitirmeden önce hayranlarınıza bir mesajınız var mı? Yakın gelecekte sizi hangi projelerde göreceğiz?
Gelen mesajlar ve yorumlar beni çok mutlu ediyor, güzel dilekleri için hepsine çok teşekkür ederim.
Sosyal Medyadan Gelenler

•• Sabah kalktın ve Geleceğe Mektuplar dizisine reenkarne olarak uyandığını gördün. Dizinin tüm detaylarına hakimsin. Kim olarak uyandın? İlk olarak ne yapacaksın?
Kesinlikle o lanetli “Murat’ın doğum günü” partisine dönüp hata yapmamaları konusunda uyarırdım
•Yetişkin Banu ile genç Banu arasında duygu alışverişiniz oldu mu? Birbirinizi nasılyönlendirdiniz?
Tek karakteri iki kişi oynamak karakteri derinlemesine görmemizi sağlıyor bence. Cenk Ertürk hocamızın yönlendirmesiyle de bunu deneyimlemek çok keyifliydi. Selin Yeninci gibi başarılı bir oyuncuyla Banu karakterini canlandırmak benim için çok büyük bir gurur.
•• Banu’yu canlandırırken neler hissetti?
Banu herkesin hayatında olan ama görülmeyen, duyulmayan kişi aslında.. “Gökten inmiş bir melek “ mi kişiden kişiye değişir ama Banu yaşadığı her türlü zorluğa rağmen ayakta kalmayı başarmış biri.Banu’yu canlandırırken üzüldüm, kırıldım, onu çok sevdim ve anladım.
••Genç cast sosyal medyada çok beğenildi. Yorumları takip etti mi? Neler hissetti? Top 10 başarısı ona neler hissettirdi?
Evet çok güzel eleştiriler aldım. Yorumları olabildiğince takip ettim, seyircinin dizimize sıkıca sarılmasına çok sevindim. İlk dizi deneyimimde böylesine bir başarı elbette ki.


