Deniz Bakacak: “Zuhal’i sadece oynamak değil; onunla birlikte susmak, onunla birlikte direnmek istedim.”
• Sizi daha yakından tanımayı çok isteriz. Bize dışarıdan herkesin göremediği Deniz Bakacak’ı anlatır mısınız? Sizi çok iyi tanıyan bir arkadaşınıza sorsak, Deniz Bakacak’ı nasıl anlatırdı?
Deniz dışarıdan sakin ve duru görünüyor aslında ama içinde kocaman, dalgalı bir dünyası var. Her duyguyu derinden hissediyor. Zaman zaman bu yoğunlukla baş etmek zor olsa da, hâlâ öğrenmeye devam ediyor. Yaralanmaktan korkmaz çünkü oradan da bir şey öğrenir. Kalbinin sesini dinleyip başını belaya soktuğu çok olmuştur ama o belalardan bile güzel bir sahne çıkarır. Bazen agresif, bazen fazla hassas… Ama her zaman çok gerçek.
Sessizleştikçe içinde daha çok şey olur, en çok da o zaman kendine yaklaşır. Sevdiği insanlara gerçekten kıymet verir, bazen fazlasıyla. Kendini sorgulamaktan, yeniden başlamaktan hiç çekinmez. Hem sahnede hem hayatta “içtenlik” onun için sihirli bir kelime.
• Oyunculuk kariyerinize reklam filmleriyle başladınız. Bu süreç nasıl bir deneyimdi ve sizi profesyonel oyunculuğa yönlendiren ne oldu?
Evet, oyunculuk kariyerime reklam filmleriyle başladım. Kamera, set ve o yaratıcı dünyayla tanıştıkça içimde bir kıpırtı başladı. Bir duyguyu birine geçirebilmek, bir anı sahici kılabilmek, kısacık bir planda bile görünmeyen bir derinlik yaratabilmek bana büyülü geldi.
Reklamlar bu dünyanın kapısını araladı ama ben içeride daha fazlasını aradım. Aradıkça, izledikçe, okudukça, oynadıkça fark ettim ki oyunculuk benim yolum. Bu süreç zamanla içime yerleşen, netleşen bir his oldu.

• “O Kız” dizisinde Seda karakterini canlandırdınız. Senaryoyu ilk kez okuyup Seda ile tanıştığınızda neler hissettiniz? Karaktere hazırlanırken nelerden ilham aldınız?
Seda’yı canlandırmak kısa ama çok keyifli bir serüvendi. Bir influencer’dı. Ben de karaktere hazırlanırken, sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan; dışarıya güçlü imajlar sunan ama arka planda bambaşka duygular yaşayan kadınlardan ilham aldım.
• “O Kız” dizisindeki set ortamı nasıldı? Erkan Petekkaya, Sezin Akbaşoğulları, Macit Koper gibi deneyimli oyuncularla çalışmak size neler kattı?
“O Kız” seti benim için hem öğretici hem de çok sıcak bir ortamdı. İlk andan itibaren kendimi iyi hissedebildiğim bir alan yaratıldı. Böyle usta isimlerle aynı sette bulunmak, onları sette izlemek, dinlemek, onlarla sohbet edebilmek bile başlı başına oyunculuk adına bir dersti benim için. Kısa süreli yer almama rağmen çok değerli gözlemler edindim.

• “Geleceğe Mektuplar” dizisinde genç Zuhal rolünü canlandırdınız. Zuhal’in hikâyesi sizi ilk okuduğunuzda nasıl etkiledi?
Zuhal’in hikayesini ilk okuduğumda kalbimde bir şeyler kıpırdadı. Bazı karakterler vardır, sadece onları anlamaya çalışmazsınız; bir anda kendinizi onların içinde bulursunuz. Zuhal, benim için tam olarak öyleydi. İçinde taşıdığı fırtınaları dışarıya göstermeyen, güçlü görünmeye çalışırken kırılan, sessizliğinde binlerce şey saklayan biri. Onun kelimeleri azdı ama duygusu çoktu. Onu sadece oynamak değil; onunla birlikte susmak, onunla birlikte direnmek istedim. Beni seçtiği için ona hep teşekkür edeceğim.
• Genç Zuhal’in duygusal derinliğini yansıtmak için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz? Lise yıllarındaki hassasiyetini canlandırmak zorlayıcı mıydı?
Genç Zuhal’in dünyasına girmek için önce onu yargılamadan dinlemem gerekti. Çok küçük yaşta kocaman yükler taşımış, güçlü olmaktan başka şansı kalmamış bir kız çocuğu vardı orada. Ailesinden göremediği sevgiyi hayata tutunarak var etmeye çalışan biri… Onun sessizliği bana yalnızca bir suskunluk gibi gelmedi; bir hayatta kalma biçimiydi. Zuhal’i o sessiz yerinden anlamaya çalışmak benim için de içsel bir yolculuk oldu. Bazen çok yakındık, bazen dışardan izledim onu ama hep kalbimle yanında oldum. Onu oynamak değil, onunla yürümek gibiydi. Zorlayıcı değil; öğreticiydi. Zuhal’den çok şey öğrendim.
• Dizide Gökçe Bahadır, yetişkin Zuhal’i canlandırıyor. Onunla çalışırken karakterin gençlik ve yetişkinlik halleri arasında nasıl bir bağ kurdunuz?
Zuhal’in hem gençliğini hem de yetişkinliğini iki farklı oyuncunun canlandırması karaktere farklı katmanlar katma şansı verdi. Gökçe Bahadır gibi bir oyuncuyla aynı karaktere hayat vermek başlı başına çok ilham vericiydi.

Aradaki bağı kurarken en büyük şansımızın yönetmenimiz Cenk hocamız (Cenk Ertürk) olduğunu düşünüyorum. Aynı kişiyi farklı zamanlarda solumakta bize yol gösterici oldu.
• Oyunculukta bir sahneyi unutulmaz kılan şey sizce nedir? “Geleceğe Mektuplar” dizisinde en sevdiğiniz sahne hangisiydi?
Bir sahneyi unutulmaz kılan şey bence o anın gerçekten yaşanması. Oyuncu olarak sadece oynamadığınız, gerçekten hissettiğiniz bir an… Seyirci bunu hemen anlar zaten. Gözünüzün içine bakar ve “Bu sahne doğru yerden.” der. Bazen küçücük bir bakış, bazen yalnızca bir nefes bile sahneyi hafızalara kazıyabilir.
En özel sahnelerden biri, sınıfta mektup yazdığımız sahneydi. Herkes bir şeyler yazarken Zuhal sadece çatısı olmayan bir ev çizdi. O an onun iç dünyasını en sessiz ama en güçlü şekilde anlatan anlardandı. Kelimeler yerine bir çizimle hissettiklerini gösterdi. Duygusal yoğunluğu benim için çok yüksek bir sahneydi.
• “Geleceğe Mektuplar” setinin enlerini sorsak cevaplarınız ne olurdu?
• En Komik: Kerem Alp Kabul
• En Duygusal: Ben olabilirim
• En Uykucu: Can Bartu
• En Sakin: Yine Çağıl olabilir
• En Enerjik: Berk Özgür
• En Ciddi: Çağıl
• En Şakacı: Kesinlikle Kerem ve Nilüfer

• Oyunculukta ilham aldığınız isimler kimler? Türk veya dünya sinemasından favori oyuncularınız var mı?
Dünya sinemasında özellikle Marion Cotillard’ın oyunculuğu beni çok etkiliyor. Karakterin iç sesini hissettiren, gösterişsiz ama çok güçlü bir oyunculuğu var. “Leon”u izlediğimden beri Natalie Portman’a ayrı bir hayranlığım var. Her işinde gözlerindeki derinlik beni etkiliyor. Kırılganlıkla gücü aynı bedende taşıyabilen bir oyuncu olması sanırım beni en çok çeken şey. Ayrıca büyük bir Robert Downey Jr. hayranıyım, çok sempatik bir oyuncu bence.
•Röportajlarımızın uğuru vardır dersek mübalağa olmaz. Kariyerinizde hayatınızda gerçekleşmesini çok istediğiniz bir hayaliniz var mı?
Hayalim, bu işi yaparken bir yerlerde birilerinin kalbine dokunabilmek aslında. Ve beni gerçekten zorlayan, içime dokunan karakterlere hayat verebilmek. Çünkü o zorluklarla büyüyoruz hepimiz. Küçücük bir sahneyle bile birine kendini daha az yalnız hissettirebilmek istiyorum.
•Bizim için dizi, film ve şarkı önerisi alabilir miyiz?
Film olarak ilk aklıma gelen “Manchester by the Sea”. Yüz kere izlemişimdir, her seferinde ağlatır beni… Şarkı önerim Aurora – Runaway olabilir. Dizi olarak da benim için her zaman en efsane olan: Vikings.

Sosyal Medyadan Gelenler
•• Gökçe Bahadır gibi deneyimli ve sevilen bir ismin gençliğini canlandırmak üzerinizde baskı yarattı mı? Mimik benzetmeleri özellikle çalıştığınız bir şey miydi, yoksa doğal olarak mı gelişti?
Gökçe Bahadır gibi bir isimle aynı karakteri paylaşmak benim için çok kıymetliydi. Ama “baskı”dan çok, bir sorumluluk hissettim. Çünkü çok başarılı bir oyuncuyla aynı karakteri paylaşmak büyük bir fırsat olduğu kadar, karaktere layık olma isteğini de beraberinde getiriyor. Mimik benzetmesiyle ilgiliyse şunu söyleyebilirim: İkimiz de Zuhal’i o kadar sahiplendik ve hissettik ki karakterin duyguları, duruşu, ortak ifadeleri ve mimikleri kendiliğinden ortaya çıktı bence. Bu tarz benzetmeler, Zuhal’e aynı yerden bakmamızın doğal bir sonucu oldu.
•• Zuhal ile en benzer yönünüz nedir? Ona bir tavsiye verecek olsanız, bu ne olurdu?
Zuhal ile en benzer yönümüz, içimizdeki gücü keşfetme isteğimiz. Ne kadar kırılmış olsak da yeniden ayağa kalkmayı seçiyoruz. Kendi sesimizi bulmak, kendi yolumuzu çizmek istiyoruz. Zuhal’e tavsiye verecek olsam, kırılgan taraflarını kabul etmesini söylerdim. Zayıflıklar da insana güç katabilir. Her şeyi tek başına yapmaya çalışmak insanı yalnızlaştırabilir. Kendine izin ver, bazen yardım al ve gücünle barış, derdim.


