İlk bölümde bahsedilen fakat kendisini ikinci bölümde gördüğümüz, Fatih Artman’ın canlandırdığı ‘Yasin’ karakteri, oldukça ilgi çekici bir karakter olacak gibi duruyor. Sezon başından sezon sonuna, karakter gelişimi konusunda en net yorumu Yasin için yapacağımıza inanıyorum. Zaten bu dizi için önemli gördüğüm bir nokta da, kesinlikle, karakter gelişimi. Özellikle böyle bir hikayesi olan bir dizide, karakter gelişimi yavaş da olsa, eksiksiz olmalı.

İlk sahnede Fatih Artman ile birlikte Bilge Önal’ı da gördük. Zaten kadro çok geniş, karakterlerin birbiriyle olan bağlantısını yavaş yavaş görüyoruz. Hikayenin genelini, bu yüzden çok merak ediyorum. Karakterlerin hikayesi şimdiden birleşmeye başladı bile.

Dizinin vermek istediği mesajın kilit noktası, Ruhiye karakterinin geçmişinde yatan travma olacak diye düşünüyorum.  Tanı koymak gibi olmasın fakat sadece majör depresyon olduğunu düşünmüyorum. Geçmişte hatırladığı sahnede olan meyve ile evlerinin önündeki ağaçta yetişen meyve aynıydı. O ağaca bakarak sigara içmesi ve Yasin meyveyi karşısında yiyince delirmesi, sizin de anlamış olacağınız üzere bu durumdan kaynaklı.

Dayanamıyorum, yine oyunculuk öveceğim. İlk bölümden bu bölüme, Funda Eryiğit’in o uzaklara dalışları, sanki beni de o çökkünlüğün içine çeker gibiydi. Çok başarılı buldum kendisini. Hikayenin geri kalanında en merak ettiğim karakterlerden bir tanesi kesinlikle Ruhiye olacak.

Ailecek vakit geçirdiklerinde, istemsiz olarak bir umut ışığı parladı içimde. Sanki onlar için her şey yoluna girecekmiş gibi geldi. İşte o sahnede çocukların, Meryem’in özellikle Yasin’in yüzünü gülümseten şey bu umuttu. Ruhiye’nin gülüşü onlara, bir an olsun her şeyin yoluna girebileceği mesajını vermişti. Ta ki Yasin, Ruhiye’nin neden köye gitmek istediğini sorana dek.

Aslında bu sorunları yaşayan bir insanın, bir soruda tıkandığını görüyorsanız, o görünmez duvarın ardındaki kapıya tıklatmışsınızdır demektir. Orada konuşmayı sonlandırıp, daha fazla soru sormamak, hazır olmadan konuyu deşmemek gerekir. Tabi o an Yasin’in ya da Meryem’in bunu anlamasına imkan yoktu. Çünkü travma yaşayan insan kadar, travmanın etkisinde kalan bir insanı görmek de bir o kadar yorucu ve yıpratıcıdır. Özellikle ne yaşandığını ve nasıl çözeceğinizi bilmiyorsanız. Sabırsızlığınız ve çaresizliğin oluşturduğu bir öfkeyle yüzleşmek zorunda kalabilirsiniz. Yasin’in de yaşadığı bana kalırsa buydu.

Meryem ise seansı bırakmayıp devam etti. Tanımadığınız birine bir şeyleri anlatmak daha kolaydır. Nasıl da açılmaya başladı Peri’ye? Kahveyi yaparken değişik hissetmesinden bahsetti. Belki kendine bile itiraf edemediği, sessizce içinden konuştuğu bu mevzuyu (mevzu falan yok ablam dediğini duyar gibiyim) birine anlatabileceğini fark etti. Meryem gibi bir karakter için seanslar şu an gayet iyi ilerliyor bence.

Peri’nin ise tıpkı Meryem gibi yüzleşmekte zorluk yaşadığı bir sorunu var. Sürekli kaldığı bir sınav gibi aslında. Meryem ile Peri birbirinden çok şey öğrenecek.

Gülbin hangi psikoloğa gidiyor merak ediyorum. Anlaşıldığı kadarıyla gitmiyor. İki bölüm üst üste Sinan’da kalmak istemediği halde ‘hayır’ diyemediği için, Sinan istiyor diye geceyi onda geçirdi. Bu detay bence Gülbin karakterini tanımamız için çok önemli. Çünkü onun hikayesinin tamamını henüz izlemeye fırsat bulamamış olsak da, karakter gelişimi için bilmemiz ve dikkat etmemiz için gerekli olduğunu düşünüyorum.

Sinan… Sinan hakkında söyleyecek çok şeyim var fakat yazmak istediğim hiçbir kelimem yok. Meryemle mutfakta karşılaştığı o an, bakışları hiç hayra alamet gelmemişti. Üstüne bir de Melisa’yı arayıp bana gel demesi… Yetmeyip, Meryem’in çemberini koklaması… Ben yazmıyorum, siz anladınız.

Hikaye derinleşiyor, bize merak etmesi kalıyor. Takipte kalın!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz