“Her şey seninle güzel yolda yürümek bile
Olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile
Her şey seninle güzel bu toprak bu taş bile
İçimdeki bu korku gözümdeki bu yaş bile

Beklenmedik bir anda ayrılık gelip çatsa
Seninle paylaştığım tek bir gün yeter bana

Her şey seninle güzel duyduğum bu ses bile
Yalnız içtiğim su değil aldığım nefes bile
Her şey seninle güzel bu yağmur bu kar bile
Yüzümdeki gözyaşının izleri onlar bile”*

Bu şarkıyla başlamıştı Aslı ve Barış’ın aşk hikayesi ve yine bu şarkıyla da veda ettik onlara… Sözlerini çok anlamlı bulduğum ve her bir satırını ayrı ayrı sevdiğim için ayıramayarak böyle başlamak istedim yoruma. (Yazı bitince şarkının gerçek hikayesini okuyun da biraz daha ağlayın) Kafam cidden çok karışık ama bir o kadar da tamamlandığını hissediyorum hikayenin. Hadi ufak ufak başlayalım bölüme.

“Ağlamak; kayıp çocuk bu şehirde…”**

Geçen bölüm sonunda Barış’ın itirafını izlemiştik. Aslı’nın gözünden “güvendiği dağlara kar yağması” meselesini yani. Enerjileriyle bizi doruklara çıkarmışlardı ve bitirmiştik. Bu bölümün başında ise Aslı’nın son derece haklı öfkesini izledik. Yüreğinin sesini duymamak adına haykırıyordu. Tek isteği bir an evvel savcılığa gidip yapması gerektiğine inandığı şeyi yapmaktı. Ama hayat salt doğruları uygulamak değildi her zaman, hayat bizden kendi doğrularımızı bulmamızı istiyordu. Bunlar yere, zamana ve kişiye göre değişen; çoğu zamansa bizi ikilemde bırakan durumlardı. Neyse ki imdada Çiçek yetişti. Barış’ı affetmesini sağlayamasa da savcılığa gitmesini engelleyebildi Aslı’nın. Bu Çiçek’in meselesiydi, affetmesi gereken oydu. O affediyorsa eğer başkasının bir şey demeye hakkı yoktu. Hakan’ın güzel yüreğini görmüştü Balböceği’miz. Çünkü güzel yürekler, güzel yürekleri tanır. Lal Tayra Bahar bu rolle iyice parlattı güzel ışığını. Dönemin aranan çocuk oyuncularından olacağına şüphem yok. Umur Yiğit Vanlı da keza öyle. İlk bölümlerde ,rolü gereği belki de, sevememiştim. Ama ilerleyen bölümlerde takdirimi kazandı. Şuan başrolünde oynayacağı güzel bir proje bekliyorum ondan ^.^

“Burası da mı istemiyor beni?”

Öte yandan Barış vazgeçmedi sevdasından. İlkinde fonda “Beni olmadığım bir adam yerine koyma.” ile yağmur-güneş, gece-gündüz demeden nöbet tuttu penceresinin karşısında. Sonrasında zaman atlamasıyla da gördük ki kapısında beklediği gecelerin ertesinde bir ay boyunca her gün çiçek ve güzel bir not göndermiş Aslı’ya. Her sabah ulaştırmış simidini ona küçük bir çocukla. Aşk sevdiğinde kimsenin bilmediğini bilmektir. Onda kimsenin göremediğini görmek, onunla ilgili detayların beynine kazınması… Kendin yemek yemeyi unutsan bile onun sabahları simit yemeden güne başlayamadığını unutmuyorsan seviyorsundur. Bundan sebep Barış’ın gönderdiği notları küçücük bir sandıkta biriktirdi Aslı. Gururu koşup sarılmaması için bedenine engel olsa da aşkının ne kadar değerli olduğunun farkındaydı. Bir ömür sevmekten vazgeçemeyecek ama susacaktı belki de… Neyse ki Barış Buka işi ona bırakmadı ve Eğilmez Ailesi’nin de desteğini alarak kaçırdı Aslı’yı. Çünkü düşünmeyi bırakıp hissetmesi gerekiyordu artık kızımızın. Yüreğinin sesini bastırma çabasından vazgeçmeliydi.

İnsanın sevdiği yanında olmadıktan sonra “kalabalık ha olmuş ha olmamış” ne fark eder ki?***

Nitekim öyle oldu da…. Barış’ın aşk dolu sözleri ve bakışlarına daha fazla dayanamadı Aslı. Ve teslim oldu aşka… Yüreğini Barış’ın avucuna yeniden bırakıverdi. Başına ne gelirse gelsin yine de en huzurlu olduğu yer orasıydı çünkü. Metin Abi’nin de dediği gibi babasının ölümünden sonra ilk onunla gülmüş, aşkıyla hayata dönmüştü adeta. Bugüne kadarki tüm kırgınlıklarını saydı ortaya. Korkularını dile getirerek bir daha hiç kaybetmemeyi diledi onu. Alkolün etkisiyle yaşanan bu güzel anların sabah uyanınca bozulmamasını sevdim. Bir aylık ayrılıktan sonra birlikte uyanmanın gerçek olduğuna inanamadılar önce, sonrasında ise kalp kalp kalp. Aslı ve Barış el ele gülümseyerek kafeye geldikleri an yüzlerdeki mutluluk=Fandom ♥

Biri bize böyle güzel geldi de biz mi gitmedik? ♥

Bölümdeki başka bir güzellik ise Teo ve Gül’dü ♥ Önce TeoBar shipimizi bozmamak adına Barbaros’dan müsaade istedi Teo. Sonrasında ise “Geleceğim olur musun?” diyerek bir ömrü paylaşmayı teklif etti Gül’e. Zamanında küçücük bir keseye ne koyabileceğini bilmiyordu ama artık öğrenmişti. Aşkın kendisi sığmazdı ama simgesi bir yüzük pekâlâ da girebilirdi o keseye. Teo hayata birkaç sıfır geride başlayan adamlardan ama hayatına dokunan bir güzel yürekle de böylesine güzel bir adam olmayı başarmış. O kadar güzel bir sahneydi ki… Ekranın karşısında içim ısındı, aşkın en temiz hâliydi bu… İtiraf ediyorum Barış’ın evlilik teklifinden daha samimi, daha gerçek geldi bana. Darılmaca yok, bu konuda boynuz kulağı geçti Barış Bey  😀

Bu bölümün kıyamam müziğini Hakan’a gönderiyorum. Final olmasaydı uzun vadede mutlu olabilecek Hakan&İlayda shipimin sonuna gelindi. Gereken çatışmayı yaratabilmek adına İlayda’nın kötülüğü uç noktalara taşındı ve son… Yaşattıklarının bedelini ödedi aslında. Hayatta değer verdiği her şeyi kaybetti İlayda. Hakan’ın da dediği gibi “Hırsının kurbanı oldu.” Yapayalnız kaldı. O kadar acıdı ki canı, ölümü diledi; Hakan kurtarmasa ölecekti. Sorun burada değil. Esas sorun bu bedeli tek başına ödemedi. Hayatın can yakan yönüyle tanıştırdığı Hakan’ın da çok canı yandı. Ama Hakan artık dersini almıştı ki İlayda’nın ısrarlı davetine rağmen gitmedi onunla ve ailesini seçti. Doğru olanı buydu en başta. Hikayenin hâyâli geleceğinde Hakan’ın güzel yürekli bir peri kızıyla tanışıp mutlu olduğuna inanmak istiyorum. Belki İlayda da gittiği yerde yüreğindeki kötülükten kurtulmuştur kim bilir? ^.^

*Dance me to the end of loveeeee*

Bölümün devamı “the happy end” modunda geçti  🙂 Her şey tatlıya bağlandı. Yeğenlerinin hasretinden insafa gelen Cahideciğimin Aslı’yı bağrına basması (Aslının Cahide Hanım’ın elini öpmesi !!) , taraklı tokanın ait olduğu yere dönmesi; çifte düğün, kameraman tarafından getirilen çiçeğin içinden çıkan yüzük (Ya o benim fikrimdi. Barış Buka’yla fikirlerimizin bile uyuşması ♥ ben) , sevinçten yaşaran gözler falan… O sahnelerde izleyiciler hem ağlayıp hem gülerek manyak bir ruh hâline büründüler evet! Eee onca bölüm duygularımızla oynanırsa böyle oluruz. Delirdik albayım. Delirttiler…

Evet! Evet! Evet! (fandom temsili)

Favorim Teo’nunki olsa da Barış Buka’mı da harcamayacağım tabi ki de! Onunki de çok romantikti. Dilediğim kadar halktan konuşmaması onun kişiliğinden ve duruşundan kaynaklı  😎 Yoksa yani bir avukat çok daha güzel konuşmayı biliiir. Hele âşık bir avukat şiirler yazabilir sevdiğine gerekirse (Bence asıl teklifi Aslı’yla baş başa kalacakları ana sakladı 😛 ) Şimdilik biz klişenin içinde parlayan “Geleceğim olur musun ateş böceği?” ifadesine odaklanalım. Son derece anlamlı çünkü kendisi. (Yani diyor ki ben yalnız mükemmel bir koca değil harika da bir baba olurum. Sen şu okula bi çabuk dön de sonrasında Buka soyunu devam ettirelim 😀 )

Eveet, geldik sona. Ben vedaları sevmem. Acı verir, bolca gözyaşı içerir. Kayıp kelimesiyle eşdeğerdir insanların gözünde. Bu yüzden olabildiğince enerjik yazmaya çabaladım bu haftaki yorumu. Yüreklerdeki hüznü silip atabilmeyi diledim. Çünkü unutmamalıyız ki her son yeni bir başlangıçtır. Saatin gece yarısı on ikiyi vurduğu anı hatırlayın****. Ve gülümseyin, böylesine naif bir hikayeyi kısa da olsa böylesine kaliteli bir ekiple izleyebildiğimiz için. Bize yaşattıkları tüm güzellikler için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Unutulmamalıdır ki reyting bazı şeyleri ölçmeye yetmez. Hatalar var mıydı? Tabi ki de… Ama izleyenlere iyi ki dedirten bir iş olduğunu da kimse inkar edemez. Ekranlarda kalıp aşkın temiz de yaşanabildiğini, doğru adam olmanın bir kayıp değil kazanç olduğunu, sevginin en büyük güç olduğunu gençlere aşılamaya devam etmesini dilerdim. Çünkü şuan ekranda olan serseri jönler aptal kızlar, bol entrika ve saçmalıklarla dolu işlerden sıkıldım. Birkaç istisnaya tutunacağım bir süre. Sonrası yabancı diziler ^.^

Son olarak, bugüne kadar yazılarımı okuyan, gerek buradan gerekse Twitter’dan beni takip eden; biraz geciktiğimde soran, mesajlarıyla destek olan hatta şiir önerisi yapan herkese çok teşekkür ederim. Çok güzel insanlar tanıdım. Az ama kaliteli bir okuyucu kitlesine sahip olduğum için de çok şanslı hissettim kendimi. Kısaca değerlisiniz…

Sürç-ü lisan ettiysem affola…

Sevgiyle, güzellikle ve aşkla kalın 🙂

“Ben bunu bir ayrılık saymıyorum
Bir buluşma sonrası
Yeni bir buluşma için
Merhaba demek için
Hoşça kal….” *****

*Her Şey Seninle Güzel/Şarkı/Söz: Çiğdem Talu

**Düğüm/Şarkı/Cem Adrian

***Denge/Şiir/Turgut Uyar

****The Matrix Reloaded’in ilk sahnesi

*****İnternette Murathan Mungan’a ait olduğu iddia edilen bu dizeler aslında ona ait değildir. Kimin olduğu bilinmemektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz