tds_thumb_td_300x0
Menajerimi Ara’ya Damga Vuran Konuklar!

Menajerimi Ara dizisi, konu ve konsepti gereği her bölüm ayrı bir oyuncu, şarkıcı, yönetmen veya bir fenomene dair stand alone hikayeler anlatıyor bize. Bu hikayelerin çoğu komik olmakla beraber kimi de mesaj içerikli olan, ayrı etkileyici sahnelerdi.

Call My Agent dizisinden uyarlanan Menajerimi Ara’nın ekrana yeni bir soluk getiren tarzı sevilmesindeki en büyük paylardan biri oldu. Hep izlediğimiz dizi ve filmlerin kulislerinde dönen maceraları, kaprisleri ve komik olayları izlediğimiz dizinin ana kadrosu kadar konuk oyuncuları da çok iyi isimler oldu hep.

Menajerimi Ara ekran yolculuğunda 30. bölüme yaklaşırken, bu zamana kadar hangi starların yolu Menajerimi Ara ile kesişmiş hatırlamak isterseniz, buyrun listemize birlikte bir göz atalım!

Çağatay Ulusoy

Çağatay Ulusoy, dizimizin ilk konuklarındandı. Dicle’nin, Mücadele Çıkmazı filminin senaryosunu Çağatay’a ulaştırmasıyla birlikte Netflix’le eş zamanlı bir tanıtım yapılmıştı.

Tuba Büyüküstün

Çınar’ın temsil ettiği Tuba Büyüküstün, yeni filmi için kendisinden estetik yaptırmasının istenmesi krizi ile Menajerimi Ara’ya konuk olmuş, kadın oyuncuların uğradığı bu yaş ve güzellik algısı konusundaki haksızlık bu konu ile gündeme getirilmişti.

Nebahat Çehre

Menajerler de hata yapar. 🙂 Feris’in, Nebahat Çehre’nin önemli bir filmi reddetmesini kapris olarak ağzından kaçıran Feris ve asistanı Dicle’nin telafi maceraları çok eğlenceliydi.

Ercan Kesal

Dicle’nin hayran olduğu Ercan Kesal’ı bir sanat filminin gösteriminde izledik.

Burçin Terzioğlu

Burçin Terzioğlu’nun dizide uğradığı taciz üzerine yaptığı ”Biz kadınlar olarak kimseyi yanlış anlamıyoruz.” konuşması çok ses getirmiş, diziye damgasını vurmuştu.

Yetkin Dikinciler

Dicle’nin babası sanılması ile küçük ama olaylı bir konukluğu olmuştu. 🙂

Hazal Kaya

Hazal Kaya, sosyal sorumluluk projesini duyurmak için diziye Kıraç’ın temsil ettiği oyuncu olarak konuk olmuştu.

Gökçe Bahadır

Gökçe Bahadır, iki projede aynı anda oynayıp set takvimi çakışınca çareyi menajerini aramakta bulmuştu. 🙂

Boran Kuzum

İstediği filmdeki kapmak için verdiği auiditon ile Boran Kuzum da eğlenceli sahnelere imza atmıştı. 🙂

Pınar Deniz

Pınar Deniz’in menajerini seçme süreci de dizinin önemli bölümlerinden biriydi. Sonuç olarak Ego Ajansı seçmese de. 🙂

Edis ve Melisa Şenolsun

Dijital bir platformun dizisinde başrolü paylaşan ve hiç anlaşamayan ikili dönem işi kostümleriyle konuk olmuşlardı.

Rıza Kocaoğlu

Rıza Kocaoğlu, yeni bir film çekimi için Çukur’a ara vermiş ama o yokken senaristler karakteri öldürürler korkusu ile gerçek hayatında Aliço karakterinden çıkamamıştı. 🙂

Aslı Tandoğan

Aslı Tandoğan diziye istemediği bir bilimkurgu filminden kurtulma çabalarıyla bir bölüm konuk olmuştu.

Serdar Ortaç

Serdar Ortaç ve depresyonu da yakın zamanda dizinin konuğ olmuştu. 🙂

İrem Derici

İrem Derici, eğlenceli kişiliğiyle dizimizin kadrolu konuklarından oldu aslında. Menajeri olarak Dicle’yi seçmesiyle daha çok göreceğiz gibi duruyor. 🙂

Gülben Ergen

Unutmayın ki ona hiçbir şey olmaz. 🙂

Perihan Savaş

Kıraç’ın büyük bir hatasını üstlenen Dicle, Perihan Savaş ile baya zor anlar yaşamıştı. 🙂

Ve daha birçok isim 🙂

Bugüne kadar izlediğimiz konuk oyuncuları ve işlenen konuları elimizden geldiğince derlemeye çalıştık. Umarız tatlı bir zaman yolculuğu olmuştur sizin için de. 🙂

Masumiyet Nasıl Bir Dizi | Karakter İncelemeleri

Selamlar. İşlediği çarpıcı konuyla dizi gündemine bomba gibi düşen yeni dizi Masumiyet‘i konuşacağız bugün. Mehmet Aslantuğ, Deniz Çakır gibi tecrübeli isimleri ve Serkay Tütüncü, İlayda Alişan gibi genç yetenekleri buluşturan dizi, genel anlamda kadına şiddeti ve istismarı konu alıyor diyebilirim.

Henüz 18 yaşındaki genç bir kızın, kendisinden yaşça büyük ve nişanlı olan bir adama aşık olması ve onun tarafından kandırılması üzerinden anlatılan olaylar yalnızca bu ikiliyi kapsamıyor elbette. Psikolojik şiddetin çok net ve güçlü şekilde gösterildiği Masumiyet’te, dizinin ismine zıt şekilde, masum olan neredeyse hiç kimse yok.

Karısını sürekli aşağılayan ve aldatan bir adam, hemcinsini küçük düşürmeyi marifet sanan bir iş kadını, aldatmayı meşrulaştıran başka bir kadın, kuzeninin kuyusunu kazmaya hevesli görünen ve alenen mod düşürmeyi hayat felsefesi edinmiş muhtemelen kıskançlık içinde bir genç ve en önemlisi de çocuk sayılabilecek bir kızı kullanan pislik bir adam, yani başrollerimizden İlker Ilgaz.

Nasıl Bir Dizi?

1. Bölümü izlerken hiç sıkılmadığımı, Masumiyet’in akıcı bir gidişatı olduğunu söyleyebilirim. İşlediği konu sebebiyle tüylerinizi diken diken eden ve rahatsız edici bir dizi elbette. Yaşanılanların gerçeklerle hayli yakından ilişkili olması ve ne yazık ki kadına şiddetin, kadın cinayetlerinin çok yaygın olduğu bir zamanda yaşamamız sebebiyle canınızı acıtan bir senaryosu var. Bölümün daha başından itibaren o gerginlik başlıyor ve sona kadar da devam ediyor, bu anlamda gidişat da iyi ayarlanmış bence.

Oyunculuklar

Genel anlamda oyunculuklar iyi ama özellikle söylemek istediğim bir şey var. Şahsi olarak hiç sevmediğim bir oyuncu olmasına rağmen, Masumiyet’te Deniz Çakır’ın performansı gerçekten çok başarılıydı. Her türlü duyguyu iyi yansıttığını düşünüyorum. Onun haricinde, yer yer abartılı bulmakla beraber sevgili İlayda Alişan ve partneri Serkay Tütüncü de gayet iyiydi.

Karakterler

Ela‘dan başlamanın doğru olacağını düşünüyorum. Eğer başına gelecek üzücü şeyleri baştan bilmiyor olsaydım kesinlikle bana sinir krizinden başka hiçbir şey yaşatmayacak bir karakter ela. Ergenliğin doruklarında, fazla tipik ve aşırılıkları olan bir kız. “Reşitim ben, karışamazsın” cümlesini ezberlemiş ve aklı beş karış havada malesef ki. Tabi o yaşta öyle olması çok anormal bir durum değil, maceralar yaşama hevesi, aşık olma isteği ve kendi başına kararlar verip bunların hepsinin doğru olacağına inanma eğilimi de anlaşılabilir. Ancak annesine olan tavırlarının yanlış olduğunu söylemekten zarar gelmez sanıyorum.

Bahar, açık ara en sevdiğim karakter oldu. Çocuğuna karşı görüp görebileceğimiz en anlayışlı tavırları sergileyen ve onun iyiliğinden başka bir şey istemeyen bir kadın. Onu korumaktan, üzülmesini önlemekten başka hiçbir amacı olmayan bir anne. Ona kızmak yerine sürekli alttan alan, yardımcı olmak, bağ kurmak için çabalayan biri. Geçmiş hikayesini tam bilmiyoruz ama hayattaki en büyük yanlışı kocası olacak avanakla evlenmek olabilir.

İlker, karaktersiz pisliğin önde gideni. Gencecik bir kızın hislerini kullanan leş bir iş insanı. Kendi çıkarı için herkesi kandıran, burnu havada bir şovmen. Aynı zamanda bir korkak. Daha fazla bir şey söylemeye gerek duymuyorum, eminim ki zaten hepimiz aynı hisleri paylaşıyoruz ona karşı.

İrem de ne yazık ki normal bir karakter değil. Sağlıksız bir ilişkinin içinde olan, kalbini İlker’e kaptırmış, senelerdir ite kaka yürüttüğü bir sevgililiğin mağduru olan bir kadın. Negatif boyutlarda bir bağlılıkla, kendisine karşı hislerinden emin olmadığı, güvenemediği bir adamla, onu kaybetmek istemediği için evlilik yoluna giren, sosyal medyaya sunduğu hayatı gerçek hale getirmeyi uman birisi.

Timur, hayatındaki başarısızlıklarının faturasını karısına kesmeye çalışan, kompleksli, zavallı bir adam. Eşini aldatan, gördüğümüz kadarıyla sözde çok sevdiği kızının yaşadıklarına doğru düzgün üzülmeyen hatta şirkete dava açılmaması için şikayetin geri çekilmesi için aracılık edecek, saçma sapan felaket bir insan.

2. Bölümde Neler Olacak? | Gidişat

Masumiyet’in yeni bölüm fragmanında oldukça heyecanlı sahneler izledik. Öldü sandığımız Ela’nın hayatta olması ve hapiste yaşananlar gibi. Bunlardan en dikkat çekeni ise İlker’in annesi (Hülya Avşar’ın karakteri) ve Bahar arasında yaşanacak olanlar. Kadından ne gibi bir teklif geliyor ve acaba Bahar’ın cevabı ne olacak? Şimdiye dek gördüklerimizden yola çıkarak, Bahar’ın, kızı Ela’yı herhangi bir paraya denk görmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Ancak ne gibi bir diyalog göreceğiz veya kimin planına göre hareket ediliyor, kimler iş birliği içinde şu anlık bilmiyoruz. Ela’nın babası olacak adamın sağlam pabuç olmadığı aşikar, kim bilir ne haltlar karıştıracak. Merakla beklediğimiz dizi, umuyoruz ki işlediği konuya gereken hassasiyeti gösterir ve herhangi bir talihsiz sahne ya da replik barındırmadan yoluna, düzgün savunmaları halka öğretecek şekilde, temizce devam eder. Çünkü biliyorsunuz ki, vicdan sahibi her birey gibi, bizim de bu ülkede, ne gerçek ne kurgu, hiçbir suçlunun, şiddet gösteren hiçbir erkeğin savunulmasına ya da güzellenmesine, hele de anlamsız gerekçelerle aklanmasına tahammülüz kalmadı.

Aynen Aynen 5. Sezon Yorumu

Nil ve Deniz’i artık evli bir çift olarak izlediğimiz ilk sezondan merhaba! Aynen Aynen’e 3. sezonda Deniz karakteri ile dahil olan Kerem Bürsin, Emir’in yerine öyle ideal bir aşık olarak karşımıza çıktı ki ikilinin birbirlerinden etkilenmeyeceklerine dair oynadıkları oyunları sonunda birbirleri için doğru kişi olmalarıyla evliliğe kadar vardı.

Ben kendi adıma konuşacak olursam ilk iki sezondaki Emir’li bölümler de komik olsa da, içinde gerçekten aşkın da olduğu bir romantik komedi izlemek diziye daha çok seviye atlattı. Emir’in, Nil’e olan tavırlarını genel olarak beğenmiyordum ve komik bölümler izlesek de işin içine derinlik girmeden ne kadar sürebilirdi çok emin değilim. O yüzden Deniz tam da bu noktada yani 3. sezonda Nil’in yeni ev arkadaşı olarak prens gibi belirdi adeta dizimize.

İkilinin ev arkadaşlığı ile olan başlangıçları, eskinin Evdeki Yabancı dizisi tadındaydı. Şimdi ise evlendikten sonra daha da ”Bir Kadın Bir Erkek” ikilisi olmuşlar. İkisi de sevdiğimiz dizilerdendir, bu ekolden yeni diziler görüyor olmak güzel. BluTV bu ikili ve diziyle çok iyi bir işe imza atmış.

Aynen Aynen’in 5. sezonunda ne izledik?

Sezonu düğün gecesi ile açtık, fermuar krizinin Nil’i, ”Nill Bill”e dönüştürmesi adeta efsaneydi. Deniz’in, Nil’den ürken tavırlarının da delisiyiz efenim. 🙂

Sonraki bölümde ise Deniz, evlilik cüzdanlarına ”kullanma kılavuzu” muamelesi yapıp eski sevgiliyi düğüne davet edebiliyor muyuz diye ne kadar bakıp, hiçbir şey bulamasa da kazanan Nil kanunları oldu. 🙂 Düğüne gelen eski sevgilinin sonradan Deniz ve Nil’in evine de gelmesi ve Deniz’in onu kuzeni olarak tanıtması ortalığı biraz karıştırdı.

3. bölüm, sezonun en omik bölümlerinden biriydi. Toplumsan cinsiyet rollerini altüst eden ikili, Deniz’ın pornocu arkadaşının kostüm partisine gidiyordu. 🙂 Nil’in, ”belki beni keşfeder” tepkisi ayrı, ”haftaya da torbacı arkadaşlarınla tanışırız artık” tepkisi ayrı komikti. 🙂

Sevgililer Günü bölümünde Deniz’in, Nil için ”Bundan önce de hayatımdaydın ama artık hayatımsın” benzeri sözlerle kaydettiği videoyu izlemek epey hoştu. Adı üzerinde ‘romantik’ bir bölüm izledik. Hatta fondaki müzikle birlikte adeta Hollywood esintili bir romantik komedi filminin duygusal bir sahnesine ışınlandık. Kerem Bürsin’e aşık adam rolü efsane gidiyor der susarım.

Bir sonraki bölümde kavga sahnesi biraz şaşırtıcı oldu. Tam ne oluyoruz, niye ayrılıyorsunuz derken after fight sex’in asıl amaçları olduğunu anlıyoruz. Deniz ve Nil’in konuya getirdikleri bilimsel açıklama ise çok değerliydi: Her şeyin başı hormon.

Sadece 7-8 dakikalık bölümlerden oluşan bir dizi nasıl bu kadar işler içimize bilmiyorum ama ben bu diziyi de bu ikiliyi de gerçekten çok seviyorum. Nil ve Deniz’in birbirinden absürd anlarını, esprilerini, romantiklerini, şapşallıklarını, doğallık ve sempatikliklerini daha SEZONLARCA izlemek dileğiyle!

Televizyonda Bu Akşam: Boşu Bir Yerde

Boşu Bir Yerde, bu akşam 23:45’te Kanal D’de.

Konusu

Edebiyat mezunu ve işsiz olan Ahmet, kuzeni Nuri ve dostum dediği Erkan’la aynı evde yaşamaktadır.

Parasal sıkıntıları yüzünden iki yakaları bir araya gelmeyen bu üç adam, oturdukları evin kirasını altı aydır veremediklerinden sokakta kalmaları an meselesidir. Hemen para arayışı içine giren üç kafadar ilk iş olarak sağdan soldan borç bulmaya çalışır. Bu sırada Ahmet, bir gazetenin düzenlediği “Vatan-Millet-Sakarya” konulu şiir yarışmasına kendi şiiriyle katılıp, büyük ödül olan parayı kazanmayı çözüm olarak bulur. Ne var ki yarışma sadece çocuklar arasındadır. Nuri, ev kirasını denkleştirmek için zengin ve sakin bir tip olan Ercü’den para ister. Ercü, Nuri’ye para vermek istemediğinden yalan söyleyerek Nuri’yi atlatır. Ancak bu yalanı da kısa sürede ortaya çıkar.  Ahmet, yarışmaya katılmak için küçük Gudbettin’i bulurken; Erkan ve Nuri de Ercü’den para koparmak üzere “karanlık ve gizemli” bir tip olan Hacı Güdük’ten yardım ister.  İşler içinden çıkılmaz bir hal alır ve hiçbirinin umduğu gibi gitmez.

WandaVision 8. Bölüm Yorumu: Kızıl Cadı

Disney+, Marvel dizilerini duyurduğundan beri gözü kulağı Loki’de olan bir seyirci olarak, WandaVision’ın beklentimin çok üstünde çıtığını ve beni bir hayli şaşırttığını itiraf etmeliyim. Dizi ilk duyurulduğunda, izleyip izlememekte bile kararsızdım ama sonradan diziden gelen ilk kareler ve afişteki o 50’ler atmosferi ve sitcom havası çok değişik göründüğü için, bir bakabilirim diye düşümüştüm. Zaten bakış o bakış, daha ilk bölümden içine çekmeyi başarmıştı dizi. Her bölüm de üzerine daha da koyarak ilerledi.

İlk bölümden beri bir elliler, bir altmışlı yıllar bir yetmişler bir doksanlar derken, başlarda bunu Wanda’ya biri mi yapıyor diyorduk sonra ise Wanda’nın, Vision’ı da dahil ederek kendine bir cep evren yarattığını fark ettik. Ama hala oturmayan şeyler vardı. Mesela Pietro’nun gelişi, Wanda’yı da aşan bir şeyler var gibiydi. Ki geçtiğimiz bölüm sonu bunun da cevabını almıştık. Agatha’nın deyimi ile ”Kasabadaki tek sihirli kızımız Wanda değilmiş.”.

Sahte Pietro’nun gelişi ve Wanda’nın son bölümlerdeki yaşadığı kargaşanın sebebi Agatha’ymış. Yine de baştaki teorilerimizin de doğruluğunu bu bölüm gördük. Hatta çok daha fazlasını gördük. Nasıl mı?

WandaVision’daki Kasabanın Sırrı Açıklandı

Öncelikle, Wanda bu cep evreni gerçekten de kendisi yaratmış. Vision’ı nasıl getirdiğini merak ediyorduk ama bu bölüm gördük ki yarattığı şeyler kasaba ve çocukları ile sınırlı değil, Vision’ı da Wanda yaratmış.

Böylesi bi yaratma gücünden etkilenen Agatha ise, bu kasabaya sızıyor ve sabırla Wanda’nın sırrını öğrenmeye çalışıyor. Ancak, Vision ile yarattığı sitcom dünyasından mutlu olan Wanda’nın bu evrenden çıkmaya niyeti olmadığını fark edince işleri biraz kızıştırmaya karar veriyor. Önce Vision’a bazı uyarılarda bulunuyor, sonrasında Pietro’yu getiriyor. Wanda’yı zorda bırakacak birçok yaşanan olay en başından beri Agatha’nın eseriymiş yani.

Agatha, sonunda tüm bunları Wanda’ya itiraf ediyor ve onu hatırlamaya zorluyor.

Biz de hikayenin tamamını 8. bölüm itibari ile öğreniyoruz. Burada beni en çok etkileyen detay, Wanda’nın sitcom hayranlığı oldu.

Geçmişten bari önce anne ve babasını, sonra ikizini en son da Vision’ı kaybeden Wanda’nın önce ailesini kaybettiği güne gittik. O esnada kendi sevdiği şovun DVD’sini seçmiş ve ailesi ile birlikte 50’lerden bir sitcom izliyormuş. Evli bir çiftin hikayesinin anlatıldığı sitcomun sahneleri gösterilirken fark ediyoruz ki aynı sahneleri Wanda ve Vision arasında da izlemiştik. Wanda, yarattığı evrende Vision ile beraber kendini mutlu eden bir gerçekliğe kaçmış.

Sonra görüyoruz ki ikizinin ölümünden sonra Avengers sığınağında Vision ile kalırken, onunla beraber bu kez de Malcolm in the Middle izliyor. Ki daha önce bu dizinin sahnelerini ve jeneriğini de WandaVision’da görmüştük.

Meğer Wanda’nın yarattığı evrenin sırrı, çocukluktan beri hayran olduğu sitcomlara dayanıyormuş.

Peki bunu ne tetiklemiş derseniz, Endgame’de geri dönmesinin ardından arabasında bulduğu Vision ile evlerinin krokisi. Soluğu o evin olduğu kasabada alıyor. Yolda, kasaba sakinlerinin Wanda onları esir almadan önceki hallerini görüyoruz kısaca.

Sonrasında Wanda, evin temelinin atıldığı yere gidiyor. Orada yaşadığı acının büyüklüğü ile büyüsü ortaya çıkıyor ve ev birde tamamlanıyor, sadece ev değil büyü tüm kasabaya yayılıyor. Az önce normal yaşam süren insanlar bir anda Wanda’nın 50’li yıllardaki kasabasının birer parçası oluyorlar. İşte her şeyin başlangıç noktası burasıymış.

”Bu da seni Kızıl Cadı yapar!”

Ve Agatha’dan öğreniyoruz ki bu yaratma gücünün dayandığı büyü, KAOS BÜYÜSÜYMÜŞ. Ve bu da Wanda’yı ”Kızıl Cadı” yani Scarlet Witch yapıyor. Tüyler diken diken bir sahneydi…

Peki tüm bunlar olurken, gerçek dünyada ne yaşanmış derseniz, Vision aslında bir makine/silah olduğu için cesedinin gömülmesine izin verilmemiş ve parçalanarak incelenmeye alınmış. Şimdi ise o parçalar birleştirilerek yeni bir Vision yaratıldı. Ancak uyanışını henüz göremedik.

Devamını görmek için neyle karşılatığımızı biliyorsunuz. Son dönemde hop oturup hop kalktığımız final sahnelerinde karşımıza çıkmasıyla hepimizin düşmanı haline gelen o cümle… evet… PLEASE STAND BY….

WandaVision Neden Sevildi?

Bölüm yorumumu sonlandırırken şunu da söylemeden geçemeyeceğim. WandaVision, final yapmak üzere olan ve şuana kadar inanılmaz bir başarı göstermiş ve büyük beğeni toplamış bir dizi. Eğer bu diziyi izlemek için öncesindeki 20 MCU filmini de izlemek gerekmeseydi, dizinin bu kadar beğeni toplamasının ardından çok daha fazla kişinin izleyeceğinden ve bu dizinin daha da efsaneleşeceğinden emindim. Marvel dizisi olmasına rağmen son dönemde izlediğim yabancı diziler arasında en iyisiydi. Gerek yaratıcı konsepti olsun gerek kurgusu gerek hem sitcomu hem aksiyonu hem gizemi bu kadar iyi aktarabilmesi olsun, gerekse özenle tasarlanan afişlerine ve trailerlarına kadar… Disney+ ve Marvel’ı başarılarından ötürü bir kez daha kutluyorum. Disney+, hem The Mandalorian hem de WandaVision ile gönülleri fethetmeye devam ediyor.

error: Korunan İçerik!