tds_thumb_td_300x0
Çarpışma: Cemre ve Kerem’in Hikayesi

Çarpışan aslında biz değil kaderlerimizdi…

Çarpışma dizisini özetleyebilir belki bu cümle desem yanlış olmaz, bir araba kazasıyla bir araya gelen dört farklı karakter ve hatta dört farklı düşüncenin hikayelerini izledik bu dizide. Aksiyon ve gizem dolu bir hikaye izlemek keyif verici tabi ama her zaman çiftlerin de aşk hikayesinin başka bir yeri var izleyicilerin kalbinde. Ben de bugün her bölüm sabırsızlıkla sahnelerini beklediğim CemKer çiftinin hikayesini bir daha anlatmak istedim.

Dizinin ilk bölümünden beri Cemre ve Kerem karakterleri büyük bir ilgiyle karşılandılar. Tabii bunda Melisa Aslı Pamuk ve Alperen Duymaz’ın uyumu ve o güzel oyunculuklarının büyük bir payı var. Ümit ki onları bir daha yine partner olarak başka dizilerde ve filmlerde izleyelim.

O zaman hiç bekletmeden CemKer hikayesine başlayalım… Bu hikayedeki en özel ayrıntılardan birisi her iki tarafın aynı yerlerden yaralı olmaları, güvenleri kırılıyor, inandıkları insanların yalancı olduklarını fark ediyorlar, baba yarası… Anne özlemleri aynı olmasa da ruhlarındaki izler aynıdır…

Cemre ve Kerem’in tanışması hiç normal bir tanışma gibi değil…
Kim bilirdi ki daha sonra Cemre ”o gece iyi ki karşına çıkmışım” gibi bir cümle kuracak 🙂

İlk tanışması böyle tuhaf olan az çift gördüm ama o ilk bakıştan beri aralarındaki elektrik beni benden aldı. Cemre ve Kerem’in hayat yolları o gece değişti, yalan bir dünyadan kurtulmak için belki de illa yaralanmak gerekiyor….

Kerem Cemre’ye o yalan dünyadan çıkması için yardım ediyor. İlk başlarda Kerem’le sert ve belki bir az acımasızca konuşan Cemre’yi iki şey düşündürür: birincisi o gece Kerem’in neden geri döndüğü ve ikincisi bu cümle: “ya benim söylediklerim doğru senin inandıkların yalansa..”

Aslında ilk bölümlerde biz Cemre ve Kerem’i inandıkları ve gerçekler arasında bir savaşta izledik ve tabi gerçekleri öğrendikleri zaman birbirine daha çok bağlandılar, güvendiler ve sevdiler…

Cemre ve Kerem hikayesinde olan özel ayrıntılardan birisi kadın karakterin klişe esas kız olmaması. Cemre başarılı kendi ayakları üstünde duran bir avukat, aşk konusunda görüşmek istediğinde açık açık görüşelim diyor, ben senden korkmuyorum artık sana güveniyorum diyor, hatta CemKer ilişkisinin yönetmeni cemre desem abartmış olmam, güçlü cesur ve başarılı kadınları ekranda izlemek çok güzel.

7. bölümden sonra Cemre ve Kerem’in arasındaki bağlantı daha çok güçleniyor ve bu bölümden sonra farklı bir CemKer izliyoruz. Onlar savaştan çıkıp artık birbirinin yaralarını sarmaya başlıyorlar. Cemre, Kerem’e kaybettiği çocukluğunu geri veriyor, Kerem Cemre’nin tek gerçeği oluyor.

“ben varım”

Bazen ayrılık ve ya sorunlar yaşasalar bile her zaman çözmeyi başarabiliyorlar. Cemre ve Kerem bir kere birbirini bulmuş ve hiç bırakmazlar, onlar birbirini tamamlıyorlar.

Bu hikayede sevdiğim diğer özel ayrıntı Kerem’in Cemre’ye olan sevgi dolu bakışları. CemKer çiftini ne kadar ateşli ve çarpıcı bulsam da naif detayları izlemek bir o kadar da güzel.

hayatta öyle bir şey çıkarıyormuş ki senin karşına zamanla, ondan gözlerini alamıyormuşsun
her zaman bir birine destek olan Cemre ve Kerem

Her aşk hikayesinin bir şarkısı olur, CemKer’in şarkısını en iyi Kerem anlatmıştı bence, tamirci çırağı, ne kadar uyumlu değil mi? Bu sahne de en sevdiğim sahneler arasında yer alıyor.

Bir romanda okumuştum buna benzer bir seyi
Cildi parlak kağıt kaplı pahalı bır kıtaptı
Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci cırağına

CemKer’in her bölüm de en fazla 20 dakika sahnesi olsa bile perşembe akşamlarına damgasını vurmuş diye düşünüyorum. İki farklı düşünce iki farklı yaşam tarzının bir araya gelmesi, sevgi ve aşkın ne kadar güçlü bir merhem olduğunu anlatıyorlar Cemre ve Kerem.

Son olarak Çarpışma dizisinde böyle bir ikiliyi izlediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Söylenecek, anlatacak çok şey var ama bu yazıyı çok sevdiğim bir sahne ile tamamlıyorum “seni gördüğüme sevindim 🙂” Bu replik CemKer’in en özel repliği olabilir bence…

İyi vakitler ve tekrar görüşmek dileğiyle 🌸

 

Film İncelemesi: Agora Nasıl Bir Film?

Kadın sana hangi kelimeyi hatırlatır sorsalar eğer, ben savaşçı kelimesini seçerim sözlükten, ilk yazılan tarih sayfasından bir saat önceye kadar tarih evlerinde bile mucadele veren kadınlarla dolu, onlar ki başka bir insanı canlarıyla yetiştirip bu dünyaya gelmelerine sebep oluyorlar ama kendi doğal hakları için bile savaşıyorlar.

Okula gitmek, yazmak, okumak, çalışmak, araba kullanmak, mühendis, doktor, öğretmen, pilot olmak, film yönetmek, kadınlar aşık olmak için bile savaşıyorlar…

Bu yüzdendir ki her dönemde kadınların haklarını savunan, onlar için dünyaya bir mesaj göndermeye çalışan insanlar varmış, savaşçı kadınların hikayeleri tarihin sayfalarında kaybolmasın diye her zaman onları hatırlatanlar var.

Yazarlar ve film yönetmenleri de bu konuda sessiz kalmayıp sanatlarıyla her zaman kadınların sesi olmak istemişler, bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için özel bir film önerim olacak, umarım ki sizde beğenirsiniz.

Agora, Alejandro Amenábar yönetmenliği ve Rachel Weisz’ın Hypatia olarak performansıyla 2009 de yapılmış bir film.

Film iskenderiyeli Hypatianın yaşamından alıntıdır, o matematikçi, filozof, astronom ve zeki bir kadın, bu hikaye tarihin gördüğü en etkileyici ve aynı anda en trajik öykülarından birisi…

hypatia, daireler ve elipsler

Gelelim filmin adına Agora eski Yunancada şehir merkezi anlamına geliyor. Agora’da ticari, politik ve sosyal konular tartışılır, bu yapının merkezindeki kütüphaneyi hypatianın babası theon yönetiyor, aslında theon hypatiayı sosyal düşüncelerine rağmen böyle bir yerde yetiştiriyor.

Hypatia her kadın gibi bir savaşçıdır, o kendi zamanıyla savaşıyor, herkesin inandığı şeylere inanmadığı için, herkesin yaptığı şeyleri yapmadığı için o değişik ve ilginç gözüküyor, aslında hypatia kimsenin yapmadığı şeyi yapıyor, inandıklarını bile sorguluyor…

inandığın şeyi sorgulamıyorsun… yapamazsın… ben yapmalıyım

 

Filmin sonunu her izlediğimde gözlerimden akan yaş ile beraber Hypatia isminin anlamı geliyor aklıma “en yüksek” ve ne kadar güzel bir isimdir bu hikayenin sahibi için, en yüksek yerler ulaşılmazdır çoğu insan göremez bile oraları, uçmak gerekir yetişmeye… Hypatia uçmayı deniyor, zamanının zalim kurallarına inat uçuyor, yerdeki karanlıklar özgür bir kuşa ellerinden gelene kadar taş atıyorlar başka ne yapabilirler ki, ama o kuş o yaralı kuş ışığa kadar güneşe kadar gidiyor… bir nokta oluyor gökyüzünde… tarihin sayfasında sonsuza kadar parlıyor…

hayat bir açılımdır ve ne kadar ileri gidersek o kadar çok şey kavrayabiliriz. kapımızdaki şeyleri anlamak, ötesinde kalanları anlamak için en iyi hazırlıktır.

Son olarak bu filmi sadece tarih sevenler için değil, 2 saatlık bir zamanı düşünmek ve sorgulamak için ayırmak isteyenlere öneriyorum.

Yerli ve yabancı dizi/filmlerin sevilen anti kahramanları kimler?

“her masal eski moda bir kötü kahramana gerek duyar”

Bir gün varmış bir gün yokmuş, bu cümle belki tüm hikayelerin başladığı yerdir ve devamında bir savaş var; iyiler ve kötülerin savaşı, klasik hikaye işte!

 Siyah ve beyaz savaşır, şer ve hayır yüzleşir, kimisi kendisiyle mücadele eder, kimisi başka bir düşmanla ama her hikayede bir savaş var kahraman var yenilmek ve kazanmak var. Ama kahramanlar nasıl kahraman olurlar? Savaşmaya değen bir şey yoksa kahramanlık da yok, İşte siyah olmazsa belki beyazın da ışıltısını anlayamaz insan…

Bugün izlediğim diziler ve filmlerin arasından kahramanları değil düşmanlarını anlatacağım, onlar ki hikayeleri bence daha eğlenceli ve daha heyecanlı anlatılmış, zamanında çok bile sevilmiş, hikayeleri derin ve güzel işlenmiş ve gönlümüzde büyük yer açmış. Sizin de bu listede anlatılmayan bir sevimli anti kahramanınız varsa, yorumlarda bekliyorum. 🍀

Yabancı filmler ve serilerden başlarsam eğer Joker en meşhur sevimli anti kahraman olabilir benim için, izlemediyseniz bile muhtemelen sosyal medya gibi bir yerde onun kısa sözleriyle da karşılaşmışsınızdır.

İkinci sırada Sherlock Holmes serilerindeki Moriarty karakteri yer alıyor, her zaman planı olan, zeki ve aynı anda psikopat bir kişilik, onun oyun kurma gücüne bayılıyorum. Moriarty belki en sevdiğim anti kahraman olabilir.

 

Devamında prison break serilerinde t-bag’ı yazacağım, evet belki pek sevimli değil ama o da çok güçlü anti kahramanlardan birisi benim için. Bazı yerlerde başrollerle beraber hareket etse bile kesin bir anda değişip kendi kurduğu bir plana dönüş yapabilir, özetle ilginç ve deli dolu bir kişilik, bu dizide daha çok anti kahramanlar var ama Theodore Bagwell’ın havası bir başka sanki bana göre.

“Kendi kimliğimizin tutsaklarıyız”

Türk dizilerinde de çok sevdiğim anti kahramanlar var ve Emir Kozcuoğlu ile başlayacağım galiba, Kara Sevda dizisinde zamanında çok sevilen ve ilgi gören karakterlerden birisidir Emir ve bunda tabii ki Kaan Urgancıoğlu’nun oyunculuğu ve öyle güçlü senaryonun büyük bir payı var. Emir karakteri bütün psikoloji sorunlarıyla diziye heyecan ve renk katıyor, yaptıklarının savunacak bir tarafı olmasa da hala sahneleri izlenip kendisi özleniyor.

“Bu dünyadan bir Emir Kozcuoğlu geçti…”

Avlu’da Kudret karakteri bu listenin devamında yer alıyor, Kudret izlediğim en güçlü yazılan anti kahramanlardan, evet pek sevimli olmayabilir ama onun sahnelerini dikkatli ve zevkle izliyorum, başka diziler ve filmlerde kadın anti kahramanların çoğuna kıskançlık ve klişe senaryolar yazılınca Kudret’in farklı kişiliği ve Avlu’nun güçlü senaryosu dikkat çekiyor.

“Bir katil, binlerce mağdur”

Devamında bu günler ekranda olan çarpışma dizisinde hikayesini izlediğimiz Veli Cevher olabilir, intikam amacıyla her şey yapabilen, kendisine has bir duruşu olan ve her zaman B planı hazır bir karakter, Veli güzel oyun kurmayı başarabiliyor, insanları zaaflarında vuruyor ve sözleriyle düşündürüyor, Veli Cevher bu günlerde merakla takip ettiğim ve çok sevdiğim bir karakterdir.

“Bu dünyada herkes iyi olsa çekilmez olur!”

Bu listeye ekleyebileceğim daha çok isimler var biliyorum ama şuan zihnimde kalanlar ve hikayeleri dokunanlar benim için bunlardı, sizin sevimli anti kahramanlarınız kimler? Peki bu anti kahramanları niye seviyoruz? Bu soruya benim cevabım belki oyuncuların muhteşem performansı olabilir belki de onları gerçek hayata daha yakın hissettiğimiz için, onlar hata yapıyorlar, intikam peşindeler bazen pişman olup geri dönüyorlar, onlarında hedefleri var ve hikayenin rengi ve heyecanı oluyorlar.

 

Bir İran Filmi: Şşş! Kızlar Bağırmaz

“Şşş, kızlar bağırmaz”

 “hey, utan ya ekrekler ağlamaz ki”

Bu cümleleri hayatımızda kaç kere duyduk acaba?

Dünya ne kadar ilimde ve teknolojide ileri gitmiş olsa da sanki hiç bir zaman bu cümleler çöpe atılmayacak…

Kadınlar ve çocukların hakkı her zaman çoğu film ve dizinin konusu olmuştur, bu gün onların içinden birisini sizinle paylaşmak isterim.

“Şşş, kızlar bağırmaz” Pouran Derakhshande İranlı kadın yönetmenin 2013 yapımıdır.

Film Şirin ve Emir Ali’nin düğün çekimlerinden başlıyor, ve ilk dakikalarda Şirin’in kanlı gelinlikle içeri girmesiyle herkes büyük bir şok yaşıyor. İlk dakikalardan bile sorular yaratan meraklandıran bir filmin karşımızda olduğunu fark edebiliriz bu yüzden.

Devamda sürekli tırnaklarıyla oynayan, konuşmayan, hiç bir şey anlatmayan korku ve stres içinde olan bir Şirin var önümüzde.

 Soru bu, neden apartmanın bekçisini  öldürdün? Bir kız sevdiği adamla kavuştuğuna kaç adım kalmışken niye bu hale gelir?

Belli ki bir sır var ve bu sır Şirin susana kadar saklı kalacak. Şirin konuşsun diye herkes çabalar çünkü onu kurtarmak için her şeyi bilmeleri lazım. Bunu kimse beceremez illa bir avukat hanım ki Şirin ile güzel bir bağ kurmayı başarıyor.

Diğer tarafta büyük bir hayal kırıklığına uğrayan Şirin’in nişanlısı da bu konu da avukata yardımcı olmak ister. Bu esnada Şirin’in geçmişte intihar teşebbüsünde bulunmasını, bir kere daha nişanlanmasını ve bir süre psikiyatri hastanesinde yattığını öğrenir. Bunları öğrenen seyirci de artık bu olayın bir derin yarası olduğunu anlar.

Avukatı ve nişanlısının etkileyici sohbetleri Şirin’i konuşmak için ikna eder ve sonunda o sessizlik bozulur… Geçmiş aslında bir yara gibi Şirin’in canını acıtıyor, bazı yaralar var ki zamanla iyileşir, unutulur ama bazı yaralar zaman geçince daha da derinleşir ağrısını unutmak istersin belki de acını haykırmak istersin ama haykıramazsın,izin vermezler sana, o acı boğazında bir düğüm olur, çözülmesi na mümkün bir düğüm…

“Babam hep bana nazenin-şirinim derdi”

Annesi ve babası işleriyle meşgul olan binlerce çocuklardandır biridir Şirin, ona vakitleri olmayacak kadar meşgul olan anne ve babası onu çok güvendikleri birisine bırakırlar her seferinde ve daha sekiz yaşında tecavüze maruz kalıyor Şirin o çok güvenilen adam tarafından.

Şirin bu olayı her anlatmak istediğinde anlatamıyor, kimse onu duymuyor belkide. Ve bu yara büyümeye başlıyor, kabuslar, tehlikeli davranışlar ve psikoloji sorumları …

Sonunda aşık olduğu insanı buluyor Şirin, her şey yoluna girmek üzereyken o düğün gecesinde apartmanın bekçisini bir küçük kız çocuğunu susturmaya çalışırken görüyor, bekçinin odasına girip o kızı kurtamaya kalkıyor Şirin ve bu olay bekçinin ölümüne sebep oluyor. Şirin bir kız daha kendisi gibi olmasın diye o gece gözlerini kapatıp yoluna devam etmek yerine onu kurtarmayı seçiyor.

– Şirin ve Emir Ali-

Filmin asıl konusu açığa çıkıyor şimdi, bekçinin zor ile tuttuğu çocuğun ailesi mahkemede şahitlik yapmaya rıza vermiyorlar. Neden mi? İtibarları yüzünden! Bizi tanıyan insanlar var, itibarımız var kızımızın böyle bir şeye maruz kaldığını anlatamayız, kızlarına bu konuda konuşmayacaksın susacaksın diyorlar.

Filmde en sevdiğim sahne mahkemede yapılan konuşma sahnesidir, her cümlesi etkileyici her cümlesi bir yarayı anlatıyor, insan ağlıyor düştüğü hale, bu mu adalet diye sorguluyor dünyanın bütün kurallarını.

“bir ruhu öldürmenin cezası nedir?”

“Ben zaten öldüm. 8 yaşındayken öldüm. Ama hiç kimse katilimi aramadı. Çünkü kimse beni görmedi. Kimse sesimi duymadı. Hiç kimse.”

-Şirin mahkemede-

Filmin sonunda seyirci içine işlenmiş yaralar ile yüzleşiyor, sonunda gözyaşı dökmekten başka bir şey yapamaz gibi gelse de, belki daha dikkatli bir anne olmak çocuklarıyla daha çok vakit geçiren bir baba olmak ister, belki susmaktan vazgeçip haykırmak ister, aşkını yalnız bırakmaktan vazgeçir belki ona geri döner bütün zorluklar ile seninleyim demek ister…

Bu film hayatımda izlediğim en anlamlı filmlerinden birisidir, izlemek isterseniz eğer burada Türkçe altyazılı linkini bırakıyorum. Bence iki saatimizi verip de izlediğimize değer.

https://youtu.be/0IAfwc_Yf68

Dünya çocukların kahkahalarıyla daha güzel bir yer, onları susturmak yerine kanatları olalım.

Okuyan gözlerinize sağlık, yazım hatası olduysa affola 🌻

Bir Litre Gözyaşı 13.Bölüm: ”Bir yol bulunur…”

“Tamam, hemen karalara bağlama, bir kapı kapanır, bir kapı açılır, buluruz bir yolunu”

Bu ekranlarda çok özlediğim o sıcak aile ortamı, bütün zorluklara rağmen çocuklarıyla tek tek ilgilenen bir anne ve baba, ağlamayı da mutlu olmayı da beraber becerebilen, güvenli ve huzurlu yürekli ailesiyle başlıyorum.

Ne kadar geçen bölüm baba kız bölümüyse, bu bölüm anne kız bölümü oldu benim için.

Figen hanım Cihan’ın en yakın arkadaşıdır kesin, ona duygularını korkusuz yaşa, birisini seviyorsun ve o seni seviyor diye vicdan azabı çekme dediği an ne kadar da belli etti annelerin kızlarının iç dünyalarına hakim olduklarını, Cihan’ın içindeki o yük belki hafifleşti diyebilirim.

 Mahir ve Cihan’ın annesi iki ayrı yolu gösteriyorlar bize, evladına duygularını anlayıp ona eşlik edecek kadar yakın mısın, yoksa onu korumak düşüncesiyle rüyalarını yaşamasına izin vermeyecek kadar uzak mısın.

Dizinin en sevdiğim tarafı aile olmayı izlemek, beraber her şeyin üstesinden gelebilmek, belki klişe olur ama bunları izlemek isterim ben, aile çok önemli ve bu dönemlerde ekranda göremediğimiz şeylerden birisidir, umarım bu güzel aileyi hep böyle izlemeye devam ederiz.

Mahir, acıyı çok iyi tanıyor, kaybetmenin ne olduğunu bütün vücuduyla anlamış, çok genç bile olsa anlamlı sözleri onu başka her karakterden özel yapıyor benim için.

Hayat her şeyi planlamışken, aniden değişebilir, beklemediğin bir olay çıkar, belki acıtır belki sevindirir, hayat dakikaların oyunudur belki bizimle, ama bu oyunda insan ne yapar? Teslim olup dakikaların dalgasında kaybolmayı mı seçer, yoksa yüzmeyi mi öğrenir?

Geçmiş diyorlar maziye, yani yaşayıp bitmiş olan dakikalarımıza, peki gerçekten geçiyor mu? Acı geçer mı? Deler de geçer söylemişler, izi kalır bir yerlerde, bir otobüs de belki bir şarkıyı duyunca benzeyen birisini görünce “geçmiş” dakikalara biner ve gelir, gelir de sana hatırlatır onu. Sırrı nedir zamanın bilmiyorum ama hayat kesinlikle zamanın oyunudur …

Mahir kaybolmak yerine, dakikalarda yüzmeyi öğrenmek için çabalıyor, abisini unutmamış ve tabi ki unutamaz, Cihan’ı bir gün kaybedeceğini biliyor ama vazgeçmek yerine yaşamak istiyor, korkmak yerine cesaret edip seviyor, ne demiş şair? “Acıyı sevmek olur mu?” oluyormuş… savaşmak ve yenilmek savaşmayıp da yenilmekten daha güzel değil mi…

Cihan ama hala cesaretini toplayamamış tam olarak, dalgalar içinde gidip geliyor, güçlü olmayı iyi biliyor, hastalık ona güçlü olmayı öğretiyor, acı büyütür insanı demişler. Onu sevdiği insanları üzecek diye kendisini onlardan uzak tutmaya çalışıyor ama kendine de onlara da bu yüzden daha çok acı çektiriyor, bu durumun çözümü ne bilmiyorum ama kesin ailesi ve sevdiği insanlar ona duygularını rahat yaşaması için yardım edecekler…

Bu sahnede arka fonda çalan müziği çok sevdiğim için belki araştıran olur diye buraya yazıyorum, müziği sahneye ve repliklere çok uyumlu buldum. “senleyken sensizlikten yoruldum”

Müziğin adı:
“I can’t breathe/ nefes alamıyorum” (Dean Landon & Anika Paris)

Dakikaların oyunu başlar yine, karlar arasında kaybolan Cihan ve Mahir bir birine destek olurlar yine, bazen bir şeyi bulmak için onu kaybetmek lazımmış meğer, kaybetmeyince belki değerini hiç bilemezsin, bu iyi değil ama bazen gerekiyor…

“Senin derinlerinde bir yerde buldum
Sımsıkı sarılacak, karışacak köklerimi”

Karların soğukluğunda bulursun belki bir gün o kaybettiğin cesareti, sadece gecenin karanlığında anlarsın belki yıldızların ne kadar güzel olduğunu, dakikaların oyununda yeniliyorsun diye düşünürken bir ışık bulursun aniden, o ışık senin güneşin olur, ümit  yeniden doğar ve hayat bir daha seni beklemediğin bir anıyla karşılaştırır …

Kendilerini kaybolmuş sanan Cihan ve Mahir aşkı bulurlar orada, bir masal gibi olur hayat, bir düş gibi…

“Cihan, benim yeni yıldan tek dileğim sensin… ”

Düşündüm de ne kadar çok kaybolan insanlar var, bir birine yakın ama uzak , o zaman onların da bir gün aşk durağında buluşmak dileğiyle bitiriyorum yazıyı, ama lütfen kulaklıksız buluşalım

Son olarak yeni yılda herkese sağlık, mutluluk, başarı, mucize ve aşk diliyorum.Okuyan gözlerinize sağlık, yazım hatam olduysa affola

🌿


error: Korunan İçerik!