tds_thumb_td_300x0
Talihsiz Serüvenler Dizisi | Hikayenin Sonu!

‘Ama mutlu sonlar yoktur, burada ve şimdi değil. Bu hikaye acı ve keder dolu… Adalet ve huzurun galip gelmesini hayal edersiniz. Ama hikaye öyle sürmez. Üç çocuğun güzel hayat süreceğini düşünebilirsiniz ama hikaye öyle sürmez. Bazı insanlar gün sonunda gülümser bazıları da güler herhalde ama benim için hüzün ve sıkıntıdan başka bir şey yok. Hikaye böyle sürer. Hikaye böyle sürer…’

Talihsiz Serüvenler Dizisi. Burada talihsiz kelimesi: ‘talihi ters olan, talihi kötü olan, şanssız, bahtsız kimse’ anlamında kullanılmıştır, ki kitap/dizi de bahsi geçen Baudelaire öksüzlerinin başına gelen de tam olarak buydu.

Baudelaire kardeşler, ailelerini korkunç bir yangın sonucu kaybettikten sonra vasilerinin yanına gitmek üzere Bay Poe ile birlikte yola çıkarlar. Bay Poe, bankada çalışmaktadır ve görevi çocukların vasilerinin yanına sağ salim ulaşmasını sağlamaktır. Bu üç kardeşin, yangının nasıl çıktığı hakkında bir bilgisi yoktur ve yanlarına gidecekleri vasilerini tanımamaktadırlar. Bu sırada Baudelaire ailesinin servetine göz diken Kont Olaf isimli kötü adamımız devreye girer. Bay Poe’yu kandırarak, kendini çocukların vasisi gibi gösterir ve böylelikle Baudelaire servetine bir adım daha yaklaşmış olur. Sizi öldürmeye ant içmiş bir adamdan en fazla ne kadar kaçabilirsiniz?

Seneler önce kitaplarını okumuş birisi olarak, diziyi izlemekte tereddüt yaşadığımı söylemeliyim. Kitabı okurken -yazar ne kadar betimleme kullanmış olursa olsun- yazılanları hayal etmek o kadar da kolay değildi. Sanki bildiğiniz şeyleri okuyormuşsunuz hissi veriyordu. Her kelimenin anlamının açıklanması ve kullanıldığı yere göre bu anlamların değişebileceğini göstermesi okurken bildiğiniz şeyler oluyor. Fakat bilmediğiniz şey, o kelimenin Baudelairelerin hayatında nasıl bir etki oluşturacağı…  

Okudukça anlıyorsunuz ki, kitabın tarzı bu. Ve bu tarz bir diziye, izlediğimizden daha iyi uyarlanabilir miydi sorusu kafamda canlandığı an, hayır cevabını verdim. Neil Patrick Harris, Kont Olaf için biçilmiş kaftan, Sunny Baudelaire’in ise bu kadar iyi olabileceğini tahmin edemezdim. Başlarda bir bebek olarak çekimlere başlayan Sunny’i canlandıran oyuncu, dizinin ilerleyen bölümlerinde gözlerinizin önünde büyüyor ve ekranı ısırmamak için kendinizi zor tutuyorsunuz. Lucy Punch ise hayal ettiğimden çok daha fazlası… Esme karakterine yeniden ruh üflemiş gibi kendisi, izlerken kendinizi alamıyorsunuz.

Özellikle, kitabın masalsı yanı diziye çok iyi yansıtılmış. Başlarda her şey fazla maket hissi uyandırsa da aslında kitaba uygun olanın bu olduğunu anlıyorsunuz. Lemony Snicket’in de dizinin içinde yer almış olması, hikayeye artı bir renk katmış tabi! 

Bütün bunların yanında, dizideki absürtlük -burada kullanılan absürt kelimesi ‘saçma’ anlamına gelmektedir- kitapları okumamış olanlar için biraz fazla gelmiş olabilir. Örneğin üç kardeşin birbirinden farklı yetenekleri var. En büyük kardeş Violet’in, saçlarını bir kurdele yardımıyla bağlaması, icat yapmak için odaklanmasını sağlıyor. ‘İnsan bir kanca, bir tahta parçası ve iple en fazla ne icat edebilir?’ sorusu Violet için geçerli değil. Diğer bir kardeş Klaus ise, okumak konusunda oldukça iyi. Ve bilginin bu üç talihsiz öksüz için ne kadar kıymetli olduğunu izledikçe anlayacaksınız. Üçüncü kardeş Sunny ise bir bebek! Tek tük kelimeler eden ve başlarda sadece abisi ve ablası tarafından anlaşılan Sunny, ön dişleriyle bir taşı bile şekle sokabilir. Aynı zamanda sekreterlik konusunda da oldukça iyidir. Evet, sekreterlik.

Bilmeyenler için söyleyelim. Kitabın yazarı Lemony Snicket takma adını kullanan Daniel Handler esasen. Seri 13 kitaptan oluşuyor ve dizide bir kitap, iki bölüme sığacak şekilde kurgulanmış. 13 sayısı ise yazarımız için tesadüfi değil. Uğursuzluğu simgelemesi için özellikle tasarlanmış. Bu 13 kitap boyunca Baudelaire kardeşlerin başlarına gelmeyen talihsizlik kalmıyor. Kaçırılıyorlar, ipuçlarını yakalayalım derken binbir zorluklarla karşılaşıyorlar, ölümden dönüyorlar fakat bütün bunların yanı sıra yaşadıkları en kötü şey, sevdikleri insanları sürekli kaybetmeleri… Tam pes edip, kendilerini Kont Olaf’ın ellerine bırakacakları sırada birbirlerine cesaret verip, umut oluyorlar ve Baudelaire kardeşlerin, onlara bahşedilen yetenekleri dışında sahip oldukları en kıymetli şey, onların en güçlü yanı birbirlerine sahip olmaları.

Dizinin final yorumu ise kişiden kişiye değişir. Kimisi mutlu kimisi mutsuz bir son diyebilir kimisi ise tam olarak ne hissedeceğini bilemeyebilir. Benim gibi… Diziyi izleyenlerin ve kitabı okuyanların da bildikleri üzere seride birçok boşluk bulunmakta. Fakat yazara bu sorular yöneltildiğinde ‘Bunların hiçbirinin cevabını alamayacaksınız’ dediğini görüyoruz. Bu demek oluyor ki, aklımızda hiç bitmeyen sorular ve sonlarla bir başımıza kaldık. Yazarımız uyarmıştı. Bu hikayenin sonunun umduğunuz gibi bitmeyeceğini biliyorduk.

‘Gecenin binlerce gözü vardır. Ama gündüzün bir tane; oysa parlak dünyanın ışığı, ölen güneşle birlikte ölür. Zihnin binlerce gözü vardır ama kalbin bir tane; oysa aşk bittiğinde bir hayatın ışığı söner.’

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!