Bersu Göksel: “Her yeni rol ve her yeni kişi bende de yeni farkındalıklar yaratıyor.”
• Seni daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Bersu’yu biraz anlatır mısın? Seni çok iyi tanıyan birine sorsak Bersu’yu bize nasıl anlatırdı?
İlk tanışınca biraz mesafeli olduğumu düşünen çok oluyor ama beni tanıyanlar enerjimin yüksek olduğunu söyler. Yakınlarım beni esprili, enerjik, meraklı ve biraz fazla detaycı biri olarak anlatır herhalde. Aynı zamanda duygusalımdır; sevdiklerime karşı da oldukça hassas ve şefkatli bir yapım vardır.
• Oyunculuk yolculuğunda aldığın eğitimlerden ve okul yıllarından bahseder misin? Hangi kurumlardan eğitim aldın, bu süreç vizyonunu nasıl şekillendirdi?
İzmitliyim. Oyunculuğa da orada Kocaeli Bölge Tiyatrosu, İzmit Sanat Merkezi, Oyun İstasyonu gibi yerel sanat merkezlerinde eğitim alıp sahneye çıkarak başladım. Sonrasında Yeditepe Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’nü kazandım ve oradan mezun oldum. Michael Chekhov Europe gibi uluslararası tiyatro ekollerinden, sektörün önde gelen castdirektörleri ve oyuncu koçlarından kamera önü ve farklı oyunculuk metotları üzerine sayamayacağım kadar çok atölyeye katıldım. Hala da yeni bir şey öğrenebileceğim her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorum.
• Teorik eğitimin sahadaki pratikle buluştuğu o ilk anı düşündüğünde, “iyi ki bu eğitimi almışım” dediğin en kritik dönüm noktası neydi?
Mezun olduğum hafta TRT’de haftalık bir dizide başrol oynama şansım oldu. Kamera önü sektörüne dair henüz hiçbir tecrübem yoktu. Bir anda 70-80 sayfa ezber, uykusuz geceler, 12-15 saatlik çalışma temposunun içinde buldum kendimi.
Hem psikolojimi yönetmek hem de teknik olarak bildiğim bütün yöntemleri kullanmak zorunda kaldım ve işin altından kalktım. Karakter yaratmak, sahneyi analiz etmek ya da oynamak konusunda hiç zorlanmadım çünkü konservatuvarda bunun pratiğini yıllarca yapmıştım. Benim için asıl mesele sektörün çalışma şartlarına ayak uydurmaktı. Okullu olmanın avantajını ilk kez orada çok net hissettim açıkçası.

• Esaret dizisinde canlandırdığın Afet karakteri renkleri, süsü ve yüksek enerjisiyle oldukça dikkat çekici bir profildi. Afet’i yaratırken nasıl bir hazırlık sürecinden geçmiştin?
Afet karakteri geldiğinde ben 30 yaşındaydım, onlar aslında 40-45 yaşlarında birini arıyorlardı. Audition’ımı izlediklerinde kostümüm ve oynayış biçimimden beni daha büyük sanmışlar. Gerçek halimi görünce ufak bir şaşkınlık oldu. O yüzden Afet için fiziksel olarak da biraz değişime gittik, saçlarım sarıya boyandı, kostümler ona göre seçildi. Ben karaktere biraz daha rüküşlük katmak istedim çünkü bunun Afet’i daha iyi anlatacağını düşünüyordum.
Özellikle kostüm ekibinden leoparlar, cart renkler istedim, onlar da beni kırmadılar. Ben daha şehirli bir kadın olduğum için mahallede yaşayan, gelir düzeyi düşük ama lüks görünmeye çalışan bir kadının bunu nasıl yansıtacağını çok düşündüm. Afet’i de biraz bu motivasyonun üzerine kurduk
• GAIN’in yeni projesi Son Perde Aşk filminde Aslı karakteriyle izleyici karşısına çıktın. Projeye dahil olma sürecin nasıl gelişti?
Aslı’yı okuduğumda daha önce oynadığım rollere göre bana çok daha yakın olduğunu hissettim. Günlük hayatta da herkesin yardımına koşan, enerjik bir arkadaş olduğumu düşünüyorum ve Aslı da tam olarak böyle biri. Bir de iki yeğenim var, onlara da tam Aslı gibi bir teyzelik yapıyorum. O yüzden karakteri okuduğum an ‘Bu benim ya!’ oldum. Deneme çekiminde de yüksek enerjimi ve mizahi yanımı ön plana çıkardım, aslında biraz olduğum gibi oldum. Yönetmenlerimiz de sağolsunlar role beni uygun görmüşler.
• Aslı karakterini oluştururken Afet’in o cıvıl cıvıl dünyasından nasıl bir çizgiyle ayrıldın? Aslı’nın seni en çok etkileyen yönü ne oldu?
O cıvıl cıvıl dünyayı tuttum aslında çünkü ikisi de çok enerjik, yaşama tutkuyla bağlı karakterler. Ama onun dışında bambaşka dünyalarda yaşayan, farklı sosyokültürel hayatlara ait, farklı yaşlarda iki kadın. Hayata bakışları da birbirinden çok farklı. Sanırım tek benzerlikleri benim gibi yerinde duramayan biri tarafından canlandırılıyor olmaları 😅
Aslı’da en sevdiğim tarafsa; Aslı’nın pratik zekası ve anında durumu kurtarma refleksi benim çok hoşuma gitti. Üstelik bunu sinsi bir yerden değil, tamamen oyunsu bir şekilde yapıyor olması çok tatlı. En krizli anda bile neşesini ve umudunu kaybetmiyor. Tam bir Olsun ya, yıkılmak yok, hallederiz insanı. Bu tarafını çok sevdim.

• Türkü Turan ve Hakan Dinçkol gibi isimlerin yer aldığı bu ekiple set ortamınız, çekim aralarındaki uyumunuz nasıldı?
Okuma provalarında çok çabuk kaynaştık. Çekimler sırasında da özellikle Türkü’yle çok yakın iki arkadaşı canlandırdığımız için o ‘sister’ enerjisini kurmaya çalıştık. Zaten kendisi de çok tatlı biri, gerçekten iyi arkadaş olduk. Hakan’la da öyle; üçümüz sette çok vakit geçirdik, bol bol sohbet ettik. Üzerinden biraz zaman geçtiği için şu an ‘asla unutamam’ dediğim tek bir anı gelmiyor aklıma ama setimizin miniği Ayşe’yle geçirdiğimiz her an çok keyifliydi diyebilirim. Çok yetenekli, sürekli yüzümüzü güldürdü. Onun oyunculuğunu gördükçe biz de motive olduk.
• MU Atölye bünyesinde gerçekleştirdiğin “Role Hazırlık Atölyesi” ile oyuncu adaylarına rehberlik ediyorsun. Eğitmen koltuğunda oturmak, kendi oyunculuk pratiğini ve karakter hazırlık süreçlerini nasıl besliyor?
Eğitmenlikten ziyade buna koçluk demeyi tercih ediyorum. Oyunculuğu meslek edinmiş ya da edinmek isteyen, temel oyunculuk eğitimlerini almış kişilerle çalışıyorum. Karakter yaratmak, metin analizi, kamera önünde rahat olabilmek, audition geldiğinde en doğru şekilde çekim yapabilmek ve sektörün beklentilerini karşılarken kendi oyunculuk doğrularını kaybetmemek üzerine oyuncularla birebir çalışıyorum.
Tabii çalıştığımız her yeni rol ve her yeni kişi bende de yeni farkındalıklar yaratıyor. Ben sonuçta bir eşlikçiyim; oyuncuyla beraber bir şeyler keşfedip yaratıyoruz. Bir karakter üzerine bu kadar düşünüyor ve sürekli pratik yapıyor olmak beni de çok geliştiriyor. Başka bir oyuncunun içsel sürecini yakından gördüğümde ister istemez kendi oyunculuğumu da muhakeme ediyorum.
• Oyunculukta bazı roller vardır ki oyuncuyu adeta baştan aşağı değiştirir. Sende bir Çoközlü İksir (Polyjuice Potion) etkisi yaratacak, aynaya baktığında Bersu’yu tamamen unutturup seni bambaşka bir kimliğe geçirecek o “hayalindeki dönüşüm rolü” nasıl bir karakter olurdu? 🤭
Bunu çevremdeki herkes bilir, birkaç kere de söylemişimdir, manifestliyorum. Bir assolist oynamayı çok istiyorum. Şarkı söyleyen, dans eden, sahnede çok neşeli ve ihtişamlı ama artık emeklilik dönemine yaklaşmış, görmüş geçirmiş bir kadın… Dışarıdan baktığında hayat dolu, eğlenceli ama içinde bambaşka bir keder taşıyor. O sahnedeki haliyle yalnız kaldığındaki hali arasındaki tezat beni çok heyecanlandırıyor. Öyle bir karakteri oynamayı gerçekten çok isterim.
• Röportajlarımızın bir uğuru vardır… Hayal ettiğin ve gerçekleşmesini çok istediğin bir dileğin var mı?
Oyunculukla ilgili en büyük hayalim, yıllar sonra bile hatırlanan kült bir karakter yaratmak sanırım. Hani bazı karakterler vardır, film ya da dizi bitse de yaşamaya devam eder. İnsanlar yıllar sonra izlediğinde bile ‘Ne iyi oynamış be’ desin isterim. 😀 Bir oyuncu olarak arkamda böyle bir karakter bırakmak beni çok mutlu eder


