Merhaba sevgili dostlar ve K-Drama severler. Yeni bir bölüm yorumuyla tekrar karşınızdayım.

Geçen bölümde Lee Gon’un Kore Cumhuriyeti’ndeki misafirliğinin son günlerinden bahsetmiştim. Ve flütün müziğini duyduğu için krallığa dönmesi gerektiğini anlayan Lee Gon, çok istemesine rağmen Jung Tae-eul’e veda edemeden ayrılmak zorunda kalmıştı. Gelin şimdi kaldığımız yerden devam edelim dizimizi yorumlamaya.

Kore Krallığı’nda uzun süre kalan Lee Gon sonunda Kore Krallığına döner. Kendisi yokken ortalıkta birçok dedikodu dönmüş ve fırsatı ganimete çevirmek isteyen Başbakan Koo ani bir baskınla sarayı zor duruma sokmak ister. Başbakan Koo, Lee Gon’un kendisine borçlu olduğunu söyleyip küçük bir tehdit savursa da, kalbinin sultanını bulan Lee Gon başbakan Koo’nun tehditlerine pabuç bırakmaz ve asla kendisine borçlu olmayacağını söyler.

“Başka bir kanıtı gösteren kanıtlar.”

Lee Gon’un kendi dünyasına dönmesinden sonra Jung Tae-eul bir yandan elindeki cinayet dosyasına dair kanıtlar bulmaya çalışırken diğer yandan Lee Gon’un anlattıklarının gerçek olup olmadığını düşünmekten kendini alamaz. Ve dilinden sık sık şu cümle dökülür; “Başka bir kanıtı gösteren kanıtlar.” Bunun için tekrar bambu ormanına bile gider. Başka bir dünyanın var olduğunu gösteren kanıt Lee Gon’un bu dünyada olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamayışıydı. Veri tabanında ne kimliği, ne parmak izi, ne de DNA bilgisi vardı. Geriye bir tek şeyin doğrulanması kalıyor o da 11 Kasım tarihli polis kimlik kartı.

Lee Gon’un ise kafasını karıştıran daha büyük bir problem vardı. Yarısı kendisinde olan flütle başka evrene geçiş yapabiliyorsa, diğer yarısına sahip olan Lee Lim de geçiş yapmış olabilir. O halde Lee Lim’e ait olduğu söylenen cesedin otopsi raporu doğru muydu? Rapor, Lee Lim’in gerçekten öldüğüne kanıt olabilir miydi? (“Başka bir kanıtı gösteren kanıtlar.”) Bunun cevabını yalnızca, otopsi raporunu düzenleyen Prens Byoung verebilirdi. Uzun süre kafasını meşgul eden sorunun cevabını öğrenmek için Prens Byoung’a giderek sorusunu sorar ve cevabını beklemeye başlar. Eğer gerçekten Lee Lim hayattaysa bu, darbe tehlikesinin ortadan kalkmadığı anlamına gelecekti. Eğer gerçekten böyleyse uğraşması gereken çok daha büyük sorun var demekti.

Lee Lim darbe sonrası kaçtığı Kore Krallığına yalnızca birkaç defa gelir. İlk gelişi darbeden on yıl sonra gerçekleşir. O zamanki ziyaretinde kendisine tabi birinci adamını bulur ve yeniden toparlanma talimatı verir. İkinci gelişini, kano yarışında yaşanan olaylar sonrası Jo Young fotoğraflara bakarken anlıyoruz. Üçüncü gelişinde ise adamını ziyaret ettiğinde adamı, uzun zaman oldu görüşmeyeli diyor. Demek ki on beş yıldır görüşmemişler.

Bu bölümde Lee Lim’in zaman donmasını bildiğini anlıyoruz ama kendisi seyahat etmediği anlarda zamanın neden donduğunu ilk anlarda çözemediğini görüyoruz. Krallığa geldiğinde kralın sarayda olmadığının bilgisini alıyor. İkinci kez zaman donduğunda anlıyor ki yeğeni de flütün sırrını çözmüş, Lee Gon da dünyalar arası seyahat edebiliyor. Bundan sonra yeğeninin ne zaman krallıkta olup olmadığını daha kolay anlayacaktır. Tabii isteğine ulaşmak için de eline bulunmaz fırsat da geçmiştir.

İlk zaman donmasını Kore Cumhuriyeti’nde yaşayan Lee Gon ikincisini krallıkta yaşar. Ve hızlıca düşünmeye başlar. Bu bir şeyin, olayın sonucudur ve saymaya başlar; 2,71828182… Bu Euler (e) sayısıdır. Zaman tekrar akmaya başladığında saatine bakar ve belli bir süre saatinin de durduğunu anlar. Lee Gon elbet bunun nedenini, sırrını çözecektir ama şimdi bu pek mümkün görünmüyor o yüzden bir süre daha gözlem yapması gerekecek. Euler sayısıyla ilgili araştırma yaptım fakat hesabın zamanla ilişkisini kuran bir açıklamaya rastlayamadım. Ama yine de sırası geldiğinde yaptığım çıkarımı buradan paylaşacağım. Kim bilir belki de o zamana kadar bir Allah kulu anlamamıza yardımcı olacak bir açıklama yapar. 😊

Lee Gon zamanın durduğunu Jo Young’a söyler ama, Lee Gon’un önceki yaşadıkları gibi sözüne yine inanılmaz. Aslında inanmayanlar da haklılar çünkü şahit olamadığın hem de gerçek dışı olaya neden inanasın ki? Yanı sıra paralel evrenden de bahseder Lee Gon ama Jo Young onu halüsinasyon görmekle itham eder ve doktora görünmesi konusunda ısrar eder. Aslında zaman donması garip olaylardan sadece bir tanesi. İlk bölümde krallıkta yaşayan Luna’nın (Luna, Jung Tae-eul’ün krallıktaki görsel ikizi) görüntüsünün cumhuriyette yaşayan Tae-eul’ün dikiz aynasında görünmesi, şimşek çaktığında Lee Gon’un omuzunda da şimşek çakması misali yanıklar oluşması, son olarak da Jo Young sıcak içecek tuttuğunda Jo Eun-seob’un da elinin yanması gibi.

“-Kim Gae-ddong’un nasıl bir kral olduğunu anlat. Genç, yakışıklı ve zengin bir Kral mı?

-Kürekçi, matematikçi, iyi yetişmiş bir yetim ve Dört Kaplan Kılıcının sahibi. Daha önce hiç böyle bir soru sorulmamış Kral ve paniklememek için elinden geleni yapıyor.”

Bölüm boyunca bir araya gelemeyen canım çiftim birbirlerini daha önce vakit geçirdikleri yerlerde arar oldular. Jung Tae-eul, inanmadığı kralın, Kim Gae-ddong’un anlattıklarını anlayabilmek için kendisini kütüphaneye atar ve paralel evren hakkında araştırma yapar. Birbirlerine karşı ilgileri o kadar büyüktür ki ikisi de aynı gün, aynı saatte, aynı yere gider ve birbirlerini düşünürler. Şimdi, şu anda orada mısın?.. ❤️

Lee Gon’un yirmi beş yıllık geçmişten dolayı Jung Tae-eul’ü uzun süredir sevdiğini zaten biliyoruz. Esas mesele Jung Tae-eul’ün Lee Gon’u ne kadar kabul ettiğidir. Uzun süren birliktelikten sonra (her ne kadar Tae-eul’ün rızası dışında olsa da) Lee Go’un da Tae-eul’ün kalbinde yer bulduğuna şahit olmaktayız. Henüz net ifadeler olmasa da sık sık Lee Gon’u düşünmesi ve anlattığı konular üzerine araştırma yapması bunun en bariz göstergesiydi.

Lee Gon’un Kore Cumhuriyeti’nden ayrılmasının üzerinden birkaç gün geçmişti ki yine ilginç bir olay olur. Jung Tae-eul kimlik kartını kanalizasyona düşürür. Yeni bir kimlik kartı çıkarmak zorundadır. Kimlik kartı en geç bir hafta sonra, Ekim ayının sonuna doğru çıkacaktır. Jung Tae-eul bir nebze de olsa rahatlar çünkü başka dünyaların var olduğu iddiası bu kanıtla yalanlanmış olacaktır. Ve bir gün Kang Shin-jae önüne kimlik kartını atar ve uzun süre kartı almadığı için kızar. Tae-eul almayı unuttuğunu çok da geç olmadığını söyler. Shin-jae bugünün 11 Kasım olduğunu ve kartın bugün çıktığını söyler. İşte o an Tae-eul için her şey tekrar allak bullak olur. O zaman Gae-ddong’un söylediği her şey doğru demektir. Ama nasıl?

Telefonu çalar, karşısındaki kişi Lee Gon yani Tae-eul’ün ifadesiyle Kim Gae-ddong’dur. Lee Gon borcunu ödemek ve Jung Tae-eul’ü bir kez daha görmek için tekrar cumhuriyete gelmiştir. Tae-eul’ün ise aklında tek bir soru vardır. Eğer Lee Gon’un söyledikleri doğruysa, yeni kimlik kartı için çektirdiği fotoğrafta saçını ve ne renk kıyafet giydiğini bilmeliydi. Lee Gon tüm sorularının cevabını verince geriye bir tek şey kalıyordu. Kore Krallığına gidip, varlığına birebir şahit olmak.

Jung Tae-eul kendisiyle gelmeye razı olunca, zaten krallığına götürmeyi istediği Tae-eul’ü atar atının terkisine ve sürer atını dört nala. Gerçekten de başka bir evrene, dünyaya geçtiğini anlayan Tae-eul büyük bir şok geçirir. Henüz şaşkınlığını tam atamamışken Kore Kralının ağzından şu sözler dökülür: “Gördün mü? Haklıymışım, değil mi? Ben Kore Krallığının Kralıyım. Ve sana bulamayacağını söylediğim adım Lee Gon.”

Bölüm hakkında biraz da genel yorum yapacak olursak; kurgunun girift ve zamanın ileri deri gidip geliyor olması, ayrıca ipuçlarının aralara, adeta gizlenmiş olması dizinin anlaşılmasında insanı yoran bir faktör. Ama ben bu tür şeyleri ince ince çözmeyi sevdiğim için, itiraf etmeliyim ki diziyi hâlâ çok seviyorum. Zaman sorunu yüzünden kimi yerleri fazla kırpmaları haricinde göze batar bir kusuru yok. Konunun karmaşıklığı yüzünden pek anlaşılamasa da Lee Gon ve Jung Tae-ul ilişkisinin işlenişi de çok naif ve güzel. ❤️

Bir bölümün daha sonuna geldik. Sürçülisan ettiysem affola. Okuyan herkesin emeğine, gözlerine sağlık. Gelecek bölümde buluşmak üzere kalın sağlıcakla…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz