Bir Zamanlar Çukurova bu hafta da zirveyi kimselere kaptırmadı! Total 14,08 AB 10,79 ve 20+ABC’de 13,94 reyting ile yine yeni yeniden açıl ara gün birincisi. 👏 Tüm ekibi ve oyuncuları tebrik ederek başlamak istedim bu hafta.

Geçen haftayı kafasına silah dayamış bir Züleyha ile noktalamıştık. Kimsenin o tabancanın dolu olacağını düşündüğünü sanmıyorum. Tahmin etmesi zor değildi. Züleyha tetiği çekti ve silah boştu. Keşke bu konuda bir sürpriz yaşasaydık, son anda silahı Demir’e doğru çevirip öyle tetiği çekseydi mesela bu beni şaşırtırdı seyirciye de vay be Züleyha’ya bak savaşıyor dedirtirdi. Ama onun yerine çaresizce ağlayıp Demir nereye sürüklerse oraya giden bir Züleyha ile devam ettik.

Yılmaz’ı ise artık tam anlamıyla patron olarak gördüğümüz bir bölümdü. Ama ne patron ama. Uyguladığı pozitif politika ile çalışan işçi ve marabalarına şimdiye kadar görmedikleri şartlarda çalışma imkanı sunuyor. Bulunduğu bölgede de sektörüne yenilikler getirerek makinalar alarak az çaba çok verim elde etmeyi amaçlıyor. Çalışanlarına her konuda güven sağlayan, destek olan patronu kim sevmez ki?

İyi ve kötü zıtlığını Yılmaz ve Demir yoluyla tekrar gösterdiler.

Bir tarafta makinalar bozulursa diye endişelenen çalışanına bozulursa bozulsun sizden değerli değil ya diye güven veren, çalışanlarım ne yerse ben de onlarla beraber onu yerim diyen bir Yılmaz, diğer tarafta çalışanlarını bir asker gibi tek sıraya dizmiş bağıran çağıran kendini onlardan üstün gören köleleriymiş gibi davranan bir Demir. Bakınız bu iyi bu da kötü demenin daha bariz bir yolu olabilir mi?

Sütlacımı yemediğim ben (temsili değil)

Züleyha ise yine bildiğimiz gibi; ağlıyor, ağlıyor ve sonra yeniden ağlıyor. Demir’in Adnan’ı alıp götürdüğünü görünce peşinden gerçekleri haykırarak koştu ama nafile. “O senin değil!” diye haykırdı ama sesini duyuramadı ve çocuğunu aramak için Adana’yı karış karış aramaya başladı. Peki bu gitmediği yer kalmayana kadar ararken Yılmaz’a gidip yardım istemek hiç mi aklına diye sormadan edemeyeceğim. Yılmaz’dan yardım istemek yerine konağın kapısında ağlamayı tercih etmiş olması sinir krizi geçirmeme sebep olabilirdi. Tamam olayı zor ve imkansızlaştıracaksınız ama mantıktan bu derece uzaklaşmaya gerek var mıydı?

Sinir krizi demişken bir olaydan daha bahsetmezsem olmaz. Geçtiğimiz bölüm Züleyha tası tarağı toplayıp neden İstanbul’a gitmeye karar vermişti? Tamam gitsin ama neden İstanbul? Bunun mantıklı bir izahı oldu da ben mi kaçırdım bilen varsa lütfen beni de aydınlatsın çünkü yakınında olan bir Yılmaz varken ona gitmek yerine sırf Demir yakalasın da çocuğu ile tehdit edebilsin diye uydurulmuş bir İstanbul hikayesine bünyem katlanamaz.

Bu hafta eleştiri modumdayım çünkü ilk bölümler öyle güzel akıyordu ki hikayenin ağırlaşması ve ağırlaşırken mantık hataları yaşanması beni üzüyor.

Gülten’in bu hikayedeki rolü nedir? Elbette tüm oyuncular değerli. Sözüm onlara değil de bölüm içindeki karakterlerin dağılımında bi dengesizlik var. Ben daha çok Züleyha -ama öyle ağlayan ve odalara kapatılan değil savaşan ve dik duran bir Züleyha- daha çok Yılmaz -ama öyle her söylenene inanan değil sevdiğine güvenen ve sahip çıkan bir Yılmaz- görmek istiyorum ama bölümün yarısından fazla Gülten’in ağlamasını izliyoruz. Üstüne bir de iyi gibi davranıp yalanlar üstüne yalanlar anlatıyor.

Anlayamadığım bir diğer nokta da şu, Züleyha yani koskoca Yamanlar Konağı’nın gelini odaya kapatılıyor üstüne günlerce bağırıyor evi inletiyor. Ama içerde adamları olmasına rağmen ne Yılmaz’ın ne Fekeli’nin ruhu duymuyor. Ama konu Gülten’in dağın başındaki barakanın tekinde kilitlenmesi olunca Nazire Hanım ilahi bir güç ile orada beliriyor ve anında Yılmaz’a yetiştiriyor. Gerçekten mi yani? Yılmaz acıdığı ve yardım etmek istediği için Gülten ile evlendirme gibi bir planınız varsa şimdiden söyleyin de sütlacımızı yiyip öyle gelelim.

Bölümde içime ikrah gelen bir diğer konuda sürekli kötülerin kazanıyor oluşu. Yılmaz’ın intikamını izleyeceğiz dedik. İş konusunda baya da büyük aşamalar kaydetti yalan yok. Ama konu Züleyha olunca afallayıp karşısındaki kişi ne söylerse onunla birlikte kafasının karışması yanlış. Hele ki karşısındaki kişi engereklerin şahı Hünkar Yaman ise. Züleyha’nın sen hapisteyken bir başkasına aşık olabileceğine gerçekten ihtimak verdin mi? Polisler seni götürürken peşinden nasıl koştuğunu, düşüp düşüp tekrar nasıl ayağa kalktığını o camdaki demirlerden sırf sana ulaşmak için nasıl uzandığını unuttun mu? Biz unutmadık da.

“Anlat anlat sen seversin yalanı”

Ana oğul engerek bir yandan sinsirella Gülten bir yandan, Sebahattin’in de dediği gibi “Siz neden gencecik iki insanın hayatlarını mahvettiniz?” Kendi çıkarları, kendi saadetleri için yapmayacakları kötülük harcamayacakları insan yok gerçekten.

Sevgi nedir? Demir gibi saplantılı şekilde ben seviyorsam bundan sanane demek mi? Gülten gibi seviyorum diye üç maymunu oynamak mı? Züleyha gibi sevdayı artık sadece canından can olan oğlunda bulmak mı? Yılmaz gibi hakikatin peşinde oradan oraya sürüklenmek mi? Belki hepsi belki de değil. Sevginin birden çok çeşidini gördüğümüz bir hikaye bu. Aşkın hiç halini izlediğimiz bir hikaye.

Sözün kıymetini lâl olandan

Ekmeğin kıymetini aç plandan öğrenirsin

Aşkın kıymetini ise hiç olandan…

Seni sevmeyeni bal olsa da unut, seni seveni zehir olsa da yut derken bu sözün Yılmaz ve Züleyha karşılaşmasına çıkacağını biliyorduk. Demir ve Hünkar ikilisinin hain planı ile Yılmaz’ı arayan Züleyha buluşmak istedi.

Ve telefonda konuşurken birbirlerinin sesini duyduklaeı ilk an o kadar güzeldi ki. Aylar sonra sevdiği kadının/adamın sesini duymuş birbirini deliler gibi seven iki insanın hislerini birkaç saniyede öyle güzel hissettirdiler ki, alkışlar Hilal Altınbilek ve Uğur Güneş ikilisine 👏

“Merhaba Yılmaz…”

Tüm özlemini, acısını, kederini, gözyaşlarını, mutsuzluğunu, çaresizliğini… aşkını tek bir merhabaya sığdırmak zorunda olmak. İçin için koşarak boynuna atılıp sarılmak, kokusunu içine çekip seviyorum seni ilk günkü gibi hatta belki daha fazla demek isterken sanki bir yabancı gibi merhabalaşmak zorunda olmak…

Yılmaz, ah Yılmaz… Sevdiği kadını görür görmez gözlerinin dolması. Fekeli uyarmıştı sakin kal demişti. Ama ayların hasreti ve özlemi var bu mümkün mü? Her dakika yanımda ol yine özlerim yine özlerim diyen bir adamdan bahsediyoruz. Züleyhasını görünce bir daha tutuldu, bir daha aşık oldu sanki. Sevdiği kadının ağzından çıkacak cümleler belki de ikisini de paramparça edecek. Çocuğu için yaptığını, tehdit edildiğini bilemeyecek ama birbirlerine özlemin kederiyle baktıkları o anlar için hepsine değerdi. Yılmaz Züleyha’nın, Züleyha Yılmaz’ın. Daha buluşmadan ellerinin zangır zangır titremesi ve birbirlerinin gözlerime baktıkları o an tüm benlikleri ve ruhlarıyla belli ettiler. Araya istedikleri kadar kötülük ve yalan soksunlar. Gerçek oraya çıkacak ve kazanan gerçek aşk olacak. Olmalı. Çünkü gerçek dünyada bolca kötülük var zaten bari kurgu bir evrende de olsa iyiler kazansın, aşk kazansın. 

Uhuletle ve suhuletle haftaya görüşmek üzere 😇

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz