Aybüke Yılmaz: “Benim için hayaller, zaten gerçeğe dönüşsün diye var.”

Aybüke Yılmaz: “Benim için hayaller, zaten gerçeğe dönüşsün diye var.”

Seni daha yakından tanımayı çok isteriz. Seni çok iyi tanıyan birine sorsak sence Aybüke Yılmaz’ı bize nasıl anlatırdı?


Beni tanıyan biri, dışarıdan bakıldığında normal gibi görünsem de, konuştukça bitmeyen enerjim ve tutkularımla çevremdekilere ilham veren biri olduğumu söylerdi. Farkındalığı yüksek, dikkatli ve detaylara fazlasıyla takılan bir yapıya sahibim. Mantıklı düşünen, korkularının üstüne cesurca giden, gözü kara ama bir o kadar da merhametli biriyim. Hiperaktif, takıntılı ama kendine değer vermeyi bilen, disiplinli ve çalışkan biri olarak anlatırlardı.

Oyunculuk serüvenin nasıl başladı? Hep hayalin miydi yoksa tesadüfler mi seni bu yola getirdi?


Oyunculuk serüvenim, kamera fobimi fark etmemle başladı. Aslında çocukluk hayalim değildi, hatta hiç aklımda yoktu. Kameralardan kaçarken, iç dünyama doğru sessiz bir yolculuğa çıktım. O yolculuk, beni en gerçek hissettiğim noktaya götürdü ve zamanla tutkulu, kaçınılmaz bir serüvene dönüştü.

Ceylan’ın karşı karşıya kaldığı iç çatışmaları ekrana gerçekçi şekilde yansıtmak zordu mu? Bu sürece nasıl hazırlandın?


Ceylan’ın içsel çatışmalarını yansıtmak, onun ne hissettiğini gerçekten anlamaktan geçiyordu. Bir sahnede ne yaşıyorsa, hangi duygunun içindeyse, ben de onu kendi içimde hissetmeye çalıştım. Korkularını, kayıplarını, cesaretini ve kırılganlığını adeta kendi hayatımdaymış gibi yaşadım. Onunla birlikte nefes alıyor, onun gibi düşünüyor ve hissediyordum. Bu bağ kurulduğunda, Ceylan’ın dünyasını seyirciye aktarabilmek çok daha mümkün hale geldi.

Yeni bir karaktere hazırlanırken hangi teknikleri kullanıyorsun? Rolünü keşfetmeni sağlayan özel bir ritüelin var mı?


Yeni bir karaktere hazırlanırken önce onun dünyasına sessizce adım atarım. Aile ilişkileri, geçmişte yaşadıkları, alışkanlıkları, hayata bakışı ve içsel ritmi… Tüm bu detayları parça parça içimde inşa eder, karakterin ruhunu anlamaya çalışırım. Bu süreçteki en özel ritüelim ise sahneleri zihnimde canlandırmak ve onları içsel bir provaya dönüştürmektir. Bu sayede karakterin duygularını, beden dilini ve tepkilerini hem zihnimde hem de bedenimde deneyimleyerek içselleştiririm. Karakter bir noktadan sonra sadece ezberlediğim bir rol değil, içinde yaşadığım bir varlığa dönüşür.

Oyunculuk kariyerinde seni motive eden, gelecekte denemek istediğin yeni türler ya da roller var mı?


Beni en çok motive eden şey, kendi sınırlarımı zorlamak ve bu sürecin sonunda izleyiciye gerçekten dokunabildiğimi görmek. Gelecekte, özellikle psikolojik derinliği olan, karmaşık yapılı karakterleri deneyimlemek istiyorum. Delilikle zekâ arasındaki o ince çizgide gidip gelen, hem ruhsal hem de fiziksel olarak beni zorlayacak roller… Böyle bir karakterin iç dünyasına girmek, oyunculuk anlamında hem ruhumu hem de yaratıcılığımı besler.

Diyelim ki çok sevdiğin bir dizi Türkiye’ye uyarlanıyor ve sen de kadrodasın. Hangi karaktere hayat veriyor olurdun?


Kaotik ama zekice planlar yapan, tutkulu, cesur ve sürprizlerle dolu bir karakteri canlandırmak isterdim. Hem izleyiciyi güldüren ya da şaşırtan, hem de zamanla iç dünyasını açtıkça derinleşen bir karakter… Çünkü böyle karakterlerin kaosunun altında büyük bir yalnızlık, kırılganlık ya da hayata tutunma çabası yatar ve ben o içsel dünyayı keşfetmeyi çok büyülü buluyorum.

Hiç, bir hayranının yorumundan veya mesajından etkilenip hayatında bir değişiklik yaptığın oldu mu?


Hayır, dışarıdan gelen yorumlar hayatımın yönünü değiştirmez. Elbette sevenlerimden gelen mesajları okuyorum ve çok kıymetli, düşündürücü yorumlar oluyor. Bunlar bana farklı bir bakış açısı kazandırabiliyor ama nihayetinde yönümü hep içerden bulurum. Benim için en belirleyici pusula, iç sesim ve kendimle kurduğum bağ. Dış dünyanın söylediklerini duyarım ama asıl kararlarımı içeriden gelen rehberlikle veririm.

Genç bir oyuncu olarak sektörde karşılaştığın en büyük zorluk ne oldu?


En büyük zorluk, önüme konulan görünmez engeller ve duvarlardı. Ama ben onlara birer engel olarak değil, aşmam gereken basamaklar olarak baktım. Bu da kolay olmadı elbette… En zor olan, herkesin akıntıya kapıldığı yerde, kendi yönümü bulup tersine yüzmeye devam etmekti. Vazgeçmemek, inancını yitirmemek ve sessizce yürümek… 

Oyunculuk sana kendinle ilgili hiç bilmediğin neyi öğretti?


Oyunculuk bana, en çok da kaçtığım aynaların karşısında durmayı öğretti. Büyüklü küçüklü tüm gölgelerimi görmeyi, onlarla yüzleşmeyi ve onları kabullenmeyi… Kendimi yalnızca güçlü yanlarımla değil, kırılganlıklarımla da sevmeyi… Hiç bilmediğim yönlerimi keşfetmemi sağladı ve belki de en önemlisi, kendimin en gerçek hâline ulaşmam için bir yol açtı. Oyunculuk sayesinde sadece karakterleri değil, kendimi de oynamadan tanımayı öğrendim. 

Bizim röportajlarımızın bir özelliği var. Yanıtlarda geçen bazı cümleler gerçeğe dönüşebiliyor, bir çeşit manifest gibi. Gerçeğe dönüşmesini istediğin bir hayalin varsa söylemek için tam yeri ve zamanı diyor;  sözü sana bırakıyorum! 😊


Benim için hayaller, zaten gerçeğe dönüşsün diye var.
Ve en büyük hayalim; yer aldığım bir projeyle sınırları aşıp, dil, coğrafya, kültür fark etmeksizin dünyanın dört bir yanındaki insanların kalbine dokunabilmek.
Gerçek duyguların evrensel olduğuna inanıyorum. Bir gün, bir karakterimle o ortak duyguda milyonlarla buluşmak istiyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!