tds_thumb_td_300x0
Stranger Things 3.Sezon 8.Bölüm İnceleme: Starcourt Savaşı

Öncelikle bir itirafta bulunmak istiyorum. Bu yazıyı yazmak benim için gerçekten çok zor oldu. Sebebini biliyorsunuz. Evet evet, biliyorsunuz. Bölümün son 15 dakikasını iki defa izlemiş ve ikinci izleyişimde, ilkinde daha fazla ağlamış olmam bunun bir sebebi… Bunun bir sebebi çünkü, yazıyı yazarken bölüm gözümün önünden geçiyor ve duygulanmadan edemiyorum. Ah be Hopper… Senin başına gelenler şu dünyada bir Tony Stark’ın başına geldi desek abartmış olmayız herhalde. Artık bu baba-kız ilişkileri yarım kalmasın. Bütün fanları desteğe çağırıyorum şu an! Bu duruma dur demenin vakti gelmedi mi sizce de?

Kalbimin kırıklığını bir kenara bırakıyorum ve biraz bölümden bahsetmek istiyorum.

Hopper, Joyce  ve Murray’in alışveriş merkezine varışları çok havalıydı. Onların gelişleriyle birlikte de tüm ekip artık bir araya gelmiş oldu. (Sonunda!) Yalnız bu durum çok sürmedi tabi. Çünkü Zihin Hırsızı’nı tek bir yolla yenemezlerdi. Öncelikle Eleven’ı korumak zorundaydılar. Daha sonra Ruslar’ın açtığı diğer boyutu kapatmaları lazımdı.Bir yandan da telsizle iletişim kurabilmeleri gerekiyordu. Böylece herkes kendi ekibini zaten bildiği için, fazla tartışmaya gerek kalmadan görev yerlerine gittiler ve sezon finali macerası başlamış oldu.

Bölümün önemli kesitlerinden bir tanesi, Eleven’ın artık güçlerinin olmamasıydı. Zihin Hırsızı’nın ısırığı, Eleven’ın güçlerinde yavaşça gelişen bir azalmaya ve sonunda onları kullanamamasına sebep oldu. Fakat bence bunun altında yatan başka bir sebep var. Hatta dördüncü sezonda Eleven üzerinde tekrar deney yapmak isteyeceklerini fakat bu sefer Eleven’ında gönüllü olacağına inanıyorum. Ruslar ve portal arasındaki ilişkinin henüz bitmediğine, buna önlem almak isteyecek Amerikalı bilim adamlarının ise bunu Eleven üzerinden yapacaklarına inanıyorum.

Hatta ikinci sezon bahsi geçen diğer kız kardeşin, dördüncü sezonda karşımıza çıkacağına da inanıyorum. İkinci sezonun hikayesi bir noktada o kadar karışıktı ki, ileri ki sezonlara bir hazırlık gibiydi. Henüz Eleven’ın annesinin onu neden kız kardeşine yönlendirdiğini bilmiyoruz. Sonuçta böyle bir dizide sadece kız kardeşi olduğunu bilsin diye böyle bir şey yapmış olamazlar. Orada hala bir yarım kalan hikaye olduğunu ve bunun dördüncü sezonla tamamlanacağını düşünüyorum.

Diğer bir yandan bölümün en ama en tatlı tarafı tabi ki Suzie ve Dustin’in söyledikleri şarkıydı. Güzeldi fakat o an o kadar gereksizdi ki… Aklımda dönüp dolaşıp ‘eğer şarkıyı söylemeselerdi Jim hala hayatta olurdu’ cümlesi beliriyor. Kendine hakim olamıyorum.

Şimdi siz diyeceksiniz ki ‘Jim ölmedi ki… Sonunu izlemedin herhalde!’ Bölümü izlemeden bunun spoilerını yemiş birisi olarak söylüyorum, o kadar ağlayıp ‘ee neden jenerik girmedi’ sorusunun sonunda dizinin akmaya devam etmesi ve ‘Amerikalıyı değil!’ kelimesini duyduğum anda ki heyecanımı anlatamam. O cümleyi duyana kadar ben yere düşmüş bir bardaktım, o cümleyi duyduktan sonra parçalarım bir araya geldi ve o an bu an hala ayakta durmaya çalışıyorum.

Fakat bu o kadar riskli bir cümle ki! O kadar riskli ki! Bir yandan ‘başka Amerikalı kimi kaçıracaklar?’ sorusunu soruyorum. Bir yandan da ‘oradan onu kim kaçırmış nasıl olabilir ki’ diyorum. Bunun sonucunda hayal kırıklığına uğramamak içinde en kötüsünü düşünüyorum. Bu da Hopper’ın ö…

Bir saat on yedi dakika canımdan can gitti. Ama o anı unutamıyorum. Hopper’ın gözlerindeki ‘her şey farklı olabilirdi’ bakışını unutamıyorum.

Tam ciğerimizi orada bıraktık derken karşımıza çıkan, Joyce’un Hopper’ın üniformasının cebinde bulduğu o mektup… Diğer sahneler neymiş ki dedirten cinstendi. Mektup o kadar güzeldi ki… Sanki gerçekten böyle bir şey için yazılmıştı. Birbirlerini yeniden görmeyi uman baba kız için ise bu bir veda mektubuydu bu artık. Eleven için çok daha fazla üzüldüm.

Tabi bu sezonun tek kaybı Jim değildi. Billy içinde birkaç şey söylemek istiyorum. Hala Zihin Hırsızı’nın etkisi altındayken Eleven’ın onun kalbine dokunması, annesinden bahsetmesi onu kendine getirdi. Zihin Hırsız’ının karşısında dim dik durması ise ölmeden önce yaptığı en güzel şeydi. Hakkını vermeden geçmek istemem.

Bölüm sonunda ise Ruslar’ın elinde bir Demo-it olduğunu gördük. bu da ne demek şimdi? N’aptınız, yavrusunu alıp beslediniz mi yani? Yeni sezona çok daha iyi bir hikaye bekliyorum. Bu üç sezonun da üstünde bir hikaye…

Joyce’un ise dediğini yaptı ve Hawkins kasabasından ayrıldı. Zaten bu saatten sonra orada durması beklenemezdi. Eleven’da böylece onlarla birlikte taşındı. Nancy ve Jonathan uzaktan ilişki mi yürütecekler yoksa severek ayrılanlar listesine mi girdiler bilmiyoruz. Mike ve Eleven için her şey yolunda gibi gözüküyor (uzakta olmaları dışında). Hopper’ın gözü arkada kalmayacak en azından. Will için ise en iyisi sıfırdan başlamak olacak. Bunu da D&D oyununu bağış listesine eklerken gördük. Yine de oyun yabancıya gitmiş sayılmaz. Ekibin yeni üyesi olarak düşündüğüm diğer bir ‘nerd’ Erica’ya gitti.

Ve böylelikle grubumuz da dağılmış oldu.

Final söylentileri duyuyorum. Sezonun sonu bana hiç de finalmiş gibi gelmedi.

Siz yine de kapınızı yedi santim açık bırakın.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Korunan İçerik!