tds_thumb_td_300x0
Mucize Doktor Salgın Bölümü | Ferman

Olayın tazeliğiyle yorumumu yapmak istedim çünkü ortada oldukça heyecanlı bir şey var. Mucize Doktor’un bu bölümünde yurtdışından gelen bir grup insanın bulaşıcı hastalık virüsü taşıması sebebiyle hastanenin acil bölümünün karantinaya alınmasını ve diğer hastalarla doktorlar dahil içerideki herkesin mahsur kalışını izledik. Son derece adrenalini yüksek bir bölüm olduğunu söylemekle birlikte, izlerken ciddi anlamda yorulduğumu da itiraf edeyim.

Hıphızlı akan ve adeta nefeslerimizi tutarak izlediğimiz bu sahnelerde en önemli şeylerden biri oyuncu ekibin performansıydı. Her biri ayrı ayrı kesinlikle çok güzel oynamış ve korku, üzüntü ve benzeri ne kadar duygu varsa hepsi iliklerimize kadar işledi. Önceliklere tebrikler ve emeklere sağlık. Zaten reyting rekortmeni olan dizinin bu bölümde de harika bir sonuç elde edeceğine eminim. Seyircinin de performanslardan memnun kaldığından hiç şüphem yok. Şimdi başka bir şeyden bahsetmek istiyorum. Doktor Ferman.

Onur Tuna’nın muazzam oynayışını bir kenara bırakırsak, Ferman’ın bu bölümdeki halini çok sevdim. Evet Ferman bildiğimiz Ferman ama gerek enfeksiyon kaptığında, gerek Nazlı’nın itirafından sonra, gerekse ameliyat anlarında o kadar güçlü ve soğukkanlı davrandı ki. Kendi canı tehlikedeyken bile sakin olması, hem kendini hem doktorlarını hastalara odaklaması ve o haldeyken bile birini kurtarmak için pes etmeden mücadele etmesi çok iyiydi.

Olması gerekenin zaten bu olduğunu biliyorum sonuçta karakter bir doktor ama herkesin bu konuda bu tavırda davranabileceği kesin bir gerçek değil. Ferman kusursuz bir karakter değil, hatta zamanında en çok hakaret ettiğim kişilerden biri ama onun duygularını bu şekilde kontrol etmeye çalıştığı, doğru olanı yapmak için uğraştığı sahnelerle beni kazanıyor.

Panik, şaşkınlık, korku anlarında her zaman olduğu gibi çevresini yatıştıran ve işlerinin kritikliğini hatırlatan kişi yine o oldu. Fenalaşmak üzereyken bile ameliyatı yönetmek için elinden geleni yaptı. Yaptı ve bizi mahvetti tabi. Gerçekten çok etkileyici, tansiyon yükselten bir bölümdü. Her olay önemliydi elbette ama Ferman’ın sahneleri özellikle acilen konuşmak istediğim kısımlar oldu. Onur Tuna’ya büyük alkış. Bölümün geri kalanını sonraya bırakabiliriz. Sevgilerle

Netflix’te Ne İzlemeli? | Inside Bill’s Brain

Selamlar! Bilgi birikim ve öğrenme potansiyeline güvendiğim birkaç farklı insanın ortak tavsiyesi haline dönüşünce izlemeye karar verdiğim bir mini dizi/belgeselden bahsedeceğim bugün. Şu günlerde tüm dünyayı sarsan malum virüs hakkında önceden yaptığı açıklamalarla gündemde olan Bill Gates hakkında. Ama tabii ki onun gündem olması için böyle bir şeye ihtiyacı yok çünkü kendisi her daim konuşulan, genelde servetiyle anılsa da aslen zekası ve yaptığı çalışmalarla ünlenmiş bir yazar, yazılımcı, girişimci, yatırımcı ve iş adamı :’) Hal böyle olunca da Bill’in hayatını anlatmaya değer bulmuşlar ve bazı spesifik kısımlara odaklanarak bu projeyi hazırlamışlar.

bill gates ile ilgili görsel sonucu

Başarılı insanların nasıl yaşadıklarıyla, günlük alışkanlıklarıyla, hayata bakış açılarıyla ilgileniyor ve keşfetmeyi seviyorsanız bu belgeselin hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Sıkmayan bir anlatımı var ve yalnızca üç bölümden oluşuyor. Tek bir günde, hatta saatler içinde bitebilecek kadar uygun süreli yani. Ayrıca bahsedilen olayların yaşandığı ortamları görmek ve az da olsa inceleme imkanına sahip olmak da izlemeyi daha keyifli hale getiriyor.

bill gates ile ilgili görsel sonucu

Inside Bill’s Brain’i izleyen herkesin, kendine göre bir noktadan, ilgi alanlarına göre bir kısımdan kesinlikle ilham alabileceğini düşünüyorum. Aynı zamanda bu kadar çok adını duyup da tanıdığımızı sandığımız ama yalnızca hakkında birkaç yüzeysel bilgimiz olan birini biraz daha yakından görmek için güzel bir fırsat. 

Çalışma prensiplerini, ailesini/ilişkilerini, iş arkadaşlarını, azmini (hırs diye de tanımlanabilir) ve elinde olan gücü nerelere harcamayı seçtiğini öğreniyoruz. İzlerken takdir edeceğinize emin olduğum olaylar olsa da, zaman zaman kendinizi onu eleştirirken de bulabilirsiniz. Bunda yanlış hiçbir şey yok. Sonuçta ortada bir insan ve ortaya çıkardığı ürünler, tamamen şahsi görüşler var. Katıldığınız fikirlerini benimseyip kendinize adapte edebilir, geliştirebilir, eğer karşı çıktıklarınız olursa da karşı çıkmaya devam edip dilerseniz bu konuda her yerde, istediğiniz kadar konuşabilirsiniz. Dokunulmazlığı yok, bizler gibi iki gözü iki kulağı olan bir insan. Yalnızca pek çok şeyi olabildiğince iyi değerlendiren, örnek alınacak özelliklere sahip başarılı bir adam : )

İlgili resim

Sonuç olarak, canınız genelde tercih ettiğiniz dizileri izlemek istemiyorsa, tekdüze bir izleme geçmişiniz veya pek değiştirmediğiniz bir tarzınız varsa, ya da ilhama ihtiyaç duyduysanız veya sadece merak ediyorsanız, Inside Bill’s Brain’e göz atabilirsiniz. Akış konusunda ben bir geçmiş bir günümüzdeki olay şeklindeki gidişatı pek sevmedim, geçişsiz olsa daha derli toplu olurdu ve kolay odaklanırdım diye düşünüyorum ama yine de izlenmeyecek kadar yormuyor hatta genel izleyicinin sevdiği bir tarz diyebilirim. Dizinin IMDB puanı da 8. Taze, 2019 yapımı iş bekleneni vermiş anlaşılan.

Crisis on Infinite Earths Part 4 İncelemesi: Arrow

Çok ama çok uzun bir aradan sonra crossoverımıza kavuştuk, sayın okurlar. Bu kadar uzun bir aranın, hikaye bütünlüğüne zarar verdiğini de söylemeden geçemeyeceğim. O heyecanı, her an ne olacak merakını kaybettiğimi fark ettim izlerken. Yine de hikaye anlamında güzel, fakat ‘daha iyi olabilirdi’ dediğim bir bölümdü.

Krizin 3. bölümünde, Anti Monitor’ün Harbinger aracılığı ile karakterlerimizin içine sızdığını ve tek bir saniye bile düşünmeden onları yok ettiğini hatırlayalım. Her şey oldukça heyecanlı bir yerde bitmişti. Çünkü Nash Wells, elinden gelen tek şeyi yapmış ve kahramanlarımızı kaybolma noktasına ışınlamıştı. Canlarını kurtarmışlardı. Peki ya dünyalarını?

Kahramanlarımızın ölümünden bir nevi Mar-Novu’nun sorumlu olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette ki evrende aynı anda birden fazla yaşam bir şeylere karar veriyor. Aslında başlarına gelen her şey bir oluşum sürecinden ibaret. Evrenin bu yeniden doğuş serüvenine ihtiyacı vardı ve aldı.

Yine de Monitor’e sinirlenmemek elde değil. Özellikle Oliver’ın -ne kadar onu izleyebilsek de- ölü olduğu düşüncesini aklımızdan çıkartamıyoruz. Zamanda geriye gidip, durumu düzeltmeye çalıştıkları sahnede kafamda birtakım soru işaretleri oluştu. Zamanında Flash’ın bir yorumunu yazarken de söylemiştim. Fantastik dizilerin içine bilim kurgu girince, her şey doğru ilerleyemeyebiliyor. Daha doğrusu, belirli kuralların dışına çıkıp, kendi kurallarını yazmaya başlıyorlar. Avengers Endgame de olduğu gibi.

Çizgi romanda Monitor ve Anti Monitor birbirini tanımıyor değil. Ve açıkçası, bir hırs uğruna Monitor’ün ‘yanlışla’ Anti evrenle karşı karşıya kalması, bana oldukça saçma geldi. Bu da hikayenin kalan son iki bölümünü zayıflatmış pek tabi.

Başka çok önemli bir konuya değinecek olursak…

Sayın yapımcılar, senaristler, yönetmenler… Soruyorum size. Bu adamı daha kaç defa öldüreceksiniz? Kimden bahsettiğimi gayet iyi biliyorsunuz. Oliver Queen. Arrow!

Bir insanoğlu bir dizide kaç defa ölebilir arkadaşlar? Geçen sezon Mar-Novu’nun yanına gitti, çocuklar yalnız kaldı diye üzüldük. Bu sezon milyarları kurtarmak için kendini feda etti, ölümünü izledik. Ağladık. Kızı ve arkadaşları onu Araf’tan geri almaya gittiler, Spectre çıktı ‘gidemezsin yine sana işimiz düştü’ dedi. Tamam dedik, ruhlar dünyasında kalışını izledik. Yetmedi! Oliver Queen’e bu acılar ne ki?Adamı ruhu dünyaya ait değil. Ama bir daha öldürdüler. Önceki sezonlarda kaç defa bu eşikten geçti bahsetmiyorum bile!  Hayır korkuyorum finale iki bölüm kala, daha ne kadar ölüp ölüp dirilecek bu adam?

Yine evreni sen kurtardın Oliver Queen. Anladığım kadarıyla senden sonra bu görevi Flash üstlenecek. Sonu senin sonuna benzemez İnşallah.

Bölümün geri kalanı hakkında ise gerçekten söylenecek fazla bir şey yok. Her diziye bir bölüm düşsün diye biraz gereksiz uzatmışlar gibi geldi bana. Oliver Queen, Spectre olarak karşımıza çıktı. O muhteşem ses tonundan ziyade, Spectre tonunu dinledik. Neyse, biz alışkınız zaten. Malum Oliver Queen de Arrow’a dönüşünce farklı bir ses tonu kullanıyordu.

İnsanlık Paragonu, Oliver’ın Spectre görünümünü Sithlere benzetse de -ki bu göndermeye bayıldım- ben daha çok Obi Wan Kenobi’ye benzettim. Karanlık bir yanı yoktu, görünümü daha çok son iyiliğini yapıp diyarları terk edecek olan abimiz Kenobi’ye benziyordu. Sevdim.

Geçmişten kesitlerle Flash’ın tek tek kahramanlarımızı kurtarmasını izledik. Onları Zamanın Başlangıç Noktasında buluşturdu. Açıkçası bu noktanın çok daha farklı bir görsellikte karşımıza çıkmasını beklerdim fakat yine de fazla bütçeyle yola çıkılmadığı için bunu hoş görebiliyorum böyle bir dizide.

Dediği gibi Oliver kıvılcımı yaktı, paragonlar ise ateşi harladı.

Ve beklenen an geldi. ‘You have failed this universe!’ Anti- Monitor’ün ölümü… Evrenin yeniden doğuşu! Üzülerek söylüyorum ki, tüylerimi diken diken etmedi. Halbuki ilk üç bölü gayet heyecanlı, özellikle 3.bölümün finalinde oldukça meraklanmıştım. Henüz finali izlemedik ama bana Anti- Monitor’ün sonu biraz fazla kolay oldu gibi geldi.

Evren yeniden oluştu fakat zaman? Zaman eskisi ile aynı düzende mi aktı? Mar Novu hiç anti evrene bulaşmayacaksa, bu hiç Oliver ile karşılaşmayacak anlamına mı geliyor? Yani Oliver yaşıyor olabilir mi? Bakın, işte bu nokta beni oldukça heyecanlandırdı.

Ortak bölümlerin dördüncüsünde yüzümüzü güldüren en önemli detayı atlamadan geçmeyelim. Biliyorsunuz DC’nin uzun zamandır üzerinde çalıştığı The Flash filminin karakteri Barry Allen’ı görmüş olduk. Yani Ezra Miller’ı! Sevenleri olarak oldukça mutlu olduk. Malum, filmi görmeyi uzun zamandır bekliyoruz. Filmlerin de evrene dahil edilmiş olması, çıtayı oldukça yükseğe çıkarttı. Bir sonraki sene için beklentilerimiz yüksek. Ona göre CW!

 

Rise of Empires: Ottoman 1. Sezon İncelemesi

Netflix Türk Orijinal yapımı yeni belgesel türündeki dizi, ”Rise of Empires Ottoman”, 24 Ocak’ta seyirciyle buluştu. Yönetmen koltuğuna Emre Şahin’in oturduğu, senaryosu Celal Şengör ve Emrah Safa Gürkan danışmanlığında kaleme alınan dizi, Fatih Sultan Mehmet’in İStanbul’u fethini konu alıyor. Dizide II. Mehmet Rolünde Cem Yiğit Üzümoğlu’nu izliyoruz. Kadroda ayrıca Selim Bayraktar, Tuba Büyüküstün, Birkan Sokullu, Osman Sonant ve Damla Sönmez gibi başarılı oyuncular da yer alıyor.

Konusu

Rise of Empires Ottoman’ın ilk sezonu 6 bölümden oluşuyor ve tüm sezon Fatih Sultan Mehmet’in tahta geçiş anından itibaren İstanbul’un fethini anlatıyor. Yani 6 bölüm de İstanbul kuşatmasının tüm haftalarını ve fetih gününü işliyor. Bunun dışında saray ile ilgili başka hiçbir konuya odaklanılmıyor.

Sonunda Hak Ettiğimiz Gibi Bir Fatih Sultan Mehmet İzleyebilmek!

Öncelikle, kısaca diziyi çok başarılı bulduğumu belirtmeliyim. Başta dizinin dilinin İngilizce olmasına karşı ön yargılıydım ama izlediğim zaman aksanlar bile kesinlikle rahatsız etmedi. Oyuncular, İngilizce rol yapmalarına rağmen role ve duyguya girmeyi başarmışlar. Özellikle de Cem Yiğit Üzümoğlu’ndan hem yaş hem de oyunculuk itibari ile mükemmel bir Fatih Sultan Mehmet olmuş. Gençliğinin verdiği azmi, hırsı, kibri, heyecanı, öfkeyi kısacası her bir duygu ve ruh halini müthiş yansıtmış. Kendisini yer yer Game of Thrones’un Robb Stark’ına benzetmek de mümkün. 🙂

Dizinin Charles Dance anlatımı ile süslenmiş introsuna değinmiyorum bile. Intro bana bir zamanların efsane BBC dizisi Merlin’in girişini anımsattı. Fatih Sultan Mehmet’i çok anlamlı betimleyen bir açılış olmuş.

Diziye dair Bizans’ı çok güçlü göstermişler gibi birtakım eleştiriler görsem de buna katılmıyorum. Tarih objektif bir şekilde anlatılmış. Tarihçiler sık sık Fatih Sultan Mehmet’in dehasından bahsettiler. Buna rağmen elbette bir tarafta da 23 kez kuşatılmış ama alınamamış bir şehirden, dönemin şartlarında yıkılamaz surlardan ve zincirlerle korunan Haliç’ten bahsediyoruz. Elbette objektif bir anlatım ile iki tarafın da başarıları işlenecekti. Sonuçta Diriliş Ertuğrul izlemiyorsunuz değil mi?

Dizide surların toplarla yıkılması, lağımcılar, gemileri karadan yürütme gibi tüm zekice adımlar tek tek işleniyor. Hepsi de sırayla denenen yöntemler. Mehmet’in en çok bu yanı etkiledi diyebilirim. Dizi boyunca büyük bir mücadele ve hırs izliyoruz. Asla pes etmiyor, her defasında yeni bir strateji oluşturarak zekasını daha da konuşturuyor. Hatta tarihçiler onun neredeyse inat ettiğini, meydan okuduğunu söylüyorlar.

Üstelik başta sadrazam Çandarlı Halil olmak üzere çevresindeki çoğu kişi ona fetihi yapmamasını söylüyor. Hatta neredeyse ihanet ediyorlar. Ama Fatih Sultan Mehmet, henüz 21 yaşında olmasına rağmen kendine olan inancını hiç kaybetmiyor.

Fatih Sultan Mehmet, 5 dil biliyor. Müthiş bir zekaya ve yeteneğe sahip. Ayrıca astrolojiyi ve matematiği de çok iyi biliyor ve astrolojiyi de adeta matematik gibi kullanıyor. Ayın hareketini izleyip, ayın geceyi aydınlatmadığı ”karanlık” olan zamanları savaş stratejisi olarak saklanmak için kullanıyor. Bu kısımlar dizide çok detaylı incelenmese de, biraz daha batıl olan bölümler diziye/belgesele konu edilmiş. ”kanlı dolunay” ve astroloji son iki bölümde önemli rol oynuyor. Savaş ve ortaçağın mistik atmosferi ve söylentileri de diziye bir süs olarak dahil ediliyor.

İkinci Sezon Gelecek mi?

Sezon finalinden anladığımız kadarı ile İstanbul’un fethinden itibaren Osmanlı İmparatorluğunun yükselişe geçtiği 300 yılı da işleyemeye devam edecekler gibi duruyor. İkinci sezonun konusunu bilmiyoruz ancak TV Time’a göre dizi ”devam ediyor.” Yani TV Time, ilk sezonu bitirdiğinizde yeni bölümler gelecek diye müjdeliyor.

IMDb’den ne haber?

Dizi 8,7 puan ile açılış yapmıştı. Güncel IMDb puanı ise 8,3. Gayet başarılı diyebiliriz. Şuan için Netlix yapımı en yüksek puanlı Türk dizisi olmuş oldu. Atiye’nin güncel puanı 7,7  The Protector’ın güncel puanı ise 7,0.

Savaş devam ediyor! | Zalim İstanbul 27.Bölüm Yorumu

Zalim İstanbul’un 27.bölümünü de geride bıraktık. Geçtiğimiz bölüm, köşke düşen Şeniz bombası ile bitmişti. Kaldığımız yerden devam ettiğimiz bu bölüm de oldukça heyecanlıydı.

Bölümü madem Şeniz ile bitirdik. Şeniz’e neler oldu? İlk bunu konuşalım.

-Agah, Şeniz’in Nedim’i bile isteye zehirlediğini öğrendi.

Bunun üzerine Şeniz’i kapı dışarı etti. Öyle ki, müştemilata sığınan Şeniz’i bizzat kolundan tutup köşkten attı. Üzüldük mi? Tabii ki hayır. Çünkü Şeniz, bu başına gelenleri çoktan hak etmişti. Agah’ın bu noktadan dönüş yapacağını sanmıyorum. Ama Şeniz’in de ne Karaçayları ne de köşkü bu kadar kolay bırakacağını sanmıyorum. O yüzden bu cephe oldukça merak uyandırıcı.

-Şeniz, Ceren’in bile maskarası oldu.

Bu dizide ilk kötü Şeniz ise, ikinci kötü kimdir? Doğru tahmin; Ceren. Ceren, utanmadan sıkılmadan Şeniz’in yaptıklarını Damla’ya anlatırken ne kadar rahattı değil mi? Ben Ceren’de çok net Şeniz pişkinliği görüyorum. Şeniz’in Nedim’i zehirlediği ilaçları kendi de Nedim’e içirmemiş gibi, çocuğa eziyet etmemiş, üzerine çorba dökmemiş gibi o kadar kolay anlattı ki, ‘pes doğrusu’ dedim. Ceren, evet düzelecek bence de. Şeniz ondan daha beter durumda, o yüzden ona ilk kötü dedim. Ama Ceren’in pişkinliği bence biraz törpülenmeli. Nedim’e karşı mahcup bir Ceren izlemek istiyorum ben. Onun yerine Şeniz’le hala senin köşkün benim köşküm muhabbeti yapıyor. Köşkten ayrılmamak için boşanmak istemiyor falan. Madem Ceren, bundan sonra kötü olmayacak. O zaman onun Nedim’e karşı mahcubiyetini daha çok görmeliyiz.

Şeniz-Ceren demiştik, devam edeyim. Ceren, bölüm başından beri Şeniz’le sürekli elindeki ses kaydı sayesinde oynadı. O ses kaydını da, köşkte kalmanın anahtarı olarak gördü. Şeniz gidince kendini evin hanımı ilan etti. Agah’a gidip menü bile sordu. Bu kız yüzsüzlüğün, pişkinliğin kitabını yazsa, herkes ‘wow’ der. O durumda gerçekten.

-Şeniz ve çocukları

Şeniz, dizinin başından beri “Ben her şeyi oğlum için yaptım” diyen bir karakter. Aslına bakarsanız, bu bir nevi doğru. Bu hikayenin merkezinde Cenk var. Ve Şeniz’in baştan beri yaptıkları Cenk için. Mümtaz, Cenk’i kabul etmediğinde Agah’la evlenmek, Cenk’i sürekli Nedim’e karşı doldurmak, düşme olayı sonrası Nedim’i zehirlemeye devam etmek ; bunların hepsi Cenk içindi. Ama sorun şu; Cenk bunu istedi mi? Hayır. Ve bu doğru bir yol muydu? Bu da hayır. Şeniz, Cenk’in de dediği gibi “kendi gerçekliğine inanmış” durumda ve o gerçekliğe herkesi sürüklemeye çalışıyor. Bu gerçekliğe bu zamana kadar kanan tek kişi Cenk değildi, Agah da kanıyordu. İkisini farklı şekillerde etkilemeyi başarıyordu. Ama Cenk’in annesinden vazgeçip vicdanı daha ağır bastığı noktada Şeniz tam olarak bitti. Cenk, annesinin bundan sonra asla yanında olmayacağını çok net belli etti. “Yine aynı şeyi yapıyorsun. Yine kendi gerçekliğine inanıp, beni de peşinden sürüklemeye çalışıyorsun. Ama artık bitti anne. Bitti. Masallarına inanmayacağım. O sekiz yaşındaki küçük çocuk yok artık senin karşında. Ben artık kendi doğrumu yaşayacağım, kendi yolumda yürüyeceğim tek başıma. Tökezlesem de, düşsem de… Anladın mı? Ve artık sen de tek başınasın. Öyle eskisi gibi beni kolumdan tutup beni istediğin yere sürükleyemeyeceksin. Bu sefer doğru olanı yapacağım anne ve sen beni durduramayacaksın.” Cenk, bu zamana kadar çok hata yaptı. Annesi onu çok fazla etkiledi maalesef. Ama Cenk, dizinin başından beri hep annesinden kurtulmaya da çalıştı. Tam bu noktada da artık gerçekten annesinden kurtuldu. Cemre’nin ona dediği gibi; o yüklerinden kurtuldu. İstediği yolda, istediği kişilerle yürüyecek artık.

Şeniz’in diğer çocuğu Damla ise, onun tabiriyle gerçekten “dış kapının mandalı” konumunda. Kızın hiçbir şeyden haberi yok, gözünün önünde annesi yaka paça dışarıya atılıyor. Senelerce onu büyütmüş, “anne” dediği kadının bunları yapacağına inanmaması aşırı normal değil mi? Agah bile inanmadı bir sürü kanıta rağmen bunca zaman. En sonunda tak dedi ve daha geniş kapsamlı araştırdı. Bölümün başından itibaren annesi için uğraşan bir Damla gördük o yüzden. Damla, annesinden zarar görmedi. Cenk gibi bir kırılma noktası olacağını sanmıyorum o yüzden. Cenk, annesinden en çok zarar gören kişilerden biri olduğu için, Şeniz’e karşı koyması çok doğal. Aynı şekilde Damla’nın da annesinin yanında olması çok doğal. O cephede kırılma noktası olmayacak, Şeniz’in köşke dönüşü de belki Damla sayesinde olacak. Bu bölüm Damla’nın her şekilde Şeniz’in yanında oluşu çok fazla gösterildi çünkü.

-Savaşın iki tarafı; Nedim ve Şeniz.

Geldik büyük savaşa. Nedim ve Şeniz, bu savaştaki iki taraf. Bu tarafların arkasındaki insanlar zaman zaman değişti, ama şu an her şey Nedim’den yana gibi gözüküyor. Amcası, Cenk, Cemre, Ceren, kanıtlar, geçmiş sırları; hepsi Nedim’in elinde. Şeniz’in elinde ise Damla hariç kimse kalmadı. Tam bu noktada Şeniz devreye yine o kötüye çalışan zekasını soktu işte. Bölüm içinde defalarca karşı karşıya gelen Nedim ve Şeniz, Nedim’in kazanması ile yollarını ayırdı. Nedim, Şeniz’i haklı olarak tehdit etti ve Şeniz’in elini kolunu bağladı. Ama bölümün son sahnesi ile birlikte bu savaş tersine mi döndü? Göreceğiz. Bölümün sonunda Şeniz, Nedim’i adeta kışkırttı. “Baban hiçbir zaman sevmedi seni, hiçbir zaman istemedi. En büyük pişmanlığıydın onun. Bir de annen…  Nefret ederdi o kadından. İkinizden kurtulmak için dua ederdi.” Nedim ona “kes sesini” dedikçe, o “Acıtıyor değil mi? Duymaya bile dayanamıyorsun. Ama kabul etsen de etmesen de, gerçek bu. Hayatının sonuna kadar babasının sevmediği, amcasının acıyarak baktığı, kuzenin kurtulmak için camdan ittiği bir zavallı olarak kalacaksın.” diyerek devam etti.  Peki Şeniz’in bu davranışı izleyiciye neyi hatırlattı? Tabii ki Cenk’e yaptıklarını… Cenk’i daha küçücük 8 yaşında bir çocukken de dolduran Şeniz’di. Ona “Nedim hırsız, aileni çalmak istiyor” diyen de oydu, 8 yaşında kuzenini camdan atmasına neden olan şey; Şeniz’in bu kışkırtmalarıydı. Dizinin başından beri Şeniz’in ne kadar tehlikeli bir kadın olduğunu defalarca gördük. Bu bölümde de bu kışkırtmalarını Nedim’e karşı yaptı. 8 yaşında Cenk’i kışkırtan kadın, 20li yaşlarındaki Nedim’i de bu sözlerle kışkırttı. Nedim, gerçekten bu kışkırtmaya düştü mü? Şeniz’i gerçekten bıçakladı mı? Bunun cevabını hemen alamayacağız. Ama bu sahne tam olarak bizi Cenk’in hatasına geri döndürdü. Nedim’in de hatalar yapabilecek bir karakter olduğunu bir kez daha gösterdi. Ve tabii ki Şeniz’in şeytanlığını yeniden göz önüne serdi.

-Oya ve Nedim

Buraya ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü Oya, belli ki hikayeye daha çok dahil olmaya başladı. Bu bölüm Nedim’e “beni bir ablan gibi gör” diyen bir Oya gördük ve geçmişten sakladığı bir kişi var. Bu kişi kim? Şimdilik bilmiyoruz. Ama bana ve birçok izleyiciye anne bir ablası olabileceği ihtimalini düşündürttü. Bölümler ilerledikçe bunu da öğreneceğiz elbette.

Gelelim dizinin geri kalanına… Dizilerde, izleyiciyi çeken şeylerin başında sevilen çiftler gelir malum. Bu dizinin en başından beri belli esas çifti her ne kadar Cenk ve Cemre olsa da, ara çiftlere de sahne yazıldı sevenleri olduğu için. Her zaman alttan bize Cenk ve Cemre’yi gösterseler de, diğer çiftlerin de belli bir seven kitlesi olunca onlara da sahne geldi. Ama sonunda “tam olarak esas çifte yönelmeliyiz” diye düşünmüş olacaklar ki, bölümlerdir Cemre ve Cenk’in altyapısı çok daha dolu dolu ve derinden gidiyor. Geçen bölüm Cenk’i kaybetmekten ölesiye korkan Cemre ve bu hikayede hep Cenk’in yanında olan bir Cemre’yi görmüştük zaten. Bu bölümde de neler oldu bir bakalım;

-Cenk’in peşinden ayrılmayan Cemre yapmışlar, olmuş.

Şeniz’in bütün yaptıkları öğrenilince köşkte yer yerinden oynadı. Damla’yı sakinleştirmek Cenk’e düştü. Ama daha yeni hastaneden çıkan Cenk için bu yaşananlar fazlasıyla ağırdı zaten. Zaten itiraf ettiği şeyin yükünü hala tam olarak atamamışken bir de yeni gerçeklerle yüzleşmek, hep bir şeylerin yeniden eskiye sardığını sanmak Cenk’e iyi gelmiyor. Başta evde, Cenk’in en ufak acı çeken mimiğini gördüğü anda onun yanına giden, ona sürekli “iyi misin” diyen Cemre gördük.

Annesinin evden atılması ve Damla’nın perişanlığı sonrası Cenk de kendini yollara attı. Cemre, tabii ki peşinden ayrılmadı. Cenk onu arabasına almadığında da taksiyle takip etti. Bu kadar hırpalanmaya dayanamayan Cenk ve dikişleri, bir süre sonra hata verdi zaten.  Onu yolda bulan, bir şey olacak diye aşırı korkan bir Cemre izledik yine bölüm başında. Geçen bölüm Cemre, Cenk’e yüklerinden kurtulduğunu, artık kendi yolunu çizebileceğini söylemişti. Cenk, bayılmadan hemen önce “Yapamadım Cemre, yapamadım.Yüklerimden kurtulamadım.Bitmeyecek, bitmeyecek Cemre.” dedi. Bunun peşinden yine kendiliğinden “Bitecek. Bak gözlerime bak. Ben senin yanındayım. Cenk bak bana. Bırakma kendini Cenk” diyen bir Cemre gördük. Hiçbir zorunluluğu, karşıdan gelen hiçbir istek olmamasına rağmen Cenk’in yanında olan Cemre vardı yine sahnede.

Doktora gidip dikişlerini kontrol ederlerken de tam bir karı-koca gibilerdi. Doktora kocasını şikayet eden Cemre, doktordan “ne güzel sizinle bu kadar ilgilenen bir karınız var” cümlesini duyunca da utandı. Cenk’e sürekli “Bak dayanabilirsin bana, ben tutabilirim seni.” diyen bir Cemre gördük. “Düşsem tutar mısın beni?” diyen Cenk’e “Tutarım” cevabını verdi yine.

Daha önce bir kere Cenk’ten, bir kere de Cemre’den “bu sahte evlilik gerçek olacak” lafını duyduk. Bölümlerdir Cemre ve Cenk, gerçekten evlilermiş gibi davranıyor ikisi de farkında olmadan. Bu evliliğin gerçek olmasına bizce de az kaldı. Çünkü Cemre, git gide Cenk’e karşı hislerini ortaya çıkarıyor. Bu bölüm, yine kimseyi düşünmeden hep Cenk’in yanında oldu. Bu sırların diğer tarafı olan Nedim, onun için önemli bir noktada değildi. Tek düşündüğü Cenk’ti. Ayrıca daha önce defalarca dendiği gibi Cemre, aşkı bilmeyen biri. Nedim’e karşı sevgisi, merhameti, zaafı aşk zannetti. Bunu da Cenk ona iteledi aslında biraz. Ama Cemre, Nedim’e olan hislerini hiçbir zaman “aşk” diye tanımlamadı, aksine “zaaf” olarak tanımladı.

Ancak Cemre’nin Cenk’e karşı bastırdığı ve yavaş yavaş ortaya çıkan duyguları tam olarak; aşk. Cemre, Cenk’i herkesten öne koyuyor, bu aşkın en büyük kanıtı. Cemre, Cenk’in her hareketinden etkileniyor. Buna bu bölüm gördüğümüz Cenk’i giyinirken görüp kalakalan Cemre’de de gördük. Cemre, Cenk’e her koşulda inanıyor. Cemre, her şekilde Cenk’in yanında. Bu hareketleri bize hep yavaş ve derinden gelen hislerin ortaya çıkışı olarak gösteriliyor.

-Nedim’in elini tutmayıp Cenk’in elini tutan Cemre

Bölümün en kritik noktalarından biri de buydu. Bölümün hashtagi TutElimi’ydi. Ve bu hashtag kim için geldi, muallaktaydı herkes. Fragmanda Cemre’ye el uzatan bir Nedim gördüğümüz için, ne alaka diyenler olmuştu tabii ki. Ama bölümde tam da benim beklediğim şekilde ilerledi her şey.

Sahneyi başa alırsak eğer; Cemre ve Agah konuşması oldu. Agah, Cemre’ye “ikisinin arasındaki bir diğer şey sensin. Sen bu düşmanlığı Cenk’in yanında olup bitireceksin ya da körükleyeceksin. Sen doğru kararı verirsin kızım” dedi. Birincisi; Agah bunları demeden Cemre zaten Cenk’in yanında olmuştu. Hatırlarsanız itiraf sahnesinde Cemre, Cenk’in yanındaydı. Kendi isteğiyle, Agah bunu söylemeden Cemre Cenk’leydi zaten. İkincisi; Agah, Cenk’in Cemre’ye olan aşkını biliyor. Ancak Cemre bunu bilmiyor. Agah’a “Bizim evliliğimiz zaten Nedim içindi biliyorsunuz.” diyebilir miydi? Evet diyebilirdi. Ama bu evliliği iki seferde de devam ettirmek isteyen Cemre oldu. Cenk, boşanalım dediğinde de boşanmadı, sahte olduğu ortaya çıktığında da gitmedi. Üçüncüsü de; Cemre, Nedim’e karşı var olan zaafını bir kefeye koydu, Cenk’e karşı ne hissettiğini bilmediği şeyleri bir kefeye koydu. Hangi kefe daha ağır bastı? Bu da ortada. Nedim’e bizzat kendisi “Evet, sen bir seçim yaptın, bir karar verdin. Ben de bir karar verdim.  Sana kendi seçtiğin yolda mutluluklar dilerim.” dedi.

Agah’la konuşan Cemre, Nedim’i arasa ve onunla konuşmak istese ve Nedim’in elini tutmadığı noktada Agah’ın söyledikleri aklına gelse eğer ve onları izleyen Cenk’i görerek Cenk’e gitse, kafam karışabilirdi. Ama Cemre’nin o eli tutmama nedeni; tamamen kendi kararı. Çünkü Cemre, Agah’la konuşmasını sadece kafasındaki karışıklık kaynaklı hatırladı. Nedim ona “elimi tutarsan karanlıktan kurtulurum” dediği halde o eli tutmadı. Ve dediğim gibi önemli bir ayrıntı olan şey; o eli tutmazken Agah’ın dediklerini bir daha düşünmedi. Düşünse, kendi kararı değil derdim. Ama orada tam olarak Cemre’nin kendi kararıydı. O eli tutmadan o banktan kalkınca da Cenk’i görünce ne kadar şaşırdı ve rahatlayarak gözyaşı döktü. Bu sahne de ikilendi.”Beni kalbimden saklar mısın?” dedi. Cenk, Cemre’nin uzattığı eli sıkı sıkıya tuttu. Bu el ele tutuşma hepsinden farklıydı. Daha önce evliliklerine inandırmak için, bazen gösteriş için el ele tutuşan ikili, bu sefer kendi istekleriyle el ele tutuştular. Cenk, o eli sımsıkı tuttu, ikisi de arkasına bakmadı bile. Bu da bize “o eller ayrılmayacak” dedirtti.

-Cemre, pansuman esnasında Nedim’i mi düşündü?

Bir diğer kafa karıştırmaya müsait sahne de buydu. Ama bana göre hiçbir kafa karışıklığı yoktu sahnede. Cemre, Cenk’e pansuman yaparken Nedim’in tam da “Sen benim yanımda olursan, ben bir daha o karanlığa düşmem” sözlerini hatırladı. Cemre, dediğim gibi her şeyi teraziye koydu. Cenk’i bunca bölüm karanlığından çıkarmaya çalışan bir Cemre izledik biz. Nedim’in tekerlekli sandalyeden kalkamaması uğruna bile Cenk’i korudu defalarca. Önceliği hep Cenk’in karanlığını yok etmekti. İtiraf sırasında da onun yanında olma nedeni buydu zaten. Şimdi de bir tarafta artık her şeyi itiraf etmiş, her şeyi bitirmiş, artık yeniden doğan bir insan, yükü olmayan bir insan Cenk, diğer tarafta “beni karanlığa atma” diyen bir Nedim varken Cenk’i seçti. Çünkü Nedim’in karanlığından kurtulmasından daha önemli bir şey var Cemre için; o da Cenk ve ona karşı hissettikleri. Cemre, bu bölüm bütün sahnelerde Cenk’e karşı çekildi. El tutma ve pansuman sahneleri de Cemre’nin bunları “neden yaptığına” dair sorgulamaydı. Gelecek bölümlerde de Cemre’nin yine hislerini sorgulayışını izleyeceğiz. Çünkü derinlere sakladığı, sürekli “neden yaptım bilmiyorum ama Cenk’in yanındayım” gibi şeyler söylediği o hisler, yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hep denildiği gibi büyük aşk, yavaş ve derinden geliyor. Tabii ki kolay bir yol yok Cemre ve Cenk için. Ancak bu zorlu yolda bu güzel hisler onları aydınlatacak.

-Mutlu Cenk ve Cemre

Kulağa absürd geliyor değil mi? Cenk ve Cemre, gerçekten mutlu olabilecek mi? Bunu gerçekten biz de bilmiyoruz. Ama mutluluk onlara yakışıyor. Bunu bu bölümün sonlarında yeniden gördük. Bahçede kara kara olanları düşünen, belki de Nedim’le hiçbir zaman iyi olamayacaklarını düşünen bir Cenk vardı. Cemre, yanına gelip onu önce bir dinlenmediği için azarladı. Sonra da Cenk’in içini ferahlatmak için bir sürü şey söyledi. Cenk, Nedim’in onu affetmeyeceğini düşünüyor ve bütün hatalarını da kabul ediyor. “O kadar haklı ki… Beni de  çocukken şerefsizin biri camdan atsa, sonra bir de annesinin yaptığı işkencelere sussa, ben de affetmezdim. Ben bile kendimi affedemiyorum ki..” dedi Cenk. Ama Cemre, yine çok güzel ve haklı konuştu. “Nedim’e biraz zaman tanı. Bu onun için de kolay değil. Ama ben biliyorum, onun o tekerlekli sandalyedeyken sana nasıl baktığını, sana nasıl seslendiğini biliyorum. O hala aynı Nedim, Cenk. Kalbi de aynı. Ona fırsat ver, kendini hatırlaması için sadece ona ufak bir fırsat ver. O seni affedecek. O da baban da seni affedecek” diyen Cemre, izleyicinin sesi oldu. Çünkü biz gerçekten Cenk’i seven bir Nedim gördük. Tekerlekli sandalyede olmasına rağmen Cenk’i hep seven bir Nedim vardı. Cenk ve Nedim kardeşliğine inancım, Cemre kadar çok benim de bir izleyici kadar.

Bu sahnenin bir diğer güzel yanı da şuydu; Cenk, Cemre’ye “Beni vicdanımdan saklar mısın?” dedi. Cemre’yi kalbinden saklayan Cenk, Cemre sayesinde vicdanından saklanmak istedi. Ama Cemre daha güzelini söyledi. “Yani senin vicdanından saklanmana yardımcı olamam. Ama korkmadan, saklanmadan, dimdik ayakta durman için yanında dururum” dedi. Cemre, yine Cenk’in her şekilde yanında olacağını söyledi. Her koşulda birbirinin yanında olan çiftler, en derin en güzelleri değil midir zaten her zaman?

Bu sahnede özellikle temaslar da göze sokuldu. Bu ayrıntılar da ayrı güzeldi. Cenk ve Cemre, bu evliliğin gerçek olmadığını bilen kişiler. Ancak birbirlerine o kadar alıştılar ki, temasları artık çok normal geliyor. Cemre’nin Cenk’in bacağını okşayarak onunla konuşması buna bir örnekti. Sonrasında Cemre’nin elini istediği gibi tutan bir Cenk gördük. Bu el ele tutuşma da yine özeldi. Çünkü, bu el ele tutuşma da yine gösterişten uzak, birilerine evliliklerini göstermek için yapılan bir şey değildi. Yine kendi istedikleri için, gerçekten bir çift olmaya devam ettikleri içindi. Kahve içmeye giden Cenk ve Cemre’yi gelecek bölümde izleriz umarım. Biraz mutlu, gülümsedikleri sahnelere ihtiyacımız var çünkü.

-Nedim ve Ceren…

Bu çift, gerçekten bir çift olacak mı? Buna hala karar veremiyorum. Ama başta boşanmayı düşünen Nedim, eli tutulmayınca Ceren’e boşanmaktan vazgeçtiğini söyledi. Ceren, Nedim’in sırrını da biliyor. Bir çiftte sırlar önemli ayrıntılardandır. Nedim ve Ceren, sırlar paylaşıyorlar. Bu da onların olması açısından iyi bir yol. Ancak her zaman söylediğim gibi bu çiftte biz Ceren pişmanlığı, mahcubiyeti izlemeliyiz. Ceren’in Nedim’e kendini affettirmesi lazım. Nedim, Şeniz’le konuşmaya giderken Ceren cebine bir kayıt cihazı koydu. Belki de Nedim’i gelecek bölüm hapisten kurtaracak şey bu olur. Bu da onlar için önemli bir gelişme olur böylece.

-Ve son olarak Damla ve Civan…

Bu çiftin genel hikayeye dahil olması gerekiyor artık. İkisi de gerçekten dış kapının dış mandalı konumunda. Birlikte bir şeyler yaşıyorlar, kavgalar, gürültüler, nezarehaneler falan… Ama genel hikayeye hizmet etmiyorlar asla. Bu dizinin sırlarına vakıf değil ikisi de. Civan ya da Damla’nın bir şeyleri öğrenmesi gerekiyor. Damla mesela abisinin Ceren ile olan geçmişini öğrenmişti. Bu hikayeye dahil oldu. Ancak bir şeyler ilerlemeli diye düşünüyorum. Onlara yazılan sahneler, sanki zaman geçsin, onların da sahnesi olsun demek için var. İkisinin de hikayede daha fazla işlevi olabilir diye düşünüyorum. Damla’yı Şeniz konusunda hikayeye dahil edecekler, Civan’ın da ben Cemre&Cenk aşkında bir rolü olacağını düşünüyorum. Çünkü daha önce Cemre ile aşk konusunda bir konuşmaları olmuştu. Bakalım ilerleyen bölümlerde neler olacak?

27.bölüm güzel bir bölümdü. Net bir bölümdü. Net bölümleri severiz, senaristin artık çiftler konusunda da netleşmesi oldukça iyiydi. Reytingler birkaç bölümdür artış gösteriyor. Cenk’in sırrının ortaya çıkışı, Nedim ve Şeniz çatışması, Cenk ve Cemre çifti izleyiciyi çeken unsurlar. Dizi bu şekilde güzel bölümler vermeye devam eder umarım bize.

error: Korunan İçerik!