Bahsedeceğim için o kadar heyecanlıyım ki! İçimde büyük bir mutluluk var. Agents of SHIELD, Marvel’ın şimdiye kadar çıkardığı bütün işlerin en iyisi. Çok iddialı oldu biliyorum, ama abartmıyorum. Marvel’ın fantastik evrenine geçtiğimiz sene dalış yapıp, vizyona girdiği tarihlerde Endgame gündemine yetişmiştim. Tüm bu ajanlar, süperkahramanların içerisinde ilgi çeken konulardan biri de hiç şüphesiz SHIELD mevzusuydu. Hareketli atmosferleriyle bilinen bu seri filmlerinin yanında SHIELD, işin biraz daha sakin, arkaplandaki havalı kısmı gibi gözüküyordu.  

Radarıma takıldığı günden beri ara ara aklıma düşse de bir türlü izleyememiştim ama merakımı çok cezbediyordu. “Tam benlik” diye düşünüp büyük bir hevesle bekliyordum başlamayı. Nihayet birkaç hafta önce, ilk bölümü açtım ve hayatımdaki en doğru kararlardan birini vermiş oldum. Çünkü dizinin bana verdiği şey beklediğimden de fazlasıydı. Tam benlik değildi, resmen bana sorulmuş, isteklerime göre özenle hazırlanmış kadar iyiydi. Sonrası benim için bir rekorlar zinciri, tahmin edeceğiniz üzere çok kısa sürede gece gündüz izleyerek yedim bitirdim sezonları. Gelelim ‘niye’sine.  Agents of Shield’ı bu kadar güzel yapan ne?

Agents of SHIELD' EP on Melinda May's Past, 'Civil War' Connection ...

Öncelikle biraz tarif edeyim yapısını. Biraz Black Mirror, biraz Sherlock, biraz Fringe, biraz Supernatural, biraz Westworld ve daha nicesi.. Anlayacağınız, kalitesi tartışmaya açık olmayan birçok yapımdan birkaç tutam barındıran leziz bir salata gibi dizi. Mükemmel bir aksiyon dinamiği ve harika karakterleri var. Tanıdığınız için sevinçten delireceğiniz kişiler veriyor size. Senaryosu muazzam, gidişat kusursuza yakın. Çok güzel bir işleyiş var. Asla sıkmayan, başından kaldırmayacak kadar sürükleyici, bağlayıcı bir iş. 

Çekimler ve yönetmenlik konusuna hiç değinmiyorum bile. Çünkü söyleyebileceğim tek şey, zaten yüksek olan seyir zevkinizi ikiye katladığı. Gelelim detaylara, hoş detay demek ayıp olur. Şimdi, dizinin en hoş yanlarından biri yüzlerce zeka ürünü olay ve ters köşeyle dolu olması. Kaç kere ağzım açık kalarak ekran başında dondum bilmiyorum. Hepsi de birbirinden zevkliydi. Tabii her şey güllük gülistanlık değil. Tahmin edeceğiniz üzere, bu kadar aktif bir örgünün içinde bolca karmaşa var. Olmak zorunda. İzlerken kalbiniz çok kırılıyor, bazen sadece üzülüp durgunlaşıyor bazen de baya baya ağlıyorsunuz. 

Agents of SHIELD's Daisy Johnson will reportedly appear in ...

Duygusala girmişken, dizi bu konuda çok başarılı. Sebebi de ortada bir “ekip” olması. Bu konseptteki her işte olduğu gibi burada da bir aile olma durumu ve sevgi, fedakarlık gibi konuların vurgulanması var. Ama işler biraz farklı. Yaşananların hiçbiri sıradan değil, dolayısıyla verdikleri tepkiler de. Çok güçlü şeyler izliyoruz. Yazılması açısından da, oynanması açısından da, sunulma amacı açısından da.

Agents of SHIELD’ın en sevdiğim yanlarından biri de ikna ediciliği oldu. Bizi, seyirciyi, “gerçekliğe” öyle güzel inandırıyorlar ki aklınız şaşar. Bütün bu fantastik, bilim kurgu unsurların arasındayken, sanki bunların hepsi günlük, her zaman mümkün olan şeylermiş gibi bir his kaplıyor içinizi. Hızlıca kabullenip alıştıktan sonra da tek yaptığınız May gibi “What is next?” diye sormak oluyor.

Dizide ne ararsam bulabiliyorum. Aksiyon, korku, uzay, bilim, dostluk, romantizm, coşku, gerilim. Aynı anda kaç ihtiyaca yer veriyor siz düşünün. Başka hiçbir yerde bulamayacağımız sihirli bir kit gibi. Sevmekten kendinizi alamayacağınız her biri birbirinden farklı karakterler, ve izlerken onlarla birlikteymişsiniz gibi hissettiğiniz yolculuklar.. Güzel oyunculuklar ve tüyleri diken diken eden sahneler de bonus!

Distopik bölümlerde bile hissettiğiniz ütopik bağlar var, hayran kalacağınız sadakat durumları ve şoktan şoka gireceğiniz ihanetler. Yukarıda ikna demiştim. İkna konusunun bir diğer ayağı da bu işte. Sizi sürekli şüpheye düşürüyor ve sık sık değişen durumlara kesin olarak inanmanızı sağlıyorlar. Sonrası yine büyük şoklar. Birkaç sezon sonra ancak alışıp güvenmemeyi öğreniyor ve “her an her şey olabilir” modunu açıp yeni karakterleri sevip sevemeyeceğinize bir türlü karar veremiyorsunuz. 

Hiç düşmeyen heyecanın içinde, izlediklerinizin “gerçek” olma ihtimalinden büyük keyif alıyorsunuz. Şahsen ben kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, bütün o gelişmiş teknolojilerin, birkaç insan gücündeki süpereğitimli ajanların ve pratik zekanın, hızlı gelişim ve üretimin kurgudan ibaret olmadığına/olmayacağına inanıyorum. Ve diziyi bu hislerle izlemek çok güzel. Çünkü bu olağanüstü şeyler yalnızca çok iyi dövüşen, psikolojik olarak güçlü kişiler ya da birkaç “çok özellikli kurtarıcı cihaz”dan ibaret değil. İnsanı doyuracak derecede taktik, sınırsız sayıda eğlence var diyebiliriz.

The Special Part About Playing Coulson In Captain Marvel ...

Diziyi aralıksız izlediğim için birkaç kez rüyalarıma girdiğini itiraf etmekle birlikte, bu şansa sahip olduğum için de mutluyum. Çünkü kesinlikle yeni bölüm veya sezon bekleyebilecek kadar sabırlı davranamazdım. Kafayı yedirtir!

Uzun lafın kısası, Agents of SHIELD ilk bölümlerinden itibaren başarısını kanıtlamış olup, en sevdiğim diziler listesine görkemli bir şekilde giriş yapmıştır. Büyük alkışı hak eden çok yönü olduğunu düşünüyorum. Ayrıca, çizgiromanları okumamış hatta filmleri bile izlememiş olan kişiler bile diziyi sevebilir bence. Kendi kendine yeten bir hikayesi var bence dizinin, birkaç referans kaçırırsınız sadece. Ben sadece filmleri izledim. Bu yüzden çizgiromanda var olan karakterlerin dizide ne derece iyi uyarlandığını bilmiyorum. Yalnızca diziye bakarak, kendi içinde değerlendirdiğimde ise gayet güzel. 

Bu kadar övdün, hiç mi kötü tarafı yok derseniz, elbette vardır ancak benim hoşuma giden tarafları hayli çok olduğundan onları yok ediyor. Resmen, karşılaşabileceğiniz olumsuzluklara odaklanmaya vaktiniz olmuyor ve kendinizi akışa kaptırıyorsunuz. Şimdilik bu kadar, sonraki yazılarda görüşmek üzere!

Agents of S.H.I.E.L.D. cast promise fans a messy end for Season 3 ...

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz