Gösterim yılı: 2021
Süre: 125 dk
Yönetmen: Ramin Bahrani
Oyuncular: Adarsh Gourav, Rajkummar Rao, Priyanka Chopra, Mahesh Manjrekar, Vijay Maurya, Kamlesh Gill, Vedant Sinha, Nalneesh Neel
Imdb: 7,2/10
Tür: Suç-drama
The White Tiger Özeti: Balram Halwai, Hindistan’ın yüksek teknoloji şehri Bangalore’de yaşayan genç başarılı bir girişimcidir. Çin Başbakanı ‘nın şehri ziyaret edeceğini öğrenen Balram, başbakana yazdığı bir dizi mektupta hayat hikayesini anlatır.

“Kümesinden kaçmaya çalışan bir horozun hikayesi”

Filmimiz, eğitim hayatı parlak başlayan ama maddi imkansızlıklar yüzünden okulunu bırakmak zorunda kalan Balram’ın fakir yaşamından kurtulma hayaliyle başlıyor. Köyün yüksek kasttan gelen sahibinin oğluna şoför olursa hayatının kurtulacağına inanan Balram, biraz da şansının yardımıyla Efendi Ashok ve eşi Pinky’e şoför oluyor.

“Sen tatlıcı kastındansın, tatlı yapmaya devam et.’’

Film, genel olarak İngiliz sömürüsü sonrası Hint insanının yaşadığı maddi ve manevi değersizlik hissine odaklanıyor. Halkın modern kapitalist toplumda özgürlüğünü bulma yolculuğu olarak karşımıza çıkan The White Tiger, pek çok eleştirel mesajı da içinde bulunduruyor. Bir önceki yüzyılda dünyaya egemen olan “beyaz ırkın” yerini, sarı ve kahverengi ırkın almak üzere olması ise filmin ana düşüncelerinden belki de en temel olanı. Bu noktada geleceğin “Beyaz Kaplan” ları olarak dünyanın gelişmekte olan en büyük iki ülkesi Çin ve Hindistan’dan bahsediliyor.

‘’Hindistan iki ülkeden oluşur, aydınlık Hindistan ve karanlık Hindistan.’’

Filmin arka planı; sadece yeniden canlanan bir ekonomi ve ulusu değil, aynı zamanda bir fakirlik ve eşitsizlik manzarasını oluşturuyor. The White Tiger’ın ilk yarısında karanlık diye tabir edilen fakir Hindistan’ı bolca izleme fırsatı buluyoruz. Bozuk kanalizasyon sisteminden, hijyen sorunlarına, çalışmayan elektrik direklerinden, çarpık kentleşmeye kadar ülkedeki pek çok soruna tanıklık ediyoruz. Ve tüm bunlara rağmen, bu gerçekleri tüm acımasızlığıyla benimsemiş, hayatından şikâyet etmeye bile korkar olmuş fakir bir halk görüyoruz. (Balram’ın da dediği hizmetkarlık derilerinin altına işlemiş bir halk)

Filmde bu olay, bir horoz kümesindeki başı kesilmek üzere olan horozlara benzetiliyor. Horozlar, bir gün sıranın onlara geleceğini bilmelerine rağmen, kaçmayıp kafeste kalmaya devam ediyorlar. Bu anlamda The White Tiger, derinlemesine karakter betimlemeleriyle değil abartıdan uzak ayrıntıların fazlalığıyla, olayları sembollere indirgiyor. Balram, genel itibariyle saf ve naif modern bir Hint kahramanı olarak gözümüze çarpıyor. Yoksulluk tarihini gururla anlatan bir ulusta, kendisinin de dediği gibi “yarını” temsil ediyor. Köyün sahibi ve büyük oğulları; çalışanlarına karşı acımasız ve duyarsız üst sınıfları sembolize ederken, köy sahibinin küçük oğlu Ashok ve eşi Pinky’nin daha Batılı, modern sınıfı temsil ettiklerini söylemek mümkün.

“Tifo, verem, seçim ateşi…”

Hindistan’ın ikinci yüzü yani Aydınlık diye tabir edilen dünyada ise, zengin ve varlıklı insanlar ışıltılı yaşamlarıyla boy gösteriyor daha çok. Aydınlık Hindistan’ın en göze çarpan özelliği ise rüşvet ve dolandırıcılık. Zenginlerin politikacılara ve polislere rüşvet vererek işlerini hallettikleri ve bunu gizliden yapmaya bile gerek duymadığı bir durum hâkim ülkede. Büyük Sosyalist diye geçinen liderlerin bile sağladığı haksız kazançları sivri bir dille eleştiriyor film.

Bu anlamda filmin işleyişinde çok net ikilemler ortaya konuyor desek yanlış söylemiş olmayız sanırım. Bu keskin geçişlerle ülke gerçekleri alt tabaka insanların gözünden izleyiciyle buluşturuluyor. Efendi sahiplik ilişkisi, toplumun sadece karanlık ve aydınlık diye iki sınıfa ayrılması (orta sınıf denen bir kavram yok) ya da Balram’ın kast sistemi için göbekliler ve göbeksizler benzetmesi, bu ayrımlardan sadece birkaçı. Doğduğu coğrafyanın psikolojik etkisiyle hırçınlaşan, namuslu ve namussuz insan tanımını aynı bedende görebiliyoruz The White Tiger’da. Dünyanın en büyük demokrasisi olmasına karşın, ülkede evsiz insan ölümlerinin kayıtlara geçmemesi ise cabası.

“Kendinizi insan mı yoksa tanrı olarak mı görüyorsunuz? sorusuna gülerek Buda: İkisi de değil, siz daha uyurken, erken uyandım”

Film, dans sahnesi bulundurmamasının yanı sıra müzikleri açısından da yoğun bir içeriğe sahip değil. Fakat akışı bozmayacak birkaç şarkılık bir albüme sahip. Ülkemizde yıllarca popülerliğini sürdürmüş Panjabi MC’nin “Mundian To Bach Ke” şarkısı ise filmin bir sahnesinde küçük bir sürpriz olarak karşımıza çıkıyor.

The White Tiger’ı Nasıl Bulduk?

Bildiğimiz üzere The White Tiger, Türkçesiyle “Beyaz Kaplan”, Aravind Adiga’nın 2008 tarihli ve aynı adlı Man Booker ödüllü romanından uyarlanan bir film. (Yazarın diğer bir kitabı Selection Day ismiyle mini dizi olarak Netflix’te yayınlanmıştı. Krikete ilgisi olanlar ya da değişik içerik arayanlar bakabilir 😊)

Roman yayınlandığı dönem, Batı tarzı klasik bir anlatıya sahip olması nedeniyle çok büyük bir eleştiri toplamıştı. Akranlarına göre çok iyi üniversitelerde eğitim gören ve iyi derecede Hintçe bilmemesine rağmen anadili gibi İngilizce konuşan yazar Aravind Adiga’nın, ilk kitabında fakir Hint halkını konu edinmesi pek inandırıcı bulunmamıştı. Aynı şekilde, filmin de kurgusu ve işlenişi itibariyle aynı eleştiriye maruz kalması biraz komik olmuş fikrimce. Hint- Amerikan ortak yapımı olmasının yanı sıra, filmin bir Netflix içeriği olduğunu da unutmamak gerek. Üstelik The White Tiger, romantizme bulaşmadan kast sistemi eleştiren ilk Hint filmi de değil…

Öte yandan ben hem filmi hem de kitabı çok akıcı bulanlardanım. Hatta basit bir dil kullanılması, tahmin edilebilir bir sona rağmen filmi sürükleyici bir prodüksiyona dönüştürüyor. Filmi izlenebilir kılan gizli kahramanlardan biri de hiç şüphesiz görüntü yönetmeni Paolo Carnera. Carnera, gerçekçi atmosfer tanımı ve müthiş kamerasıyla bize Balram’in yolculuğunu fonda Hindistan manzaralarıyla başarılı şekilde aktarıyor.

Hindistan’ın karanlık yüzünü başarılı bir şekilde anlatan The White Tiger; mekân seçimleri, renkler ve oyunculukların kalitesiyle seyirciden tam not alsa da (kurgusuna gelen eleştirilere rağmen kurgusunu da beğenmiş biri olarak söylüyorum) ikinci yarısının yüzeyselliği ile yer yer romanı özletiyor. Bazı detayların hızlı geçilmesi ve sonuca bağlanmak için aceleci davranılması, kitabı okuyanlar için büyük bir hüsran yaratmış gibi görünüyor. (Kitabın şimdilik yeni baskısı yapılmıyor ama okumak isteyenler internet üzerinden ikinci el olarak satın alabilir veya orijinal dilinde pdf olarak okuyabilir)

Bu noktada, Balram’ın başarısını bir başarı olarak nitelendirmek ne kadar doğru bilinmez ama filmin vermek istediği mesaj da bu doğrultuda değil kesinlikle. Filmde, inceden inceye fakir toplumlarda çamura bulaşmadan zengin olmanın imkânsız olduğu vurgusu yapılıyor. Filmin en başarılı sahnelerinden biri olan Efendi Ashok’un yağmurlu ölüm sahnesinde de bu vurgu, izleyiciye başarılı bir şekilde hissettiriliyor. Saf bir karakter olarak sürekli izleyiciye acıma duygusu aşılayan Balram’ın; ilk olarak birinci şoförden, sonra patronundan, hatta en son ailesinden bir çırpıda kurtulduğunu görüyoruz.

Bu açıdan, The White Tiger, iyi diye tabir edebileceğimiz insanların mevcut koşullarla kötüleşebileceğini, bu insanların yaşadıkları toplumsal baskı sonucu er ya da geç iyiliklerini kaybedebileceğini de gözler önüne seriyor. Kısacası filmde sorulması gereken asıl soru Balram’ın efendisini öldürmesinin etik olup olmaması değil, “Ortası bulunmayan bir ülkede az para da çok para da insanları ahlaksızlığa sürüklüyorsa bunun doğrusu nedir? olmalı.

Filme adını veren beyaz kaplan bize aktarıldığı üzere her bir nesilde bir adet görünen bir kaplan çeşidi. Yani Balram’ın mektuplarında halkını benzettiği horoz onun karanlık tarafının bir sembolü iken, ilerleyen sahnelerdeki “beyaz kaplan”, aydınlık tarafın ve gücün sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Sonuç olarak filmde kümesinden kaçmaya çalışan ve bunu başaran bir horozun “beyaz kaplan”a dönüşmesini izliyoruz. Balram, bir horoz da olsa zekasını kullanarak kümesteki diğer horozlardan ayrılıp kaçmayı başarabiliyor. Filme genel bir bakış attığımızda ben konunun sadece Hindistan’ı anlattığını da düşünmüyorum. Benzer kölelik sistemleri, bugün dünyanın her yerinde bu kadar açık olmasa da gizli bir şekilde devam ediyor. The White Tiger ise köleliğin günümüzde hâlâ bıkmadan usanmadan yaşatıldığı gerçeğini bir tokat gibi yüzümüze vuruyor.

DAHA ÖZGÜR GÜNLERE… İYİ SEYİRLER…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz