“Ralph”in sömestir sezonundaki Pixar ve Disney filmlerinin yarattığı etkiyi bu yıl yaratacak düzeyde bir film olmaması, “Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 3”ün de sömestirin sonuna doğru geç vizyona girmesi, sinema salonları ile yerli yapımcıların bir bölümü arasındaki mısır ve bilet krizinin beklenen büyük filmleri vizyona sokamaması “Aquaman”i uzun süredir sinemaları ayakta tutabilen tek film yaptı. Muhtemelen film 2019’un en çok izlenen 10 filmi arasına girecek ama 2018 sonunda vizyona girdiği için toplam seyircisi iki ayrı yılda görünecek.

Bu tabloya bakılınca elbette “Aquaman” için sadece yoklukta öne çıkan bir film diyemeyiz. Türkiye’de 4. Haftasını geride bırakırken 1 Milyon seyirciye ulaşan “Aquaman” bu ilgiyi sonuna kadar hak ediyor çünkü karşımızda gerçekten büyük ve sinemada izlenmesi gereken bir sinema filmi var. Normalde filmlerin 2-3 hafta vizyonda kalıp gösterimden kalktığı düşünüldüğünde “Aquaman”in 5 haftadır gösterimde olması en çok da bu beğeninin bir göstergesi.

2 yıl önce DC’nin “Wonder Woman” filmi çok beğenildiğinde, filmin bir sinema filminden çok, kötü görsel efektleriyle pahalı bir TV filmi olduğunu yazmıştım. Öyle büyük bir stüdyo filmini “Monster” dışında sinema filmi bulunmayan bir TV yönetmenine emanet ederseniz sonuç kaçınılmaz oluyor.

“Aquaman”de ise Yönetmen James Wan çok doğru bir seçim olmuş ve 160 Milyon dolarlık orta skalanın biraz üstünde projelendirilen bir filmi adeta 250 Milyon dolarlık dev bir film gibi göstermeyi becermiş ki bu az buz bir başarı değildir.

100 yıla yakın zamandır, DC bir karakter yarattığında Marvel hemen onun alternatifini yaratır. Ya da Marvel bir karakter yaratıp şöhrete kavuşturursa DC hemen önlemini alarak bir benzerini piyasaya sürer. Aquaman için de durum üç aşağı üç yukarı böyle.

Hikayeyi bilenler bilir. Marvel’ın “Thor”u göklerin kralıdır, DC’de de onun estirdiği hava #Aquaman ile denizlerde estirilir. Denizlerin gezegenin tümünde karalardan daha büyük bir yer kapladığını düşünürsek Aquaman süper kahramanlar hiyerarşisinde oldukça ön sıralarda yer alan bir figür.

Filmin aksiyon ölçeği çok sert. Aquman vurduğu yerden tam anlamıyla ses getiriyor. İlki film hariç Captan America ve tüm filmleriyle Avengers serileri de böyle sert aksiyonlardı. Bunda bu filmlerin yönetmen Russo kardeşlerin “Raid / Baskın” filminin aksiyon stilinden etkilenmelerinin payı büyüktü ve bunu da hayranlıkla ifade etmekten çekinmiyorlardı.

James Wan da hem “Testere” ve “The Conjuring” gibi korku janrasındaki filmlerden gelen tecrübesiyle hem de uzak doğulu kökenlerinden aşina olduğu genetik özellikleriyle, sertliği hakkıyla verebiliyor. Marvel’daki o sert tadı alıyorsunuz.

Filmdeki çocuksu, mizahi ve klişe romantik öğeler ise bu sertliği dengeliyor.

Film hep denizler altında ilerleyecek sanırken 2. yarı filme Indiana Jones, Mumya ve National Tresor hatta Jason Bourne sahneleri ekleniyor. Herhalde bu kadardır derken işin içine Karayip Korsanları, Power Rangers, King Kong, Hellboy, Star Wars, Yüzüklerin Efendisi ve hatta Jurassic Park setlerini andıran sekanslar da ekleniyor. Size de gezegenin altını üstüne getiren, çöllerden Akdeniz kasabasına oradan da okyanuslara uzanan bu zengin sekanslı büyük filmin tadını çıkarmak kalıyor. Filmi izlerken en son ne zaman bu kadar farklı sayıda seti bir arada gördüm diye düşündüm. Sanıyorum “Ready Player One”ın yarattığı etkinin bir uzantısı diyebilirim. Bir dönem filmi yaptığımızda ve filmi bitirdiğimizde dikilen yüzlerce kostümü bir depoya koyarız ve onların bir daha kullanılamayacak olmasına üzülürüz. Bazen başka film ya da diziler o kostümleri bizden satın alır ya da kiralarlar. Bu filmde de öyle çok figür, öyle çok yaratılmış dünya var ki örneğin o köpek balıklı süvarileri insan daha uzun izlemek istiyor.

Filme yapım ofisi cephesinden bakınca DC ve Warner iş birliğinin stüdyo olarak artık işleri yoluna koyduğunu ve gelecek vadettiğini söylemek erken olabilir. Çünkü daha önce de söylediğimiz gibi senaryosu hayli sıradan bu film bir stüdyo ya da senaryo filmi değil, bu bir yönetmen filmi. Stüdyo için sadece daha doğru yönetmenler seçiyor ve “Wonder Woman” Gal Gadot’un nokta atışı bir seçim olduğu gibi Jason Momoa konusunda da başarılı seçimler yapmayı sürdürüyor diyebiliriz.

Jason Momoa ortalıkta arzı endam etmeye başladığı günlerden beri sosyal medyadan “ikiniz ne kadar benziyorsunuz” yorumları geldiğinde buna çok gülerdim. Çünkü ben kendimi temiz yüzlü, ailenizin sinemacısı gibi bir yerde konumladığım için, bi kaşı façalı, serseri, piç bir tipe benzetilmemi matrak buluyordum. 🙂

Açıkçası tepkimin bir nedeni de böyle arıza, kopuk tiplerden günlük hayatta hiç haz etmiyor olmam. Ama “Aquaman”i izlerken bu film onsuz olmazmış dediğimi itiraf etmeliyim. Bu karakter Jason Momoa için tam biçilmiş kaftan. Bu uyum ender yakalanır.

Momoa’nın karizması öyle etkili ki süper kahramanların slip donlarıyla dalga geçen yeni nesil, “Aquaman”in pantolon ve botlarla su altında yüzmesinin ne ayak olduğunu sormuyorsa bu Momoa’nın karizması ve inandırıcılığındandır. Çünkü biz de Cristopher Reeve’in Superman rolündeki inandırıcılığından dolayı o basit kostümünü hiç sorgulamazdık. 🙂

“Creed 2”yi de “Aquaman” ile aynı gün izlediğim için hayatta Dolph Lundgren’i aynı gün 2 ayrı filmde izlemek de varmış dedim. Bazen sinemada da bit pazarına nur yağabiliyor. 🙂

“Spider Man”in “Green Goblin”i Willem Dafoe’nin “Aquaman” de Vulko olması da “Fantastik Dörtlü”de Alev Adam Johnny Storm olarak izlediğimiz Chris Evans’ın aynı evrende Kaptan Amerika olarak karşımıza çıkması misali bizi artık şaşırtmıyor. Hollywood oyuncu kadrosu bazında en kısır dönemini yaşıyor.

Filmin kötü adamları ise hem senaryodaki karakter derinliği hem de oyuncu seçimi açısından oldukça zayıf. Karizmadan yoksun bu tiplerin Aquaman karşısında bir varlık sergileyebileceklerine hiç ikna olmuyorsunuz. Ama kahramanımız da her birini öyle güzel pataklıyor ki, kötülerin eziklikleri hoşunuza bile gidiyor, bunları da izlerken çok kafaya takmıyorsunuz.

Aquman’in babasını oynayan aktörün gençlik sahnelerindeki yüzüne yapılan bilgisayar müdahalelerinin olmamışlığı dışında filmin görsel efektlerinde sırıtan bir kusur yok.

Nicole Kidman da yaşlandıkça Aliye Rona performansı sergilemeye başlamış. Bir ara “oğul oğul” diye Jason Momoa’ya sarılıp sırtını pat patlayacak sanmadım değil:)

Çoluk çocuk gidip bolca eğlenin.

Yiğit Güralp

Twitter Adresi: twitter.com/yigitguralp

Instagram Adresi: instagram.com/yigitguralp/

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz