Stranger Things 3.Sezon 6.Bölüm İnceleme: Çokluktan Birliğe

Oldukça gerilim dolu bir yerde biten bölüm, oldukça gerilim dolu bir yerden başladı. Her zamanki gibi Eleven sayesinde kurtulan ekip, bu sayede namıdiğer Zihin Hırsızı’nı da bulmaya çok yaklaştı.

Eleven’ın gereğinden fazla güç harcaması ise Mike’ı oldukça sinirlendirdi. Her ne kadar Max’e hak versem de bu konuda Mike’ı da haksız bulamayacağım açıkçası. Eleven’ın bir makine değil de bir insan olduğu konusunda haklı bir çıkış yaptı. Fakat ana fikir farklıydı. Birincisi, uygulayabilecekleri ikinci bir planları yoktu. İkincisi ise Eleven’ın kendi kararlarını kendisinin vermeye başlamasıydı. Ne kadar iyi ya da kötü karar olursa olsun, Eleven’a ait olmalıydı. Yani, her iki tarafı da haklı bulduğumu söylemek zorundayım.

Fakat Eleven tercihini Zihin Hırsızını bulmaktan yana kullandı ve sonunda amacına ulaştı. Mike haklıydı. Bu Eleven için oldukça tehlikeli bir görev olmuştu. Fakat Max de haklıydı, çünkü kaynağı bulmanın başka bir yolu yoktu ve Eleven sayesinde artık biliyorlardı.

Billy’nin Eleven’a gösterdiği o sahneler, aslında Zihin Hırsızının Billy’nin zihninde nerelerde saklandığını gösteriyordu. İyi anısı, fırtınadan oldukça uzaktaydı ve fırtınaya yaklaştıkça, yani zihninde bastırdığı anılara döndükçe, fırtınanın ortasına doğru sürüklenmeye başladı Eleven ve sonunda kaynağı buldu. Buldu bulmasına fakat bir nevi bilerek gittiği tuzağın tam içine düşmüştü. Zihin Hırsızı amacına ulaşmış ve Eleven’ın zihnine girebilmişti. Artık herkes onu görebiliyordu. Her şey bittiğinde Eleven’ın çığlığı Mike’ın omzunda son buldu.

Birinci ekibin macerası burada sonlanırken, gelelim bir diğer cesur ekibimize… Muhteşem dörtlümüz, Steve-Robin-Dustin-Erica ekibine… Robin ve Steve, Dustin ve Erica’nın kaçmasına yardım ettiler ve onlardan yardım çağırmalarını istediler. Lakin artık oldukça ‘inek’ olduğunu anladığımız Erica, bunun bir saçmalık olduğunu ve onları geride bırakamayacaklarını söylediğinde ben bile gaza geldim ve heyecanla kurtarmalarını bekledim.

Onlar kurtaracak bir yol ararken, Ruslar’ın Robin ve Steve’e yaptıkları aşılar sayesinde, Steve olur olmaz şeyler söyledi ve o söyledikçe ben, ‘lütfen sus’ diye bağırdım. (Keşke sesimiz oraya gitse…) Aslında Rusların bu aşıyı, Robin ve Steve’in bire bir muhabbetlerinden önce uygulamalarını isterdim. Güzel itiraflar geldi ikiliden… Özellikle Robinden… Bu ikiliye de çift dememek için kendimi zor tutuyorum fakat eğer amaçları bir çift oluşturmak olsaydı, sanırım önceki bölümlerde bunu daha iyi anlamış olurduk. Jim ve Joyce gibi tatlı tripleri ve atışmaları olurdu. (Canım çiftim)

Hazır göz bebeğimiz olan çift Jim ve Joyce’dan bahsetmişken, onlar neler yapıyormuş bir inceleyelim. Hopper’ın Smirnoff’a karşı olan sabrı(!) hepimizi güldürmüş olmalı. Özellikle ona karşı oynadığı oyun! Anahtarları fırlatış şekli bile o sahneye farklı bir renk kattı. (Abartıyor muyum yoksa?) Kimse ona inanmasa da tabi ki de haklı çıktı (yine). Hadi ama! Adam bir şef. Biraz güveniniz olsun. Her neyse, kimse sana inanmasa da ben inanıyorum Şef Hopper! Hadi artık Hawkins’e geri dönün ve çocuklarla buluşun. İşi çözün ve o Demogorgon’u geldiği yere gönderin!

Demogorgon’un ikinci sezonda bize gösterilen boyutu ile şimdiki arasında fark var, sanıldığı kadar devasa değilmiş diyordum ki, beslenerek gücünü arttırdığını ve o insanları (hala insanlarsa tabi) kendi vücuduna bağlayarak güçlendiğini gördük. Ne diyelim? Çok iğrençti. Demo-itleri özledim.

Tarafınızı seçin! Son iki bölüm…