Kusursuz Kiracı 4. Bölüm Yorumu: Yaşayan Ölülerin Dönüşü

Gidenler, dönenler, dönmeyenler ve bekleyenler.. Bunlar Türk televizyonunda daha önce kendine defalarca yer bulabilmiş, biz izleyenlerin de gönlünü kazanabilmiş ve esasen bir belirsizliğin ya da yarım kalmışlığın etrafında toplanan konular.

Bazen her sabah bir gemiyi beklemek bazen de haber alınamayanın yolunu gözlemek gibi şekillerde izlediğimiz bu çok muhataplı konulara Kusursuz Kiracı’mız kendine has bir mercekten bakarak 4.bölümü bu yarım kalmış meselelerin etrafında şekillendiriyor.

Bölümün başında Mona’nın öldürdüğünü sandığı Amca Beyin dönüşü ilk 3 bölümün gizemini oluşturan olaylar silsilesinin belirsizliğini netliğe kavuşturuyor. Bu netlik elbette izleyicilere de yönelik ama biz ekranımızdan Mona’nın olmadığı anları da görebildiğimiz için zaten öldüğünü düşünmüyorduk dolayısıyla da Mona’nın endişesinin giderilmesi bölümde ve ilerleyen bölümlerde yeni endişelerle uğraşacağını gösteriyor ki ne Mona ne de biz bu durumun yabancısı değiliz. İlk andan itibaren Mona ile birlikte oradan oraya koşturduğumuz için.

Aslında Mona ile ilerleme tempomuz çok da yerinde. Tempo demişken tam da bu noktada dizinin temposuna değinmek istiyorum: yoldaki soru işaretlerini noktalayarak ilerliyoruz ve yol kısa değil.

Geçen bölümde Yakup’un telefonda konuştuğu gizemli isim için Mona’nın babası tahmininde bulunmuştum ve bu bölüm Mona’nın annesinin katili olan babasıyla tanıştık ama henüz derdi tam olarak nedir bilemiyoruz.

Onunla işbirliği yapan Yakup ise Mona’ya tutulmuş ya da tutulmak üzere. Bu tutulmayla birlikte ikili arasında tatlı sahneler izlemeye başladık nihayet. Yakup’un Mona’ya balon aldığı sahnede ikilinin diyalogları bölümün ana fikri olan ‘gidenler ve dönenler’ üzerineydi. Aynı konu Madam Vula ve Mona arasında da birkaç cümleyle konuşuldu. Mona’nın hayatında kayıplar var ve eski duygularını yeniden yaşamayı bekliyor dikenlerine rağmen tıpkı Madam Vula gibi.

Dolayısıyla Mona ve Vula için gidenler kayıplarını temsil ediyor, tabi şimdilik. Mona ve Madam Vula sahneleri çok keyif veriyor. Daha yakın olacakları ve birbirleri için birer komşudan fazlası olacakları sahneler için şimdiden heyecanlıyım. Yakup’un çevirdiği gizli işlerin bir kısmını anlamış olsak da hala en gizemli isim olma istikrarını sürdürüyor.

Yakup ile ilgili en net bilgi hiçbir şeye şaşırmaması bence çünkü Mona’nın Amca Bey ile ilgili söylediklerine de komşuların tavan arasında altın aramalarına da şaşırmadı çünkü bunları biliyormuş ama bunlar dışında da genel bir rahat ve her şeye hazır hali var ve Yakup’u bu gizemli yapıyor. Örneğin Mona ve Leyla’nın çocukluktan kalan kutularının tavan arasında çıkmasını Mona’nın uyurgezer olduğuyla ilişkilendirirken de çok rahattı. Mona uyurgezerken daha büyük şeyler yapsa onlara da şaşırmayacakmış gibi gözüküyor.

Kusursuz Kiracı ilk tanıtımından itibaren izleyicilere gizem vaadinde bulundu. Peki bu vaadi yerine getiriyor mu? Sıkmadan ama gizeme hasret de bırakmadan yerine getiriyor. Komşuların derdi, Amca Bey’in başına ne geldiği, Leyla’nın gerçekliği, Yakup’un bu olaylardaki konumu, Mona ve yangınlar…

Bu saydığım gizemli durumlar dizide adım adım değinilerek, biri çözüme kavuşacakken bir başka gizemle seyirci bölüm sonunda soru işaretiyle bırakılarak yani ilk günkü ivmesini koruyarak devam ediyor. Ama bu her şey berraklığa kavuştuğunda izleyecek hiçbir şey kalmayacak demek değil çünkü karakterlerin derinleştirmeleri de bir yandan devam ediyor.

Bu insanların bir derdi var ve dertlere kulak vermeye başladık bile. Suzi’nin anne koruyuculuğuyla yaklaştığı Mert’e kol kanat germesi, Hamiyet ve Sami’nin dizide bir komedi unsuru gibi durmalarına rağmen hepimizde olduğu kadar gerçek tasalara sahip olmaları diziyi son derece samimi kılıyor. Yani başka dizilerde izlediğimiz apartman ve aile meseleleri zaten bu dizide var ama Kusursuz Kiracı’da fazlası da var.

Mona, Manolya, Monako, Kirpi ama aslında hiç aksatmadan beslediği kediler gibi. Kendine balon alınınca ‘Çocuk muyum ben’ diyor ama hala en küçük bir duraksamada çocukluğuna dönüyor. Ekonomik şartları öne sürerek altın arayan komşulara üzülüp tereddüt yaşasa da ‘Ben olsam yine de bunu yapmazdım’ diyor. Ben bu tarifteki Mona’yı izleyip sevmeyen olduğunu pek sanmıyorum bunun sebebi de hikayenin yaratıcısı Nermin Yıldırım’ın Mona’yı iyi tanıması.

Mona’nın verdiği tepkilere ve yaptığı seçimlere bakınca tam Mona’lık hareket diyoruz. Tahmin edilebilir biri mi? Asla değil. Ama başarılı çizilen bir karakter çünkü bu 4 bölümde yaptıkları kendisinde hiç eğreti durmadı. Yazarın Mona’ya gösterdiği özeni görüyor ve tebrik ediyorum. Bir tebrik de Mona’yı, sınırlarını aşmadan ve altında kalmayan bir ifadeyle canlandıran, izlerken de keyif veren Dilan Çiçek Deniz’e.

Mona varsa Leyla da var. Leyla, Mona’yı asla yalnız bırakmaz ve ikisinin birlikte üstesinden gelemeyecekleri hiçbir şey yoktur. Leyla hep bu telkinleri veriyor Mona’ya ama son sahnede Mona Leyla’yı dinlemiyor ve Yakup’a tamamen şeffaf oluyor. Mona şeffaf davrandığında Leyla onu bırakıp gitti çünkü Leyla, Mona’nın kendisini tarif ettiği ‘Kirpi’yi kirpi yapan dikenleri.

Yetimhane günlerinde Mona’yı tehlikelerden korumanın yanı sıra yeni arkadaş edinmekten de geri alan kişi Leyla. Mona’yı kıskandığını görüyoruz. Bunun Mona’nın yetimhane sonrasındaki yaşamına yansıması ise varlığının yanılsama ya da bir savunma mekanizması olduğunu düşündüğümüz Leyla’nın, hala Mona’nın tek arkadaşı olması. O bir iç ses, bir iç muhakeme, güvenmeyen taraf ve iki inatçı keçiden biri…

Mona iç sesine aykırı davranmaya başladığına ve inat kendini göstermeye başladığına göre bizleri de daha hareketli bölümler bekliyor diyebiliriz.