Yönetmen koltuğunda Fernando Leon de Aranoa’nın oturduğu, senaryosunu Fernando Leon de Aranoa ve Ignacio del Moral’ın kaleme aldığı, başrollerinde Javier Bardem, Luis Tosar, Jose Angel Egido, Nieve de Nadia, Celso Bugallo ve Serge Riaboukine’nin bulunduğu Los Lunes Al Sol yani Güneşli Pazartesiler, neoliberalizmin etkisinde kalmış, orta yaşlı 5 tane işsiz adamın hayat mücadelelerini anlatıyor.

Santa, Jose, Lino, Amador ve Sergey iki yıldır işsizlik yaşayan, orta yaşlı beş arkadaştır. Santa, hayata gerçekçi yönden bakmaya çalışan, Jose iş bulamamanın verdiği özgüven sorunuyla baş etmeye çalışan, Lino yaşı ve görünüşünden dolayı işlere tercih edilmeyen ama iş bulma umudunu da asla yitirmeyen, Amador işsizliği nedeniyle karısının yokluğuyla baş etmeye çalışan, Sergey ise Sovyetler Birliği’nin çalıştığı programı iptal etmesiyle birlikte ülkesinden kopan bir adamdır. Bu beş arkadaş, arkadaşları Rico’nun barına sürekli giderler ve içinde bulundukları durumları tartışırlar.

Filmde neoliberalizmin sonuçları ve etkileri gösterilse de şöyle bir tezatlık vardır. Neoliberalime göre ‘’çalışmak özgürleştirir’’ fakat vahşi kapitalizmin sonucu olarak işsizlik had safhadadır, karakterlerimiz ellerinde olmayan sebeplerden dolayı işsizlikle mücadele etmektedirler. Yönetmen Fernando Leon de Aronoa; geçmişimizin, günümüzün ve geleceğimizin problemlerin gözler önüne sermiştir. Filmde anlatılan problem zamansızdır yani neoliberalizm, kapitalizm hep hayatımızdaydı bundan sonra da hayatımızda olmaya devam edecektir. Filmde sistem eleştirilerini de rahatlıkla görebiliyoruz. Jose’nin ‘’Televizyona çıkmak güzel bir şey olmalı. Bir program sunduğunu düşün. Televizyona çık, saçma sapan konuş ve bir kral gibi yaşa.’’  cümlesi para kazanmanın alın terine dayanmadığını, şaklabanlıklar yaparak da bir kral gibi yaşanacağını eleştiriyor. İşçi sınıfı yıllarını çalışmaya adamışken birileri televizyona çıkıp onların yıllarca kazanamadığı paraları, birkaç saatte kazanıyorlar.

Santa, gerçekçi bir karakterdir fakar gerçekçi olmasına rağmen hayak kurmaktan da asla vazgeçmez. Onun hayali Avustralya’nın Antipodes Adaları’dır. Antipodes, ‘’karşıt’’ anlamına gelmektedir. Aynı zamanda oradaki refah seviyesi üst düzeydedir. Hem karşıt olup hem de üst düzey refah a ulaşma isteği vardır. Hayata karşı Antipodes hayalleri vardır. Antipodes ona göre sadece ada değil, bir fikirdir. Hayallerinin yanı sıra hayata gerçekçi taraftan da bakmaktadır. Hayata karşı bir başkaldırısı vardır. Bu başkaldırıyı da La Fontaine’nin Ağustos Böceği ile Karınca hikayesine bakış açısında görebiliriz.

“…ağustos böceği karıncanın kapısını çalmış ama karınca ona demiş ki, “ağustos böceği kardeş eğer sen de benim gibi sıkı çalışsaydın böyle aç ve açıkta olmazdın” ve kapıyı açmamış. Kim yazdı bunu? Çünkü işler böyle yürümüyor. Bu karınca boktan ve vurguncu biri. Ayrıca bazılarının neden ağuston böceği olarak doğduğundan bahsetmiyor. Çünkü öyle doğduysan hapı yutarsın. Bundan hiç bahsetmiyor.’’

Santa burada hayallerini kenara bırakarak hayatın gerçek tarafını da gösteriyor. Çünkü ne kadar hayaller kursa da bazıları şanslı doğmuyor. Onlar da karınca olabilirlerdi ama karınca olarak doğmadıkları için hikaye onlar için başlamadan bitiyor.

Hayatın acı gerçekleriyle yüzleşen, karınca olarak değil de ağustos böceği olarak doğan ve hayata karşı da Antipodes hayalleri olan beş kaybeden siyam ikizleri…

‘’Birimiz düşerse hepimiz düşeriz. Aynıyız. Siyam ikizleri gibi. Aynı şey.’’

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz